Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu

Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu

Yazar
0.0/10
0 Kişi
·
2
Okunma
·
1
Beğeni
·
55
Gösterim
Adı:
Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu
Tam adı:
Ord. Prof. Dr. Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu
Unvan:
Türk Akademisyen ve Yazar
Doğum:
Tortum, Erzurum, Türkiye, 1901
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 16 Kasım 1974
Ordinaryüs Prof. Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu, 1901 yılında Tortum'da (Erzurum) doğdu. Babasının kadı olması dolayısıyla öğrenimini çeşitli illerde yaptı. İlköğrenimini Erzincan ve Hakkari'de, ortaöğrenimini Kayseri ve İstanbul'da yaptı. İ.Ü. Edebiyat Fakültesi'nden 1925 yılında mezun oldu. Galatasaray, Erzurum, Sivas ve Ankara liselerinde felsefe, sosyoloji ve edebiyat öğretmenliği yaptı. Devlet tarafından gönderildiği Strasbourg Üniversitesi'nde doktorasını verdi. Yurda dönüşünde İ.Ü. Edebiyat Fakültesi'ne doçent olarak atandı. 1938 yılında İktisat Fakültesi kurulunca bu fakülteye geçti. 1942'de profesör, 1958'de ordinaryüs profesör oldu. İktisat Fakültesi dekanlığı, İçtimaiyat Enstitüsü ve Gazetecilik Enstitüsü Müdürlüklerinde bulundu. Türk sosyoloji tarihinin önemli isimlerinden biri olan ve şiirden romana, ekonomiden hukuka, felsefeden dine kadar çeşitli konular üzerinde çalışmalar yapan Ord Prof. Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu 16 Kasım 1974'de İstanbul'da öldü.
Hem sonra ölen kim? Sen, ben ve şurada gezinenler, kumların içinde oynıyan, hayattan bihaber şu çocuklar ve şu iki sevgili... Bunların hepsi kocaman bir kitlenin göze görünmeyen zerreleridir. Eğer sönüyorlarsa bu sönüş zerre olarak, yoksa kütle olarak değil. O halde, kaybolan bir şey yok. Bunu böyle düşündüğümüz gün mezarlıkları, şehirlerin ortasına, gözümüzün her zaman göreceği, adımlarımızın her zaman uğrayacağı köşelere kuracağız ve korkmadan, ürkmeden selvilerin altında dolaşacağız.
Fransız felsefeyi, dimağının girintilerinde beslerken, Alman onu damarlarında yaşatıyor. Her Fransız'da sanki Descartes'den bir parça ve Alman'da Goethe'den bir taraf var!
Medeniyetin teknik ve sıkıcı şartları içinde üzülen Avrupalı için, kavuklu, zemzemli, peçeli, nargileli, yani kendilerinin telakkisine uyan bir şekilde Müslüman kalan bir Türkiye, bir taraftan Avrupa'nın sağılacak ineği, öte taraftan daimi bir sinema, canlı bir müze, hoş bir mesiresi olarak kalmasın mı?
Şimdi Alsas'ın bir deresindeyim: Karşımda Jop isimli sigara kağıdı fabrikaları tütüyor, Voj dağlarını kaplayan dumanları, Tortum köylerinin on sene evvelki figanlı manzarasını daha iyi aydınlatıyor.

Bulunduğu muhitten uzaklardaki bir gıdayı almağa ne ihtiyaç, ne de zevk hissetmeyen hayvanın gırizesine aklıselim dense yeridir. İnsanda fazla olarak bu aklıselimin mevcut olmayan şey'i yaratmak derecesine varacağını düşünmüyor değilim. Her ne olursa olsun, içtimai ve iktisadi yaşayışımızda, şöyle böyle iki yüz yıl önce başlayan tarih dönümü, her halde, bizden, hayvanlarda bile bulunan bu aklıselimi nez'etmiş olmalı!
Bugün bir kaç arkadaş ile beraber Napolyon’un mezarını gezdik; altın kubbe altında uyuna inkılap kaplanını mezarını hüşu içinde dolaşmış olanlar arasında arka kapıdan çıkarken gözlerimiz eski top namlularına saplandı. Arkadaşlardan biri:

-Cezayir’den getirilen Türk topları dedi.
Baktım: Bir tarafında namlunun yapıldığı tarih, bir tarafında kısa bir mısra:

"Zorlara dağlar dayanmaz"

Paris'te Napolyon'un mezarı yanındaki bir demir parçasına kazılı olan bu Türk mısrası, dağlar devirmiş iradenin kıvrımları halinde gözlerimin önünde süzülürken, hafızam geçmiş asırları atladı, tarihin sararmış, delik deşik olmuş sahifelerini çevirdi ve nihayet dağları artık yıkamayan Türk iradesinin bitkin günlerine geldi; Üç kıt'aya meydan okuyan Türk zorunun, bir gün bu kıt'alardan birinin olgun "kafa"sı karşısında çöküşü manzarasına hüzün içinde daldı.

