Zübeyde Abat

Zübeyde Abat

ÇevirmenEditör
8.4/10
4.006 Kişi
·
13bin
Okunma
·
1
Beğeni
·
385
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
325 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
Bilmek mi daha kötü yoksa bilememek mi? Bilemedim.

En iyi roman ve en iyi kısa öykü ödülü alan, sonrasında filmi de yapılan bu kitap bana, bazı şeyleri tekrar düşünüp değerlendirmemi sağladığı için yazarına teşekkür ediyorum.

İnsanlar arasındaki engellerden en büyüğü kuşkusuz zekâymış. Her şeyin fazlası zarar, azı yetersiz olduğu gibi; zeki olmanında fazlası ve azı bizim için sorun yaratabiliyormuş.

Çok zeki olan bir insan, diğer insanlarla iletişim kurarken zorlandığı gibi; zekâ seviyesi çok düşük olan bir insanın da diğer insanlarla iletişimi aynı derecede zordur.

Buna karşın; insanların kendi zekasından üstün olanlardan korkup nefret ettiklerini ama kendi zekasından düşük olanlardan hiçte korkmayıp sevdiklerini de öğrendik.

Sorgulamayan, itaat eden, bilmeyen ve çok düşünmeyen insanları daha çok severiz çünkü bize sorun çıkarmazlar. Onlara ne istersek yaptırabiliriz. Aksine bilen, sorgulayan ve düşünen insanlara diş geçiremeyiz. Bunun sonucunda belkide biz onlara itaat etmek zorunda kalırız. Kendimizden üstün zekâlı olanları sevmeyip, kendimizden düşük zekâlı olanları sevmemiz belkide bu sebepten.

Bir de şunu sorgulamak gerekiyor; Zeka seviyesi düşük olan insanları kendimize eğlence yapmaya bayılıyoruz da, bunları yaparken bizden daha zeki olan insanların olduğunu hiç düşünmüyoruz.

Belki üstün zekâya sahip insanlar da bizleri 'eğlence' yapıyorlar da biz farkına bile varamayacak kadar gerideyiz onlardan.

Peki, bizden zeki olanlardan nefret ettiğimiz halde neden bizim 'eğlence' yaptığımız düşük zekâlılar bizden nefret edemiyor?

Çünkü onlar, bizim eğlencemiz olduğuna farkına varamayacak kadar düşünemiyorlar. Bu onların suçu değil tabiki de. Ama bizler onları 'eğlence' yapabilecek kadar düşünebiliyoruz. İşte bu bizim suçumuz.
#67877666 #67878949
Sonuç? Zekâ seviyesi düşük olmak bir engel değildir. Zeka seviyesi düşük olan insan engelli de değildir. Ortada bir engel varsa; bizim, onların sadece 'düşük zekâlı' olduğunu düşünemeyecek kadar gerizekalı olmamızdır.

Son olarak; İnsanların kendilerini olduğundan çok daha fazla zeki göstermeye çalıştıklarını da maalesef öğrenmiş olduk. Bunun sonucunda, insanların bulunduğu konumu veya yaptığı işi bize zeki olduklarını kanıtlamaz. Demek ki insanların zeki olduklarını, onlara bakarak anlayamayız. Dolayısıyla önyargılarımızı da kırmalıyız. Tanıştırayım; Kendilerini olduğundan çok daha zeki gösterenler, gerizekalı olanların bir üst seviyesi insanlardır.
• • • •
Kitabı okuduktan sonra sorguladığım bazı düşünceleri sizlerle paylaştım. Sizlerde bu kitabı okursanız daha farklı, daha da güzel sorgularsınız ve daha güzel sonuçlar çıkartırsınız.

Bütün incelemelerde kitabın içeriğinden gayet güzelce bahsedilmiş. Dolayısıyla içerik hakkında yazmaya gerek duymadım. Ben sizlere bu kitabı, içerikle değilde bende düşündürükleriyle tavsiye ediyorum. Fakat kitap hakkında aşağıdakileri söyleyebilirim.

