Zeynep Heyzen Ateş

Zeynep Heyzen Ateş

Çevirmen
8.3/10
2.508 Kişi
·
6.551
Okunma
·
7
Beğeni
·
597
Gösterim
Adı:
Zeynep Heyzen Ateş
Unvan:
Yazar, Çevirmen, Editör
Doğum:
1980
Zeynep Heyzen Ateş, yazarlık yaşamına 1999 yılında AND yayıncılığın dergilerinden İncognito’ya “Nostaljik Nesneler” köşesini hazırlayarak başladı. 2000’de Nova Medya grubunda işe başlayıp bir süre Voyager’da editör yardımcılığı yaptı ve 2003’te önce Radikal Gazetesi Kültür Sanat sayfalarına, sonra Radikal Kitap Eki’ne geçti. 2007-2011 arasında aynı kurum için “Dünyadan” köşesini hazırlayan Z. Heyzen Ateş bu dönemde başta İspanyolca olmak üzere çeşitli dillerden çeviriler yaptı, Türkiye’ye gelen sanatçı ve politikacıların mihmandarlığını üstlendi. Çevirileri arasında Bolano’nun 2666, Mankell’inPekin’den Gelen Adam ve Stephen King’in 22/11/63romanlarının da yer aldığı Ateş 2012’de çokuluslu Cordis Yayın Grubu’nun Genel Yayın Yönetmenliğine getirildi. 2002’den beri göçebe bir hayat süren Z. Heyzen Ateş dört dil biliyor, kitap eleştirileri Akşam Kitap Eki’nde, gezi yazılarıysa dünyanın çeşitli dergilerinde 4 dile çevrilerek yayınlanıyor.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
816 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10
Çok fazla King kitabı okumadım ama okuduğum her bir King kitabını okuduktan sonra kurduğum cümleler, “bu adam manyak” ya da “bu adamda nasıl bir kafa var” tarzında oluyor. Kitap ne klasikleşmiş bir bilim kurgu kitabı ne de klasikleşmiş bir gerilim kitabı, kitap baştan sona karakterlerle bizi bir yapan, onları bizimle beraber yaşattıran duygu yüklü bir kitap. Klasik bir bilim kurgu kitabı olsa kitap içinde zamanda yolculuk kavramları daha çok ön plana çıkardı, klasik bir gerilim kitabı olsa JFK’nın suikast olayına daha çok yoğunlaşırdı; ama bu iki unsur kitabın alt yapısını ve temelini oluşturan kavramlar, unsurlar olsa da kitabı esas bir kitap yapan baş unsur kesinlikle içinde fazlası ile barındırdığı duygudur. Kitabın başlarında okura verdiği duygu pek olmasa da sayfalar okundukça kitabın okura verdiği his ne bir bilim kurgu oluyor, ne de bir gerilim oluyor, aksine King’ten hiç beklenmeyecek şekilde yüklü bir şekilde duygusallık oluyor, tamam, tabii ki de kitabın içinde bilim kurgu ve gerilim hâlâ bir King kitabından beklenildiği gibi çok kaliteli olarak biz okura yansıyor ama duygusallık kesinlikle çok daha fazla. King’i bu yönü ile hiç tanımamıştım, bir tanıdığım, bir King romanını okuduktan sonra boğazının düğümlendiğini ve duygusallaştığını söylese ve bu kitabı okuduktan sonra aynı hisler sende de olacak diye söylese cevabım şüphesiz King böyle bir şey yapmaz ama sen de beni bu sözünle bir güzelce güldürdün demek olurdu. Bu hislerin yanında kitap kesinlikle de Amerika’nın yakın tarihine, JFK’ya içinizde bir merak uyandırıyor, hele ki de benim gibi 1950 ve 1960 Amerika’sını çok seviyorsanız bu ilgi ve merak sizi kitaba daha çok bağlayacak.

Jake Epping ve Sadie karakterleri kesinlikle çok sevilesiceler. Kedisi olmasından ve verdiği tepkiler ile cevaplarından dolayı Jake’i kendime çok yakın hissettim ama bir de Sadie var ki ayrı bir hoşuma gitti. Yaptığı sakarlıklar mı desem, baş belası gibi bazı şeyleri arka arkaya sorması mı desem yoksa tez canlılığı mı desem bilemedim ama kesinlikle bunların hepsi Saide’yi âşık olunası bir karakter yapmış. Bilim kurgu ve gerilim iki unsurunun yanında bunun gibi kısımlar kitabı en azından benim için daha üst boyutlara çıkardı. Kitabın içinde bir konu, bir olay örgüsü tabii ki var ama bu konunun yanında da Jake’in geçmişte kurduğu bir yaşamı var, gündelik olayları var. Şüphesiz ana konudan daha çok Jake’in gündelik hayatını okuyoruz (kitabı okuyanlar sebebini bilir). Bu normal gündelik yaşamı okurken (en azından beni) ne kitaptan sıktı ne de herhangi bir derecede en ufak bir şekilde kitaptan soğuma oldu, aksine kitabın içine beni bu kısımlar daha çok çekti. Jake’in normal sürecini okurken onu daha çok yaşıyoruz, onunla daha çok özdeşleşiyoruz. Hani olur ya güzel bir kitap okurken kitabın karakteri artık bizim arkadaşımız olur, kitap bittikten sonra da o karakteri özleriz, onunla beraber yine bir şeyler yapmak isteriz ya da biz kendimiz bir şeyler yaparken acaba o olsaydı ne derdi veya nasıl tepki verirdi diye düşünür ve kendimize sorarız, işte böyle bir kitaba en güzel örneklerden biri 22/11/63.


Farklı bir, zamanda yolculuk hikâyesi. Zamanda yolculuk kitaplarında ya da filmlerinde en çok hoşuma giden kısımları zaman değişikliğine dair en ufak ayrıntıların verilmesidir. Aynı tarihe gidip, aynı tarihte aynı kişi ile her seferinde aynı cümleler ile tarihte, evrende yer almaları, karşılaştığı kişiden her seferinde aynı bir şeyi istemesi, aynı cevabı alması, her seferinde aynı şeylerin tekrarı olması gibi ince ve küçük ayrıntıların yer verilmesi çok güzel ayrıntılardı. Yapılan zaman yolculuğunda karakterin gittiği yıla göre etrafındaki insanların giyim şekillerine göre kendi üzerindeki elbiseleri düşünmesi, daha ilk başlarda o zamana göre giyinme isteği ve aklında oluşan düşüncelerini okumak kitabın güzel ince ayrıntılarından bir başkasıydı.

