• Tanrı bilir, yazdığım mektupların sağına soluna çiçek resimleri de çizmişimdir.
  • Davası olan herhangi bir mazlum benim adalet kralı suretime gelsin! Anıtımdaki yazıları okusun! Ağır sözlerime kulak versin! Ve benim anıtım onu davasına ilişkin olarak aydınlatsın ve davasını anlamasına yardımcı olsun! Yüreğini rahatlatsın, ‘Hamurabi gerçekten de halkının özbabası gibi bir kral!’ diye ünlesin, ‘halkını her zaman refaha kavuşturdu ve ülkeye temiz hükümet verdi.’
    Gelecek günlerde, gelecek zamanın tümünde, ülkenin kralı olacak olan, anıtımın üzerine yazdığım adil sözlere riayet etsin!”
  • 1. “Elfida ismi sonradan verilmiş bir isim. Adı Beyzanur kızımızın. 4 Yaşlarındayken tanıştım.”

    “Babası Murat Çelik bir emekçiydi. Kızın amansız bir hastalığı vardı ve bu amansız hastalıkla mücadelesine destek olmak için Cerrahpaşa Tıp Fakültesine gidiyordum, doktorlarla görüşüyordum.”

    2. “Haluk Bey, bu kızı gözden çıkartın…”

    “Bir gün doktor odasındaydım ve doktorlardan biri gelip bana “Haluk Bey, bu kızı gözden çıkartın.” dedi. Yanımda da müzisyen arkadaşım Emrah Aydoğdu var. Emrah, “Gözden çıkartılan kadın anlamı Osmanlıca’da Elfida.” dedi. Belki tam birebir anlamını karşılamıyordu ama bir kavram olarak çok uyuyordu. Tabi biz birbirimize sarılıp ağladık. Gerçekten Beyzanur’u çok seviyordum.”

    3. “Beyzanur’a yazdığım şarkıyı ona söylüyordum, ama o Elfida’nın kendisi olduğunu bilmiyordu…”

    “Ve oturdum şarkıyı yazdım. Sevgili Emrah Aydoğdu da elinden geleni yaptı ve sözlerinde düzenlemeleri yaptık. Ömer Faruk Güney’in de müziği vardı. Bu şekilde Beyzanur’un son günlerinde ona şarkıyı söylüyordum ama o kendisi olduğunu bilmiyordu, Elfida olarak biliyordu. Tabii küçük bir çocuktu son zamanlarında, 8 yaşlarındaydı.”



    4. “Omzumda iz bırakma, yüküm dünyaya yakın…”

    “O dönemde şirketlerim batmış, sözlerdeki “Omzumda iz bırakma, yüküm dünyaya yakın.” Şunu ifade etmek içindi: Ya zaten dünya kadar batmışım, sıkıntılıyım. Beyzacığım ne olur bari sen gitme demek içindi.

    5. “Yüzyıllardır sarılmamış kolların…”

    “O sözlerdeki yüzyıllardır sarılmamış kolların cümlesinin sebebi de şuydu: Anne ve babası gece gündüz nöbetteydiler. Beyzanur’un kırılganlığından, hasta yatağından dolayı sarılamıyorlardı. Gerçekten sarılabildiklerini görmedim.”

    6. “Sisliydi kirpiklerin ve gözlerin yağmurlu…”

    “Beyzanur’un hep yağmurlu gözleri vardı. Hayata tutunmaya çalışan…”

    7. “Beyzanur’u kaybettik…”

    “O dönemde hastane personeline Bakırköy’de bir konser verdim. Beyzanur’a iyi baksınlar diye onların gecesine katıldım. O gece evden başka bir yere kaldırılan Beyzanur’u kaybettik.