Üslubu çok farklı ve güzel. Daha önce bu tarz anlatıma sahip bir kitaba rast gelmedim. Konusu da çok farklı ve enteresan. Kurgusu mükemmel, sayfa sayısı uzun olmasına rağmen çok hızlı okutturdu kendini. Gerçekten çok güzel hikayeydi. Charlie'yi sizde çok seveceksiniz. Ben şahsen ona çok üzüldüm. Mesajı da gayet açık olan bir kitap. Tavsiye edilmesi kesin olan bu kitabı sizlerde kesin okumalısınız.

Tabi ki Algernon'a Çiçeksepeti'nden bir çiçek yollarsınız artık.

Saygılarımla...
325 syf.
·1 günde
Sanırım uzun süre etkisinde kalacağım bir kitap olacak Algernon'a Çiçekler.. Bu kitabı okuduktan sonra hüngür hüngür ağladığıma inanamıyorum. 'Moron- Dâhi' Charlie Gordon'un hikâyesi beni alt üst etmiş durumda. Bu okunmaya değer kitap tavsiyesi için Serhat 'a çok teşekkür ediyorum. ( Uygulamanın bana kazandırdığı en güzel şey bu sanırım: iyi kitap tavsiyeleri almak )

« Tüm hayatı boyunca yarı uyur yarı uyanık kalmış bir adam gibiyim, uyanmadan önce nasıl biri olduğunu bulmaya çalışan...»(79)

★ Kitaptaki hikaye, 70 IQ'su ile haftada 11 dolara fırında çalışan, tuvaletleri temizleyen, yerleri süpüren 32 yaşındaki Charlie Gordon bir morandan nasıl bir dâhiye dönüştüğü hakkında. Oğlu, diğer herkes gibi olmadığı için ondan utanan bir anne; kendisinden daha çok ilgilenildiği için onu kıskanan bir kız kardeş (Norma); elindeki parayı doktorlara, hocalara harcamaktan, evdeki tartışmalardan bıkmış, berber dükkanı açmak isteyen bir baba. Tüm bunların arasında Charlie; 'doğanın bir hatası gibidir.' Charlie’nin ailesiyle ilgili hatırladığı şeyler onun bir moron olmasından kaynaklanan korku, suçluluk duygusu ve utanç...

« Norma bizim bahçemizde bir çiçek gibi açtığında, ben yabani bir ot olmuştum. Sadece kimsenin beni görmediği köşelerde ve karanlık yerlerde yaşamama izin verilecekti.» (157)

★ Doktor Strauss ve arkadaşlarının daha önce fare Algernon üzerinde yapmış oldukları beynin hasarlı bölümüne müdahale ilgili çalışmaları, Charlie'ye yapılacak ve o, -ameliyatla zekası artırılan ilk insan- olacaktır. Özlemini duyduğu diğer insanlar gibi akıllı olabilecektir. Ancak sonradan kazanacağı bu zekanın bir bedeli vardır. Charlie, ameliyat olmadan önce hayal ettiği dünya ile kavuştuğu dünyanın aynı olmadığını görecek. Zeka seviyesi 70'ten 180'lere yükselirken geçmişle ilgili silik anıları gün yüzüne çıkacak, Charlie için tüm bu yaşananlar acı vermeye başlayacaktır.

« “Bu kadar,” dedim “Bu labirentte koşmaktan yoruldum. Artık bir kobay değilim. Şimdi çıkmaz bir sokaktayım ve söylenebilecek tek şey bu.»

★ Toplumun Charlie gibi 'özel gereksinimli çocuklar/bireyler'e nasıl baktığını gösteren, sorgulayan/sorgulatan bir kitap Algernon'a Çiçekler.. Dr. Straus ve ekibi için Charlie, incelenmeye devam edilmesi gereken bir denek'tir. Ailesi için 'diğer insanlar gibi' olması gereken, gerektiğinde bunun için şiddette maruz kalan, evden gönderilmesi gereken bir çocuktur. Fırında beraber çalıştığı arkadaşları için dalga geçilen bir 'gerizekalı'dır. Her zaman istediği kişi olmaya çalışırken 'yalnız' kaldığının farkına varıyor Charlie. Ve mutsuz.. Ve korkmuş...

