1000Kitap Logosu
Zygmunt Bauman
Zygmunt Bauman
Zygmunt Bauman

Zygmunt Bauman

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.5
1.259 Kişi
4.421
Okunma
761
Beğeni
20,7bin
Gösterim
Unvan
Sosyolog, Filozof ve Yazar
Doğum
Poznan, Polonya, 19 Ekim 1925
Ölüm
Leeds, İngiltere, 9 Ocak 2017
Yaşamı
Zygmunt Bauman, 19 Ekim 1925'te Polonya Poznan'da doğdu. Sosyolog ve filozoftur. Postmodern felsefenin hem sosyoloji alanında uyarlanmasını hem de genel kuramsal düzeyde sağlıklı bir şekilde değerlendirmesini ortaya koyan yapıtlarıyla tanınmaktadır. Zygmunt Bauman, II. Dünya Savaşı patlak verene kadar, Polonya-Poznan'da yaşamını sürdürmüştür. Daha sonra Sovyetler Birliği'ne taşındı ve savaşın ardından Varşova Üniversitesi'nde doktorasını yaparak Doçentlik sınavını verdi.1954'ten itibaren aynı üniversitede Sosyoloji dersleri verdi. 1968 yılında Polonya Komünist Partisi'nden ayrıldı. Aynı yıl, politik nedenlerden dolayı sosyoloji prefesörlük unvanını kaybetti. İsaril'e göç etmek zorunda kaldı. 1971 yılında Bauman, Büyük Brintanya'nın çağrısı üzerine, Leeds Üniversitesi'nde yeniden sosyoloji kürsüsüne sahip oldu. 1990'lara kadar orada çalışmalarını sürdürdü. Zygmunt Bauman, 1980'li yıllardan itibaren, Modernizm ile Totaliterizm arasındaki bağlantılar üzerine hem kuramsal hem de sosyolojik incelemeleriyle öne çıktı. Özellikle Almanya'daki Nasyonalsosyalizm üzerinden Holocaust hakkındaki çözümlemeleri bu bağlamda önemli bir etki yaptı. Böylelikle, Modernizme içkin kavram ve kategorilerin Totaliterlikle doğrudan ya da dolaylı ilişkileri derinlikli olarak ve disiplinlerarası bir yöntemle ortaya konulmuş olundu. Bauman, aynı zamanda postmodernizm hakkındaki çalışmalarıyla da önemli bir yer tutmaktadır. Siyasal, etik ya da genel olarak kuramsal düzlemde postmodernizmin değerlendirilmesini yapmış ve açık anlaşılır fakat derinlikli de olan metinleriyle postmodernizmin ne olup olmadığını, ne tür olanaklar sağladığını göstermeye ve netleştirmeye çalışmıştır 1989 yılında Amalfi Ödülünü ve 1998 yılında Theodor Adorno Ödülünü almıştır.
Özlem Özmen
Eğitim Üzerine'yi inceledi.
144 syf.
