Zübeyde Abat

Zübeyde Abat

ÇevirmenEditör
8.3/10
2.104 Kişi
·
6.849
Okunma
·
0
Beğeni
·
179
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
325 syf.
·6 günde
Algernon’a Çiçekler’i sevmedim, bu konuda netim. Sebebi de bu tür kitapların artık bünyeme zayıf gelmesinden sanırım. Hikaye güzel, anlamlı. Ona bir şey demiyorum. Tam da benim meslek alanımla ilgili. Sadece benim edebiyat görüşüme ters. Doğrudan benim meslek alanımı ilgilendirdiği için bu kitabı özel gereksinimli bireylere yönelik tutumlar açısından değerlendirmeyi daha faydalı buluyorum.

Öncelikle etiketleme konusunda anlaşalım. Etiketleme bir nevii karşımızdaki kişiye sen busun deme şeklidir. Sen busun’lar genelde olumsuz özelliklerin nitelenmesinin bir ürünüdür. Tüm biyolojik, çevresel, kültürel, psikolojik vb. etmenler göz ardı edilir. Örneğin ‘köylü bu, cahilin biri’ ya da ‘sakat bu, yardıma muhtaç’ gibi etiketlere maruz kalan kişiler toplumsal normsuzlaştırmaya itilen, dışlanmaya davet edilmeye çalışılan kişilerdir. Bu yüzden karşımızdaki kişinin özelliklerini, gereksinimlerini bilmeden onlar hakkında konuşmanın saçma etiketlere yol açacağını aklımızda tutalım. Duruma engelliler açısından bakarsak bunun daha ciddiye alınması gerekir. Engellileri adının dışında illa başka bir ifadeyle niteleyeceksek moron, embesil, gerizekalı, özürlü gibi kelimelerin taa mağara devri zamanlarından kalma, kaba ve en etiketleyici ifadeler olduğunu unutmalayım. Aslında engelli nitelemesi de etiketleyicidir. Artık akademik alanda ‘engelli’ yerine ‘özel gereksinimli birey’ nitelemesi daha az etiket içerdiği ve daha geniş kapsamlı olduğu için daha çok tercih ediliyor. Sadece engel türü(zihin, görme, fiziksel...) işin içine girince engelli nitelemesi kullanılıyor. Biz günlük hayatta özel gereksimli kişileri kendimiz gibi bir birey olarak görüp adlarıyla hitap etmeye çalışalım.

Şimdi özel gereksinimli bireylere yönelik olumsuz tutumların nasıl oluştuğuna bakalım. Tutum kişi, küme, nesne ya da düşünlere yönelik oldukça süreklilik gösteren önceden biçimlenmiş duygu, düşünce ve inançlar bütünüdür. Tutumların oluşması ilk olarak ev ortamında yani anne babaların taklit edilmesi yoluyla öğrenilir. Çünkü çocuklar anne babanın yaptıklarının aynısını yaparak onaylanmak isterler. Çocukluktan kazanılan tutumlar üniversite, askerlik gibi heterojen ortamlarda değişme gösterebilir. Çocukların özel gereksinimli bireylere yönelik olumsuz tutumları anne babaların onların yanlarına gitmemeleri, oyunlarına almamaları, uzak durması şeklindeki önerileriyle başlar. Çünkü annelerin hep bahsettiği öcüdürler onlar!

Tutumlar kısaca yukarıdaki gibi oluşur. Özel gereksimli bireyleri önce insan olarak görmeyip yetersizliğini ön plana çıkarınca toplumda bağımsız yaşamalarını kolaylaştıracak düzenlemeler de ihmal edilir. “Sağlamlar dururken onlar mı kaldı” ifadesi bu durumun en acı göstergesidir.