« Algernon gibi ben de, etrafımda ördükleri kafesin içinde sıkışıp kalmıştım.»

★ Kitapla ilgili değinilecek çok konu var. Sayfa sayısı az, anlatılanların derinliği çok. Bu nedenle ben herkesin okumasını tavsiye ediyorum. Charlie'nin her şeyden öte bir birey olarak var olma çabası, her okuyana farklı tecrübeler kazandıracak. Ayrıca kitapta geçen hikayeyi; Charlie Gorden'ın 1 Mart'tan 21 Kasım'a kadar olan günlük ilerleme raporlarından okuyorsunuz. Bu raporların bu süreçte değişen yazma dili, imlası da çok şey ifade ediyor, sona doğru hüzünleniyorsunuz hatta benim gibi ağlıyorsunuz..
325 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Moronluktan dahiliğe, dahilikten tekrar moronluğa geçişin hikayesi. Bir insan aptalken mi mutludur, dahi ve yalnız olduğunda mı? İnsanın zihninin sınırlarını gördüğünüzde siz de çok şaşıracak ve hikayesinden çok etkileneceksiniz. Ağlayarak bitirdiğim, günlerce etkisinden çıkamadığım kitapların arasında üst sıralarda. Bu arada Algernon’un insan olduğunu sanıyorsanız yanılıyorsunuz.
325 syf.
·4 günde
(Bu bir inceleme değildir)
“Bazı kitapların sonunu getirmiyorum okumuyorum, biliyorum ki kötü bitecek devamını hayalimde canlandırıyorum” demişti bir arkadaş.. Ne kadar saçma bir düşünce demiştim :)) evet hala saçma olduğunu düşünüyorum ama zaten biz insanlar hep çok mantıklı şeyler yapmıyoruz. Kesinlikle bu kitapta öyle yapmalıydım. Kitabın bir yerinde bırakmalıydım okumayı. Keşke sonunu hiç bilmeseydim. Neden okudum ki sanki. Hala ağlıyorum. Neden böyle bitmek zorundaydı. Neyse harika mükemmel edebi içerik dolu yazımı burda noktalıyorum..
462 syf.
·3 günde
Dave Gurney, gerçekten özletiyorsun kendini! Kitap John Verdon' un muhteşem dedektif Dave Gurney serisinin 2021 yılı için son kitabı, umarım fazla beklememiz gerekmeden yeni bir maceraya atılırız. Serinin diğer kitapları sırasıyla,

Aklından Bir Sayı Tut
Gözlerini Sımsıkı Kapat
Şeytanı Uyandırma
Peter Pan Ölmeli
Kurt Gölü
Fırtınada Yanacaksın şeklinde.

Eserimize dönecek olursak -spoiler içerir- şehrin dışında, banliyöden bile uzakta, kırsalda eşiyle sakin bir hayat süren Dave Gurney -yazarın yaşantısına ne kadar da benziyor- çok eskilerden, fazla hoşlanmadığı ama bir vefa borcu olduğunu düşündüğü mesai arkadaşı Mike tarafından bu inzivadan uyandırılır.

Gurney bu davaya temkinli yaklaşsa da her zaman olduğu gibi olayın içerisinde bulur kendini. Tam ortasında. Larchfield kasabasının İmparatoru Angus' un cesedi, Harrow Hill' deki malikanesinde eşiyle ayrı olan yatak odasında ilginç biçimde bulunur. Olayın sansasyon etkisi oldukça büyüktür. İlki Larchfield gibi bir yerde cinayet işlenmesi, ikincisi ise maktülün imparator Angus olması.

