• Tolstoy, Dostoyevki, Nietzsche, Dickens, Virginia Woolf, Jane Austen gibi dünya edebiyatının büyük yazarlarını ve Sabahattin Ali, Oğuz Atay, Peyami Safa ve Nazım Hikmet gibi Türk Edebiyatının büyük yazarlarının hayatını bu linkten izleyebilirsiniz. 📚📚

    Birbirinden çarpıcı hayatlarıyla yazarlar sizi bekliyor.

    İzlemek için:
    https://www.youtube.com/...rb4HrSkvguE2ULaEL1gl
  • 448 syf.
    ·10/10
    Yüzyıllık Yalnızlık'tan sonra okuduğum ikinci Marquez kitabı. İlkinde çok sıkılmıştım. Çok karakter vardı. Uzun uzadıya süren konular, cümleler beni çok sıkmıştı. Hakikaten de kitap sanki yüz yıl sürmüştü. Kolera Günlerinde Aşk romanı ise sıkıcı değildi. Ben çok sevdim. İçinde tarih var, aşk var. Yazar o kadar güzel, o kadar ayrıntılı anlatıyor ki, uzun cümleler bile okuyana sıkıntı vermiyor. Gereksiz ayrıntıya giren yazarların kitapları sıkıcı olur ama Marquez öyle güzel anlatıyor ki mest oluyorsunuz. En önemsiz ayrıntı, bir elbise, bir eşya yazarın dilinde bir sanat eserine dönüşüyor. Tabi kitabın bu güzelliğinde çevirmenin de büyük payı var.
    Kitapta sevdiği kadını 51 yıl 9 ay 4 gün bekleyen Florentino Ariza'nın sevdiği kadınla Fermina Daza ile olan mektuplaşmaları ve bu merkezde geçen hayat hikayeleri anlatılıyor. Avrupa'da koleranın yaygın olduğu zamanlara rast gelen bir aşk hikayesi. Daha fazlası için : fhttps://www.blogger.com/.../2598357936332217927
  • 272 syf.
    ·10/10
    Birbirinden farklı yazarların birbirinden farklı konularda yazmış olduğu kitapları hem kitabın kendi yazarlarının dilinden hem de Oğuzhan Saygılı'nın kendi değerlendirme biçimi ile ön plana çıktığı "Kitaplarla Söyleşi" analiz kitabıyla güzel vakit geçirdik.
    Kendimizi bazen Anadoluda, bazen Balkanlarda bazen de Avrupa'da bulduk. Kitap öyle bir ahenk içerisinde dizilmiş ki hem hayata karşı mücadele ruhunuz gelişiyor hem de geçmişten ders çıkarak tecrübe sahibi oluyorsunuz.
    Birey olarak bir taraftan hayat hikayeleri ile kendinize rota çiziyorken bir taraftan da Batı'nın size bakışını keşfediyorsunuz. Toplum olarak ise bir devlet nasıl yıkılır, süreç nasıl ilerler, temeli olmayan düşünce ve sistemleri benimserken devletin çöküşü ile karşı karşıya kalıyorsunuz.
    Son bölümünde dost acı söyler diyerek bütün acı gerçeklerle yüzleşmemizi sağlayan Sayın Saygılı, eminim ki bu kitapları ve kıssaları özenle seçerek bir bilinç oluşturmak peşindedir. Maddi durumu olmayan, kendini ve ülkesini tanımak isteyen herkesin okuması gereken bir kitap. Teşekkürler Oğuzhan Hocam.
    Kitap Şuuru İnsanlık Şuuru'dur.
  • 328 syf.
    ·5 günde·Beğendi·10/10
    Amerikan Hikâyeleri Antolojisi isimli öykü kitabının varlığından haberdar olduğumda şaşırdığımı belirtmeliyim. Zira böyle bir derleme olduğundan haberim yoktu. Biraz araştırdığımda derlemeyi edebiyatımızın önemli isimlerinden öykücü kimliğiyle öne çıkmış Tomris Uyar'ın yaptığını öğrendim. İletişim Yayınları'nın kurulduğu yıl olan 1983'te yayınlanan kitap bir daha basılmamış nedense böyle önemli bir derleme birinci basımıyla kalmıştır. Kitabı Nadir Kitap'tan edindim ve hemen okudum.

