Zihni Papakçı

Zihni Papakçı

8.0/10
1 Kişi
·
1
Okunma
·
0
Beğeni
·
354
Gösterim
Adı:
Zihni Papakçı
Unvan:
Türk Etnomüzikolog
Doğum:
Kakaç, Kars, Türkiye, 1952
1952 yılında Kars'ın Kakaç köyünde doğdu. Ankara Atatürk Lisesi, Güney Kore Kyogii Dehak Üniversitesi, İstanbul Atatürk Eğitim Fakültesi'nde okudu. 1981 yılında ''Uzman Müzikolog'', 1982 yılında Müzikoloji Doktoru oldu. 1982 yılında Marmara Üniversitesi'nde öğretim görevlisi, burada ''Türk Ezgileri'' adlı araştırma ve seslendirme grubunu kurdu. Çinlilere ait 12'li ses sisteminin Pe-Ti-Ti Türk kavimlerine ait olduğunu Ege Üniversitesi'ne sunduğu tezle savundu. Bu tezle Dünya'da Etnomüzikoloji dalında yeni oluşumlara kapı açtı. 1990 yılından sonra araştırmalarını etnoloji, strateji ve Atatürkçülük alanlarında yoğunlaştırdı. 1997 yılında ilk kez ''Uluslararası 1. Terekemeler Sempozyumu''nu düzenledi. Atatürkçülük alanında yazdığı makale Dışişleri Bakanlığınca kaynak gösterilerek kitaplaştırıldı ve birçok dile çevrilerek yurt içinde ve yurt dışında dağıtımı sağlandı. 1997 yılında kendisine ünlü tarihçi Stanford J. Shaw ile birlikte ''Evrenselleşen Atatürk'' ödülü verildi. Papakçı bu çalışmalarının yanında ülkemize judo dalında birçok şampiyonlar yetiştirdi ve uluslararası judo hakemi oldu.