Cinayet mahallinde yapılan incelemeler, alınan parmak izleri, cinayetten bir gün önce kilisenin çan kulesinden yıldırım düşmesi sonucu düşerek hayatını kaybeden Tate' i hedef göstermektedir. Bu sahne bana 2009, Warner Bros. yapımı Sherlock Holmes filmini aklıma getirdi. Orada da Lord Blackwood ölümünün ardından mezarında bulunamamıştı. Burada da Tate kilitli tabutunda bulunamaz. Olaylar bir anda paranormal bir boyuta dönüşür. En azından medya kendine güzel bir haber, dolayısı ile para kaynağı bulmuştur. Ayrıca kasabada cinayetler seri biçimde devam etmekte ve hepsi Bill Tate' i işaret etmektedir. O kadar yüksekten, yıldırım çarpması sonucu düşen biri ölmez mi? Hem doktor hiç yanlış ölüm raporu verir mi? Her zamanki gibi alkol aldıysa neden olmasın? Belki de Tate' in büyücü kız arkadaşıyla bir planları vardır. Belki kavgalı, eski hasım Belediye başkanı yapmıştır. Kim bilir. İşte insanlar bu senaryoları düşünürken, Gurney olan bitenin aslında göründüğü gibi olmadığını düşünmektedir.

Kitap süresince karakterlerden birçoğunun günahına girmiş bulundum, yazar gerçekten sırrını mükemmel saklamış. İlginç tesadüf ve telkinlerle katili kitabın sonuna kadar saklamayı başarmış. Gerçekten kurgusu mükemmel. Hele Hardwick eser miktar olsa da kitapta göründükçe heyecanım daha da arttı doğrusu. Kısacası yazar sonuç hakkında verip sır vermemiş. Ayrıca kitapta Gurney' in eşi Madeleine bu sefer baya sakin duruyor ama her zamanki gibi ilginç planlar devam ediyor, Lama beslemekte nedir?

Ben John Verdon' un tüm kitaplarını sırasıyla okudum ancak, kitaplardaki bağlantı sadece karakterler ve önceki olaylara minik göndermelerden öteye gitmiyor, o yüzden kitabı anlamak için sırasıyla okumak gerekmiyor. Dili herzamanki gibi sade ve akıcı, insanı sürüklüyor özellikle son 100 sayfa gerçekten heyecanlı. Gerçekten tavsiye ederim, keyifli okumalar.
325 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Algernon’a Çiçekler’i sevmedim, bu konuda netim. Sebebi de bu tür kitapların artık bünyeme zayıf gelmesinden sanırım. Hikaye güzel, anlamlı. Ona bir şey demiyorum. Tam da benim meslek alanımla ilgili. Sadece benim edebiyat görüşüme ters. Doğrudan benim meslek alanımı ilgilendirdiği için bu kitabı özel gereksinimli bireylere yönelik tutumlar açısından değerlendirmeyi daha faydalı buluyorum.

Öncelikle etiketleme konusunda anlaşalım. Etiketleme bir nevii karşımızdaki kişiye sen busun deme şeklidir. Sen busun’lar genelde olumsuz özelliklerin nitelenmesinin bir ürünüdür. Tüm biyolojik, çevresel, kültürel, psikolojik vb. etmenler göz ardı edilir. Örneğin ‘köylü bu, cahilin biri’ ya da ‘sakat bu, yardıma muhtaç’ gibi etiketlere maruz kalan kişiler toplumsal normsuzlaştırmaya itilen, dışlanmaya davet edilmeye çalışılan kişilerdir. Bu yüzden karşımızdaki kişinin özelliklerini, gereksinimlerini bilmeden onlar hakkında konuşmanın saçma etiketlere yol açacağını aklımızda tutalım. Duruma engelliler açısından bakarsak bunun daha ciddiye alınması gerekir. Engellileri adının dışında illa başka bir ifadeyle niteleyeceksek moron, embesil, gerizekalı, özürlü gibi kelimelerin taa mağara devri zamanlarından kalma, kaba ve en etiketleyici ifadeler olduğunu unutmalayım. Aslında engelli nitelemesi de etiketleyicidir. Artık akademik alanda ‘engelli’ yerine ‘özel gereksinimli birey’ nitelemesi daha az etiket içerdiği ve daha geniş kapsamlı olduğu için daha çok tercih ediliyor. Sadece engel türü(zihin, görme, fiziksel...) işin içine girince engelli nitelemesi kullanılıyor. Biz günlük hayatta özel gereksimli kişileri kendimiz gibi bir birey olarak görüp adlarıyla hitap etmeye çalışalım.