·
8 günde
·
Beğendi
·
8/10 puan
GORDİON DÜĞÜMÜ*
Bu ağdalı zaman yolculuğunda gezgin birer çingeneyiz. Yaşadığımızı sanıyoruz. Asimile edilirken entegre olduğumuz fısıldanıyor kulaklarımıza -neredeyse- artık doğar doğmaz. Komşu kavramı anlamını yitirdi, ‘öteki’ne dönüştü. Artık dünyadaki herkes birbirine yabancı. Aile bireyleri bile… En yakınımız, her şeyimiz elimizdeki cep telefonları. Çipten korkan ama her anını görüntüleyip paylaşan yaşayan bir tür. Homo electironicus’a evrilen yalnız çingeneler. Duyguları sanal, dünyaları sanal… Dijital bir paralel evrende bizden istedikleri her şeyi veriyoruz. Karşılığında tek beklediğimiz ilgi, binlerce beğeni. Fotoğraflarımızı çekerken kime bakıyoruz? Aynada baktığımız kim? Kim için tüm bu çaba, kendimiz gibi boşlukta dolanan diğer yalancı çingeneler için mi? Sanal gezginler, ekran seyyahları, kendini es geçip uzaktakine talip aklı beş karış havada fetih yapamayan fatihler gibiyiz. Artık her birimiz başkalarının öyküsünde suçlu veya hoş karşılanmayan biri olarak varız. Dünyadan geçen bir göçmen bir yabancı, birey bile olmasına izin verilmeyen taklit bireyler halinde ortada gezinen çingeneler. Sarkaçlar gibi hep yönümüzü değiştirmeye meyilliyiz. Çünkü; Ruhumuz çingene… Hiçbir şeyin geriye alınamayacağı noktaya varmaktan galiba artık korkmuyoruz. Herkesten gizlediklerimizi herkese göstermeye meraklı olduklarımızla aynı cebimize koyup bu paralel evrenden geçiyoruz, dijital bilgeler çağında. Elimizde kaygı kalkanı ve sahte oklarımız var. Bu yaşamak mı bilmiyorum. Dünyada kaybolmanın adı yaşamak olamaz… Kitabın hissettirdiklerinden sonra gelelim kitaba: Dünyada misafir olarak varolurken onu sahiplenerek sınırlar çizenlere kızıyor Bauman bu kitapta. Madem küreselleşiyorsun neden kardeş olamıyorsun, diye soruyor. Kapitalizmin vahşi dişlerinin hepimizi mideye indirirken gençlerin işlerinin daha zor olduğunu ve eğitimin de artık tamamen sermayenin bir oyuncağı haline getirilerek değersizleştirildiğinden bahsediyor. Azınlık ve göç sorunlarına insanî bir gözle duygu bağlamında bakılması gerektiğini ama giderek muhafazakârlaşan iktidarların bundan çıkar sağlayamadıkları için kendi kazanımlarını korumaya çalıştıklarını, gençlerden de geleceğin çalınmak istendiğini eklemiş. Söyleşi kıvamında, kolay okunur olması yanında sindirilmesi gereken uzun cümlelerle kafanızı karıştıran paragraflarla dolu ama geçmiş ve gelecek arasında sıkışıp kalmış günümüz insanını çok iyi tanımlıyor. Ekonomik parametrelerin insanı birer “tüketici” haline getirmeyi başarmış olması karşısında hala duygudan yana olanların varlığını hissetmek güzel. Bu his bile eski çoğu insana göre. Tüket ve at. Sakın arkana bakma. Okuduklarımız ve öğrendiklerimizle farkındalığımız artıyor ve çoğu şey daha net çizgiler taşıyor ama bunları bilmek yeterli mi, tabii ki hayır. Sorular daima ve illaki bilmediğimiz yerden gelecek. Yine de; Bu kitabı neden mi okumalısınız? Narsist olmamak için.. Yaşam gerçekten çok karmaşık… Bilgi kirliliğine bir katkı da benden gelsin o zaman son olarak, başlık ve güzel hikayesi: *Gordion düğümü, Büyük İskender’e atfedilen bir söylencedir. Genellikle, çözümü zor bir sorunun kaba kuvvetle halledilmesi anlamında metafor olarak kullanılır. Yeni bir lider arayışında olan Frigler’e bir kahin tarafından, şehre öküz arabası ile giren ilk adamı kral ilan etmeleri söylenir. Bu kişi kağnısıyla kente giren yoksul bir köylü, Midas’ın babası, Gordios olur. Gordios, kral ilan edildikten sonra öküz arabasını Frig tanrısı Sabazios tapınağına adar. Araba kızılcık dallarından bir düğümle tapınağa bağlanmıştır ve bu düğümü çözecek kişinin Asya’nın hakimi olacağı söylentisi ile ünlenir. Büyük İskender, Gordion’a geldiğinde (Mö334) düğümü çözmeye çalışır ama başaramaz. Sabrı tükenince öfkeyle kılıcını çekip düğümü keser. İskender, gerçekten de Pers İmparatorluğu’nun fatihi ve Asya'nın hakimi olma yolundadır. Ancak 33 yaşında ateşli bir hastalıktan zamansızca ölümü bilgelerce İskender'in Gordion düğümünü çözmek yerine sabırsızca davranmasının cezası olarak yorumlanır. Düğümleri çok sıkı atmayalım ki sonra kesmek zorunda kalmayalım… Değil mi? Eğitim Üzerine
Eğitim Üzerine
8.6/10
· 64 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
4
33
Hacer
Sosyolojik Düşünmek'i inceledi.