Papakçı'nın diğer çalışmaları; The Korean Traditional Music (1981), Türk Küğünün Bilinen İlk Evreleri ve Komşu Küğlere Etkisi (1982), Ölümsüz Düşünce Tilbe (1993-5), Bilimsel-Lâik-İnsancıl Üçlemesiyle Evrenselleşen Atatürk (1996), Kök (1998), kitaplarının yanı sıra; Hilalden Yıldıza (2000), Gelibolu-Conkbayırı (2001), Çanakkale'ye Can Verenler (2008), Sarıkamış'tan Çanakkale'ye (2009) oyunları ve Papakçı'nın birçok güfteli besteleri vardır.
Ah çözümsüz döngülerin engelinde yitik beklentiler,bitik insanlar doğururlar.
Gerçek olan, herşeyin hiçliğe döndüğüdür; herşey bir kuruntu, bir görünüş, bir düştür.
Kimsin sen?Adın, soyadın, doğduğun yer ve tarih nedir?Bu yaşamda sana kefil kimse var mı?Ya da yürekten bağlı bir dostun?Daha dün bulduğun son ve anlamlı gerçeğin gölgesinde bugün herşeyin çöktüğünü gören sen değil misin?Gerçekten sen ,sen misin?Eylemlerinle, inancınla, çabalarınla sen sen misin? Hiç iç evrenini özenle inceledin mi?Bunu yaparken bir kayıtsızlık ile dış etkilerden soyutlandın mı?Kendi özün kendinde yaşayan ülkü müdür?Daha dün devrimler, ihtilaller, dinsel ve uygarlık yenilikleriyle eski bir efendiye başkaldırırken, tüm bu çarpışmalara, uğraşmalara karşın yeni isteğinle yeni bir efendinin yeniden tutsağı olmuyor musun?Başarılmış yeni bir utku, bir başka tutsaklığın başlangıcı değil midir?Sen kendini ne kadar bilir ve tanırsın?Doğruyu eğriden ayırabilmek için, kendi özyargının gücünden yararlanmayı biliyor musun? Benlik oluşmadan ateş alevlendirilir mi?
Açgözlülük, siyasi baskısını kurdu.Kimi zaman da ikiyüzlülük ve kurnazlıkla gökten yalancı iktidarlar ve saygısız bir boyunduruk indirdi.Budunların tutkusu da, din baskısını kurdu.Bunların yüzünden iyi ile kötü, haklı ile haksız, erdemsizlik ile erdem düşünceleri bozularak kılık değiştirdi.Uluslar da yanılmalar ve yıkımlar çıkmazına girdi.
Yeryüzünde bugüne kadar hüküm süren gelişigüzel türemiş, yenilik sevgisi ve görenek ile tutunmuş, halkın coşkunluğu ve bilgisizliğiyle beslenmiş olan kanılar, gizliden gizliye, zorbalıkla nüfuz edinmişlerdir.
İnsanlık çocukluk çağında, aynı gereksinmeler altında, aynı yetileri taşıyarak, ormanlar içinde yaşarken, güçleri de hemen hemen eşitti.Bu eşitlik, toplulukların kuruluşu için verimli ve yararlı bir durum oluşturdu.Bu eşitlik ile, her birey kendini başkasına karşı bağımsız kıldı, kimse başkasına tutsak olmadı.Kimsede efendi olma düşüncesi yoktu.Tutsaklık da, yıkım da toy insanın bilmediği şeylerdi.Elinde kendine yetecek kadar olanaklar bulunduğu için, yabancılardan ödünç almayı kafasından geçirmiyordu.Hiç borç altına girmiyor, hiçbir şey istemiyor, başkasının haklarını kendi haklarına bakarak ölçüyordu.
Herkesin tutkularını uyandırdı, çıkarları yada bağnaz düşünceleri çarpıştırarak, kin ve ayrılık tohumları ekti.Yoksula zenginden kalacak malları vereceğine, zengine yoksulu tutsak yapacağına söz verdi.Bir adamı bir başka adamla; bir sınıfı bir başka sınıfla korkuttu.Güvensizlik içinde bütün yurttaşları birbirlerinden ayırarak, onların güçsüzlüğünden kendi gücünü çıkardı.
Karamsarların kurtuluşundan, garipliklerinden kendini sakın.İnsan yaşadığı zamandan hoşnut olmazsa, geçmişte yalancı bir yetkinlik bularak, acısını gizlemeye çalışır.Dirilere hıncından, ölüleri över;babalarının kemikleri ile çocuklarını döver.
Böylece, tanrılık aslında unsurlarıyla gök olaylarının duyulur ve çeşitli ilkesiyken,
Daha sonra, yeryüzündeki varlıkla olan ilişkileri gözönünde tutulmak üzere, yıldızların düzenli gücü,
Daha sonra sembollerin asıllarıyla karşılaştırılmasından,yeryüzündeki bu varlıkların kendileri,
Daha sonra doğanın yapma ve yıkma gibi iki temelli etkinliklerinde görülen ikiz güç,
Daha sonra neden ile sonucu ayırt etmeksizin ele alınan canlı evren,
Daha sonra tek güdücü diye tanınan güneş- ilke , ateş-unsur şekillerinden geçerek..
En sonunda imgesel soyut bir varlık; kalıpsız töz şekli olmayan hiçbir şey anlaşılmayan gerçekçi bir duygusallık durumunu aldı.
Tutsaklar ve kadınlar, bu önüne geçilmeyen lüksü, karşılamak için nüfuzlarını sattılar;rüşvet de genel bir ahlak bozukluğu doğurdu.Vezire yüksek ayrıcalıklar sattılar, vezir de imparatorluğu sattı.Kadıya yasa sattılar, kadı da tüze sattı.Hocaya mihrabı sattılar, hoca da ahreti sattı.Altınla herşeye ulaşılabileceğinden, altını elde etmek için herşey yapıldı.Altın için dost dostu, çocuk babasını, uşak efendisini, kadın namusunu, tüccar vicdanını sattı.Devletin içinde ise artık ne iyi niyet, ne ahlak, ne dirlik, ne güç kaldı
Kitap insanlığın bebeklik çağından günümüze kadar olan büyüme sürecini basit bir dil ve tibet adlı hayali bir kahramanla hikayeleştirilerek anlatılmış.Böylesi sıkıcı sayılabilen bir konunun hikaye tarzıyla basit ve açık bir şekilde yazılması kitabın anlaşılırlığını arttırmış.
Kısaca insanın en baştan beri serüvenini anlatan bu kitap ırkların, milletlerin, devletlerin, imparatorlukların neden ve ne amaçla kurulduklarının ve yıkıldıklarının yanısıra; yazar insanlığın bu serüveninde din konusuna da değinmiştir.Gerek dini açıdan gerek sosyolojik açıdan bakıldığında olayların sorgulayıcı ve hikayeci anlatımı insanlığın bu serüvenine kuşbakışı bir açıdan bakmanızı sağlayacaktır.
Yazarın din konusunda değindikleri din konusunda keskin düşünceli arkadaşları rahatsız edebilir.Ancak her dine eşit şekilde yaklaşılmış yani şunu diyebilirim kimsenin dini inancını yermek veya övmek amacıyla değil, bilimsel açıdan sorgulayıcı bir pencereden bakılmış.
İnsanlık tarihi bu kadar kısa,basit ve anlaşılabilir bir şekilde anlatılabilirdi.Kesinlikle ufuk açıcı bir kitap.