Odama gelince bu manzarayı yaşattım. Türk elinin demire işlediği bu tek mısraın güzel kıvrımları tekrar canlandı.

Geçmiş tarih hatıraları, Frenk ellerinde esir yatan Türk toplarının verdiği yas, yerini yeni bir ruh kuvvetine bırakıyor.
Kadri bilinmeyen ilahi ızdırap! Kendimizde iyi olan, hayata değer veren herşeyi, merhameti ve bütün iyilikleri ona borçluyuz. Deha, eğer ızdırabı güzelleştirmek san'atı değilse nedir?
A. Frans
Anatole France "Dünyanın en güzel sesi, Fransız kadınının sesidir." diyor. Frenk edibi muhakkak Fransa'dan ve Fransız kadınının sesinden bir müddet uzak düştükten sonra böyle söylemiş olmalı. Üç yıl sonra, Lyon'da bir su kenarında ilk defa bir Türk kadınının konuşuşunu dinlediğim günden beri ben de dünyanın en şiirli sesi, Türk kadınının sesidir, demeğe başladım
Ölümden ürküyoruz, çünkü zerreyi düşünüyoruz, kendimizi seviyoruz. Fakat boş bir düşünce ve manasız bir sevgi. Kendimizi sevmek bir nevi hayat düşmanlığı. Zira düşün ki zerreler için sönüş olmasaydı, daha açık söyliyeyim, taş devrinin iptiaisi, yahut orta devrin itikaf adamı ölümden uzak kalsaydı, senin insanlık namına mağrur olduğun bugünkü hayattan eser bulunur mu idi? O halde mezarlığı sevmek, hayatı sevmek ve onun gırizesini (tabii akışını) alkışlamaktır.
Bana öyle geliyor ki, her Amerikalı, doğar doğmaz çocukluğunu ve gençliğini geçirmeden hemen kırkına basmıştır. Çocukluğunu ve gençliğini geçirmiş halkların geçmiş günlerine ve o günlerden kalma eserlerine hasretinin sebebini burada aramalı. Amerikalının, Avrupa ve Asya'da düştüğü bu hasret, tarihsiz olmanın ıstırabı ile karışık bir duyguya da benziyor!
Yazara henüz inceleme eklenmedi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu
Tam adı:
Ord. Prof. Dr. Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu
Unvan:
Türk Akademisyen ve Yazar
Doğum:
Tortum, Erzurum, Türkiye, 1901
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 16 Kasım 1974
Ordinaryüs Prof. Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu, 1901 yılında Tortum'da (Erzurum) doğdu. Babasının kadı olması dolayısıyla öğrenimini çeşitli illerde yaptı. İlköğrenimini Erzincan ve Hakkari'de, ortaöğrenimini Kayseri ve İstanbul'da yaptı. İ.Ü. Edebiyat Fakültesi'nden 1925 yılında mezun oldu. Galatasaray, Erzurum, Sivas ve Ankara liselerinde felsefe, sosyoloji ve edebiyat öğretmenliği yaptı. Devlet tarafından gönderildiği Strasbourg Üniversitesi'nde doktorasını verdi. Yurda dönüşünde İ.Ü. Edebiyat Fakültesi'ne doçent olarak atandı. 1938 yılında İktisat Fakültesi kurulunca bu fakülteye geçti. 1942'de profesör, 1958'de ordinaryüs profesör oldu. İktisat Fakültesi dekanlığı, İçtimaiyat Enstitüsü ve Gazetecilik Enstitüsü Müdürlüklerinde bulundu. Türk sosyoloji tarihinin önemli isimlerinden biri olan ve şiirden romana, ekonomiden hukuka, felsefeden dine kadar çeşitli konular üzerinde çalışmalar yapan Ord Prof. Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu 16 Kasım 1974'de İstanbul'da öldü.

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 2 okur okudu.
  • 2 okur okuyacak.