272 syf.
·
10/10 puan
Hepimiz içinde yaşadığımız çevrenin ne kadar farkındayız; veya her gün deneyimlediğimiz, karşılaştığımız olayların, bize her yönden dayatılan fikirlerin ne kadar bilincindeyiz. Toplum bilimi olarak kafamızda kodladığımız ve alanının o bitmez tükenmez mantık yürütmelerine, kafa yormalarına erişemediğimiz sosyoloji. Bauman eserinde sosyolojiyi o kadar güzel anlatmış ve cümlelerini o kadar yerinde seçmiş ki kitabı okurken kendimizi adeta hayatımızın sahnelendiği ve bizim de seyircisi olduğumuz bir tiyatro oyunundaymış gibi hissediyoruz. Akıntıya karşı yüzdüğümüz ve zaman zaman boğulmanın önüne geçemediğimiz durumlarda yazar; yapmamız gerekeni, bir ağaca birde çam ağacı, elma ağacı, nefes alabilen, oksijen kaynağı vb. yönlerinden bakmamızı sağlamaktadır. Özellikle farkındalık ve bilinç durumunun ön planda olduğu bu eserde amaç insanları harekete geçirmek ve düşüncenin sonsuz kapılarını, sınırsızlığını onlara göstermektir. Ünlü düşünür Descartes'in " Düşünüyorum Öyleyse Varım" sözüyle başlıyor, ve düşünme eylemini sınırları zorlayana dek gerçekleştiriyoruz. Böylelikle rüzgarın estiği yöne değil, tersine hareket ediyoruz. Yazılanları ve yaşananları her zaman kendi çağımıza göre düşünmeli ve hareket etmeli, karar vermeliyiz. Aksi takdirde o anlamadığımız sosyoloji kavramları arasında kalır, çözüm ve düşünce odaklı olamayız. Sosyoloji zor değil, sosyoloji anlaşılması zorlaştırılan bir bilim dalı. Bauman bu konudaki bütün tabuları tek tek yıkmakta. Okuyun okutturun. Kitapla Kalın
Sosyolojik Düşünmek
8.5/10
· 1.057 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
2
22
Emre Kepenek
Modernite, Kapitalizm, Sosyalizm'i inceledi.
232 syf.
·
8 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
Çağımızın en ünlü sosyologlarından biri olan Zygmunt Bauman'ın okuduğum ilk kitabıydı. Oldukça doyurucu ve akıcı bir dille kaleme alınan bu eserde adından da anlaşılacağı üzere modernite, sosyalizm ve kapitalizm gibi insanlık tarihini etkileyen ideolojilerden bahsederek, bunların tarihsel olarak ele alıyor ve detaylı bir şekilde sorguluyor Bauman. Bunlar arasında özellikle modernitenin inşası sürecinde ortaya çıkan yeniliklerin, ilerlemelerin yol açtığı duyarsız bireyselleşmeye, eşitsizliklere ve 'öteki'ye duyulan dışlama eğilimi sıkça vurgulanıyor. Kitabın başlarında, hukuken demokratik bir devlet iktidarının esasen totaliter girişimlerle insan özgürlüğünü kısıtlayabileceğinden bahsediliyor. Yani sadece görünürde demokratik ancak çıkarları söz konusu olduğunda totaliter olan bir iktidar.  İnsanların özgürlüklerinin yavaş yavaş ellerinden alınmasını gözden kaçırması ve bunun sonucunda ortaya çıkan otoriter kısıtlamalara maruz bırakılması. Bauman'a göre sosyal olmayan bir devlet asla bireye tembellik ve acizlikten kurtulma vaadinde bulunamaz. Başka bir deyişle kapitalizmin akışkan serbestliği -sosyal olmayan ekonomi- toplumun birbirinden ayrışmasına ve bireylerin birbirlerine karşı tembelleşmesine yol açar. bunun sonucunda da eşitsizliklerin ortaya çıkması kaçınılmaz olur diyor Bauman. Kısaca özetlemek gerekirse bu devletin ticari piyasayı özgürleştirmesinin, başka bir deyişle devletin kapitalist bir tavır takınmasının ortaya çıkardığı olumsuz sonuçlar çok çarpıcı bir şekilde analiz edilmiş.  