Yazarın biyografisi

Adı:
Zihni Papakçı
Unvan:
Türk Etnomüzikolog
Doğum:
Kakaç, Kars, Türkiye, 1952
1952 yılında Kars'ın Kakaç köyünde doğdu. Ankara Atatürk Lisesi, Güney Kore Kyogii Dehak Üniversitesi, İstanbul Atatürk Eğitim Fakültesi'nde okudu. 1981 yılında ''Uzman Müzikolog'', 1982 yılında Müzikoloji Doktoru oldu. 1982 yılında Marmara Üniversitesi'nde öğretim görevlisi, burada ''Türk Ezgileri'' adlı araştırma ve seslendirme grubunu kurdu. Çinlilere ait 12'li ses sisteminin Pe-Ti-Ti Türk kavimlerine ait olduğunu Ege Üniversitesi'ne sunduğu tezle savundu. Bu tezle Dünya'da Etnomüzikoloji dalında yeni oluşumlara kapı açtı. 1990 yılından sonra araştırmalarını etnoloji, strateji ve Atatürkçülük alanlarında yoğunlaştırdı. 1997 yılında ilk kez ''Uluslararası 1. Terekemeler Sempozyumu''nu düzenledi. Atatürkçülük alanında yazdığı makale Dışişleri Bakanlığınca kaynak gösterilerek kitaplaştırıldı ve birçok dile çevrilerek yurt içinde ve yurt dışında dağıtımı sağlandı. 1997 yılında kendisine ünlü tarihçi Stanford J. Shaw ile birlikte ''Evrenselleşen Atatürk'' ödülü verildi. Papakçı bu çalışmalarının yanında ülkemize judo dalında birçok şampiyonlar yetiştirdi ve uluslararası judo hakemi oldu.

Papakçı'nın diğer çalışmaları; The Korean Traditional Music (1981), Türk Küğünün Bilinen İlk Evreleri ve Komşu Küğlere Etkisi (1982), Ölümsüz Düşünce Tilbe (1993-5), Bilimsel-Lâik-İnsancıl Üçlemesiyle Evrenselleşen Atatürk (1996), Kök (1998), kitaplarının yanı sıra; Hilalden Yıldıza (2000), Gelibolu-Conkbayırı (2001), Çanakkale'ye Can Verenler (2008), Sarıkamış'tan Çanakkale'ye (2009) oyunları ve Papakçı'nın birçok güfteli besteleri vardır.

Yazar istatistikleri

  • 1 okur okudu.
  • 4 okur okuyacak.