    8. “Adını Elfida koyun…”

    “Beyzanur’u kaybetmemizden sonra anne ve babasından rica ettim. Yıllardır Beyzanur’un başındaydınız. Evet kızımızı kaybettik ama lütfen bir çocuk daha yapın dedim. Aradan bir yıl geçti ve beni aradılar. Haluk Abi, bir çocuğumuz oluyor. Adını Elfida koyun dedim. Şu anda o Elfida belki de 8-9 yaşlarında ve bir okulda okuyor. Ablasının ismini taşıyor…”

    9. Haluk Abimiz, bu şarkıyı hiçbir zaman ticari amaçla kullanmak istememiş.

    “Ben bu şarkıyı ticari amaçla kullanmak ve vermek istemedim ve vermedim de. Bu başka bir şeydi. Bir Akdeniz Akşamları faciası daha yaşamak istemiyordum. Biliyorsunuz Akdeniz Akşamları muazzam bir şarkıdır aslında. O dönemin bir öyküsüdür ama herkes okuya okuya artık içimizden gelmeyecek hale geldi. Elfida’nın öyle olmasını istemiyordum, o çok özel bir şarkıydı. Ama ben yurt dışındayken benim bilgim dahilinde olmadan Ankara’dan bir müzisyene verilmiş şarkı. Çok üzüldüm ve kızdım. Ailesi beni aradı, çok özür diledim. Gerçekten benim elimde değildi. Onlar da anlayışla karşıladı ve bundan sonra kimseye vermeme kararı aldık şarkıyı.
  • Evimin her köşesi sen. Sana yazdığım ilk gece. Yattığım kanepe. Gecelerce uyuyamadığım saatler. Ağladığım. Yerimi habire değiştirdiğim yataklar. Unutamadığım sen....
  • Ona buluşmamızdan sonra yazdığım ilk sözcükleri anımsattım: Sözcük dağı parçalandı, edebiyat yıkılıp gitti.
  • https://www.instagram.com/kitapdolusu/
    ⭐ Jack Kerouac'ın ölümünden 36 yıl sonra bulunan eseri Beat Kuşağı ile karşınızdayım. Yer altı edebiyatı, okumayı en sevdiğim tür galiba, Kerouac okumaksa bambaşka bir zevk.
    ⭐ Beat Kuşağı, ismini de 50'lerde iyice varlığını belli eden Beat Akımından alıyor. Böylece Kerouac'ın Yeraltı Sakinleri dediği tayfasının yaşamından bir günü tiyatro metni olarak görüyoruz. Bu kitapta her zaman olduğu gibi Kerouac'ın oldukça hayatın içinden olan anlatımı, gerek yazı dili gerekse hikaye olarak tüm standartlara rest çekiyor.
    ⭐ Kitapta karakterlerin isimleri farklı olsa da, bunlar aslında Kerouac ve kendi arkadaşları, nam-ı diğer yeraltı sakinleri. Kerouac'ın hemen her kitabında izi olan bu tayfa, aslında Kerouac'ın hayatının komple bir yeraltı Edebiyatı olduğunu gösteriyor.
    ⭐ Şarap, şiir, Tanrı, felsefe, caz, bebop, dostluk ve daha birçok şey eşliğinde salt varoluş coşkusuyla hayatın gazını kökleyen Beat Kuşağı'nın okuyucularına entelektüel anlamda bir çok kazanımı olacağını düşünüyorum. Kerouac Beat Kuşağı ile, spontan düz yazıyı bu sefer bir tiyatro şeklinde bizlere sunuyor ve diyor ki "Yazdığım herşeyi, dünyaya inmiş ve onu hüzünlü gözlerle izleyen bir melek olduğumu hayal eder ve öyle yazarım".
  • "...Kim benden bir şey öğrenmek ister ve beni anlamak isterse yazdığım hiçbir şeyi okumadan bırakmamalıdır. Ancak yine de tecrübe ettiğimiz üzere buna aldırış etmeden beni eleştirip mahkum edenler çıkabiliyor; ben dahi onların bundan zevk almalarını isterim."