Bauman'ın küreselleşmiş piyasanın yol açtığı eşitsizliklere değinmesi ve çarpıcı örneklerle somutlaştırması karşısında şaşırdığımı itiraf etmeliyim. Bu bölümü okurken çagimizda yaşanan ekonomik eşitsizliğin nedenleri ve sonuçları konusunda büyük bir farkındalık sahibi oldum. Bauman'ın 'Sosyal devlet' ideali bir nebze olsun bu haddini aşmış serbest ekonomiye denetim getirerek çareler üretebilir ancak bana göre büyük bir dezavantaj şu: İnsan eylemlerini kısıtlayan bir anlayışa gebe olduğu da bir gerçek. insanlık tarihini etkilemiş bir ideolojiyi ele alınıyor Bauman: 'Komünizm'... Burada öncelikle Bauman, tüm ideolojilerde olduğu gibi, sosyalizmin de 'en doğrusu benimki' ya da 'sorunlara tek çözüm benim' diyerek yola çıkmış olduğuna vurgu yaparak başlıyor. Sosyalizm de tıpkı modernitenin ortaya çıktığı sürecte olduğu gibi tüm insanlığın taleplerini yerine getirme vazifesiyle yola çıkmıştı. Ancak Marx ve Engels'in öngörüsü yanlış cıkmıştı. Proletarya devrimi bir türlü gerçekleşmedi. Bauman'a göre Komünizm, işte bu öngörünün bir türlü hayat bulamamış olmasının bir ürünüydü. Yani artık bu ideali baskıyla, kanla yaratmak şart olmustu. İşte Komünizm böyle doğmustu. Yani sosyalizmin zorba ve despotlaşmış bir türüydü. Lenin ve Stalin işte bu bilinçle hareket etti ve bunun sonucu da doğal olarak kanlı bir devrimdi. İnsan sorunlarina en iyi cevabi sunacagi sozunu veren bu ideoloji de tam olarak gorevini yerine getiremedi diyor Bauman. Ve sonuc olarak o da kokuşmuştu! Bana göre kesin ve mutlak doğru bir değer olmadı hiçbir zaman. Evet ben böyle düşünüyorum çünkü şöyle tarihe kısaca bir göz attığımızda dünyanın bitmek tükenmeyen sorunlarına kalıcı çözümler sunmayı vaadederek iktidara oturan her ideoloji maalesef sözünü tutmadı. Burada Bauman'a katılmamak mümkün değil. Ben bu bölümden yola çıkarak şöyle demek istiyorum: Komunizm, Modernizm vb. ideolojilerin hiçbiri kusursuz değil, her birinin olumsuzlanması gereken sayısız açığı var. Bunların herhangi birinin büyüsüne kapılarak körü körüne savunan fanatikler oldukça insanlar yeni değer, yeni fikir oluşturmaları gerektiği bilincini hiçbir zaman fark edemeyecek maalesef. Zygmunt Bauman her zaman vurguladığı fakir ve zengin arasindaki uçuruma da değiniyor. kitaptan bir alıntıyla özetlemek istiyorum: "Devletin, kapitalist düzeni, kapitalistlerin hastalıklı eğilimlerinin -açgözlülüklerinin ve hızlı kâr elde etme arayışlarının- dizginlenmemesinden doğacak, intihar niteliğindeki sonuçlardan korumasının nedeni de buydu. Devlet bu ihtiyaçtan dolayı asgari ücret uygulamasına başladı