Ziyaüddin Serdar

Ziyaüddin Serdar

Yazar
8.3/10
17 Kişi
·
37
Okunma
·
3
Beğeni
·
488
Gösterim
Adı:
Ziyaüddin Serdar
Unvan:
Yazar
Doğum:
Pakistan, 1951
1951 yılında Kuzey Pakistan'da doğdu. Çok genç yaşta, ailesiyle birlikte Londra'ya göçetti. Londra'daki City Üniversitesi'nde fizik ve iletişim bilimleri okudu.
İslam yalnızca bilgi peşinde koşmayı zorunlu kılmaz, aynı zamanda onu benzersiz İslami ibadet kavramı ile ilişkilendirir; ilim bir ibadet biçimidir. Bu yüzden bilimsel bilgi, sosyal bilimler ve insani bilimler de ibadet biçimleridir ve her müslüman toplum için namaz ve oruç kadar önemli kabul edilmelidir.
İslam tarihinin çeşitli zamanlarındaki ve dünyanın çeşitli bölgelerindeki karmaşıklığı ve çeşitliliğini ve İslam'ın çeşitli, çoğulcu yorumlarını radikal biçimde reddetmekle, Vahhabilik İslam'ın bütün ahlaki içeriğinden yoksun bırakılmış ve kısır bir helal haram listesine indirgenmiştir.
"Demek ki neymiş " dedi annem ; "eğer bu kötü dünyayı cennete dönüştürmek istiyorsan, 'gölge' seni koruyacak bir şeydir ve sen ahiret ağaçlarının tohumlarını, hayırlı amellere götüren bilgi rızkını arayacaksın."
Ziyaüddin Serdar
Sayfa 53 - Mahya Yayıncılik
İslam'ın üstün olduğunu ilan ediyoruz, ancak neden üstün olduğunu bilmiyoruz. İslam'ın bütün bireysel ve toplumsal problemlerimizi çözebileceğini ilan ediyoruz, ancak nasıl olacağını bilmiyoruz. Problemlerimizi çözmeye çalıştığımızda ya kapitalist ve demokratik modele ya da sosyalist ve Marksist modele veya her ikisini birleştiren modellere benzer bir modele ulaşıyoruz, sonra da bu modeli İslami olarak adlandırma yoluyla müslümanlaştırmaya çalışıyoruz.
Tasavvuf belli bir ibadet şekli değildir; daha çok, gönlün Allah'a bağlanmasıdır. Böyle bir bağlılık, kişinin şeriat esaslarına uymasını ve onun rehberliğini izlemesini gerektirir.
Suudiler teknolojiye teoloji gibi yaklaşıyorlardı. Her ikisinin de karmaşıklığını ve çoğulluğunu görmezden geliyorlardı. Onlara göre Allah bir, peygamber bir, ümmet de birdir. İslam içindeki görüş farklılıkları ihtilafa ve ümmetin zayıflamasına yol açar.
104 syf.
''Bilim adamı'' kavramı ilk kez 1830'larda William Whewell tarafından literatüre sokuldu. Ona göre bu ''adam'' bütün sosyal belirlenim ve etkilenimlerden azade idealist bir hakikat aşığıydı. Dolayısı ile bilimsel bilgi de saf gerçekliğin anahtarından başka bir şey değildi. Aradan geçen koca bir asrın sonunda ise başını Sandra Harding gibi feministlerin çektiği bir grup, yöneticilerinin/finansörlerinin erkek olduğu ve kadınlara çeşitli sebeplerden ötürü fırsat tanımadığı bir ''kurum'' olarak değil, en basit hali ile hipotez/deney/sonuç döngüsü ile çalışan bir ''olgu'' olarak bilimin cinsiyetçi olduğunu ilan ediyordu.

Bu iki uç örnekle birlikte arada kalan diğer bilim yorumlarına ve bunlara ile ilgili dönen tartışmalara dair çok çok kısa, yüzeysel ama alana yabancı olan okurlar için de gayet uygun bir giriş metni bu kitap.

