• Ergün Göze de Nazım Hikmet ve Peyami Safa dostluğu konusunda benzer şeyler söyler: "En iyi Türk fıkracısını kazanmak için Nazım Hikmet Peyami Safa dostluğu­nun devamını arzu ediyorlardı. Peyami Safa ise Nazım Hikmet'i komünizmden kur­tarmak derdindeydi" . Ergün Göze'ye göre, Peyami Safa Nazım Hikmet'i komü­nizme ait iddialarından uzaklaştığı nispette sevmektedir. Nazım Hikmet Türk edebi­yatına hürriyet nefesi aldırmıştır. Göze'ye göre Peyami 'yi kazanamayan komü­nistler bu sefer onu yıkmaya çalışmışlar ve Peyami Safa'nın yerine bir fıkra yazarı koymayı düşünmüşlerdir; buna en uygun isim de Nazım Hikmet'tir.
  • Nazım Hikmet ile Peyami Safa arasındaki tartışma ise aynı gazetede fıkra yazarı olarak çalışırlarken başlar. Nazım Hikmet, "Orhan Selim" müstear adıyla Tan gaze­tesinin ikinci sayfasında, sol köşede, Bu da Benden üst başlığı altında, sağ köşede ise Düşündükçe üst başlığıyla Peyami Safa yazılarını yayınlar ve birçok konuda zıt görüşleri savunurlar. Gazetenin sahibi Zekeriya Sertel bir sayfanın iki köşesine kar­şılıklı koyduğu bu iki yazarının ilişkilerini yıllar sonra anılarında şöyle anlatacaktır: "Nazım daha çok komünizmi yaymak ve etrafındakileri komünizme kazanmak merak­lısıydı... Onun için, tartışmalarının en önemli ve devamlı konusu komünizmdi. Bu konu, Peyami Safa'yı çileden çıkarıyordu. Peyami çok zeki ve kabiliyetli bir gençti. O sıra­da Fatih-Harbiye romanıyla edebiyat aleminde dikkati çekmişti. Nazım onu davaya kazanmaya çok önem veriyordu. Onun bütün itirazlarına ve hırçınlıklarına, bir peygamber sabnyla katlanır, onu inandırmaya çalışırdı. Fakat Peyami, zeki olduğu ka­dar da kötü ruhlu bir adamdı. Çok içki içer, hatta esrar kullandığı bilinirdi. Bu ba­kımdan da Nazım'ın tam zıddı bir tipti. Nazım'ın çevresinde yarattığı etkiyi kıska­nır, onun ak dediğine, mutlaka kara derdi. Nazım'ı kıskanıyor, onun etkisine düşmek­ten korkuyordu. Bütün bunlara bakmayarak, Nazım onu kazanmak umudunu bırakmak istemiyordu. Peyami de tersine, Nazım'ı komünizmden caydırmaya çalışıyor fakat bu çabasında yalnız kaldığını gördükçe deliye dönüyordu. Bu karşılıklı tartışma aylarca sürdü. Sonunda Peyami faşizmi seçti ve bizlerden ayrıldı. O tarihten sonra da ateşli bir antikomünist kesildi ve bütün ömrü boyunca faşizme hizmet etti. Komü­nizme ve komünistlere şiddetli hücumlar yaptı. Hele Nazım'a ve bizlere karşı uydur­madığı iftira, yapmadığı jurnalcilik kalmadı."
  • 112 syf.
    ·5 günde·Beğendi
    Livaneli'yi ; dünya görüşü ve ideolojik fikirleri nedeni ile sevmeyen , Kapitalist sistemin görüş ve esaslarına tabi olan , boyun eğen , sistemin kulu kölesi olaraktan,bu yazarı elinin tersi ile iten , tek bir kitabını dahi okumadan ,hakkında yargısız infazlarda bulunan onlarca okur tanıyorum,duyuyorum,görüyorum.Oysa Livaneli edebiyatın hakkını vererek yazar.Türk Edebiyatında da kendine sağlam bir yer ettiğini hiç kimse inkar edemez.Naçizane fikrimce , günümüz yaşayan yazarlarından en iyisidir Livaneli...Gerçi Yaşar Kemaller,Kemal Tahirler,Nazımlar,Sabahattin Aliler yaşadıkları dönemlerde çok mu parlaktılar , çok mu el üstünde tutuluyorlardı?Oradan oraya savrulan,sefalet içinde geçen,o mahpus damı senin,bu mahpus damı benim şeklinde nihayete eren yaşamları günlük güneşlik miydi? Mevcut düzenin gerekliliği bu olsa gerek "öldükten sonra kadir kıymet bilmek"...

    Her neyse efendim ; gelelim Livaneli'nin son eseri Gölgeler'e :

    Herşeyden önce,böyle olağanüstü bir kurgu planlayarak,böylesi derin ve anlamlı bir öykü meydana getirmek her babayiğidin harcı değil elbette.Evet kapağında"uzun öykü" yazıyor ancak bence öykü değil de,ismini bilmediğim belkide henüz ismi konmamış olan bir yazın türü bu.Biraz divan edebiyatından nağmeler,biraz şehrengiz,biraz senfonik...Ayrıca kitapta yer alan üstadlardan dizeler,alıntılar ve Aykut Aydoğdu'nun enfes çizimleri tek kelime ile harikaydı..

    Kitabı okumaya başlamadan önce,kitabın başında yer alan "şair ve yazarların müstear isimleri" başlıklı konuyu ezberlemenizi öneririm.Zira ben okurken "bu kimdi,şu kimdi" diyerek sık sık başa dönüp bakma gafletinde bulundum.

    İstanbul'daki yedi yıldızlı Konstantiniyye Oteli'nin açılış gecesi şerefine verilen görkemli davet ile başlıyor hikayemiz.Ebediyete intikal etmiş devlet adamı,usta yazar ve şairlerimizden Fatih Sultan Mehmed, Mustafa Kemal Atatürk, Halide Edip Adıvar, Reşat Nuri Güntekin, Nâzım Hikmet, Yahya Kemal, Sabahattin Ali, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Kemal Tahir, Orhan Veli, Ülkü Tamer, Ece Ayhan, Cemal Süreya ve Attilâ İlhan'ın gölgeleri başroldeler.

    Konstantiniyye Oteli adlı eserde geçen Edebi ve ebedi gölgeler adlı bölümün,genişletilmiş ve geliştirilmiş şekli bu kitap.Çok çok önemli bir farkı var elbette.Şöyle ki ; burada bir kahraman daha ekleniyor hikayeye.Zira, William Flynn müstear adlı Ülkü Tamer ,bu kitap yayıma hazırlanırken gölgeler diyarına göç ediyor.