Şimdi özel gereksinimli bireylere yönelik olumsuz tutumların nasıl oluştuğuna bakalım. Tutum kişi, küme, nesne ya da düşünlere yönelik oldukça süreklilik gösteren önceden biçimlenmiş duygu, düşünce ve inançlar bütünüdür. Tutumların oluşması ilk olarak ev ortamında yani anne babaların taklit edilmesi yoluyla öğrenilir. Çünkü çocuklar anne babanın yaptıklarının aynısını yaparak onaylanmak isterler. Çocukluktan kazanılan tutumlar üniversite, askerlik gibi heterojen ortamlarda değişme gösterebilir. Çocukların özel gereksinimli bireylere yönelik olumsuz tutumları anne babaların onların yanlarına gitmemeleri, oyunlarına almamaları, uzak durması şeklindeki önerileriyle başlar. Çünkü annelerin hep bahsettiği öcüdürler onlar!

Tutumlar kısaca yukarıdaki gibi oluşur. Özel gereksimli bireyleri önce insan olarak görmeyip yetersizliğini ön plana çıkarınca toplumda bağımsız yaşamalarını kolaylaştıracak düzenlemeler de ihmal edilir. “Sağlamlar dururken onlar mı kaldı” ifadesi bu durumun en acı göstergesidir.

Yeri gelmişken bir yanılgıyı düzeltmeye çalışalım. Bunun içinde yetersizlik ve özür kavramlarını irdeleyelim. Yetersizlik bedenin biyofiziksel ve kimyasal yapısının zedelenmesi sonucu organın yokluğunu ya da bozuk olduğunu ve işlevini yerine getiremediğini belirtir ve nesneldir. Özür ise, yetersizlikten dolayı kişinin toplumsal ve duygusal davranışlarında görülen sapmalardır ve özneldir. Yani kişi özürlü doğmaz. Bu toptan yanlış bir ifadedir. Özrü toplum yaratır. Kitabı okuyanlar Charlie’nin yaşadıklarına şahit oldular. Charlie zeka seviyesi düşükken de toplumda kabul görmez, ezilir; zeka seviyesi yükseltildiğinde de kabul görmez, ezilir. Halbuki toplumda bağımsız yaşamasına bir engel yoktur.

Peki bunların önüne nasıl geçeceğiz? Özel eğitim camiasının yıllardır cevaplamaya çalıştığı bir soru. Daha doğrusu cevabını topluma kabul ettirilmeye çalışılan bir soru. Cevabı çok da basit. Tutumların değişmesinde etkili ilk yöntem etkileşimde bulunmadır. Çocuklarımıza onlarla etkileşimde bulunduğunda bir zarar gelmeyeceğini, onun önce bir insan olduğunu kavratmalıyız. Tabii bunun için de önce anne babaların kendilerinin olumlu bir etkileşim içinde olması gerekir. Bırakın parkalara beraber oynasınlar. Çok mu zorunuza gider bu? Siz de özel gereksinimli bir bireyle otobüste yan yana oturun, aynı iş yerinde çalışın sizin bizim gibi insan olduklarını göreceksiniz.

İkinci etkili yöntem ise bilgilendirme. Doğru bilgilendirme. Yukarıdaki yetersizlik özür ikiliğinin net bir şekilde açıklanması gerekir. İnsanları bilgilendirmeye çalışırken de yerinde sen olsaydın neler hissederdin gibi olumsuz empativari cümleleri kurmamaya özen gösterelim. Bu tür cümleler acımayı beraberinde getirir; acıma da soysuzlaşmanın işaretidir. Çok basit, özünde herkes insan, bunu kabul edelim. Gerisi hallolur.


Ankara ekibine de artık isyan etme derecesine geldim. Lütfen kitap seçiminde İstanbul, İzmir ve Bursa ekiplerini biraz örnek alalım. :)
325 syf.
·5 günde·Puan vermedi
PAYLAŞIRSANIZ SEVİNİRİM.