ya da günlük/haftalık çalışma saatlerine kısıtlama getirdi ve bunun yanı sıra işçi sendikalanyla yasal koruma ve işçilerin kendilerini savunmak için kullanacaklan başka silahlar sağladı. Fakir ile zengin arasında gittikçe artan uçurumdaki genişlemenin durmasının ve hatta, günlük deyimi kullanmak gerekirse, "negatife dönmesinin" nedeni buydu. Hayatta kalmak için eşitsizliğin kendini kısıtlama sanatım icat etmesi gerekiyordu. Ve bunu yaptı ve bir yüzyıl boyunca, gelişigüzel de olsa uyguladı." bireyin ötekiye karşı takındığı dışlama ve korku eğiliminden  de bahsediyor. İnsanın kaçınılmaz kaderi olan 'belirsizlik' kaygısı kaçınılmaz olarak bireyin yabancıya karşı uzak durma tavrını doğuruyor. Bu 'belirsizlik' korkusu Bauman'a göre bu belirsizlik bizleri toplumdan ya da öteki olandan soyutluyor. Bu sebepten ötürü hem bireyin hem de devletin kendisinin hiçbir masraftan kaçınmayarak güvenlik önlemleri alması zorunlu oluyor. Ancak hiçbirimiz bu savurganlık yerine ötekiyle diyalog sürecine girmeye cesaret edemiyoruz. Belki de bu yüzden her zaman belirsizlik kaygisiyla yaşayacağız. Diyaloğu hiç tercih etmeyişimizden dolayi. Bauman gündelik yaşamımızdaki toplumsal ilişkilerimize çok farklı bir pencereden bakıyor. Ona göre artık kapitalist düzenin oluşturduğu 'bilgi çağı'nın esirleri olduk. Sevgilimizle, dostlarımızla, akrabalarımızla olan ilişkilerimizde artık manevi duyguların yerini maddi duyguların aldığını belirtiyor. "Metalaşmış sevgi"... Bu ne demek? Bu şu demek: Meta piyasalarının bu ikilemleri kovalayıp onlan geçersiz kılmak bir kenara, bu ikilemleri bizim için çözmeyecekleri apaçık ortada; biz de onların bize bu hizmeti sağlamalarını beklemiyoruz. Fakat vicdan azabını yatıştırmak ve hatta acılarını dindirmek konusunda yardım edebilirler ve bunu yapmaya hevesliler. Bunu değerli ve heyecan verici hediyelerle yaparlar; bu hediyeleri mağazalardan ya da internetten görebilir, alabilir ve sizin sevginize aç insanları, bir anlığına da olsa, güldürmek ve neşelendirmek için kullanabilirsiniz. İnsanlara yüz yüze ve el ele saatler geçireceğimiz saatler vaat etmemiz gerekirken, mağazalardan alacağımız hediyelerin bunu telafi etmesini beklemeye alıştık. Hediyeyi veren, hediye ne kadar pahalıysa, telafinin o kadar büyük olmasını bekler, dolayısıyla hediyeyi verenin vicdani sancılarını rahatlatıcı ve dindirici etkisi de o kadar fazla olur." Katılmamak mümkün değil. Bauman, biz her ne kadar sabit bir şey, her sorunun üstesinden gelen, tüm isteklere cevap veren bir şeyin arayışında olsak da (O buna modernite diyor), biz insanlar hiçbir zaman o lanet belirsizliğin üstesinden gelemeyeceğiz diyor. İnsanlar modernite sayesinde büyük bir seviye atladı. Bu bir gerçek ancak tüm sorunları halledemedi. Halâ belirsizliğin üstesinden gelebilecek bir fikir ortaya koyamadı. Auschwitz buna güzel örnektir. Bu belirsizliğe...
Modernite, Kapitalizm, Sosyalizm
OKUYACAKLARIMA EKLE
7
38