Kitap malum Stephen King’in hemen hemen tüm romanlarında kullandığı Derry Kasabası’nda geçiyor, en azından bir kısmı. E geçmişe yolculuk olduğu için de ve geçmişe gidilen yıl da 1958 olduğu için de King’in en büyük ve en önemli romanlarından biri olan O’ya kitabın içinde göndermeler yapılmadan olmazdı. Yapılan göndermeleri, kurulan cümleleri okumanın keyfi de çok güzeldi. Göndermeleri okudukça yüzde istemsizce oluşan gülücükler eşliğinde, havada bir cisim varmış gibi elimin o cismi yakalaması ve “aha göndermeyi yakaladım” gibi cümleler kurarak göndermeyi yakaladığımı defalarca belli etmek istedim. Kitabı okuyacak arkadaşlara tavsiyem bu kitabı lütfen ama lütfen O kitabından sonra okuyun, o zaman emin olun ki bu güzel kitaptan alacağınız keyfin üzerine kat kat daha fazla keyifler eklersiniz; çünkü bazı göndermeler bayağı bayağı O kitabı için çok önemli olan gelişmeler, haliyle de 22/11/63 için de çok önemli gelişmeler. Sonuçta Stephen King, Jake Epping ile biz okurlarına da zaman yolculuğu yaptırıyor. Derry’e, Çorak Topraklar’a, O kitabının 6 kafadarının bulunduğu yerlere bizleri götürüyor. Yapılan tüm göndermeleri yakalamak ve tadını almak için yazarın bir başka harika kitabı O’yu öncelikli olarak okumak onun için çok önemli.

Stephen King’in müziğe olan tutkusunu hemen hemen hepimiz biliyoruzdur, özellikle de başta Greg Iles olmak üzere ve birçok yazar ile oluşturdukları The Rock Bottom Remainders adında efsanevi bir müzik grupları da var malum. King bizlere bu kitabında birçok müzik hediye ediyor, ama iki tanesi var ki onlar şüphesiz en iyileri. Birincisi çoğunluğumuzun bildiği Dean Martin’den That’s Amore, ikincisi ise Green Miller’dan In The Mood. Şarkıların geçtiği bölümleri, sayfaları o şarkıları dinleyerek okuyunca 50 – 60 senelerinin havası, kitabın atmosferi daha da güzel yakalanıyor.

https://www.youtube.com/watch?v=OnFlx2Lnr9Q
https://www.youtube.com/watch?v=XElwAwS0GvE


Okuma sürem boyunca 50’lilerin, 60’lıların Amerika’sında yaşadım resmen. Uyumlu bir şekilde yaşamımı devam ettirebilmek için de bilgisayarda L.A. Noire oynadım. Cole Phelps ile Dallas ya da Derry olmasa da Los Angeles sokaklarında gezdim, suçluların, katillerin bıraktığı izlerin peşinden gittim. Caz ve blues müziğin tadını aldım. Jake gibi fötr şapkayı kafaya tam düz şekilde takmak ile şapkayı hafiften eğik takmanın ince ama büyük farkını keşfettim. O senelerdeki kadınların zarif güzelliklerini gördüm tekrardan. Alice Harikalar Diyarı’nı şu an ki aklım ile okumam lazım dedim ve tavşam deliğim olan 22/11/63 etkisinde Alice’in tavşan deliği ile tanışmak için heyecanlandım.


King’in öğütünü ve tavsiyesini dinleyip politik fanatizmin nelere yol açabileceğini görmek, öğrenmek istemeliyiz. Politik fanatizmin yol açtıklarını görmek için en azından Zapruder’in filminin 313. Karesini izlemek yeterli olacaktır.
https://www.youtube.com/watch?v=iU83R7rpXQY

Dans Etmek Hayattır
Ba-da-da… Ba-da-da-di-dam…
https://youtu.be/8Tc3qscjjsc
816 syf.
·17 günde·Beğendi·10/10
Vokalist üçten geriye saydı ve müzisyenler hâla rüyalarıma giren melodiyi çalmaya başladı.

Ba-da-da-da... ba-da-da-di dam.

https://www.youtube.com/...amp;feature=youtu.be

Hani bazı kitaplar vardır; anlatmak için ''hani'' ile başlayan cümleler kurup, edebiyatın dibine vurur ve Shakespeare tarzı bir şeyler söylemeye çalışırsınız. İşin sonunda cümlede en ufak elle tutulur, anlaşılabilecek bir kelime yoktur; ama anlatırken yaşadığınız o heyecan ve yüzünüzdeki tebessümle aslında her şeyi anlatmışsınızdır.

Şuan yaşadığım durum sanırsam bu. Kitap bittiği an ne yapacağımı bilemedim; neden bu kadar vurucu bir sonla bitmek zorunda ? Neden karakterler artık ailem kadar bana yakın ? Sadie ve Jack sizleri niye bu kadar sevdim ? Neden kitap bittikten sonra sırf sigara kullanmadığımdan dolayı içimde biriken efkarı kahve ve patatesli et eşliğinde, bir yandan ''Boş Ders Şarkısı'' dinlerken, bir yandan soru çözerek atmaya çalışıyorum. Ama yok, maalesef bu sefer işe yaramıyor :D

Şimdi saçma sapan duygusal anlarımı geçtikten sonra biraz daha kendi tarzıma dönüyorum. Kesinlikle Yaz boyu okuduğum inanılmaz açık ara fark en iyi kitaptı. Stephen King kitapları içinde değerlendirmek gerekirse eğer, ''O'' ile eşdeğer düzeyde olduğunu söyleyebilirim; ama bu ikisi inanılmaz farklı türde kitaplar. Korku gerilim zaten çok sevdiğim bir tür, o yüzden ''O''yu sevmem çok anormal bir durum değil; ama genel olarak duygusal yüklü bir kitap bende nasıl bu kadar iz bırakabilir ? Hemde aşk denen çocuğa yüksek dozojda alerjim varken... Kusura bakma kankitom Stephen, ama senden bile bu düzeyde sağlam bir kitap beklemezdim.