    Biliyorum elimde olmadan fazlaca uzattım ama sözkonusu Cumhuriyet dönemi şair ve yazarları olunca ben benden geçiyorum..Her satırı hüzün,vefa ve minnet dolu bu eseri okumanızı gözüm kapalı öneriyorum...
  • 408 syf.
    ·7 günde·Puan vermedi
    Kitabın yarılarında İpek Sabahlık gibi roman olmaması beni hayal kırıklığına uğratsa da..
    Yine iyki okudum dediğim bir Osman Balcıgil kitabıydı. Bilmediğim ama çok sevdiğim Sabahattin Ali nin hayatını okumak çok güzeldi.. Aziz Nesinle ortak dergi çıkarması, Nazım Hikmet ile muhabbeti, arasındaki 5 yaş farkı ( ki aynı dönem yazarı değillermiş gibi geliyordu hep), onca yıl yattığı hapishane yılları, yaşadıkları.. Beni en çok etkileyen de şuan yaşasa zenginlik içerisinde yaşayacak, her evde kitabı olan herkesin okuduğu sevdiği Sabahattin Ali'nin o zamanlar sevilme arzusu, her kitabını her yazısını kaleme aldığında maddi manevi çektikleri.. Ah be Sabahattin Ali diye diye, onunla konuşa konuşa, sonunu bile bile ama değişse diye diye okudum çaresizce.
    Yine yapılacak en güzel inceleme ve yorumu sevgili Osman Balcıgil yapmış son sözde..
    Yanlışlarından arınmayı, çağdaş uygarlık düzeyini yakalamayı hedefleyen ülkeler için Sabahattin Ali gibi evlatlar sahip olmak çok önemli ve değerlidir. Ülkemiz Malesef bu medeniyet düzeyini yakalamaya niyetli değil..
    Genç yaşında doğruluktan ayrılmayan aydın yazar, aslında hepimize örnek olsa güzel günler güneşli günler göreceğiz dedirten çok güzel bir kitaptı.
    Biyografi ve Sabahattin Ali seviyorsanız mutlaka okuyun. Tüm kitaplarının varoluşunu okumak, sonrasında tekrar Sabahattin Ali kitaplarını okumak ya da okuduklarınıza farklı bir pencereden bakmak için çok faydalı olacaktır.
  • Bu yaşadığım iğrenç olayın etkisinde kaldım. Bu sebepten ötürü 1000Kitap platformuna bir süre giremedim. Sonuna kadar okumanızı ve paylaşmanızı rica ediyorum. Bu tür insanlar gün yüzüne çıkmalı.

    Başımdan geçen trajikomik bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Ailemi ziyaret etmek için memleketime geldim. Ailem ile vakit geçirmek, bana oldukça iyi geldi. Ta ki anlatacağım bu hadiseyi yaşayana ve tanık olana dek.

    Eve akşam misafir gelecekti. Yemekler hazırlanıp, sofra kuruldu. Yemek yenildikten sonra, çay ikramını yaptık. Hasbihal ortamı yavaş yavaş kurulmaya başladı. Sohbette günlük hayatın zorluklarından bahsedilmeye başlanmıştı. Ben ise konuşulanları pür dikkat dinliyor ve suskunluğumu korumak için kendimi frenliyordum. Dinlerken çileden çıkmam an meselesiydi. Eleştiri yapan kişi yani; misafir olarak gelen komşumuz o kadar sıkıntı çektiğini vurguladığı halde, konuyu dönüp dolaştırıp dine bağlıyordu. Tevekkül nedir bilmiyordu.

    Konuyu öyle taraflara çekti ki, alçaldıkça alçaldı kurduğu cümlelerin paydası altında. Dilinden şu bağnaz cümleler çıktı: “Bu ülkeyi bölenler bu komünist ve dinsiz gençler… Bunların hepsini asmak lazım. Geçmişler Nazım Hikmet gibi bir vatan düşmanını savunuyorlar. Allah ıslah etsin bunları.” Artık sabrım taştı ve konuşmalara dahil olarak başladım konuşmaya. Evvela şunu söylemem gerekiyor, sürekli dinden dem vuruyorsunuz ama dinin bütünleştirici ve ayrım karşıtı tutumunda bihabersiniz. Bunları söyledikten sonra lafın arasına girip, konuşmaya yeltendi. Lakin izin vermedim. Ben sizi uzun bir süre dinledim, aynı tutumu ve anlayışı sizden de bekliyorum.

    Sözlerime devam ettim. Dinin takvası altında insanları yargılamak, iğrenç bir hadisedir ve ayrımcılık yaparak toplumu sınıflaştırmak mide bulandırıcı bir eylem. Bana göre ağzınızdan çıkan bu sözlerin hepsi lafügüzaf. Hakkımda ne düşündüğünüze de biliyorum. Dini gizli yaşadığım için bana her türlü yaftayı yapıştırdınız. Çünkü ben sizin gibi dinim ile övmedim hiçbir zaman kendimi, daima içimde ve gizli olarak yaşadım. Okuduğum kitaplar yüzünden beni yargıladınız.

    Çocuğunun doğum gününe hediye olarak, kitap gönderdim. İçinden neler geçirdiğini de biliyorum, Pahalı hediyeler göndermedim. Güzel kıyafet, pahalı ayakkabı, saat göndermediğim için, zihninden şunları geçirdin: ‘Parası olduğu halde, kitap göndermiş cimri ve pinti adam.’ Bunların hepsini hissettim ve gerçek olduğu kanısında en ufak bir şüphem yok. Bunları dinlerken bukalemun gibi renk attı, çünkü sözlerimde en ufak bir yanlış yoktu ve hepsi yaşanmıştı. Mesela sizin evinizde televizyon var değil mi? ‘Evet var.’ Diye yanıtladı. Çok güzel, peki size ve ailenize ne kattı bana bir örnek verin. ‘Haberleri izliyoruz, Türkiye’den haberimiz oluyor işte.’ Başka ne kattı? Diye sorduğumda ııııııılamaya başladığı görünce, sözlerime devam ettim.

    Televizyon ve medya insanı köleleştirir. Düşünme ve sorgulama yeteneğinizi elinizden alır. Medya insanları oyalamak ve susturmak için vardır. Maalesef ailemin yaşadığı evde de var lakin benim evimde yok ve hiçbir zamanda olmayacak. Size göre hayat sabah uyanıp işe gidip, sonra akşam eve gelince televizyon karşısına geçip vakit öldürmek mi? Eğer hayat buysa, siz çoktan ölmüşsünüz ve beden diye ölü bir can taşıyorsunuz vesselam. Ben size ailemi kurunca, yaşayacağım evi anlatayım. Belki biraz canınızı sıkacak ama olsun yine de anlatayım.

    Evimde televizyon olmayacak. Büyük ekran LCD televizyonlara vereceğim parayı kitaplar için harcayacağım. Boydan boya raflar yaptırıp, kitaplar ile dolduracağım. Eşimle beraber kitap okuyup, düşüneceğiz ve sorgulayacağız. Eğer nasip olur bir evladım olursa, kitap kokusunu küçük yaşlardan itibaren ciğerlerine dolduracağım. Susması ve ağlamaması için, eline telefon ve tablet yerine yüreğimi ve sevgimi vereceğim. Oyunlar oynayacağım onunla. Kitap okuyacağız beraber. Onunda fikirlerini önemsediğimi, küçük yaşlardan itibaren idrak etmesi için elimden gelen gayeyi göstereceğim.

