• 336 syf.
    ·3 günde·8/10
     Bir ara ne tarafa baksam bu kitabı ve yazarı görüyordum. Ne anlatıyor, nasıl yazılmış da bu kadar ünlü bu kitap diye düşünüyordum. Sonunda aldım fakat vakit olmadığı için veya var olan vakitte de kendimi hazır hissetmediğim için başlayamadım. Artık okuyup bitirdiğim için çok mutluyum.
     Olaylar bir insanın bir anda her yeri bembeyaz görmesiyle başlıyor. Körlük ama beyaz bir körlük. Beyaz felaket.
     Böyle hayatta kalma mücadelesi vs. tarzında kitapları artık sevmediğime karar verdim. Çünkü çaresizlik var ve bu yaşayanları zorundalığa itiyor. Dolayısıyla hepsinde bir vahşet, insanlıktan çıkma gibi olaylar oluyor. Yine de bu kitabı da merak içinde okudum, olayların nasıl ilerleyeceğini tahmin edemedim. Yazardan okuduğum ilk kitaptı, devamı da gelir inşallah.
     İyi okumalar.
  • 160 syf.
    ·5 günde·7/10
    Kitabın yazardan okuduğum ilk kitap olduğunu söyleyerek başlıyorum incelememe.
    Roman temelde bir karakterin duygu,düşünce yapısıyla incelediğimiz bu akışta,olaya yeni karakterlerin ve dolayısıyla yeni hikayelerin eklenmesiyle sürüp giden bir roman temelde.Behçet adlı,durgun ama durgun olduğu kadar da duygularını derinden yaşayan,kendi içinde yaşadığı ve dış etkenlerin oluşturduğu çalkantılarında,çatışmalarında boğulan bir karakterlerle başlıyor romanımız.Ona çizilmesi dikte edişmiş hayatta bir o yana bir bu yana savrulurken kendi yolunu bulmaya başlıyor.Bu sırada babasına,,babasının etrafındaki isimlere ve çok daha fazlasına uzanıyor.Yanan bir evden,atışmalarla geçen yıllara her bölümde hem yeni bir perspektif görüyoruz,hem de bu yeni perspektifin eskisine nasıl bağlandığını izliyoruz.

    Bunun yanında dönemin şartlarını da akışın içinde bize aktarıyor yazar ve gözlerimizin önünde karakterlerin gözünden bir bakış çizebilmemizi sağlıyor o yıllara.

    Aslında bir olaydan ziyade bir analiz olan bu kitabı maalesef çok sevebildiğimi söyleyemeyeceğim.Belki de bunun sebebi bölümlerde hissettiğim o kopukluktan dolayı akışın içinde olamadığımı hissetmem veya yanlış bir zamanda okumamdır bilemiyorum çünkü bu yıl içerisinde tekrar okumak ve bir inceleme daha yapmak istiyorum.Ancak araştırırken öğrendim ki bu yarım bırakılan bir kitapmış,aynı zamanda sevgili yazarın ilk kitabıymış.

    Değineceğim bir diğer noktaysa yazarın akıcı ve anlaşılır üslubu olacak.Gerçekten Ahmed Hamdi Tanpınar'la tanışma kitabı olarak anlatım tarzını çokça beğendim ve diğer kitaplarına bakmak ve kronolojik sırayla gitmek istiyorum.