Kafanızda biraz fikir oluşması için kitabın ilk 30 sayfasını baz alarak olayın ne olduğunu anlatıyorum izninizle, tabi bu kadarcık bile spoiler istemiyorsanız yıldızlar içinde kalan bölümleri atlayın lütfen ( Ama bence okuyun. Az bir şey spoiler okuma zevkinizi azaltmaz, aksine kitaba merakınızı uyandırır. Hem yazasıya kadar canım çıktı )

************************************************

Hamburger dükkanının sahibi Al isminde bir kankimiz var. Kendisinin dükkanının içinin arka tarafında bir dolap var, dolaba girdiğiniz an 1958 yılına gidiyorsunuz. İstediğiniz kadar takılın, geri döndüğünüz an yaşadığınız andan en fazla 2 dakika geçmiş oluyor. Al Jackie Kennedy süikastini engellemek için geçmişe gidiyor, ama başaramıyor. Bizim başkarakterimiz Jake Epping'den geçmişe gidip, süikastı önlemesi için rica ediyor. Bana kalırsa kitabın tek zayıf noktası bu, kendi tarzımla aradaki geçen konuşmayı anlatıyorum:

-Al yapamam. İşim, evim, arabam, okulum her şeyim burada.

-Jack beni mi kıracaksın seni ahmak!

Öteki gün...

-Tamam Al, fikrin çok cazip geldi. Hem benim öğrencilerden birine babası yamuk yapmış, gitmişken onu da öldürürüm; hem de Stephen King geçmişe yolculuk için bahane bulmuş olur, kötü mü olur canım...

Evet, kitapta fantastik öge olarak zamanda yolculuk var; peki bundan daha büyük bir fantastik öge yok mu ? Hepsi bu mu ? Hayır değil. Çok çok daha büyük bir fantastik öge var, o da geçmişe gidip sevgili yapmaktır sanırsam. Her ne kadar kitaptaki olay Jackie Kennedy'yi kurtarmak için geçmişe yapılan bir seyahat olsa da, bu belli bir yerden sonra Sadie ve Jack'in macera ve gerilim eşliğindeki aşk hikayesine dönüşüyor.

*****************************************************

Tabi kitapta belli başlı yerlerde fazladan tebessüm ettim. Bu yerler ''O''ya inanılmaz miktarda gönderme olan 6.bölüm ve Stephen King'in her seferinde Scarlett (Rüzgar Gibi Geçti) karakterini kullanarak benzetmeler yaptığı yerler. Ya bir insanı bundan daha çok ne mutlu edebilir ? Dünyanın %99.9'unda çağrışım yapmayan ''Bip Bip Richie'' sözünü gördüğüm an kitabı yiyecek kadar mutluluktan ağzımı sonuna kadar açtım. Bundan da daha ilerisi olamaz ve Richie'nin ağzından Beverly'ye şu sözler çıktı :

''Özür dilerim Bayan Scağlett!" diye bağırdı oğlan cırtlak bir sesle. Herkesin ırk konularında aşırı dikkatli davrandığı yirmi birinci yüzyılda insanların size ters ters bakışlar fırlatmasına yol açacak bir Rüzgar Gibi Gecti taklidiydi. "Ben taşralı bir çocuğum ama ölsem bile bu dansın adımlarını öğreneceğim!"

Bu nasıl bir mutluluktur! Okumaya devam etti ve Jack Derry ile ilgili dedikoduları dinlerken şu sözü duyuyor:

"Kimse palyaço kıyafeti giyip kırmızı burun takmış birinin gerçek yüzünü bilemez."

Yapma, bu kadar mutluluk benim için çok fazla :D

Konusu açılmışken şunu da söyleyim: King'e bu kitapla başlarsanız ömür boyu bu yazarı bırakamazsınız; ama bu kitapla başlarsanız da 6.bölümde geçen 30 sayfalık bölümü anlamazsınız. Seçim sizin, keyfinize göre okuyun.

Peki neden bu kadar başarılı oldu ? Kitabın bu kadar başarılı olmasındaki asıl sebep sadece King'in inanılmaz hayal gücü ve istediğini sorun yaratmadan anlatabilme yeteneği mi ? Hayır. Kitabın 2011 yılında yazılmış olmasının belli bir sebebi var. King kitabı ilk olarak 1972 yılında yazmayı düşünüyor, ama tam zamanlı bir öğretmen olduğundan dolayı projeyi erteliyor. 2011 yılında tecrübeli bir yazar oldugundan ve boş vaktinin çokluğundan yararlanarak yeniden kollarını sıvıyor. Jfk'ye düzenlenen süikast girişimiyle ilgili, kendisinin terimiyle, ''üst üste koysanız boyunu geçecek'' kadar kitap okuyor. Bununla da kalmıyor ve işin profesörleriyle uzun uzun konuşmalar yapıor ve onlardan saatler boyunca ders alıyor; Kolay mı bir King olmak ?

Çenem düştü biliyorum ama dizi hakkında da bir şeyler söylemek isterim. Genel olarak dizi izleyen birisi değilim, ama diziyi de çok sevdim. Kitabın hikayesi baz alınarak uyarlansada belli yerlerde ciddi miktarda değişiklik gösteriyor. Benim için çok çok daha iyi; okuduğum kitabın aynısının görüntülenmiş versiyonunu izlemektense (o ne öyle, sanki manga animeye uyarlancak) , biraz değişiklik olan versiyonunu tadını çıkarta çıkarta izlemeyi tercih ederim. Mutlaka izleyin.