    Diyorsunuz ya: ‘Çocuklara ayıracağımız, vakit yok.’ Televizyon karşısında boş boş geçirdiğiniz vakitleri aklınıza getirin. O vakitleri evladınıza ayırın ve sonra bir köşeye geçip değişimi izleyin. Gelelim benim en şaşırdığım ve sinir olduğum noktaya. Nazım Hikmet'e oturduğunuz yerden atıp tuttunuz. Sağdan soldan işittiğiniz duyumlar ile eserlerini okumadan ona ‘vatan haini’ yaftasını yapıştırdınız. Son derece cahilce ve alçakça bir tutum bu. Yazarlar ülkenin en önemli değerleridir. Sizin sevdiğiniz bir yazar var mı? Diye sordum. ‘Tabi var dedi. Mehmet Akif Ersoy ve Necip Fazıl Kısakürek var.’ Çok güzel dedim ve sözlerime devam ettim. Size Necip Fazıl’dan bir şiir okuyayım eğer müsaade edersiniz. ‘Oku dedi, kibirli bir ses ile.’

    Başladım okumaya;
    “Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
    Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
    bu memleket, bizim.

    Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
    ve ipek bir halıya benziyen toprak,
    bu cehennem, bu cennet bizim.

    Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
    yok edin insanın insana kulluğunu,
    bu davet bizim...

    Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
    ve bir orman gibi kardeşçesine,
    bu hasret bizim...”

    Nasıl buldunuz diye sordum. ‘Çok güzel dedi ve devam etti. Ne de güzel yazmış üstat Necip Fazıl.’ İşte bu cümle benim bu tür insanlara nasıl acıdığımı ve üzüldüğümü bir kez daha yüzüme vurdu. Çünkü bu vatan sevdası ile yanıp tutuşan şiirin yazarı, Vatan haini diye yafta yapıştırdığı Nazım Hikmet’ti. Yazarını söyleyince kanının donduğunu hissettim. Ve sözlerimi şöyle bitirdim. Bu ülke ne çektiyse okumadan, düşünmeden ve sorgulamadan harekete geçenlerin yaptığı, davranışlar ve sergilediği tutumların yarattığı o iğrenç etkiden çekti.
  • 2142 syf.
    ·Beğendi·10/10
    EĞER DEĞER GÖRÜRSENİZ İSTEDİĞİNİZ ZAMAN,İSTEDİĞİNİZ YERDE BU YAZIYI KULLANABİLİRSİNİZ.PAYLAŞIN ARKADAŞLAR,İSTEDİĞİNİZ YERDE PAYLAŞIN Kİ BU KİTABI OKUSUN HERKES,EKSİK KALMASIN HİÇKİMSE.ADIMI KULLANMANIZA DA GEREK YOK.SAYGILAR...


    “Önce içindeki, yüreğindeki zinciri kopar, başkaldır. Sonra dünyanın bütün zincirlerini kır, tekmil kötülüklere başkaldır, iyilik getir. Getirdiğin iyilikler de, belki bir gün insanlar için kötülük olur, kendi iyiliğine de başkaldır. Eeeeey, insanoğlu, sen solucan, sen karınca, sen böcek değilsin. Allah seni bir tek şey, bir tek, bir tek şey için yarattı, başkaldırman için yarattı. Allah sana büyük bir hazinesini, tek kıymetli varlığını armağan etti, yüreğindeki umudu verdi sana… Başkaldırman için umuttan daha değerli bir şey, bir silah veremezdi sana. Onun verdiği umutla, sen eğer başkaldırmayı öğrenseydin, ölümü bile yenerdin.”

    Umudunuz hiç bitmesin,yitmesin...Her ne olursa olsun umut etmeye devam edin.Başınızda hiç eğilmesin...Okuyan arkadaşlar,hepinize teşekkürler,sevgiler saygılar,keyifli okumalar...

    Bu yazı Yaşar Kemal ve İnce Memed'in hakettikleri bir yazı olmadı,olamaz da,zaten dünya üzerinde ''benim'' diyen hiç kimse bunlara hakettikleri bir yazı yazamaz.Elimden geldiğince çizdim bir şeyler,aslında ben de yapmadım bunu ben sadece kalemi tuttum,kalem kendisi gitti kağıdın üzerinde...Kalem ve kağıt bile o kadar özlemiş ve istemiş ki Yaşar Kemal ve İnce Memed hakkında iki kelam yazmayı...Yaşar Babam Huzur İçinde Uyu,Ardında Bıraktıklarına Değer Biçilemez!


    ------------------------------
    “Uğraşmak haktır”
    ------------------------------


    İNCE MEMED BİR ROMAN DEĞİL BİR BAŞKALDIRI ŞİİRİDİR...PROLETER DESTANIDIR...EDEBİYAT ve İNSANLIĞA SUNULMUŞ EN BÜYÜK HİZMETLERDEN BİRİDİR...

    Aşksız ve paramparçaydı yaşam
    bir inancın yüceliğinde buldum seni
    bir kavganın güzelliğinde sevdim.
    bitmedi daha sürüyor o kavga
    ve sürecek
    YERYÜZÜ AŞKIN YÜZÜ OLUNCAYA DEK

    Aşk demişti yaşamın bütün ustaları
    aşk ile sevmek bir güzelliği
    ve dövüşebilmek o güzellik uğruna.
    işte yüzünde badem çiçekleri
    saçlarında gülen toprak ve ilkbahar.
    sen misin seni sevdiğim o kavga,
    sen o kavganın güzelliği misin yoksa...


    Üzüldün Yaşar Baba,çok üzdüler seni ve "Keşke yazmasaydım dediğim kitaplarım arasında İnce Memed var" dedin...Dedin ama...Seni ''sen'' yapan,beni de ''ben'' yapan bu romanı yazmasan olmazdı...OL-MAZ-DI!
    Toroslar'dan Akdeniz'e uzanan Dikenliözü'ndeki Değirmenoluk köyünün İnce Memed'i.Ben seni okumasam olmazdı...OL-MAZ-DI!
    Ve sakın bana " Ben sana hiçbir şey öğretemem oğlum, Bütün çarelerini kendin yaratacaksın." deme Yaşar Baba.Öğrettin...Dizginlenmemeyi,her şey için her zaman umut olduğunu ve başkaları için verebileceğim bir nefesin onlar için bin nefes olabileceğini öğrettin...


    Dünyanın bütün kötülüklerine baş kaldır. Bazen senin iyiliğin başkasının kötülüğüne de olabilir. Kendi iyiliğine de baş kaldır..


    Yalan olmasın ya 12 ya da 13 yaşlarındayım ve babamın kütüphanesinden çekip çıkardığım,tamamıyla okuyup bitirdiğim ilk roman İnce Memed (2 ciltti ) öylesine merak edip bir bakayım demiştim...Dolaylı da olsa yönlendirme ile.İşte!Demiştim...
    (10 yaşlarındayken yine o kütüphaneden merak edip rastgele kitap seçmişliğim vardı ve her seferinde elime bir kitap aldığım da ''o kitabı yerine bırakırmısın''dendi bana.Ne güzel adamdı babam :( Bu kitabı almamı bekliyordu,bundan eminim,çünkü daha sonraları farkettim ki bu kitabın yeri hep bir önce ki yerine bırakmamı istenen kitabın yerine geçerdi.Bu kitapla başlayayım istedi taa içimde hissediyorum,sevdi Memed'i hem de çok sevdi ve kendi Memed'ini yetiştirmek istedi. ;( Keşke sen gitmeden önce farkedebilmiş olsaydım Babam,ya da hiç gitmemiş olsaydın,ne güzel bir öğretmen olurdun bana :( Neler konuşurduk kimbilir seninle...)