    Sözün özü,maalesef çok bağlanamadığım ama yine de belli noktalarca önerebileceğim bir kitap oldu.
  • 784 syf.
    ·11 günde·Puan vermedi
    Merhaba;
    Dostoyevski romanına aşkı da dahil ederse ancak böyle olurdu dedigim bir eser oldu.
    Ilk önce hızlıca şuna değinmek istiyorum; daha evvel yazardan kalın olarak Karamazov Kardeşler ve Suc ve Ceza kitaplarını okudum ve Budala ile onlar arasında bir kıyaslama yaptığım zaman hic bir yönden o eserlere benzemedigini söylemek isterim.
    Özellikle asla diğerleri kadar akıcı olmadığını bilmelisiniz. Bu kötü bir kitap olduğu anlamına gelmez kesinlikle, son derece etkileyici ve güzel bir eseri bitirmiş oldum fakat çok hareketli bir olay örgüsu olmadığı için akıcılık yoktu ve hatta çok fazla uzatılmış olduğunu bile düşündüm okurken.
    Dostoyevski bu eserinde baş karakter olarak sara hastası olan Prens Mişkin'i seçmiş. Prens sara hastalığı olan isvicre de tımarhane de tedavi gördükten sonra Rusya ya dönen ve aslında sağlık sorunu nedeni ile evliliğe hiç müsait olmayan bir genc.
    Fakat Rusya da iki kisi ile gönül ilişkisi oluyor. Ikisi de birbirine tamamen zıt hayat koşullarında yetişmiş ve yapı olarak da birbirinden çok farklı Nastasya ve Aglaya.
    Eserin içinde baska bir cok karakter vardı açıkcası okuduğum en kalabalık kitabı olduğunu söyleyebilirim. Ve hepsi ile ilgili ayrıntılı karekter analizleri vardı.
    Prens Miskin in karakter analizi ise sonlara doğru arkadaşı Ipolit tarafından yapılıyordu ki burası benim sevdigim bölümlerden biriydi.
    Zira oldukca kendine has bir tarzı olan karakterimiz var. Son derece iyi niyetli, algıları kuvvetli ve yardımsever biri olan Ptens tam da bu özelliklerinden dolayı budala olarak adlandırılıyor.
    Son olarak Dostoyevski'nin gerçek hayatında yaşamış olduğu idam sehbasındayken affedilme ve sara nöbetleri geçirme sahnelerini bu kitabında oldukca başarılı ve etkileyici bir şekilde tasvir ettiğini söyleyebilirim.
    Üzerine uzun uzun konuşulacak bir kitap fakat ven daha fazlasını youtube kanalıma saklıyorum.
    Şimdiden herkese keyifli okumalar dilerim.
    Youtube kanalım için;
    https://www.youtube.com/...YAdpca9gSpXaa33F04Cw
  • 144 syf.
    ·1 günde·Beğendi·9/10
    •Yalnızlık hiç bu kadar zevk vermemişti.


    •Dostoyevski’nin kitaplarını neden okulda işlemiyorlar anlamıyorum. Kendisi insan analizlerini en iyi yapan birkaç yazardan biri.


    •Öyle ki kitap 150 sene önce yaşamış bir adamın iç dünyasını anlatıyor. Ve nasıl oluyorsa okuyan herkes bu adamda kendinden bir parça buluyor.
    Kendi bilinçaltından, karanlık bir parça.


    •Yazar kitaptaki “yeraltı” ifadesi ile bilinçaltı ve kişilerin iç dünyasını kast ediyor. Baya karamsar bir ruh hali ile yazılmış.


    •Kendine yarattığı küçük ve tek kişilik bir dünyada yaşayan sıradan bir insanın kendini yererken aynı zamanda insanlığı da eleştirmesi hiç bu kadar anlamlı olmamıştı.


    “Kendimizdeki kusurları başkalarında görmeye hiçbirimiz dayanamayız...” Oscar Wilde.



    •Kendi iç dünyasına kapanan insanlardan tiksinen, insanları hiç sevememiş, adı olmayan kırklı yaşlarda bir kişinin iç çatışmalarını ve hezeyanlarını dile getirmiş.


    •Kendisini aciz, zayıf ve işe yaramaz bir varlık olarak hisseden karakter, buna karşın dış dünyadaki insanları da düşüncesiz, salak ve yaşadıkları dünyadan bihaber olan canlılar olarak tanımlıyor. Buna göre kendisi aslında o insanlardan daha zeki ve görgülüyken, yine de normal bir yaşamı hak etmeyecek kadar zavallı olduğundan kendisini yeraltında yaşamaya laik görüyor.


    •Yeraltındaki bu karakter bir takım itiraflar yapıyor, serzenişlerde bulunuyor, ahlakı ve diğer insanları yargılıyor, ikiyüzlü insanlara hakaretler ediyor, iç konuşmaları ile şikâyetlerini, isyanlarını ve hayıflanmalarını anlatıyordu.