Aslında kitabı King serüvenimin sonlarını doğru saklamayı düşünüyordum. Ama Samet Hızır'ın reklam yeteneklerine daha fazla dayanamadım. Bu çocuk Metro okumuş, mutlaka bir bildiği vardır. Aynı gün en yakın arkadaşlarımdan Saf papatya ve Ged ikna etmeyi de başardım :D Olay yerine benden önce geldiler. Sonuç olarak birisinin kuzeni doğdu, birisi kardeşinden uçan tekme yedi ama olsun öyle böyle 17 gün boyu bu güzel kitabı tadını çıkara çıkara okuduk ve en sonunda 9 puan verdiklerinden dolayı aramız şuan bozuk :D (Gerçi Kübra benim zorumla sonradan 10 yaptı sanırım)

Son sözümü kitabın vurucu sözüyle bitirmek istiyorum. Bu söz, ergence bir sözün doğru yer ve zamanda kullanıldığında insanı ne kadar etkileyebileceğinin en büyük kanıtıdır:

''Elveda Sadie. Sen beni hiç tanımadın ama ben seni hep sevdim...''

Kendinize iyi bakın :D







Dipnot: Her gidiş, ilk gidiş unuttun mu?
174 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Benim adım bugün KÖLE. 1690 yılındayım, Amerika’dayım, siyahiyim ve kendi türüm tarafından eşya muamelesi görüyorum.

Adım Florens, diğer kölelerin aksine yalınayak gezmeyi sevmiyorum, bu yüzden sahiplerimin eskimiş ayakkabılarını giyiyorum sürekli. “…bu yüzden ayaklarım işe yaramaz, daima fazlasıyla narin olacak, asla kösele gibi sağlam derili tabanlarım olmayacak, oysa hayat böylesini gerektirir. “

Sekiz yaşlarında o zamanki sahibim ve annem (Minha mae) tarafından başka bir sahibe borç karşılığı veriliyorum.

Benim adım KADIN. Ben bugün Efendi’nin iş yaptığı, benim ırkımdan olduğu gözüken, özgür bir Afrikalıya aşık oldum. Gittiğinden beri onu yeniden görebileceğim günün özlemini çekerken, HANIM beni onu bulup evimize getirmekle görevlendirdi. Çünkü Hanım çok hasta ve onu bir tek o kurtarabilir. Onun benim koruyucum olduğuna inanıyorum. Onu bulduğumda artık tüm ürkütücü, incitici, acıyan bakışlardan kaçıp ona sığınabilirim. Beni ve dünyamı şekillendiren sadece o.

Benim adım EMEK. Yıllar önce kabilemin yok olmasına sebep olan çiçek hastalığından kurtulabildiğim için Presbiteryenlerin himayesine verildim. Bana bir isim, yeni bir elbise ve kendi alışkanlıklarını verdiler. Kolumdaki boncukları kesip, saçlarımı kırptılar. Yine de uyum sağlayamadım ve sonunda dayaklar, kırbaçlar ve kesikler kazandım ve ödül olarak EFENDİ’nin himayesine girdim. Efendi ile birlikte yaşadığımız çiftliği yarattım, ona tavukların ne zaman yumurtladığını, mahsul ve zararlı otları ayırt etmesini, hangi gübreyi kullanması gerektiğini ve diğer pek çok şeyi öğrettim. Hanım geldiğinde de birlikte üstesinden geldik sorunların. Ben kendi kendisini yeniden yaratmış Lina.

Benim adım KADIN. Beyaz olmama rağmen babam tarafından para karşılığı bir damat adayına satıldım. Hiç tanımadığım bir erkekle evlenmek üzere tek başıma yabancı topraklara seyahat ettim. Korktuğum yerlilerle önce dost oldum, sonra çiçek hastalığına yakalanıp ölümün kıyısından döndüm ve değiştim. DOST artık acımasız, kötü kalpli bir SAHİP. Çünkü kilisede Tanrı'nın buyruğunun bu şekilde olduğu öğretildi. Zorlu koşullarda evimde yaşayan siyahi kadınlarla kurulan bağlar bugün yandı.

Benim adım KADIN! Sırf şaşı doğduğum için iblis olduğuma inanıyorlar, iblis olmadığımı kanıtlamak için her gece bacaklarımda kanayan yaralar açıyorum.

Benim adım KADIN! Sırf siyahi olduğum için şeytan olduğuma inanılıyor ve emin olmak için çırılçıplak soyundurulup inceleniyorum bir grup insan tarafından. İçimde bir şeyler kırılıyor.

Ben ÇOCUĞUM. Kiralandığım rahipler meclisindeki rahip yardımcısı tarafından taciz edilen, şehvetle sevişirken basıldığımızda köle olarak satılan bir oğlan çocuğu...

Benim adım KÖLE. Koruyucum tarafından kabul görmeyip, kovuluşumla hüsrana uğrayan, hayal kırıklığıyla sevdiğim adama saldırıp onu yaralayınca korkup koşarak kaçan. “ Ayakkabım yok çarpan bir kalbim yok evim yok. Yarınım yok. Gündüz yürüyorum, gece yürüyorum.” Hayal kırıklığımı, acılarımı, öfkemi evin duvarlarına kusuyorum şimdi. Köle sonunda ÖZGÜR. Annem keşke duyabilseydi söyleyeceklerimi, “ Mae, sevinsene; ayaklarımın tabanları serviler kadar sert artık. “

Ve ben ANNE! İnsan değil zenci olarak satılan, tecavüzden doğan kızının memeleri büyüdükçe erkeklerin ağzının sulandığını görüp; onu farklı bir hayata sahip olabilme ihtimaliyle başkasının merhametine terk eden KÖLE KADIN! #29004189

“Burada kadın olmak sürekli kanayan bir yara olmak demektir.” . Benim kanayan yaralarım ise benim kaderimden farklı bir hayat sahibi olup, zaaf duyduğun ayakkabılarla yaşıyor olduğun düşüncesiyle iyileşmeye çalışıyor.
816 syf.
Her gidiş, ilk gidiş unuttun mu?

Farklı bir yolculuktu kitabı iki güzel insanla okudum ve bu incelememi onlara hediye ediyorum. Saf papatya ve Hakan Arık . Muhteşem bir üçlü olduk bu yolculuk için ne kadar teşekkür etsem az.