"Duygusal ve ahlaki konuları irdelemek için inandırıcı bir hipotez kullanan hikayelere iyi bir örnek...zekice yazılmış"
(The times literary supplement)

Türk dizilerindeki kalsik şeylerden biridir; sonradan görme zenginler...fakir ailenin çocuğudur, ya zengin kocaya kaçar ya da zengin bir alie torunu olduğunu öğrenir... sonradan görme zenginler ellerindeki şeyleri nasıl kullanacağını bilemezler...fakirlikten zenginliğe geçiş aşamasında klişe şeyler: cimrilik artar, eski çevresindekileri kaybeder, merhamet vs. Bazı Türk dizilerinde ise kısa bir zenginlikten sonra tekrar fakir olurlar...(bunu kitapla bağdaştırdığım için anlattım)

Algernon'a çiçekler~ daniel keyes

Charlie Gordon zeka seviyesi düşük bir adamdır, reşit olduktan sonra ailesi tarafından evden atılmış daha doğrusu annesi tarafından...
Sevecen,merhametli, iyi niyetli biridir, fırında yerleri süpürmek,siparişleri paketlemekte görev alan bir çalışandır, gerek iş arkadaşları gerekse toplum karşısında dışlanmış bir insandır. Charlie bi hayvan gibi deneylerde kullanılan bir insan, bilim adamları zeka seviyesini arttıracak bir deneysel araştırma sonucu IQ seviyesi düşük insanların zeka seviyesini arttıracak şeyi bulurlar. Daha önceden bunu algernon adlı deneysel fare üzerinde deneyip başarılı bir sonuç aldıktan sonra Charlie üzerinde denerler. Başarılı bir ameliyat sonrası gördüğü seanslar sonrası Charlie'nin IQ seviyesi artmaktadır, tıpkı Türk dizilerindeki gibi fakirlikten zenginliğe geçiş aşamasındadır, IQ seviyesi arttıkça eski çevresindeki insanları kaybeder insanlara karşı tepkisinden dolayı.
Sonradan görme bi zekaya sahip olduğu için onu nasıl kullanacağını bilemez, tıpkı Türk dizilerindeki sonradan görme zenginler gibi,
Yavas yavaş tüm çevresindeki insanları kaybeder, yapılan deneysel
Hatalardan dolayı Charlie tekrardan eski haline denmektedir, yani sonradan görme zenginin tekrardan fakir olması gibi...

Kitabw söylenecek bir kelime bulamıyorum yazarın kalemi öyle güzel ki sanki bilim adamlarının kullandığı Charlie değil, çevresini eski hayat tarzını bir bir kaybeden Charlie değil de kitabı okuyan okurlar.
Biri bana Kitap öner dese ilk önereceğim kitap, Türkiye'de gereklilen değer verilmemiş ya da yeni verilmeye başlıyor artık bütün kitapçılarda en ön raflarda görmeye başladım, Türkiye dışında tüm dünyada değer veriliyor verilmezse 27 dile çevrilip 5 milyon adet satılmaz zaten...
Herkese önerebileceğim bir bilim kurgu kitabı filmi de varmış... aradım aradım bulamadım en son youtube'da buldum baya eski bir filmmiş kitabı okumayan veya okumayı düşünemeyen filmi izlesin en azından linki buraya bırakıyorum. ( https://youtu.be/8VNFv0Tambg )

Şimdiden keyifli okumalar incelemede bi hatam olduysa affınıza sığınıyorum(:
325 syf.
Kitabı okuyalı epey oldu aslında ama karantina günlerinde bir uğraş lazım. Bir kişinin bile okumasına sebep olursam çok mutlu olacağım bir kitap bu.