    Dedim dedim ama öyle kalmadı,iyi ki de kalmadı,okumaya başladığımda vaktin nasıl geçtiğini havanın nasıl karardığını anlamamıştım bile,kaç saattir okuduğumu inanın bilmiyordum.Ve...Yaşar Kemal ve onun isyankar edebiyatı ile böyle tanıştım.Şu an da şu akıl ve mantık yapısı ile eminim ki eğer bu kitap değil başka bir romanla başlasaydım okuma serüvenine bu kadar istekli ve uzun soluklu olmayacağına inanıyorum bu serüvenin.


    Muhtemelen bu yazıda İnce Memed yorumu bekleyeceksiniz ancak alabileceğinizi pek sanmıyorum...Bir kaç satır da kitaptan ve içeriğinden bahsedeceğim tabi ama bu kitabın sadece bana değil dünyaya verdiği haz ve okuma isteğinin üzerinde durmaya çalışacağım.Ne kadar anlatabilirim bilmem çünkü iş Yaşar Baba'yı anlatmaya gelince pek bir yeteneğim olmadığı ortaya çıkıveriyor.Yaşar Kemal eserlerine yorum yapmayı kendime yakıştıramadım bir türlü affedin...
    Biraz benden,biraz alıntı yine biraz benden,böyle böyle bu destan için ufak bir yazı çıkarmaya çalışacağım.Olmayacak biliyorum ama Yaşar Kemal'in İnce Memed'i zaten anlatılamaz...Kendinizi Memed'in yerine koyup onunla birlikte yaşamalısınız,o zaman BELKİ biraz anlarsınız...


    Dedik ya: “Uğraşmak haktır” Kaçma,duy,o acıyı yaşa!Pragmatistler,Anarşistler,Hümanistler onlarca yüzlerce yıldır bir anlam,bir kavrama arayışına girmişler felsefenin üzerinden hep kendilerine sormuşlardır:Nedir yaşamın anlamı??Amaçsızca yaşamak mı,yoksa başkaları için bile olsa acı duyacağını,kayıplar vereceğini bilerek bir amaç edinmek mi?O-KU-YA-CAK-SIN!Felsefi bir düşünce eseridir İnce Memed bu bağlamda ve Yaşar Kemal bunu anlatmıştır en baba felsefeciden bile daha net olarak...Bakalım:Abdi ağa ölür, köylüler kurtulur. Kitaba bir göz atalım; köylüler her yıl çift sürmezden önce düğün bayram yapar, çakırdikenliği ateşe verir, bu ateşle birlikte Alidağın tepesinde bir top
    ışık patlar… Peki, mutlu son mu? Değil!Olmaz! Yaşam mücadele alanıdır, devinim bitmez, çatışma
    bitmez. Abdi ağa gider, yerine Hamza ağa gelir. Onca bela, onca eziyet, mücadele, kayıp, çile
    yeniden başlar.
    “Sonunda Abdi Ağayı öldürdüm, fakir fıkara kurtulsun deyi. Kurtuldu da… Abdi Ağa öldükten
    sonra millet şadlık şadımanlık etti, olmaya gitsin. Toprağı paylaştı. Köylü de ben de hep böyle
    gidecek sandık… Sonra ne oldu? Sonra Kel Hamza geldi, Abdi’den bin beter. Eli kanlı. Kan
    kusturdu millete. Eee, bunun sonu ne olacak? Abdi gitti, Hamza geldi. Bir Hamza, bin Abdi etti…
    Eeee, benim emeklerime, çektiklerime ne oldu, nereye gitti? Büyük aklınız, büyük hüneriniz var,
    çok gün görmüşlüğünüz var, söyleyin bakayım ben ne yapayım? Bir akıl verin bana.”
    Koca Süleyman:
    “Hep öyle oldu,” dedi. “Ali gitti, Veli geldi. Deden gitti, baban geldi. Baban gitti, sen geldin. Sen
    gideceksin, oğlun gelecek…”
    “Öyleyse niye uğraşıyoruz, canımızı dişimize takmışız, sen, ben, Ali, Yel Musa?”
    “Uğraşıyoruz,” dedi güvenli. “Uğraşmak haktır.”
    İşte Yaşar Kemal felsefesi.Bir cümle çoğu zaman bir çok soruya verilebilecek en iyi cevaptır,tam buradaki gibi.


    Bir kitap okuyacaksın kardeşim,öyle bir kitap okuyacaksın ki,hayatın boyunca aklından çıkmayacak,senin enlerinden biri olacak,sana çok şey öğretecek bir kitap.Hiç pişman olmayacaksın...


    Bir avuç toprak alıp ağzınıza atın ve başlayın çiğnemeye,yapın bir deneyin,bakalım ne hissedeceksiniz...Yapanlara sözüm şimdi de:işte tam o his ağzınızda değil taa yüreğinizin içinde olacak!Çöreklenecek oraya.Ve hiç bir zaman unutmayacaksınız...
    Memed'le birlikte yol alırken sık sık vazgeçmeyi düşüneceksiniz,sıkılacak,isyan edecek,darlanacaksınız,kitabı masada bırakıp pencereye gidip dışarıyı izleyeceksiniz ve size en uzak dağları görmeye çalışacaksınız,belki Memed'i de görürüm diye.


    Memed'le birlikte dağlara çıkmak haksızlıklara,zulümlere karşı koymak ve kurşun sıkmak isteyeceksiniz,hele ki Memed'deki onuru gururu vicdanı ve canlı sevgisini gördüğünüzde bir daha hiç yanından ayrılmak istemeyeceksiniz.Hangi çağda hangi tarih de olursanız olun bir Memed olmak isteyecek ve onun başkaldırışını kendinize rehber edineceksiniz.


    Okutmayacak direnecek kitap size,karşı koyacaksınız ve tıpkı Memed gibi ta ciğerini söküp almayı,onu yaşamayı,içinizde hissetmeyi,bir kuşu bile vuramazken bütün haksızlıkları,kötülükleri savaşarak öldürmeyi öğreneceksiniz.Ve...Ölmeyeceksiniz...Hiç bir zaman ölmeyeceksiniz...Memed'le birlikte sonsuzluğa...


    Okuduğunuz İnce Memed romanını bir daha hiç kaybetmeyeceksiniz,kimseye vermeyeceksiniz,bir emanet gibi saklayacaksınız.''Çocuklarım da okuyacak bu kitabı'' diyeceksiniz.Ve o kitap nesillerce sizde kalacak ve nesillerce Memed'le dostluğunuz devam edecek...Sıcak olacak sımsıcak,kitap sizin yüreğinizi ısıtacak ve elinizde olduğu müddetçe hiç üşümeyeceksiniz.Eğer hala almadıysanız zararı yok,şimdi alın ne farkeder ki?Hem aldığınızda sadece bir roman da almayacaksınız,İnce Memed bir roman değil ki Cumhuriyetin ilk yıllarının,ofkenin,isyanın,ezilmişliğin,kimsesizliğin,sevdanın,insanlığın ve en önemlisi her şeye rağmen umudun ve umut için savaşmanın destanıdır,şiirsel bir tarihdir,hayatınızın öyküsü,çocuklarınızın masalıdır İnce Memed.Sadeliktir,temizlik,masumiyet,samimiyet,adalet,inançtır.Bir dersdir,görkemli bir yapıt,nesilden nesile aktarılacak bir efsane,dilden dile değişmeyecek bir eser ve Türk edebiyatının yüzakıdır İnce Memed...