Okuduğum öyle bir kitaptı ki bissürü kitaba gönderme vardı. Ve en önemlisi King'in korku kitaplarından biri olan O ya. Palyaçoları oldum olası sevmem ve bu kitabı anlamam için okumam gerekmiş. Jet hızı ile okuyamacağıma göre filmini izledim. Yalnız filmi izlerken Hakan'ın kulağını epey çınlattım. Allah affetsin.
Neyse..

Kitabımıza gelelim Jake benim iyi yürekli koruyucu meleğim. Düşünceli bir öğretmen .Mutsuz bir evlilikten yeni çıkan Jake geçmişe açılan bir tavşan deliği bulur. Şahsen ben Alice in bulduğu o tavşan deliğini günümüz dünyasında bulmak için neler vermezdim. Tabi her şeyin bir bedeli var.Zaman tünelini buldu ama ne olacak? Jake'in arkadaşı Al ondan geçmişte yaşanan bir suikastı engellemesi istiyor. Zaten Jake de bu tavşan deliğini Al sayesinde bulmuştu. Ve arkadaşına yardımcı olmaya gönüllü oluyor.

E peki şimdi bu adam gidecek ama buradaki işleri ne olacak?
Bakın şimdi orada durun geçmişte ne kadar kalırsanız kalın geri dönüldüğünde aradaki zaman farkı sadece 2 dk dır. Ve her gidiş ilk gidiştir. Daha oncekileri sıfırlar.

Yolculuğumuz başlar. Ve hayatının aşkını geçmişte bulan adamımız, sorumluluğu ile çelişen, yerini yurdunu en önemlisi kimliğini yitiren Jake'miz. Sonralara doğru gözlerim dolmadı desem yalan olur. Geçmiş nasıl bir silsiledir ki bizi bize yabancı eder. Hatıralar bazen bir kor gibi cana değer.Ayrıntıları vermek istemiyorum zira King bu yolculuğu 816 sayfada nabizlari tuta tuta geldi. Bende ayrıntıları vererek olayların büyüsünü bozmak istemiyorum. Okunması gereken gizem dolu bir roman.

Bu arada bu benim ilk King kitabım ve onunla bu güzel kitapla tanıştığım için mutluyum :))
544 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Not: İster istemez arada spoiler olabileceği için hikayeden hiç bahsetmedim, sadece görüşlerimi dile getirdim. En ufak bir spoiler yok, gönül rahatlığıyla okuyun :D

2.Not: Medyum’u okuyup seven ve Doktor Uyku’yu henüz okumamış arkadaşlara bir sözüm var : Bu incelemeyi okumakla bile vakit kaybetmeyin , hemen Doktor Uyku’ya başlayın derim.

Stephen King , her geçen gün beni daha da şaşırtmaya devam ediyor. Medyum ile başlayıp, çok hoşuma giden bu macera Yeşil Yol ile devam etti. Yeşil Yol’da bir aksiyon yok, gerilim yok, ne biçim King kitabı bu! Diyordum tam ve King bana resmen ‘’Sen misin bana bunu diyen’’ dermişçesine mükemmel bir final yaparak, kitapla ilgili bütün kötü düşüncelerimi sildi. ‘’Erkeğim ulan ben, ağlamam’’ laflarını bir kenara bırakıp, gözlerimin dolmasına izin verdim. Eh, yazarın iyi olduğunu -birçok insan gibi- kabullendim. Medyum’u çok sevdiğimden ve baş karakterinin yine Danny Torrence olduğunu olduğunu öğrenince, devam kitabı olan Doktor Uyku ile devam ettim. İyi yaptım mı ? Hemde nasıl! Doktor Uyku bana kalırsa bir devam kitabının olabileceği en uç noktası :

-Karakterleri ilk kitaba göre daha fazla ve hepsi nin belirli özellikleri var ; yani kitapta ‘’ben burdayım’’ diyorlar.

-Olaylar bu sefer hızlı gelişmekle birlikte macera-aksiyon, cadı kadın hiç eksik olmuyor. Allah seni Rose diye… Dişlerin rüyama girecek diye çok korktum; dün gece aklıma Jack Torrance geldi. Gece gece aklınıza gelince bi fena oluyorsunuz; korkudan su içmeye el feneri ile gittim(ciddiyim).

-Gerilim bu kitapta bana kalırsa yok denecek kadar az; ancak herhangi bir eksikliğini hissetmedim.

-İlk kitaptaki soru işaretleri silinip atılıyor

-Kitabı okuyan arkadaşların çoğundan daha çok sevmemin sebebi: Favori serilerimden olan ‘’Danilov Beşlemesi’’ nin 3.kitabı Çarın Laneti ile çok benzemesi oldu. Neden benzediklerini söyleyemiyorum, malum spoiler…

Burda çok önemli bir noktaya değinmek istiyorum. Stephen King, Doktor Uyku ile –benim gözümde- çok çok iyi devam kitabı yazabildiğini kanıtladı. İsterdim ki… Hayvan Mezarlığı için de bunu yapsa ? Çok fazla kafamda soru işareti var ve kitap, kendine devam kitabı yazdırmak için çok müsait. Sizce de süper olmaz mıydı ? Yoksa sadece ben mi bunun hayalini kuruyorum ? Bilmiyorum.

Bir noktaya daha değinmem lazım: İnternette okudum, ''Doktor Uyku'yu Medyum'dan sonra okusanız daha iyi olur, çok gönderme var'' yazıyordu bir yerde. Daha mı iyi olur ? Gönderme felan yok, bildiğimiz devam kitabı bu! Adı Medyum 2 olsa şaşırmam şahsen. Medyum okunmadan çok zevk alamazsınız ve Medyum ile ilgili birçok seyi ilk 50 sayfada spoiler olarak yersiniz. O yüzden Medyum okuyup Doktor Uyku'yu okursanız daha iyi olur felan demiyorum, önce Medyum'u okuyun; yoksa olmaz ! :D

Genelde yanlışlıkla spoiler verdiğim için hikayeyi anlatmadım. Danny Torrence'ın artık yetişkin olup, tekrardan geçmişi ile yüzleşeceğini bilseniz yeter, diye düşünüyorum :D

Sonuç olarak; Kitabı çok sevdim, bayıldım, hiç sıkılmadım, karakterler muazzam, final çok güzel... Eeee daha ne olsun ? 10/10 gider bu kitaba :D
816 syf.
·Beğendi·10/10
Merhaba Sevgili dostlarım, hayatımda bu kitap kadar heyecan vermeyen, sıkıcı, hiç mi hiç merak uyandırmayan bir kitap görmedim ve içinde aşk bile yok inanabiliyor musunuz?