Charlie Gordon düşük bir IQ seviyesine sahip; masum, temiz fikirli, aklından sadece iyilik geçen güzel bir adam. Charlie Gordon ismini silip boşluk doldurma sorusu olarak burada sorsak birçoğumuz boşluğa Forrest Gump ismini yazacaktır ama Charlie'nin hikayesi de en az Forrest'in hayatı kadar duygu dolu ve etkileyici. Charlie bir fırın işçisiyken ve kendi IQ düzeyinde okul dersleri görürken alanında çok iyi bilim adamları tarafından bir deneye alınır. Charlie'nin tek isteği vardır: Akıllı bir adam olabilmek... Charlie'nin zekasını ve biliş düzeyini arttıracak bu deney birçok doktor ve Charlie'nin bireysel öğretmeni tarafından takip edilir ve Charlie bu süreçte sürekli günlüğe benzer bir şekilde ilerleme raporları tutar. Bu yüzden kitabın ilk bölümleri yazım hatası ile dolu olur. Ama zamanla yani deney etkisini gerçek anlamda göstermeye başladığı zaman Charlie'deki değişim başta fırında çalışan arkadaşları olmak üzere birçok insan tarafından tam bir şaşkınlık sebebi olur. Charlie deney öncesinde kendisini salak yerine koyan, onu küçümseyip dalga geçen saygıdeğer(!) arkadaşları tarafından bu seferde kıskanılmaya başlar. Charlie'nin onlardan tek beklentisi ise sevilmesi ve ona değer vermeleriydi. Ama kitabın hikayesi daha sonra, sıradan bir fırında sıradan bir çalışan olan Charlie'den çok daha öteye evrilecektir.
Ha bu arada geçen gün filmini de izledim o da gayet güzeldi ama kitabı okunmadan izlemenizi tavsiye etmiyorum. https://youtu.be/8VNFv0Tambg
538 syf.
·6/10 puan
Dave Gurney serisinin bu kitabı içimdeki şeytanı bir türlü uyandıramadı. Çok vasat buldum. Hiç heyecan vermedi sıkılmaktan kitabı kemirdim. Beklettim başka kitaplara geçtim yine kürkçü dükkanına döndüm. Yok olmadı. ilk 300 sayfayı boşuna okudum bu 300 sayfayı okumak 5 ayımı aldı. Arada bir yığın kitap bitirdim. Kitap türü polisiye gerilimdi ancak Gurneyin karısı ve oğlundan yoğunca bahsedildi. Hayır gayet hoş betimlemelerde gayet güzel edebi cümlelerle anlatılmış beğendim beğenmesine anca beklenti gerilim olunca insan sıkılıyor.

Neyse kitabın konusuna geçersek. Emekli dedektif Gurney gazeteci bir kıza on senedir çözülemeyen faili meçhul seri cinayetleri konu alan bir TV programı için danışmanlık yapmaktadır. Danışmanlık yaparken yaptığı araştırmalarda bazı ipuçlarını çözmeye çalışarak katili bulur.

Katil bulundu ancak benim bir sürü sorum cevapsız kaldı. Neden çeşitli oyuncaklar kullanıldı, neden sonraki cinayetlerde silah yerine buz kıracağı kullanıldı. Neden neden. Yok işte cevap yok
325 syf.
·2 günde·8/10 puan
Algernon'a Çiçekler başlığını okuyunca yüksek ihtimalle hepinizin zihninde bir şahıs canlanmıştır. Ki benim için durum tam da böyle oldu. Sizi Algernon ile tanıştıracağım fakat öncelikle her şeyi bir kenara bırakıp empati yapalım istiyorum.

Normal insanlara göre zekâ seviyesi düşük bir insansınız ve her zamanki gibi normal bir günün sabahına uyandığınızı düşünün. Daha düne kadar okuma-yazma bilmeyen, insanlar tarafından aşağılanan, sürekli üstüne gülünen, ailesi tarafından bile terk edilmiş bir insan iken bir sonraki gün bir dahi olduğunuzu hayal edin. Epey uzun bir sıçrayış, bir kilometre taşı, mucize dediğinizi duyar gibiyim. Yaşam bambaşka bir akışa kavuşur sizin için. Yepyeni bir insan, yepyeni hayaller, yepyeni bir gelecek... Charlie Gordon da kısmen böyle bir durumla karşı karşıya kalan bir karakter.