    Bir şeyler için başka şeyler vermek gerekir bazen,değerli şeyler sevda gibi,aşk gibi,yürek gibi,hayat gibi değerli şeyler,Memed'de verdi en değerli hazinesini,sevdasını ölümün kucağına bıraktı ama sevdasını verirken azraile,yanında insanlara umut,inanma hissi,adalet duygusu,yaşama gücü verdi.Memed bir sevda kaybetti ama insanlar bin umut kazandı.İşte Memed'in bu yüceliğini böyle anlattı Yaşar Kemal,anlatılamaz hissedilebilen bir şekil de...

    İnce Memed'de yaşadıkları dünyayı tanımayan,onun farkında olmayan,dünyayı sadece sürdükleri ırgatlık yaptıkları toprak bilen,ezilmeye,aşağılanmaya alışmış,alıştırılmış bir toplumun dayatılan düzene hiç ses çıkarmadan boyun eğişi,kabullenişi ve bir adamın,içlerinden birinin adalet arayışına şahit olurken uyanmalarını ve nasıl bir kahramana dönüştüğünü görmelerini anlatır.

    Bu kitabı okumaya başlarken Yaşar Kemal yazmış diye başlamayın,bırakın yazar kitap bitene kadar anonim kalsın,Yaşar Kemal'in içinde bulunduğu sosyal ve kültürel yapı dikkate alınmadan hakkı verilerek okunsun.Önyargı olmasın...Üslubun sadeliği ama aynı oranda da derinliği ve zenginliği anlaşılsın.Gerektiğinde otoriteye şiddetle karşı koyarak,başkaldırarak aynı otoritenin sömürülerden beslenmesine karşı çıkılmasının,rejimin adaletsiz gücünün nasıl anlatılabileceğinin örneğinin görülmesi olsun bu kitap.

    İnce Memed adaletsizlik karşısında manevi arayışını ,sorgulamalarını,kayıplarını kendisi için değil başkaları için,yarar için,iyilik için,insanların ezilmemesi,sömürülmemesi için yaptığının anlaşılmasını ister ve hayranlık duyulur.

    Yalnızlığı yalınlığı anlatır size İnce Memed.Konformist camia tarafından sürdürülen baskı ve zulüm önce kişiyi sonra da bütünü nasıl başkaldırıya iter?İşte bunu izletirken kışkırtır sizi.Felsefesi anlaşılmalı dikkatli okunmalıdır,zaman zaman ideolojik yönlendirmeler gelebilir size.Kısaca İnce Memed'de kimliksizlerin,hiçlerin kimliklerinin tanınması ve insan olarak kabul edilmelerini görürsünüz,işte burada da durumsal karşı çıkışı öğrenirsiniz.

    Daha iyi anlaşılabilmesi açısından İnce Memed'den önce gönül isterdi ki haberdar olayım ve Eric J. Hobsbawm'ın Eşkıyalar kitabını okuyayım ama olmadı,çok da bir şey kaybetmedim aslında,ilk okuduğumda İnce Memed bir kahramandı gözümde ama o kitaptan sonra tekrar okuduğumda Sosyal Eşkıyalık kavramı ile tanıştım ondan sonra İnce Memed'in Devrimci değil Reformcu olduğunu öğrendim.Bu kahramanlık etiketini değiştirdimi?Kesinlikle hayır.
    Hobsbawm'a göre Sosyal Eşkıya'nın hedefi sömürünün tam olarak ortadan kalkması değil,adil ölçüyü aşmaması ve güçlünün güçsüzü makul sınırların dışında ezmemesi,ancak bu şartların dışına çıkıldığında ki bu her çağda her coğrafyada olabilir,o zaman İnce Memed'ler eşkıya olarak adlandırılır,aynı zamanda da bir Robin Hood'a eşkıya demeye utanır bu adı verenler...

    ''Dostoyevski’yi okudum, ondan sonra hiç huzur kalmadı bende.''
    Bunu demiş Cemal Süreya demek ki bulmuş Kitabını ve yazarını.Oku oku aramak gerekir bazen yıllarca binlerce kitap arasından bunu bulmak için,ne büyük şansdır bilmezsiniz belki,bu aramalar olmadan karşınıza çıkıvermesi sizi derinden etkileyecek,yaşamınıza yaşam ekleyecek,sizi düşündürecek ve hakkı haklılığı öğretecek,ruhunuzu isyan ateşi ile anarşistleştirecek,size istediğiniz şey için onurluca savaşmayı gösterecek bir yazar ve kitabıyla tanışmak.

    Evet Yaşar Kemal anarşist,gururlu,karşı koyulmaz,ne olursa olsun dinlemez,dizginlenmez,ille de haklının yanında,bağıra çağıra isyan edebilen,bu yanlış diyebilen,seçmeyi öğrenen ve yanlışı görünce ne ve kim olursa olsun arkasına hiç bakmadan çekip gidebilen asi bir ruh verdi bana,yoğurdu beni,şekillendirdi,yonttu ve bana ruhumun derinliklerinde bir eşkıya olmayı öğretti.Vicdan denen şeyin hiç bir zaman unutulmaması gerektiğini ve her zaman içimde en iyi en değerli köşeye koyulması gerektiğini söyledi.İyi ki de yaptı,bana karakter armağan etti,her okuduğum eserinde bir şeyler üfledi ruhuma,ve hiç bir zaman doğru bildiğinden şaşma burnunun diki diye bir yol var o yoldan da ayrılma evlat dedi.

    Her insanın bir kitabı,bir yazarı vardır.ne şanslıyım ki ben bunları ilk okuduğum romanla buldum.Sizin de kendinizinkini bulmanız dileğiyle...

    -------------------------------------------------------------------
    -------------------------------------------------------------------

    İNCE MEMED: HAKLI İSYANIYLA BÜTÜN MECBUR İNSANLARIN İDOLÜ OLAN EŞKIYA!

    II. Adnan Menderes hükümeti görevde. Mecliste sert tartışmalar sürüyor. CHP'nin İstanbul şubesi mühürleniyor. Dünyada ve Türkiye'de tarih, sessizce kendini yazıyor.