Dememi bekliyorsanız gözlerini bu satırlara dikmiş, olumsuz anlam içeren cümleleri görür görmez belki ilgisini çekmiş, belki de ciddi olamazsın deyip şaşırmış olan sen sevgili okur çok yanılıyorsunuz. Zira tam aksine bu kitabı okudukça bıraktığı soru işaretlerini çözebilmek için merak uyandırıcı bir biçimde ilerlerken heyecan ve aşk dolu bir hikâyenin içinde buluyorsunuz kendinizi.

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki bu kitabı çok sevgili dostlarım Hakan Arık ve https://1000kitap.com/nausicaa'mla birlikte okumuş olmam şüphesiz ki kitabı benim için daha güzel hâle getirdi. O yüzden onlara çok teşekkür ediyorum ve bu incelemeyi de onlara ithafen yapıyorum :))

SPOİLER'sız olmaz ki!
Kitaba dönecek olursak adından başlamak istiyorum. "22/11/63" güzel bir tarih değil mi? Kitabı bu tarihte okusak belki daha manidar olabilirdi. Ama daha çok vardı ve bu kitap o kadar zaman bekletilmeyi hak etmiyor bence. :)
Kitabımızın ana karakteri Jake Epping bir öğretmendir, gayet sıradan bir şekilde hayatına devam ederken bir gün çok önemli bir karar vermek zorunda kalıyor. Üstelik bu karar sadece onun hayatı için değil belki de tüm dünyayı etkileyecek kadar ehemmiyet arz ediyor. Bir hamburger dükkanının sahibi olan Al Templeton'un onu geçmişe açılan bir delikle tanıştırmasıyla hikâyemiz başlıyor. Al hastalanınca, Jake'den geçmişe gidip John Fitzgerald Kennedy'ye yapılan suikasti önlemesini istiyor. Tabi ki geçmişte yapılacak bu büyük değişikliğin iyi şeylere sebep olacağını düşünürek ama aynı zamanda bunun kötü şeylere de sebep olabileceğini aklından geçirmeyi unutuyor Al. Çünkü bir kelebek kanat çırpar ve bu koca bir dünyayı allak bullak da edebilir. Cennete de çevirebilir. Bilemeyiz değil mi? Bizim yaptığımız ufacık bir şey çok büyük bir şeye sebep oluyordur dünyanın başka bir yerinde ki buna kelebek etkisi denir.

Hadi gelin kitaba kaldığımız yerden devam edelim dostlarım. Bugünün Jake Epping'i, geçmişin George Amberson'u oluverir. Geçmişte yaptığı değişikliğin gelecekte neye sebep olduğunu görmek için ilk olarak öğrencisi üzerinde deneme yapar. Harry Dunning adlı öğrencisi yazdığı kompozisyonda geçmişte babasının, annesini ve kardeşlerini nasıl öldürdüğünü ve kendisinin yaralı olarak kurtulduğunu anlatmaktadır. Acaba Jake'miz (onu sahiplendim malum 17 gün boyunca benimleydi :)) bu duruma engel olabilecek mi? Peki bunun sonucunda neler değişecek? Değiştiğinde her şey daha mı güzel olacak ki yoksa... Unutmadan bir şey daha geçmiş inatçıdır ve değişmek istemez Jake için bu hiç kolay olmayacak zira. Geçmiş onun, kendisini değiştirmesine engel olabilecek mi? Jake, Lee Oswald'ı da durdurabilecek mi? Kennedy'i öldürmesine engel olabilecek mi? Peki bunun sonucunda dünya gerçekten daha güzel bir yer mi olacak yoksa.. Üzgünüm size söyleyemem cevaplar kitapta gizli :) Peki ya aşk? İşte Jake geçmişte güzeller güzeli Sadie'yle karşılaşır. Sakar Sadie'miz ama tatlı Sadie'mizle. Geçmiş artık Jake için Sadie'yle anlamlıdır. Peki Sadie'nin başına neler gelecek? Jake, Sadie'sini kurtarabilecek mi? Ona gelecekten geldiğini ve diğer tüm gerçekleri anlatacak mı? Sadie'yle kavuşabilecekler mi? Unutmadan söyleyeyim geçmişte yaptığı değişikliklerden sonra delikten geçen kişi tekrar geleceğe dönüp sonra yine delikten geçmişe gittiğinde her defasında aynı tarihe gidiyor yani yaptıkları sıfırlanıyor kısmen. Ve geleceğe döndüğünde ise sadece gittiği anın üzerinden 2 dk geçmiş oluyor. Peki Jake geçmişteki kötü şeyleri düzeltebilecek mi? Ya Sadie'si ne olacak, onunla olmamak pahasına belki, bunu göze alabilecek mi? Çok soru sordum biliyorum bunlar hep merak edip okuyun diye. "Geçmiş uyumu, benzerlikleri sever." Jake buna yankı demeyi tercih ediyor. Bugün tarihlerden 12/09/18! Kim bilir belki 12/09/... ve başka bir yılda başka bir okur arkadaşım bu kitabı inceler. Geçmiş işte benzerlikleri seviyor malum. Ve kitapta dendiği gibi "Tarih tekerrürden ibarettir."

Kitapta Stephen King'in O kitabına epey gönderme yapılmış, bu kitabı okumasam da göndermeleri az buçuk anlayabilmem için Hakan filmini izlememi tavsiye etti, iyi de yaptı ona tekrar teşekkür ediyorum. O sayfaları okurken anlayabilmeniz adına siz de benim gibi O kitabını okumamışsanız en azından filmini izlemenizi tavsiye ediyorum. Sadece bu kitaba değil;

Rüzgar Gibi Geçti

Fareler ve İnsanlar ve

Çavdar Tarlasında Çocuklar kitabındaki bazı karakterlere de göndermeler vardı. Yani aslında düşünüyorum da bu kitapta daha ne yoktu ki? :)) Çok şey var yazılacak, sizi yormak istemiyorum daha fazla.