    •İkinci bölümde yer üstüne çıkan kahraman gençlik dönemlerini gözden geçirip önceden arkadaş olduğu birkaç kişi ile yarım kalmış hesapları görmeye çalışıp, neden bu hale geldiğini anlamaya çalışıyor.


    •Gittiği yerde bir kızla tanışıp kıza ev adresini de veriyor. Bir yandan kızın gelmesini istemiyor bir yandan da her gün onu bekliyor... Kıza âşık olduğunu kendine bile itiraf edemiyor.


    •Ona göre aşk ve evlilik birinin diğerinin üzerinde üstünlük kurma hakkı kazanmasıdır. Buradaki aforizmalar baya akılda kalıcıydı.


    •Bir sabah yardımcısı Apollo ile tartışırken kız çıkıp evine geliyor. Bu durum onu daha da öfkelendiriyor, başkaları onun kalbini ve gururunu nasıl kırdıysa o da kızın kalbini ve gururunu  sözleriyle, tavırlarıyla kırdığı için her şey daha başlamadan bitiyor. Ve adam tekrar kendi karanlık iç dünyasına geri dönüyor...
  • 560 syf.
    ·5 günde·Beğendi·8/10
    Aile bağlarının önemini vurgulayan , ebeveynlerin davranışlarının ergenlik dönemindeki çocukları nasıl etkilediği ve nelere gebe bırakabileceğini ; gerçekleri tokat gibi yüze vuran! Aksiyonu bir an olsun düşmeyen, kitabın sonunu merak etmekten çok daha neler olabilir? Sorusunu merak ettiren sürükleyici bir kitap... Genç bir yazardan çok güzel bir eser ...
  • 496 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Sanırım serinin en sevdiğim kitabı Yoksun oldu. İlk kitabın özellikle mekân betimlemelerinde biraz zayıf kaldığını düşünmüştüm. Ancak seri ilerledikçe bu durum güzel bir şekilde gelişme gösterdi. Yoksun'da ise duygular daha iyi aktarılmış bence okuyucuya, en azından bana. İlk defa Türk bir yazardan romantik kitap okudum açıkçası bu konuda kendime ne kadar sinir olsam da biraz ön yargım vardı. Lemariz Müjde Albayrak ile bunun üstesinden geldiğimi düşünüyorum :)
  • İbni Teymiyye hakkında pek bir bilgim yok. Nurettin Yıldız Hocanın bir konuşmasından biraz bilgi sahibi oldum. Buna ek olarak 2-3 yazı okumuşumdur.Duruşu ve aksiyonları ile takdirimi kazanan birisiydi. Bu konu ile ilgili fikrim değişmedi.
    Esere gelirsek;
    Bu eserin yazıldığı döneme ve içinde bulunulan fikri karmaşaya söyleyecek çok sözü olduğu aşikar. Yazar münevver ve mütefekkir bir kişinin yapması gerektiği gibi toplumun maruz kaldığı problemlere cesurca çözümler üretmiş,halka meramını anlatmak için elinden geldiğince teşbih sanatından faydalanmaya gayret göstermiş. Lakin içinde bulunduğumuz çağın ve coğrafi konumun okuruna söylediği pek bir şey yok, eğer akademik bir çalışma yapmıyorsa. İşlenilen konularla ilgili harici, mürcie, mutezile.. vs gibi mezheplerin görüşleri, hataları, doğruları ve yanlışları ortaya konulmuş. İçinde bulunduğumuz dönemde okurun kafasında bu konulara dair problemlere nadiren rastlanıyor. Ancak eserin kaleme alındığı dönemde bu konuların aleni bir şekilde işlenip kafalardaki soru işaretlerinin giderilip düşünsel yaralara merhem sürülmesi gerekiyordu. Allah yazardan razı olsun. Şahsına ve gayretine olan saygımdan ötürü yüksek puan veriyorum. Çalışma alanına girmeyen lisans öğrencisi, lisans mezunu ve altı okurlara tavsiye etmiyorum.