    Amerikan Hikâyeleri Antolojisi, Yitik Kuşak, Geçiş Dönemi, Güneyliler, Kent ve Yakın Taşra ile Yenilikçi Yazın olmak üzere beş ayrı bölümden oluşuyor - Tomris Uyar derlemeyi bu şekilde bölümlere ayırmayı uygun görmüş. Toplamda otuz yedi ayrı yazarın öyküleri var. Tomris Uyar derlemeyi neye göre yaptığını önsözünde şu şekilde açıklıyor:

    "Çağdaş Amerikan öykülerinden seçmeler yaparken, önce çeşitli iklimler barındırabilecek kadar geniş bir kıtanın taşını toprağını, iklimin biçimlendirdiği bireyleri yansıtan örnekler seçmek şarttı. Üstelik bu örneklerin Amerikan yazının yetkin yazarlarının elinden çıkmış olması da gerekiyordu; bir çiçek dürbününün en geniş ama en yoğun renkler alaşımını bulmak yani."

    Uyar, belirttiği üzere Amerikan edebiyatını geniş bir yelpazede ele alarak seçimini her kesimden yazarın eserlerini alarak yapmış. Öykülerden önce yazarların üç dört cümle ile tanıtımını yapmayı da ihmal etmemiş. Uyarın belirttiği üzere antolojinin dönemlere ayrılması okuyucu açısından ufuk açıcı olmuş. Zira hangi yazarın hangi özelliği ile öne çıktığını ve edebiyat tarihindeki göstermesi açısından iyi olmuş.

    Okuma deneyiminden söz etmem gerekirse (ki amacımız bu değil mi zaten) beş ayrı bölümden özellikle iki bölümü ve öyküleri çok beğendiğimi belirtmeliyim. Güneyliler bölümündeki yazarlara baktığımızda kimler yok ki, Faulkner, Carson McCullers, Truman Capote, Flannery O'conner gibi isimler var. Faulkner'ın İn Musa İn...isimli Bilge Karasu'nun çevirdiği öykü çok etkileyici. Hırsızlıktan ve katillikten idam cezası alan torununun cenazesini idamından sonra köyüne götürmek isteyen ninenin öyküsü bu. Faulkner'ın klâsik tarzını öyküsünde hissettiriyor. Bu bölümde yer alan diğer yazarların öyküleri de oldukça etkileyici. McCullers mesleğinde artık eskimiş bir binicinin öyküsünü anlatırken, Capote, tekinsiz atmosferiyle Güney'e özgü bir tren öyküsü anlatıyor ki O'conner'ı ve Faulkner'ı hatırlamamak, o tarzın yetkin bir örneğini görmemek mümkün değil. O'conner'ın lise Her Çıkışın Bir İnişi Vardır isimli kitabı'na adını veren müthiş öyküsünü okumak mümkün.

    Beğendiğim diğer bir bölümü ise Kent ve Yakın Taşra adını taşıyor. Nabokov'un, Malamud'un, Salinger'in, Jackson'ın, Saul Bellow'un ve Paul Theroux'un bu bölümde yer alan öykülerini zevkle okuduğumu söyleyebilirim. Bilhassa Saul Bellow'un Geleceğin Babası isimli öykü, bolca hayâta dair aforizmaların yer aldığı, hayattaki amacımızı "ne"liğini sorgulayan müthiş bir öykü. Dil ustası Nabokov'un İmgeler ve Simgeler isimli öyküsü ise engelli bir çocukları olan ve akıl hastanesinde yatan anne ve babanın çaresizliğini, bunalımını ve en nihayetinde ne pahasına olursa olsun oğullarını oradan çıkararak kendileri bakmaya karar vermelerini anlatan acı bir öykü. Salinger'in Muz Balığı İçin Mükemmel Bir Gün isimli kült öyküsü öyküseverlerin aşina olduğu ve konusuna dair bahsetmenin gereksiz olduğu ucu açık ve etkileyici bir öykü. Malamud'un Tanrı'nın Gazabı öyküsü de mükemmel. Hayat kadını olan kızını bundan vazgeçirmeye çalışan bir zangocun acıklı öyküsü bu, tek kelimeyle etkileyici. Yeni tanıdığım Shirley Jackson'ın çok bilinen bir öyküsü olan Piyango ise sürpriz sonu ile yoruma açık, tartışmalı bir öykü. Sözcükler Eylemdir isimli Paul Theroux'un öyküsü ise "boşta" kalmış bir profesörün beğendiği bir kadına kendisiyle birlikte gelmesini teklif etmesini ve kadının bunu kabul ederek yola çıkmaları esnasında yaşanan şaşırtıcı diyaloguyla ilgi çekici bir öykü.