    Avrupa Birliği'nin 4 ay içinde kurulacağı haberleri çıkıyor. 1953 Nobel Edebiyat Ödülü İngiltere Başbakanı Winston Churchill'e veriliyor. İngiltere veliahtı Prens Charles 5 yaşında henüz. Cemiyet haberlerinde yayımlanan resminin altına "Annesi Kraliçe Elizabeth tarafından çok sevilen Prens Charles sıkı bir terbiye altında yetiştirilmektedir" notu düşülüyor. Rita Hayworth'ın "Miss Sadie Thompson" adlı filmi Birleşik Amerika'nın birçok şehrinde sansüre uğruyor. Filmin prodüktörü Columbia şirketi bile şehvet rollerini fazla realist bulduğunu kabul ediyor. Öte yandan Atıf Yılmaz'ın İtalya'da çektiği ve Sansür Kurulu tarafından, filmin geçtiği garı Mussolini'nin yaptırması ve Mussolini heykellerinin gözükmesi nedeniyle kuşa çevrilen "Hıçkırık" filmi ilk defa Ankara'da Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve hükümet erkanının katıldığı gala ile davetlilere gösteriliyor.Dünyada ve Türkiye'de tarih, sessizce kendini yazıyor.

    Yıl 1953... Kore Savaşı bitmiş. Elvis Presley fırtınası gün sayıyor. Beckett'in "Godot'yu Beklerken"i Paris'te sahneleniyor ilk kez. Türkiye-Amerika telefon hattı açılıyor. Atatürk'ün naaşı Anıtkabir'e taşınıyor. Gazetelerin manşetleri günlerce bu taşınmayı yazıyor. İstanbul'un efsanevi kışı da başlıyor o yıl. Hava 'buz gibi'... Bu deyim değil. Sahi...Tuna'dan Karadeniz'e akan dev boyutlu buz tabakaları Büyükdere, Çengelköy, Kanlıca ve Ortaköy kıyılarını bir buz pistine çeviriyor. O kadar ki, insanlar İstanbul Boğazı'nın bir yakasından diğerine, denizin üstünden yürüyerek gidiyor. Poyrazköy'den çıkıp yola, buzların üzerinde ilerleyerek Rumeli Kavağı'na varılabiliyor. Deniz trafiği duruyor, vapur seferleri iptal ediliyor. İstanbul tek kelimeyle donuyor. Bu durum Mart 1954'e kadar sürüyor.O günlerde Beşiktaş Serencebey'de küçük bir apartman dairesinde de bir 'tarih' yazılıyor.Sessizce.

    Birkaç yıl önce evlenen Yaşar ve Thilda Kemal çifti, yeni yapılmış ve bazı bölümleri henüz tamamlanmamış bu dairede yaşıyor. Yaşar Kemal'in Cumhuriyet gazetesine yaptığı röportajlarla hayli ünlü olduğu bir dönem bu. Ne var ki Thilda Kemal işten atılmış; aile, gazetenin verdiği 180 lirayla geçinmeye çalışıyor. Geçinemiyor. Kömürün kilosu 15 kuruş o vakitler. Kış da fena bastırdığından kömür darlığı sözkonusu. 1 ton kömür alacak olsalar gitti bir maaş... DONDURUCU 1953 kışı Bakıyor ki olacak gibi değil, gazetenin yazı işleri müdürü Cevat Fehmi Başkut'a gidiyor Yaşar Kemal. 1951'de İstanbul'a geldiğinde yanında getirdiği, kafasında çoktan yazdığı, hatta ilk satırlarını 1947'de kaleme aldığı ama henüz bütününü kağıda dökmediği "İnce Memed" romanından söz ediyor Başkut'a. "Bu romanı yazmak istiyorum. Ama paraya ihtiyacım var" diyor, "Bana romanın tefrikası karşılığı avans olarak 1000 lira verirseniz..."Hemen muhasebeye gönderiyor Başkut, Yaşar Kemal'i...

    Dünyalar Yaşar Kemal'in oluyor.İşte o avansın ardından tutuluyor Serencebey'deki çini sobalı ev. Hayat dergisine verdiği bir öyküsünün telifi olan 50 lirayla 1 aylık odun alıyor. Ama ev yeni olduğu için ısınmıyor da doğru düzgün. Alt katın bacası, Kemal çiftinin oturma odasındaki duvarın ortasından geçiyor, bereket. Thilda Kemal, sırtını yaslayıp bu duvara, kitabını okuyor. Yaşar Kemal de, üstünde kat kat giydiği ceketler, "İnce Memed"i yazmaya başlıyor.Türk edebiyatının olduğu kadar dünya edebiyatının da unutulmaz kahramanlarından İnce Memed, işte o muazzam 1953 kışında, Yaşar Kemal'in Erzurum'dan aldığı ve yazarken taktığı eldivenli ellerinde hayat buluyor. Çini sobalı ev de 3 ay sürüyor yazması...

    1953 kışında başladığı "İnce Memed", İstanbulluların Boğaz'ın üzerindeki buzlarda resim çektirdiği o karlı günlerden birinde bitiyor. Bir de yaptığı anlaşma var Cevat Fehmi Başkut ile. Roman beğenilirse 1800 lira daha alacak Yaşar Kemal. Ama beğenilmezse 1000 lirayı geri verecek.

    Dosyayı teslim alan Başkut bir ay sonra Yaşar Kemal'i odasına çağırıyor."Önceki gece romanına başladım, ancak bu sabah bitirdim. Elimden bırakamadım," diyor.Bundan sonra romana yazarın ismi konulsun mu konulmasın mı tartışması başlıyor. "Olmaz Cevat Bey, ben bu romana adımı koymayacağım," diyor Yaşar Kemal: "Çünkü ben bu romanı para için yazdım. Üstelik de üç ayda. Benim iyi romanlarım bundan sonra yazılacak."Başkut ısrarlı: "Adını koyacaksın. Üstelik de o baştaki uzun Çukurova tasvirini çıkarmazsan gene basmam romanını gazetede."

    Yaşar Kemal 30 yaşında henüz. Ama Yaşar Kemal yine bildiğimiz Yaşar Kemal; ilkeli, tavizsiz. "Vermem o zaman romanımı" diyor Başkut'a: "Başka gazeteye götürür, size borcumu öderim." "ROMANA ADIMI KOYMAM!" Araya Nadir Nadi giriyor ama Yaşar Kemal kararından dönmüyor. Durumdan Dünya gazetesinin sahibi Bedii Faik haberdar oluyor ve Yaşar Kemal'den romanı kendisine getirmesini istiyor.Romanı inceleyen Bedii Faik on gün sonra çağırdığı Yaşar Kemal'i uyarıyor "Böyle bir romana adını koymazsan çok pişman olursun!"Romana Yaşar Kemal imzasının konulmasında ısrar edenler cephesi biraz daha genişliyor böylelikle. Onlardan biri de Thilda Kemal. Uzun uzun tartışıyor Yaşar Kemal ile, o kadar ki kavgaya kadar varıyor iş.Sonunda ikna oluyor Yaşar Kemal. Ama gene de kararlı: "Romanımdan tek satır atmam!" Bedii Faik'ten bir telefon alıyor o günlerde. Faik, Cumhuriyet'in romanı basmayı çok istediğini, Doğan Nadi'nin Yaşar Kemal'in bütün şartlarını kabule hazır olduğunu söylüyor.Elinde "İnce Memed", Cevat Fehmi Başkut'a gidiyor Yaşar Kemal.Başkut soruyor: "Adını romana koyuyor musun, eşkıya?"Ve "İnce Memed", Yaşar Kemal imzasıyla Cumhuriyet gazetesinde tefrika edilmeye başlıyor.