Son olarak sevgili okurlar bizce de dans hayattır. Biz belki bir Bayan D, veya Bay A olmayabiliriz. Ama yine de dans edebiliriz :D
Kitabı okuyup en sonda "Ne güzel dans ettik değil mi?" demek istemez misiniz?
Şu an bu cümle sizin için bir anlam ifade etmiyor belki. Kitap bittiğinde benim kalbimi sızlattı :(

Bu arada kitap içinde ara ara hoş olmayan sözcükler var. Ve müstehcen şeyler. O yüzden 1 puan kırmıştım. Ama sağolsun Hakan Arık ve Samet Hızır zorla 10 yaptırttılar, kıramadım. :)

Dilerim ki tebessümle ve sevgiyle kalın..

Siz daha burada mısınız yoksa bu kitabı hâlâ okuma listenize almadınız mı? O kadar anlattım ama hiç merak etmediniz mi? Ettiniz öyle hissediyorum, beni kıracak mısınız? Sanmıyorum...

Görüşmek dileğiyle, Jimlaaaa! (Bu kelimenin ifade ettiği anlam yine kitapta saklı) Hoşçakalın dostlarım :)
816 syf.
·15 günde·Beğendi·10/10
Şu an yaşadığımız zamandan bir yol bulup 53 yıl geriye gidip tekrar geri gelme şansınız olsaydı ne yapardınız? Kahramanımız King’in kitabı yayınladığı 2011 yılından hesaplarsak 1958 yılına dönüş yapıyor ve bazı olayları değiştiriyor, sonra büyük bir değişiklik yapmaya karar veriyor. Kitabın ön kapağı JF Kennedy’nin meşhur Dallas gezisindeki vurulmadan hemen önceki resmi var, arka kapağında resimde bir sonraki gün gazete manşetindeki haber ise JF Kennedy’nin suikastten kıl payı kurtulduğunu söylüyor??? Yazarın verdiği ip uçlarından başka ip ucu verip okuyucuya sürpriz yapmayalım. Bundan sonraki konu King’in ustalığıyla işlenip okuyucuyu müthiş bir yolculuğa çıkarıyor. King okuyanlar iyi bilir; romanında okuyucuyu sıkıca sarsmadan bırakmaz yazar, hazırlıklı olun.
Benim anlatacağım kitaptan bağımsız olarak King’in yazarlığı üzerine olacak. King korku-gerilim ve bilim kurgu kitaplarını 1970-80’ li yıllarda verdi sonra tarzı biraz değişmeye başladı. Özellikle bu kitabında yazar müthiş kurguyu edebi bir lezzetle okuyucuya sunuyor. Yazarın bu romanında karakterler çok iyi tasarlanmış, hayatın içinden “bizden” biri oluyor, duygu yoğunluğu daha çok öne çıkıyor ve okuyucu olaylarla hayatı, yaşamı sorgulamaya itiliyor. King’e önyargıyla yaklaşanlara tavsiyem bu kitabı önyargısız ve yazarla boğuşmadan okumaları olacaktır.
King 1999 yılında çok önemli bir trafik kazası geçirmişti ve biz King severler bu duruma çok üzülmüştük. O zamanlar Kara Kule serisini tamamlamamıştı. Serinin sonunda yazar bu kazayı da öykünün içine alarak bence muhteşem bir final yaptı. O kazanın yazarın ruh dünyasında çok değişiklikler yaptığını, kaza sonrası yazdığı kitaplardan anlıyorum.
Şöyle diyor yazar “ Geri dönüp baktığımızda en net gördüğümüz şeylerden biri aptallımız değil midir? Bir diğeriyse kaçırılan fırsatlar.” Ön yargıyı bırakalım, onlarca kitabı film olmuş, kitapları onlarca dile çevrilmiş bir yazarda kesinlikle birşeyler vardır. Geç kalmadan okuyalım.
328 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Ergenlik çıkışlarıyla uğraşan bir kardeş ve her şeye ağlayan menapozlu bir anne ile aynı evde yaşayan bana acımış da yazmış yazar bu kitabı.

Dakikası dakikasını tutmayan, bir gülen bir ağlayan, önce kızan sonra gelip sarılan, inatlaşmaktan çatlamaya doğru giden insanlarla yaşamak nedir ben bilirim. Sizlerden de bilenler vardır.

Bu kitabı okuyunca 'yazık kıyamam nelerle uğraşıyormuş beyni' dememek elde değil. Hatta karşınızdaki hormonları yüzünden size kızıp bağırırken 'gel ben senin nasıl hissettiğini biliyorum artık' deyip bağrınıza basasınız gelir. Benim geldi o yüzden söylüyorum.

Bu kitapta 'kadın' o kadar geniş bir araştırmayla, o kadar profesyonelce ortaya konulmuş ki okurken herşeyin bu kadar bilinir olmasından çekiniyorsunuz. Evet 'kadınları anlayamıyorum' diyen erkekler doğru düşünüyorsunuz. Bu kitap tam size göre.

Daha anne karnındayken cinsiyeti belli olan bebekten başlıyor yazarımız anlatmaya ve menapoz sonrasına kadar gidiyor serüvenimiz. İlk yaşlar ve menapoz benim daha çok dikkatimi çekti. Hiç merak edip araştırmadığım pek çok sorunun cevabını okudum. Mesela neden kız çocukları anneyle göz göze gelince daha kolay sakinleşir? Neden erkekler 7000 kelime konuşurken kadınlar 20000 kelime konuşur bir günde? Neden kadınların hisleri erkeklerden daha kuvvetlidir? Neden erkekler stres altındayken cinsel ilişkiye daha yatkınken kadınlar bu durumda kendini kapatır? Erkeklere 'karıma ne yaptın' sözünü söyleten menapozda bir kadın nasıl bu hale gelir? Tüm bunların cevabını verirken erkekle kadını karşılaştırıyor aynı zamanda. Sadece kadını verip erkeği ayırmak olmaz.