Yeri gelmişken bir yanılgıyı düzeltmeye çalışalım. Bunun içinde yetersizlik ve özür kavramlarını irdeleyelim. Yetersizlik bedenin biyofiziksel ve kimyasal yapısının zedelenmesi sonucu organın yokluğunu ya da bozuk olduğunu ve işlevini yerine getiremediğini belirtir ve nesneldir. Özür ise, yetersizlikten dolayı kişinin toplumsal ve duygusal davranışlarında görülen sapmalardır ve özneldir. Yani kişi özürlü doğmaz. Bu toptan yanlış bir ifadedir. Özrü toplum yaratır. Kitabı okuyanlar Charlie’nin yaşadıklarına şahit oldular. Charlie zeka seviyesi düşükken de toplumda kabul görmez, ezilir; zeka seviyesi yükseltildiğinde de kabul görmez, ezilir. Halbuki toplumda bağımsız yaşamasına bir engel yoktur.

Peki bunların önüne nasıl geçeceğiz? Özel eğitim camiasının yıllardır cevaplamaya çalıştığı bir soru. Daha doğrusu cevabını topluma kabul ettirilmeye çalışılan bir soru. Cevabı çok da basit. Tutumların değişmesinde etkili ilk yöntem etkileşimde bulunmadır. Çocuklarımıza onlarla etkileşimde bulunduğunda bir zarar gelmeyeceğini, onun önce bir insan olduğunu kavratmalıyız. Tabii bunun için de önce anne babaların kendilerinin olumlu bir etkileşim içinde olması gerekir. Bırakın parkalara beraber oynasınlar. Çok mu zorunuza gider bu? Siz de özel gereksinimli bir bireyle otobüste yan yana oturun, aynı iş yerinde çalışın sizin bizim gibi insan olduklarını göreceksiniz.

İkinci etkili yöntem ise bilgilendirme. Doğru bilgilendirme. Yukarıdaki yetersizlik özür ikiliğinin net bir şekilde açıklanması gerekir. İnsanları bilgilendirmeye çalışırken de yerinde sen olsaydın neler hissederdin gibi olumsuz empativari cümleleri kurmamaya özen gösterelim. Bu tür cümleler acımayı beraberinde getirir; acıma da soysuzlaşmanın işaretidir. Çok basit, özünde herkes insan, bunu kabul edelim. Gerisi hallolur.


Ankara ekibine de artık isyan etme derecesine geldim. Lütfen kitap seçiminde İstanbul, İzmir ve Bursa ekiplerini biraz örnek alalım. :)
538 syf.
·6/10
Dave Gurney serisinin bu kitabı içimdeki şeytanı bir türlü uyandıramadı. Çok vasat buldum. Hiç heyecan vermedi sıkılmaktan kitabı kemirdim. Beklettim başka kitaplara geçtim yine kürkçü dükkanına döndüm. Yok olmadı. ilk 300 sayfayı boşuna okudum bu 300 sayfayı okumak 5 ayımı aldı. Arada bir yığın kitap bitirdim. Kitap türü polisiye gerilimdi ancak Gurneyin karısı ve oğlundan yoğunca bahsedildi. Hayır gayet hoş betimlemelerde gayet güzel edebi cümlelerle anlatılmış beğendim beğenmesine anca beklenti gerilim olunca insan sıkılıyor.

Neyse kitabın konusuna geçersek. Emekli dedektif Gurney gazeteci bir kıza on senedir çözülemeyen faili meçhul seri cinayetleri konu alan bir TV programı için danışmanlık yapmaktadır. Danışmanlık yaparken yaptığı araştırmalarda bazı ipuçlarını çözmeye çalışarak katili bulur.

Katil bulundu ancak benim bir sürü sorum cevapsız kaldı. Neden çeşitli oyuncaklar kullanıldı, neden sonraki cinayetlerde silah yerine buz kıracağı kullanıldı. Neden neden. Yok işte cevap yok
325 syf.
·2 günde·8/10
Algernon'a Çiçekler başlığını okuyunca yüksek ihtimalle hepinizin zihninde bir şahıs canlanmıştır. Ki benim için durum tam da böyle oldu. Sizi Algernon ile tanıştıracağım fakat öncelikle her şeyi bir kenara bırakıp empati yapalım istiyorum.