    1955 yılında da iki cilt olarak yayımlanıyor.Refik Erduran ve Ertem Eğilmez'in kurdukları Çağlayan Yayınları'ndan çıkan "İnce Memed" kısa sürede tükeniyor.1956'da da sürüyor "İnce Memed"in başarısı. Seçici kurulunda Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Nurullah Ataç, Reşat Nuri Güntekin, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Suut Kemal Yetkin'in de bulunduğu jürinin oy çokluğuyla, Varlık Roman Armağanı "İnce Memed"e veriliyor. "İnce Memed"in dünya dilleriyle ilk buluşması 1957'de Bulgarcaya çevrilerek oluyor. 1959'da ise Rusça çevirisi çıkıyor. Bu çevirinin ardındaki isim Nâzım Hikmet. İngilizce çevirisini Edouard Roditi ve Thilda Kemal, Fransızca çevirisini ise Güzin Dino'nun yaptığı "İnce Memed" 1961'de İngiltere'de, ABD, Fransa ve İtalya'da yayımlanıyor.

    Ertesi yıl ise Almanca ve İspanyolca çevirileri çıkıyor. Çeviriler birbirini izliyor ve "İnce Memed", 40'ı aşkın dile çevriliyor. Körler için Braille alfabesiyle de yayımlanıyor. Bütün bu başarılarla birlikte giderek zorlaşıyor Yaşar Kemal'in hayatı. O kadar ki yıllar sonra "Keşke yazmasaydım dediğim kitaplarım arasında İnce Memed var" diyor üzülerek: "İnce Memed birden patladı. O zamana kadar, çok az roman çevrilmişti başka dillere. Hiçbiri de hiçbir ülkede tanınma olanağı bulmamıştı. İlk olarak 'İnce Memed' 'bestseller' oldu dünyanın birçok ülkesinde... İşte bu da benim canıma okudu. Ülkemde kanıma ekmek doğrayacak insanlar çoğaldı." İnce Memed yüzünden çekmedik sıkıntısı kalmayan Yaşar Kemal'in başına gelenler, kitabın filme çekilme öyküsünde de sürüyor.

    Bu, trajikomik anekdotlarla dolu upuzun bir hikâye aslında. 1965'teki Demirel kabinesinde Kültür Bakanlığı yapan Nihat Kürşat örneği bile her şeyi anlatmaya yetiyor tek başına. Kürşat, "İnce Memed"in film haklarını satın alan 20th Century Fox'a bir mektup yazıyor: "Eğer Yaşar Kemal'in filmini Amerikalılar çekerse Amerika ile ilişkimiz çok zarar görecek..."Bin bir badire atlatan ve sansür kurullarından asla geçmeyen filmi, Peter Ustinov 1984'te Yugoslavya'da çekiyor.. Film Amerika'da çok beğeniliyor, çok para kazanıyor. Ah bir de Türkiye'de oynasa...Hem o zaman filmin geliri Yaşar Kemal'in hesabına yatacak...Bakanlar Kurulu toplanıyor ve filmin oynanmamasına karar veriliyor. Ne var ki, filmin korsanının Türkiye'de çıkmasına engel olunamıyor; "İnce Memed" o yıl Türkiye'de en çok seyredilen film oluyor.

    Bakanlıktan ültimatom Memed'in öyküsünü 1987'ye kadar devam ettiriyor Yaşar Kemal. Toplam 4 cilt olarak tamamlıyor romanını."İnce Memed"in devamını yazarken çok uğraşıyor. İkinci kitabı yazmadan önce defalarca birinci kitabı okuyor. İstiyor ki romanın dili devam kitabında da aynı yapıda kalsın. Başarıyor da... Üçüncü kitabı yazarken de aynı kaygılarla başlıyor işe. Yine ilk kitabı defalarca okuyor. Ortak dil üç kitapta da korunuyor. Ama dördüncü kitapta bundan vazgeçiyor. Sonuçta daha olgun ve daha görkemli bir dil ile bitiyor "İnce Memed" efsanesi.Toroslar'dan Akdeniz'e uzanan Dikenliözü'ndeki Değirmenoluk köyünün İnce Memed'i...

    Feodalitenin baskısından bunalıp 'isyan bayrağını' açan, haklı isyanıyla bütün 'mecbur' insanların idolü olan Memed... Onun, herkesin özgür yaşadığı bir dünya özlemi... Düzene karşı çıkışının eşkıyalığı kadar uzanışı... Efsaneler, ağıtlar, halk hikâyeleri içinde dev bir roman kahramanı! O ince yapılı yoksul köylü çocuğundan dünyanın en bilinen roman karakterlerinden birini yaratan Yaşar Kemal'in 34 yıla yayılan bu unutulmaz romanı

    Alıntı- Yaşar KEMAL'in Hatıralarından
    ----------------------------------------------------------------------------
    ----------------------------------------------------------------------------

    Yaşar Baba Konuşur :
    ------------------------------------

    “Yaratıcılığın kaynağı üstünde düşünürken, orasını çok aydınlık, ışık içinde görüyorum. Orada çok umut görüyorum. Orada bizim yaşama bu kadar bağlanmamızın gizi var sanıyorum. O aydınlığa, o umuda tutunuyorum. Karanlığın yaratıcı gücü olabilir mi, diye soruyorum hep kendi kendime. Bizi bu dünyaya, bu yaşama böylesine bağlayan ne? Romanlarımda hep korkunun, korktuklarının üstüne yürüyen insanlar bulacaksınız. Ben hep korkunun, korktuklarımın üstüne yürürüm. Bu, benim huyumdur sanıyordum. Sonra öğrendim ki, çok insanın da huyuymuş. Yaratıcılığın kaynağına doğru, ondan beri de neye rast gelirsek… Yeni Sofokleslere, yeni Cervantes’lere, yeni Moliere, yeni Shakespeare’lere. O zaman dünyamız daha mutlu olacak.”

    “Bir karanlıktan gelip bir başka karanlığa düşüyorsak da bu çok çok acıysa da ben aydınlığın türkücüsüyüm. Ben bir karanlıktan gelip bir karanlığa düşüyorsam da ben aydınlığı gördüğümden, bu vazgeçilmez yaşam sevincini duyduğumdan dolayı doğaya minnettarım. Ya doğmasaydım, ya bu görkemli dünyayı yaşamasaydım ne olurdu? Hep birden, bir sevinç türküsü olup, dünyayı sevinç, kardeşlik türküleriyle doldurmalıyız. Yaşama minnetimizi her olanakta söylemeliyiz. Madem ki dünyaya geldik güzellikleriyle tadını çıkarmalıyız.”

    “İnsanların içindeki yaşama sevinci ölümsüzdür. Ben ışığın, sevincin türkücüsü olmak istedim her zaman. İstedim ki benim romanlarımı okuyanlar sevgi dolu olsunlar, insana, kurda kuşa, börtü böceğe, tekmil doğaya.”

    "Bir, benim kitaplarımı okuyan katil olmasın, savaş düşmanı olsun. İki, insanın insanı sömürmesine karşı çıksın. Kimse kimseyi aşağılayamasın. Kimse kimseyi asimile edemesin. İnsanları asimile etmeye can atan devletlere, hükümetlere olanak verilmesin.