    Kuşkusuz diğer bölümlerde de ilginç, çarpıcı öyküler var ama benim seçimim bu iki bölümün yazarlarının öyküleri oldu ki bu yazarların edebiyat tarihindeki yerleri de ortada. İletişim Yayınları bu güzel kitabı neden tekrar yayımlamamış sorgulanmaya muhtaç. Bu değerli derleme mutlaka tekrar gözden geçirilerek yayımlanmalı ve öykü okuyucuları bu değerli seçkiyi okumalıdırlar. Tavsiye ederim
  • 160 syf.
    ·Puan vermedi
    Yine bir solukta okudum kitabı. Kitapta ünlü düşünürlerin yazarların sözlerine yer vermesi cok hoşuma gitti. Ayrıca gerçek hayat hikayeleri anlatılmak istenen bölümün daha anlaşılır olmasını sağlamış. Bahar Eriş in kitapları genelde akıcı konuşma dilinde yazıldığı için her okuyucunun anlayabileceği düzeyde.
  • Rory
    Rory Üç Büyük Usta: Balzac, Dickens, Dostoyevski'yi inceledi.
    217 syf.
    ·9 günde·Puan vermedi
    Stefan Zweig günümüzde daha çok kısa hikayeleri ile bilinse de kendisi çok usta bir biyografi yazarı. Klasik biyografi kitaplarından çok farklı bir üslup ve bakış açısıyla yazıyor eserlerini. Kitaptan kronolojik bir hayat anlatımı bekliyorsanız yazarın tarzı kesinlikle bu değil. Yazarların iç dünyalarını ve anlatım tarzlarını size tanıtmayı hedefliyor Zweig. Okuma esnasında farkında olmadan yazarlarla içsel bir bağ kuruyorsunuz. Kitap sırası ile Balzac, Dickens ve Dostoyevski’yi işliyor. Kendisi bu üç yazarı devrin ustaları olarak nitelendiriyor. Kitabın önsözünde yer alan şekliyle bu 3 yazar karşıtlıkları ile birbirlerini tamamlıyor adeta. Her biri farklı bir anlatım tarzına ve anlatacak konuya sahip. Balzac toplum dünyasını ve insani hırsları, Dickens aile dünyasını ve sevgiyi, adaleti, Dostoyevski bireyin iç dünyasını işliyor eserlerinde. Her bir yazarın ayrı ayrı yazma motivasyonları çok güzel bir şekilde anlatılmış. Dertleri neydi, seçtikleri konuların seçim nedenleri neydi, neler hissederek yazdılar, nelerden ilham aldılar, nelere ilham verdiler, zirveye isimlerini neden yazdırdılar ve en önemlisi bunca sene sonra bile aynı etkilerle nasıl okunuyorlar sorularına cevap bulabilirsiniz kitapta. Üç usta yazarın da okuduğumuz eserlerinin arka planını anlamakta çok yardımcı bir kitap Üç Büyük Usta. Kitabı başlayacağım Dostoyevski okumalarıma girizgâh olması niyeti ile almıştım. Kitabın bitiminde kesinlikle doğru bir tercihte bulunduğumu düşünüyorum. Bu kitaptan sonra tabii ki Zweig’in diğer biyografi kitapları da kesinlikle okumak istediğim kitaplar oldu. Ben özellikle bu denli kıymetli yazarların eserleri okunmadan önce yazılış evreleri ile ilgili bilgi sahibi olunması gerektiğine inanıyorum. Çünkü bu yazarlar alt metinleri çok kuvvetli eserler ortaya koymuşlar. Klasik olarak nitelendirdiğimiz tüm kitaplarda aslında bu geçerli. Bu eserler kurgusundan ziyade alt metinlerine, konuşma balonlarına, okura hissettirilmek istenen duygulara, verilmek istenen mesaja dikkat ederek okunmamız gereken eserler. Eğer sizde böyle bir fikre sahipseniz gönül rahatlığı ile kitaplığınıza ekleyebilirsiniz eseri.
  • 288 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Eserlerin temelinde yazarların hayat hikayeleri yatar bu nedenle sanatçıların hayatlarını ve anılarını okumayı çok seviyorum. Bu kitap çok sadece, akıcı ve her şeyden biraz barındıran bir yapıt. Süreçleri merak edenlere okumalarını öneririm. Tabi ki çok ayrıntılı değil ama bence böyle olması daha güzel, rehber niteliği taşıyor. Ayrıntıları merak ettiğinizde daha ayrıntılı araştırmalar yapabiliyorsunuz ve alıntılara da yer verildiği için yeni kitaplarla tanışabiliyorsunuz.