Normal insanlara göre zekâ seviyesi düşük bir insansınız ve her zamanki gibi normal bir günün sabahına uyandığınızı düşünün. Daha düne kadar okuma-yazma bilmeyen, insanlar tarafından aşağılanan, sürekli üstüne gülünen, ailesi tarafından bile terk edilmiş bir insan iken bir sonraki gün bir dahi olduğunuzu hayal edin. Epey uzun bir sıçrayış, bir kilometre taşı, mucize dediğinizi duyar gibiyim. Yaşam bambaşka bir akışa kavuşur sizin için. Yepyeni bir insan, yepyeni hayaller, yepyeni bir gelecek... Charlie Gordon da kısmen böyle bir durumla karşı karşıya kalan bir karakter.

Eserde zekâ seviyesi fazlasıyla düşük bir insanın, bilimsel bir deneyde denek olarak kullanılıp dahi konumuna gelmesi konu ediniliyor. Malûmdur ki hiçbir şey sorunsuz ya da mükemmel ilerlemiyor bu hayatta. Dolayısıyla bu bilimsel çalışmanın da olası sonuçları var. İşte eser Charlie'nin bir moron iken dahiliğe yaptığı ilginç yolculuğa ve bu süreç sırasında açığa çıkan duygu ve düşünce dünyasına değiniyor. Tabi bir de Algernon var bu tabloda. Algernon ise bu deneyin ilk kobaylarından olan bir fare. Eserde Algernon ile Charlie arasındaki rekabet, dostluk ve bağlılık da yansıtılıyor.

Algernon'a Çiçekler ile ilk olarak şu an ismini hatırlayamadığım bir eserde karşılaşmıştım. İsminin farklı olması epey dikkatimi çekmişti. Kitabı okumaya başladığımda ise ilk sayfada kelimelerin yazılışı konusunda pek çok yanlışlık gözüme çarptı. İlerleme yerine 'ilerneme', rapor yerine 'rapur' yazılması gibi bariz hatalar vardı. Bir an yayınevinden kaynaklı bir hata var sanırım diye düşündüm ve bu durum hoşuma gitmedi. Diğer sayfaya geçince özellikle bu şekilde yazılmış olduğunu fark ettim. Karakterimizin zekâ seviyesinin bir yansıması olarak özellikle yanlış yazılan kelimeler mevcut. Görünce ilk anda benim gibi şaşırmayın sevgili okuyucu. :)

Kitabın anlatım tarzı oldukça akıcıydı. Okuyucuya başına bir tokmak indirircesine mesajlar vermesi en güzel yönüydü bana kalırsa. Zira hepimizin çevresinde, belki yakınları arasında, belki ailesinin içinde bedensel ya da zihinsel engelli insanlar mevcut. En önemlisi bir saat sonra hiçbirimizin aynı duruma gelmeyeceği konusunda bir garantisi yok fakat buna rağmen çoğu zaman bırakın bu insanlarla empati kurabilmeyi; onlara kötülük yapan, onları istismar eden şahıslar var ne yazık ki. Hatta sırf böyle bir çocuğa sahip olduğu için onu istemeyen, dışlayan, bakımevlerine terkeden aileler çoğunlukta. Maddi gücünüzle ona lüks bir bakımevinde, rahat koşullar sağlayabilirsiniz belki evet ama bu ondaki sevgi boşluğunu hiçbir zaman doldurmayacaktır. Charlie'nin hikâyesini okurken insan kendini bu noktada sorgulamadan edemiyor. Bu durum kitabın en büyük kazanımlarından biri.

Hem kapak ve sayfa kalitesi bakımından hem de kalın bir eser olmasına rağmen olayların akıcı bir üslupla anlatılması yönünden güzel bir eserdi. Mühim olan 325.sayfayı okuyup kapattıktan, yani kitabı bitirdikten sonra kitapta ele alınan olguya dair hayatımızda yanlış bir şeyler varsa bunları değiştirebilmek. Hep diyoruz ya hani, sevginin iyileştiremeyeceği hiçbir canlı yoktur diye; sevgimizi ve ilgimizi onlardan esirgemeyelim. Güzel bir abimizin dediği gibi "Dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak her şey."