Böylesine araştırma sonuçları içeren bir kitabın (yaklaşık 100 sayfa kaynakça görünce küçük dilinizi yutmayın) çok samimi bir anlatımla sunulmasına, bu kadar içine almasına şaşmak gerek aslında. Ama konu eğlenceli olunca hemen bitiveriyor kitap. Ve ciddi bir emek, araştırma, zaman alan bu kitabı zamanında okumanız size çok şey katabilir. Benim gibi bir durumdaysanız (aynı evde bir ergen ve bir menapozlu hayal edin) bu kitaba Seferoğulları'nın yeşil vadiyi gördüğünde sevindiği kadar sevinebilirsiniz. Keyifli okumalar.
816 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
- 22 Kasım 1963'te, Dallas'ta üç el silah sesi duyuldu. Başkan Kennedy öldü ve tarih yeniden yazıldı. Peki ya geçmişi değiştirme şansımız olsaydı?

- Stephen King'e hayran olmamak elde değil, tek kelimeyle "mükemmel" bir kitap. Kennedy suikastının gerçekleştiği tarihten adını alan bu kitap beni o kadar çok etkiledi ki, kitabı bitirir bitirmez araştırmalara, kısa filmlere daldım. 22/11/1963 sadece zamanda yolculuğun ele alındığı bir eser değil içinde aşkı, dostluğu, tarihi, bilim-kurguyu barındıran olağanüstü bir eser. 800 sayfalık kitabın tek bir sayfasında bile sıkılmadığımı söyleyebilirim.

- Edebiyat öğretmeni Jake Epping sürekli gittiği lokantanın sahibi ve aynı zamanda arkadaşı olan Al'den lokanta kilerinin geçmişe gidilebilen bir geçit olduğunu öğrenir. Kanserle boğuşan Al'in Jake'ten tek bir isteği vardır : geçmişe dönüp Kennedy suikastına engel olması. Peki Jake suikastı engelleyebilecek mi, engelleyebildiği takdirde dengeler ne şekilde değişecek, engel olamaması durumunda dünyayı neler bekliyor, merak ediyorsanız kitabı bir an önce edinin ve okumaya başlayın.

- Kitapta beni etkileyen birçok bölüm, birçok diyalog oldu ancak en çok etkilendiğim yer kitabın sonunda yazarın kaleme aldığı şu sözlerdi : "Politik fanatizmin nelere yol açabileceğini görmek istiyorsanız Zapruder'in filmini izleyin." 1-2 dakikanızı ayırıp kısa filmi izleyebilir ve King'in ne demek istediğini anlayabilirsiniz.
544 syf.
·9 günde·9/10
İncelemeden ziyade yön tayin etme niteliğinde olsun diye bir şeyler karalamak istiyorum.

Doktor Uyku- Medyum'un devam kitabıymış, King'in sıkı takipçileri biliyor fakat benim gibi kör okurlar geç öğrenebiliyor, sağolsun sitede bir arkadaş farkına varmamı sağladı da bende okudum.


Medyum'u gerçekten çok beğenmiştim, hatta Kubrick'in The Shining filmini de izledim fakat film beni kitap kadar etkilemedi laf aramızda Stephen King'de beğenmediğini belirtiyor :P Elbette ki sahneye yönetmenin gözü yerine kendi gözünden bakmanın keyfi başka bir şeyde yok.

Doktor Uyku Overlook otelinde ki bizim küçük ışıltılı Dan'in yetişkinliğini anlatıyor. Kendi adıma okurken büyük keyif aldım, King kitaplarınında en sevdiğim tarafı bu, kitap ne kadar külçe gibi ağır olursa olsun aksiyon, gerilim hiç düşmüyor gıcırdayan kapı sesi bile duymadan tedirginlik veriyor, sayfalar koşar adım o an zaman-mekan ayırdı yaptırmadan kitaba gömülmene sebep oluyor.
Zaten okuduğumuz her kitapta okuduğumuz kitabın zihnimizde filmini çekip yaşamıyor muyuz? Heh işte King abi bunu şahane beceriyor :)

Bu dünyadan uzaklaşıp, fantastik ürkütücü yollarda dolaşmak isteyenlere tavsiyemdir. Keyifli okumalar, tabi mümkünse :))

Yazarın biyografisi

Adı:
Zeynep Heyzen Ateş
Unvan:
Yazar, Çevirmen, Editör
Doğum:
1980
Zeynep Heyzen Ateş, yazarlık yaşamına 1999 yılında AND yayıncılığın dergilerinden İncognito’ya “Nostaljik Nesneler” köşesini hazırlayarak başladı. 2000’de Nova Medya grubunda işe başlayıp bir süre Voyager’da editör yardımcılığı yaptı ve 2003’te önce Radikal Gazetesi Kültür Sanat sayfalarına, sonra Radikal Kitap Eki’ne geçti. 2007-2011 arasında aynı kurum için “Dünyadan” köşesini hazırlayan Z. Heyzen Ateş bu dönemde başta İspanyolca olmak üzere çeşitli dillerden çeviriler yaptı, Türkiye’ye gelen sanatçı ve politikacıların mihmandarlığını üstlendi. Çevirileri arasında Bolano’nun 2666, Mankell’inPekin’den Gelen Adam ve Stephen King’in 22/11/63romanlarının da yer aldığı Ateş 2012’de çokuluslu Cordis Yayın Grubu’nun Genel Yayın Yönetmenliğine getirildi. 2002’den beri göçebe bir hayat süren Z. Heyzen Ateş dört dil biliyor, kitap eleştirileri Akşam Kitap Eki’nde, gezi yazılarıysa dünyanın çeşitli dergilerinde 4 dile çevrilerek yayınlanıyor.

Yazar istatistikleri

  • 7 okur beğendi.
  • 6.551 okur okudu.
  • 164 okur okuyor.
  • 4.068 okur okuyacak.
  • 124 okur yarım bıraktı.