Yalnız bazı noktalarda temkinli olmakta fayda var. Her şeyden önce refleksif ya da reaksiyoner bir okuma yapmamaya dikkat etmek gerek. Zira hem konunun kendisi, hem de yazarın tutumu insanı bu anlamda bir miktar tahrik etmeye müsait. Feministlerin bilim eleştirileri ile ilgili bölümde az önceki uyarıyı yapan ben bile zıvanadan çıkma noktasına gelmedim desem yalan olur. Lakin halim selim bir ruh hali ile tartışmalara vakıf olmak için okumak en güzeli.

Bilim severler için birkaç noktanın altını çizmek gerek burada: Felsefeden uzak kalmayın. Hatta bilim ve bilgi felsefesine özellikle yoğunlaşın. Bilimin ulaştığı sonuçların insan düşüncesine olan etkileri Kopernik bizi evrenin merkezinden söküp attığında da, Darwin bizi bakterilerle akraba yaptığında da, Einstein zaman algımızı alt-üst ettiğinde de kendisini gösterdi. Bundan sonra da göstermeye devam edecek. Bizi bu kadar derinden etkileyen ve biçimlendiren bir şeyin felsefesi yapılmazsa başka neyin felsefesi yapılır bilmiyorum (bu cümle biraz mübalağa tabi).

Bunun dışında bilim günlük yaşamımızı, insan ilişkilerimizi de etkiliyor ve aynı şekilde bunlardan da etkileniyor. Bu da bizi bilim sosyolojisi ile yüz yüze bırakıyor. E bir de bunun tarihi var tabi. Deme o ki ''bilim incelemeleri'' başlığı altında toplayabileceğimiz bu alanlara (bilim felsefesi-sosyolojisi-tarihi) bütünüyle yoğunlaşmanız teknik olarak mümkün olmasa bile, en azından bir ayağınızın ara-sıra burada olması hem sizin için, hem de bilim için hayati öneme sahip. Keyifli okumalar.
400 syf.
Ziyauddin Serdar, Pakistan asıllı Müslüman bir İngiliz. Modernist fikirli ve geleneksel İslam anlayışına mesafeli bir yaklaşıma sahip. Bu eserinde 70'li yıllardan başlayıp 2000'lerin başına kadar geçen "cenneti arama" serüvenini akıcı bir üslupla anlatıyor. Hikaye, yazarın kapısına dayanan bir irşad grubunun peşine takılıp yollara düşmesi ile başlıyor. Aradığını onlarla bulamayan Serdar, kendisini cennete götürecek yolu tasavvufta aramaya başlıyor ve yolu Ortadoğu coğrafyasına düşüyor. Uzun süren yolculuğu neticesinde tasavvufun özüne bugün ulaşmanın mümkün olmadığı ve kişinin cennet yolculuğunu kendi içine doğru yapması gerektiği sonucuna ulaşıyor. Serdar'ın kapısını çalanlar asla tükenmiyor. Kapısını her çalan onu ümmet adına bir mücadeleye davet ediyor. Yolu Suudi Arabistan'a, İran'a, Pakistan'a, Suriye'ye, Irak'a, Türkiye'ye, kısacası İslam coğrafyasının dört bir yanına düşüyor. Bütün bu yolculuklar yeni insanlarla, yeni İslami hareketlerle, yeni ekollerle tanışmasına ve "doğru olanın" hangisi olduğunu daha fazla sorgulamasına neden oluyor. Kitabın içerisinde Usame bin Ladin'den Ziya'ül Hakka, Enver İbrahim'den Ekmeleddin İhsanoğlu'na kadar pek çok tanıdık ve önemli simaya rastlamak mümkün. Cenneti Arayan Adam, doğru olanın ne olduğunu sorgulayan Müslümanlar için muhakkak okunması ve tabii ki yine bizatihi bu insanlar tarafından sorgulanması gereken bir kitap.
400 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10
Ziyaüddin Serdar 1980’li yılların ikinci yarısında daha çok Inquiry dergisi vesilesiyle tanıdığım bir yazardı. Bu yüzden otobiyografisini, haberdar olur olmaz, okudum. Ziyaüddin Serdar’ın hareketli entelektüel hayatı Şeyh Nazım, Abdülkadir es-Sufi, İsmail Raci Faruki, Ekmeleddin İhsanoğlu, Enver İbrahim ile kesişmiş, yazar Malik bin Nebi, Mevdudi, Malcolm X, Burhaneddin Rabbani, Gulbettin Hikmetyar, Ahmet Şah Mesut, Ziya ül Hak, hatta Usame bin Ladin ile tanışmış. Serdar yaklaşık otuz yıllık dönemde İslam coğrafyasındaki fikri akımları (bazen birinci elden olmak üzere) derinlemesine anlatıyor. Anlatımı bıraktığı noktada günümüz müslümanlarından maalesef ümidini kestiği ise açık. Müslümanların yaklaşımlarının daha yumuşak, şiddetten uzak, sanata ve insanı insan yapan değerlere açık olması gerektiğini güzelce anlatıyor. Peki bunları bu kitapta ve sayısı elli civarında olan diğer kitaplarında anlatmış olmasının faydası olmuş mu? Maalesef hayır. Kitap on yedi yıl öncede kalmış ama bu yıllardaki gidişat da gerek müslümanlar gerekse tüm insanlık için ne yazık ki, iyiye doğru değil. Kitabı bu hislerle ve bir gün bir müslüman entelektüelin çok daha güzel şeylerden bahsedeceği bir otobiyografi yazacağı ümidiyle okudum.
95 syf.
·1 günde·Beğendi·5/10
Kristof Kolomb'un Amerika'yı keşfiyle başlayan sürecin kısa bir hikayesi anlatılır. Anlatım, biz ve ötekiler üzerinden yürür. Biz dedikleri Batı kültürü yani keşfe çıkan ya da emperyal bir sevdayla yola çıkan ile öteki dedikleri, Hristiyan Batı kültürü dışındakiler arasındaki çatışma kastedilir. Bu yeni dönemde Batı, öteki dedikleri ve hatta barbar, yamyam dediklerine 'medeniyet' götürme sevdasına kapılır. Çünkü, medeni onlar idi, diğerleri ise gayri-medeni. Bu barbar, yabani, hatta yamyam halkların da önce ehlileştirilmesi sonra medenileştirilmesi gerekli diyerek Batının hücumu anlatılır.