Sevgiyle kalın, bu arada Algernon'a çiçek götürmeyi de unutmayın. :)

"Kollarına yetişkin bir adamı alıp bu şişeyle onu beslemeye hazır olan kaç kişi tanıyorsunuz? Veya bir hastanın onu baştan aşağı idrar ve dışkıyla sıvaması riskini göze alabilecek? Şaşırmış gibisiniz. Anlayamazsınız, nasıl anlayabilirsiniz ki, siz araştırmalarınızı fildişi bir kulede yapıyorsunuz, öyle değil mi? Bizim hastalarımız gibi en basit insani deneyimden mahrum olmanın nasıl bir şey olduğunu siz nereden bilebilirsiniz ki?"
325 syf.
·8 günde·10/10
''Ben akıllı olmak istiyorum. Benim adım Charlie Gordon. Donnerin fırınında çalışıyorum. 32 yaşındayım.''
Bir fırında çalışırken mutlu, öğrenme isteği ile dolu bir adam. Çocukluğuna götürüyor bizi. Charlie, babası ve Alice bu kitabın en güzide karakterleri. Çünkü insanı olduğu gibi kabul eden bir yapıları var.

Kitabı okumaya başladığımda ilk dikkatimi çeken şey kitabın konusundan ziyade kurgusu gereği sayfalar boyunca yapılan yazım yanlışları, eksik olan noktalama işaretleriydi.Bunun sebebini sonradan anlayacaksınız .
Bilimsel bir deney için kobay olarak seçilen Charlie'nin ıq seviyesi yükseldikçe, eskiden yaşadıgı aşağılanmaları farketmesi ve akıllandıkça giderek yalnızlaşması cok etkileyici. Zekâ ve sosyal ilişkiler, ahlak ve cinsellik, birey ve toplum ilişkileri olağanüstü bir doğallıkla kaleme alinmis.Zekâ geriliği olanlara karşı toplumun yanlış önyargılarını silip atıyor. Ahlâkî konularda çocuk gözü ile başlayıp bir yetişkin gözü ile yerinde tespitlerde bulunuyor.