Eserde zekâ seviyesi fazlasıyla düşük bir insanın, bilimsel bir deneyde denek olarak kullanılıp dahi konumuna gelmesi konu ediniliyor. Malûmdur ki hiçbir şey sorunsuz ya da mükemmel ilerlemiyor bu hayatta. Dolayısıyla bu bilimsel çalışmanın da olası sonuçları var. İşte eser Charlie'nin bir moron iken dahiliğe yaptığı ilginç yolculuğa ve bu süreç sırasında açığa çıkan duygu ve düşünce dünyasına değiniyor. Tabi bir de Algernon var bu tabloda. Algernon ise bu deneyin ilk kobaylarından olan bir fare. Eserde Algernon ile Charlie arasındaki rekabet, dostluk ve bağlılık da yansıtılıyor.

Algernon'a Çiçekler ile ilk olarak şu an ismini hatırlayamadığım bir eserde karşılaşmıştım. İsminin farklı olması epey dikkatimi çekmişti. Kitabı okumaya başladığımda ise ilk sayfada kelimelerin yazılışı konusunda pek çok yanlışlık gözüme çarptı. İlerleme yerine 'ilerneme', rapor yerine 'rapur' yazılması gibi bariz hatalar vardı. Bir an yayınevinden kaynaklı bir hata var sanırım diye düşündüm ve bu durum hoşuma gitmedi. Diğer sayfaya geçince özellikle bu şekilde yazılmış olduğunu fark ettim. Karakterimizin zekâ seviyesinin bir yansıması olarak özellikle yanlış yazılan kelimeler mevcut. Görünce ilk anda benim gibi şaşırmayın sevgili okuyucu. :)

Kitabın anlatım tarzı oldukça akıcıydı. Okuyucuya başına bir tokmak indirircesine mesajlar vermesi en güzel yönüydü bana kalırsa. Zira hepimizin çevresinde, belki yakınları arasında, belki ailesinin içinde bedensel ya da zihinsel engelli insanlar mevcut. En önemlisi bir saat sonra hiçbirimizin aynı duruma gelmeyeceği konusunda bir garantisi yok fakat buna rağmen çoğu zaman bırakın bu insanlarla empati kurabilmeyi; onlara kötülük yapan, onları istismar eden şahıslar var ne yazık ki. Hatta sırf böyle bir çocuğa sahip olduğu için onu istemeyen, dışlayan, bakımevlerine terkeden aileler çoğunlukta. Maddi gücünüzle ona lüks bir bakımevinde, rahat koşullar sağlayabilirsiniz belki evet ama bu ondaki sevgi boşluğunu hiçbir zaman doldurmayacaktır. Charlie'nin hikâyesini okurken insan kendini bu noktada sorgulamadan edemiyor. Bu durum kitabın en büyük kazanımlarından biri.

Hem kapak ve sayfa kalitesi bakımından hem de kalın bir eser olmasına rağmen olayların akıcı bir üslupla anlatılması yönünden güzel bir eserdi. Mühim olan 325.sayfayı okuyup kapattıktan, yani kitabı bitirdikten sonra kitapta ele alınan olguya dair hayatımızda yanlış bir şeyler varsa bunları değiştirebilmek. Hep diyoruz ya hani, sevginin iyileştiremeyeceği hiçbir canlı yoktur diye; sevgimizi ve ilgimizi onlardan esirgemeyelim. Güzel bir abimizin dediği gibi "Dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak her şey."

Sevgiyle kalın, bu arada Algernon'a çiçek götürmeyi de unutmayın. :)

"Kollarına yetişkin bir adamı alıp bu şişeyle onu beslemeye hazır olan kaç kişi tanıyorsunuz? Veya bir hastanın onu baştan aşağı idrar ve dışkıyla sıvaması riskini göze alabilecek? Şaşırmış gibisiniz. Anlayamazsınız, nasıl anlayabilirsiniz ki, siz araştırmalarınızı fildişi bir kulede yapıyorsunuz, öyle değil mi? Bizim hastalarımız gibi en basit insani deneyimden mahrum olmanın nasıl bir şey olduğunu siz nereden bilebilirsiniz ki?"

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 13bin okur okudu.
  • 427 okur okuyor.
  • 5,8bin okur okuyacak.
  • 206 okur yarım bıraktı.