Medeniyet götürme işi Batı'nın 'Haçlı Seferleri' ile başlar. Kendisi gibi olmayan herkesi barbar, yabancı olarak gören 'batı düşüncesi' 1. Haçlı Seferleri'nden itibaren yola gelmeyenleri yola getirmek için en iyi bildiği aracı kullanır: Öldürmek.

Medeni ve gayri-medeni kavramları Batı yani Katolik Hristiyanlığın bakış açışına göre şekillenmesi anlatılır. Eski Yunan ve Roma'nın kendisinden olmayanları ya da belli sınırın dışındakileri 'barbar' diye sınıflandırması daha sonraki yansımasını ise Haçlı Seferleri ile olur.

Medeniyetin ne olduğuna kendi karar veren Batı'nın 1492 Kristof Kolomb ile yeni yerler keşfetmesi medeniyeti de oraya taşımasına yol açar. Beyaz, Katolik, Hristiyan ve medeniyet.

Batı'nın yeni yerler keşfetmek için ya da Hindistan'a farklı yollardan ulaşmak için çıktığı deniz yolculukları, Batı'nın bir yerleri keşfi ile sonuçlanırken, o keşfedilen yerlerde bulunan insanlar ise farklı bir durumla karşı karşıya kalır.

Küçük boyutlu, dar kapsamda ele alınan konu, genel okuyucu yerine özellikle okumak isteyenlere hitap eder niteliktedir.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ziyaüddin Serdar
Unvan:
Yazar
Doğum:
Pakistan, 1951
1951 yılında Kuzey Pakistan'da doğdu. Çok genç yaşta, ailesiyle birlikte Londra'ya göçetti. Londra'daki City Üniversitesi'nde fizik ve iletişim bilimleri okudu.

Yazar istatistikleri

  • 3 okur beğendi.
  • 37 okur okudu.
  • 5 okur okuyor.
  • 64 okur okuyacak.