Seni çok sevdim Charlie, tüm anlama kabiliyeti zayıf olan insanlara çok saygı duydum.
düşük bir IQ ile dünyaya gelmiş kimseyi düşlerime kattığımı, onları anlamaya çalıştığımı hatırlamıyorum. Bu zamana kadar engelli insanlar için empati yapmış iken “kör,sağır,uzuv eksiği olan için” IQ geriliği olanları nedense hiç hesaba katmamışım ! yaşadığı zorlukları , ötekileştiriliyor olmalarını , alay konusu olduklarını ve bunun farkına bile varmamaları etkileyici ve açık bir şekilde dile getiriliyor ...
Üzülecek,
Ağlayacak
Ve sonunu tahmin edebiliyor olmanıza rağmen öyle olmaması için içten içe ümitle sayfaları çevireceğiniz bir kitap .
Okuyun , okutun ....
256 syf.
·7 günde·8/10
Bu kitap için ne denir ki bilemedim...
Kitabın büyük oranda vahşet içerdiğini okumadan evvel biliyordum ve böyle şeylere tahammülüm yüksek olduğundan korkmadan başladım. Buna rağmen ilk 90 sayfa işkence gibi geldi bana. Baş kahramanımız 16 yaşındaki Frank'in günümüzde yaptığı hayvan katliamları esnasında daha evvelden gerçekleştirmiş olduğu üç cinayetine flashbacklerle geri dönüp anlatmasından ibaret geldi bana. Yani bir konu içinde vahşet bir araçsa tahammül edilebilir ama bu kısımlarda sadece vahşet için vahşete tanık oldum ve hiç haz etmedim. Zaten bu 90 sayfayı yaklaşık 5-6 günde okuyabilmişim. Kitap masamda, baş ucu komidinimde, çantamda; gittiğim her yerde benimle ama o kapağı açıp da devam etmek istemedim bir türlü.
Artık bu sabah sıkıldım ve elimde daha fazla sürünmesin diyerek hızlıca bitirmeye karar verdim...
Kitabın ortalarından sonra bence yazar da karaktere daha bir ısınmış gibi hissettim. İlk başlarda olan ve vahşetlerin tariflendiği olaylar bol tasvir ile yoruyordu. Sonrasında yavaş yavaş tasvirler yerini karakterin iç hesaplaşmalarına ve değerlendirmelerine bıraktı. Buralarda çok güzel, vurucu yorumlar vardı. Yine bu sayfalarda (sonradan anlıyoruz) kitabın finaline dair ip uçları serpilmişti. Hızlı ve ilk kısma göre oldukça keyifli ilerleyen bir kısımdı.
Sonuç ise... Tamamen ters köşe yaptı. Kitabı okurken kafamda klişeleşmiş 3-5 olası sonuç belirlemiştim ama buna rağmen tutturamadım.
Yazar aslında kendini bilim kurgu yazarı olarak tanımlıyormuş, yazdıklarına yayın evleri surekli ret cevabı verince kendisini bu tarz bir kitaba yöneltmiş. Zaten bu kitabı önceki yayımlanmamış denemelerine göre daha kısıtlı bir paletle yazdığını söylüyor. Sonsozu de okuyunca çıkardığım sonuç şu oldu. Yazar zeki, hayal gücü kuvvetli... Ama hayat şartları onu piyasa kitabı yazmaya zorlamış ve o da yazmış. Çarpıcı, vurucu, çoğu piyasa kitabına göre dolu dolu ve etkileyici ama sonuçta piyasa kitabı... Bu başarısından sonra diğer kitapları da yayınlandı mı bilmiyorum ama onlar için umutluyum.
538 syf.
·Beğendi·10/10
Kitap da Kim adındaki bir kızın ödev konusu olan ve 10 yıl önce işlenen 6 tane cinayetin ailelerine ulaşıp hissettikleri acıyı anlamalarını istemektedir bu bir TV programına konu olmuştur ve katil de dedektif ve Kim'e mesaj gönderimde bulunmasına sebep olmuştur. Sayfa sayfa katili bulma çabası anlatıyor. Gerçekten muhteşem ötesi bir roman :-):-):-):-):-):-):-)
325 syf.
Kitabı okuyalı epey oldu aslında ama karantina günlerinde bir uğraş lazım. Kpss çalışmaya bugün mecalim olmadığı için boştayım ama "Bir işi bitirince hemen ötekine koyul" ayeti gereğince çok sevdiğim bu kitabı incelemek istedim. Bir kişinin bile okumasına sebep olursam çok mutlu olacağım bir kitap bu.