    Benim kitaplarımı okuyanlar bilsinler ki, bir kültürü yok edenlerin kendi kültürleri, insanlıkları ellerinden uçmuş gitmiştir.
    Benim kitaplarımı okuyanlar yoksullarla birlik olsunlar, yoksulluk bütün insanlığın utancıdır. Benim kitaplarımı okuyanlar cümle kötülüklerden arınsınlar." (Ömrüm boyunca dinleyeceğim seni ama savaşmamın gerektiği yerde de savaşmayı senden öğrendim)

    İşte böyle büyük bir insan dı Yaşar Kemal.Sevgi dolu cesur ve asi yüreğiyle İçimizden biriydi.

    Bir Barış Savaşçısı,yoksulun,ezilenin,sömürülenin en yakın dostu,
    İnsanlığın,İnsan olmanın onurunu yaşatan bir değer Yaşar Kemal...

    “Türklerin en Kürdü, Kürtlerin en Türkü” demiş Sait Faik ve hediye ettiği kitabın kapağına böyle yazmış. O hiç bir zaman ırkçı olmadı. Olması gerektiği gibi oldu. “İnsan”dı onun için değerli olan, ırk değil.

    Haydi Hep birden, bir sevinç türküsü olup, dünyayı sevinç, kardeşlik,sevda türküleriyle dolduralım. Yaşama minnetimizi her olanakta söyleyelim. Madem ki dünyaya geldik güzellikleriyle tadını çıkaralım.Gerektiği yerde de Gerektiği gibi başkaldıralım...

    Memed atını dağlara doğru sürer ve o günden sonra Memed’den haber alınmaz.
    O gün bu gündür Dikenlidüzü Köylüleri, çift koşmadan önce çakırdikenleri ateşe verirler. İşte tam o günlerde Alidağ’ın doruğunda bir top ışık patlar, üç gün üç gece yanar durur.

    Okuduğunuz için teşekkür ederim...HOŞÇAKALIN...
    Öyle bir sessizlik ki benimkisi..
    Dışım sükut, içim kıyamet..
    Ne kimseye ses edecek tınım var, ne kimseye doğru yürüyecek dermanım..
    Almış yüreğimi gidiyorum..
    Ardımda kalan umut ve düş kırıklıklarımadır eyvahım...

    Birkaç Alıntı Bırakalım:
    --------------------------------------------

    Konuşan insan, öyle kolay kolay dertten ölmez. Bir insan konuşmadı da içine gömüldü müydü, sonu felakettir.
    --------------------
    İnsanlarla oynamamalı. Bir yerleri var, bir ince yerleri, işte oraya değmemeli.
    --------------------
    İnsanları sözleriyle değil, hareketleriyle ölç! Ondan sonra da arkadaş olabileceğin insanı seç. İpin ucunu bir verirsen ellerine yandığın günün resmidir.
    -------------------
    Zulme sessiz kalan bir gün zulme uğrar, haksızlığa karşı durmak insanın onurudur.
    -------------------
    Vicdanın karışmadığı iş yoktur. Hayır gelmez. İlle de vicdan...
    -------------------
    Insanlarla oynamamalı. Bir yerleri var, bir ince yerleri işte oraya değmemeli.
    ------------------
    Bir insan ne kadar korkaksa o kadar yüreklidir.
    ------------------
    Allah kulu kul yaratmış, kulu kimseye kul yaratmamış. Diretmeyen insan Allah'a karşı insandır.
    ------------------
    İnsan soyu canavar olmuş da bizim haberimiz yok...
    -----------------
    yürek bir sırça çiçektir. Bir kere kırılınca o çiçek bir daha öyle bir çiçek olur mu, olmaz.
    -----------------
    şu dünyaya kim bilir ne kötü, ne alçak, tanıyınca ne kadar utanacağımız insan gelmiştir, kim bilir?
    -----------------
    Dünyada her şey olmak kolay ama insan olmak zor .
    -----------------
    İnsanlara umut vermek iyidir de, o umudun altından kalkamamak kötüdür. Umudun ölmesi, insanın ölmesinden daha beterdir.
    ----------------
    Önce içindeki, yüreğindeki zinciri kopar, başkaldır. Sonra dünyanın bütün zincirlerini kır, tekmil kötülüklere başkaldır, iyilik getir.
    ----------------
    Dünyanın bütün kötülüklerine baş kaldır. Bazen senin iyiliğin başkasının kötülüğüne de olabilir. Kendi iyiliğine de baş kaldır..

    Zülfü Livaneli - Ince Memed Türküsü
    https://www.youtube.com/watch?v=zSSLdnTXqm0

    -------------------------------------

    Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek - Adnan Yücel - Yaşar Kemal'in Cenaze Töreni
    https://www.youtube.com/watch?v=tH5L4pYdc9M
  • 488 syf.
    ·28 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Şevket süreyya Aydemir 'in kendi hayatını anlattığı bu eser, insanın öğrendikçe, yaşadıkça değişen bir varlık olduğunu bir kez daha hatırlattı. Yakın tarihimize tuttuğu ışık bakımından da çok kıymetli bir eser. Edirne' de başlayan yaşam öyküsü 1.Dünya Savaşı' nin patlak vermesiyle evrilir ve yazarı çok başka düşüncelerin içine iter. Yazar Anadolu'yu tüm çıplaklığıyla tasvir eder. Insanların cahilliği, fakirliği yazara Osmanlı'nin unuttuğu Anadolu'yu gösterir. Turancılık fikriyle Kafkaslara ulaşan yazar, Bolşevik ihtilaliyle bambaşka bir fikir dünyasının içine girer. Yazarla birlikte ihtilal sonrası Stalin ve Lenin'in Rusyasina tanık oluruz. Nazım Hikmet ve Vala ile birlikte Rusya'da kominist bir eğitim görür. Rusya yazarın düşün dünyasını oldukça etkiler.
    Bu sırada Anadolu'da bir varoluş mücadelesi sürmektedir. Fakat yazar kendi öz ulkesinden, kendi gerçekliğinden çok uzaktadır. Bu anlamda yazara bir eleştiri yoneltilebilir. Zaten Türkiye' ye döndüğünde kendini bir otomata benzeterek bu özeleştiriyi yazar kendisi yapar. Kendi toplumunun gerçeklerinden çok uzaktadır. Fakat hapishane günleri başlar ve yazar kendi toplumunun gerçekleriyle yüzleşir. Hapisten çıktığında artık bambaşka bir insandır. Türk toplumunun kalkınması için neler yapması gerektiğine kafa yorar. Hapis yıllarında dahi kendini beise kaptırmaz. Okur ve daima yazar. Ve Ankara günleri başlar. Bu sayede Atatürk ve o kemik kadroyu yakından tanır. Türk tarihî için birçok önemli şahsiyetle tanışıklığı vardır. Bu kitapla onların hayatına da dokunur.
    Ben bu önemli eseri okuduğum için çok mutluyum. Insanın salt doğru olmadığını ve gördüğü, yasadıgı şeylerin insanı daima değiştirdiği ve geliştirdiğine bir kez daha şahit oldum. Yakın tarihi anlama ve çözümleme çabama ise katkısı muhteşem oldu.