Charlie Gordon düşük bir IQ seviyesine sahip; masum, temiz fikirli, aklından sadece iyilik geçen güzel bir adam. Charlie Gordon ismini silip boşluk doldurma sorusu olarak burada sorsak birçoğumuz boşluğa Forrest Gump ismini yazacaktır ama Charlie'nin hikayesi de en az Forrest'in hayatı kadar duygu dolu ve etkileyici. Charlie bir fırın işçisiyken ve kendi IQ düzeyinde okul dersleri görürken alanında çok iyi bilim adamları tarafından bir deneye alınır. Charlie'nin tek isteği vardır: Akıllı bir adam olabilmek... Charlie'nin zekasını ve biliş düzeyini arttıracak bu deney birçok doktor ve Charlie'nin bireysel öğretmeni tarafından takip edilir ve Charlie bu süreçte sürekli günlüğe benzer bir şekilde ilerleme raporları tutar. Bu yüzden kitabın ilk bölümleri yazım hatası ile dolu olur. Ama zamanla yani deney etkisini gerçek anlamda göstermeye başladığı zaman Charlie'deki değişim başta fırında çalışan arkadaşları olmak üzere birçok insan tarafından tam bir şaşkınlık sebebi olur. Charlie deney öncesinde kendisini salak yerine koyan, onu küçümseyip dalga geçen saygıdeğer(!) arkadaşları tarafından bu seferde kıskanılmaya başlar. Charlie'nin onlardan tek beklentisi ise sevilmesi ve ona değer vermeleriydi. Ama kitabın hikayesi daha sonra, sıradan bir fırında sıradan bir çalışan olan Charlie'den çok daha öteye evrilecektir.
Ha bu arada geçen gün filmini de izledim o da gayet güzeldi ama kitabı okunmadan izlemenizi tavsiye etmiyorum. https://youtu.be/8VNFv0Tambg
256 syf.
Sarsıcı bir kitap, sarsıcı bir son. Okuduğunuz şiddet afallamanıza neden oluyor. Bu şiddetin bir çocuk tarafından yapılması etkiyi arttırıyor sanırım. Aslında hüzünlendiriyor ama bir yandan da isyan ettiriyor.
Hikayede baş kahramanımız Frank ve onun ağzından hayatını, yaşadığı küçük dünyayı dinliyoruz. Kardeşine, kuzenlerine ve hayvanlara yaptığı şiddete tanık oluyoruz, tuhaf olansa farkında olmadan seviyoruz bu Frank'i. Geçmişinde yaşadığı travmatik olayın kendi kurduğu dünyasındaki etkilerini izliyoruz bir nevi. (İzliyoruz demişim, düzeltmek istemedim anlatımın benim üzerindeki başarılı etkisini gösteriyor çünkü).
Bir çırpıda okunup bitirilecek bir kitapmış gibi dursa da oturup üzerine bütün gün kafa patlatılacak cümlelerle de karşılaşıyoruz.
Çok beğendim efenim, okunacaklar listenizde bulunsun isterim.
256 syf.
·2 günde·4/10
Yazarın kendi dediği gibi .aslında bu kitabı yazmayı hiç istememiş ..yazdığı 3 bilimkurgu kitabı yayınevlerinden geri cevirilince oturmuş "eşekarisi fabrikasını "yazmis...kısacası o yazmasa bende okumasam olurmuş. ..
325 syf.
·2 günde·Puan vermedi
1k Ankara Buluşması için okuduğum bu kitabı bitirdikten sonra kendi kendime şunu dedim; "Gerçekten çok ama çok zenginsin Alper." 32 yaşındaki IQ seviyesi düşük olan Charlie yazdığı bu günlüğünde hepimize ayrı ayrı dersler veriyor. Çevremizdeki bu tür insanlara adeta farkındalık sağlıyor. Peki Algernon kim? Ben Algernon'un bir bayan olduğunu düşünmüştüm. Ama bayan değil hatta insan değil. Ne olduğunu okuyunca öğrenin. Charlie bize şunu demek istemiş bence günlüğünde. "Ey insanoğlu dünyada azmedip de yapamayacağıniz birşey yok. Yeter ki azmedin ve sağlığınız için Allah'a şükredin!" İlk başlardaki Charlie'nin harf ve kelime hataları beni taa ilkokuluma götürdü. Selma hocama bir gün, "Öğretmenim ben asla yazamayacağım, beceremiyorum" diyerek ağlamıştım. O da bana aynen şunu demişti. "Sen kocaman bir adam olacaksın, asla pes etme!" Kocaman bir adam oldum mu bilmiyorum ancak pes etmemeyi öğrendim Selma hocam sayesinde. Hayatımda yeri büyük olan bu sözleri altın levhalara yazıp öğretmenime hediye edeceğim İzmir'e gidip. İstifade etmeniz dileğimle...

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 6.849 okur okudu.
  • 209 okur okuyor.
  • 3.310 okur okuyacak.
  • 127 okur yarım bıraktı.