• Edebiyat ızdıraplarından bir şey anlamadığımıza şaşmıyorum; çünkü ben de birşey anlamıyorum onlardan; ama var işte... Hem de şiddetli şekilde var... Yazı yazmak için ne yapacağımı, nasıl davranacağımı bilemiyorum; sonsuz denemelerim sonunda, düşündüklerimin ancak yüzde birini ortaya koyabiliyorum. Dostunuz, aklına geleni yazabilenlerden değil! Hayır, asla değil! Elimdeki paragrafı işte iki gündür evirip çeviriyor yine sonunu getiremiyorum. Zaman zaman ağlamaklı bile oluyorum! Bana acıyorsun değil mi? Ya ben ne yapayım?
    Gustave Flaubert
    Sayfa 95 - Flaubert'den Sand'a yazılan bir mektuptan
  • Aydınlanmak öyle bir şeydir ki, ne zaman ve nerede geleceği belli değildir. Fakat aydınlanmanın kesin gerçekleşeceği de muammadır; ön koşulları vardır; öğrenmeyi, okumayı, düşünmeyi gerektirir. Ve en önemlisi isyan etmeyi gerektirir. Yaşadığın topluma ve kurallarına, gördüğün haksızlıklara karşı dik durmak aydınlanmanın yolundan geçer. Bu yolda ilerlemek o kadar da kolay değildir. Kimi zaman ailen tarafından dışlanırsın kimi zaman da kalem tutmamış ellerin eğreti parmaklarının hedefi olursun. Ama yılmazsın, bilirsin ki yürüdüğün yol doğrudur ve içindeki bir duygu seni bu yolda ilerlemen için besler. Bu duygu öyle bir hale gelir ki artık engelleri gözün görmez olur. Kör olursun. Seni besleyen artık bu körlüktür. Dış dünyayı görmeyen gözlere sahip olursun. İç dünyada ise mikroskobik gözlere sahipsindir. Tanıdığın bütün insanlar o mikroskobik gözüne batar; küçücük şeyler senin için dağ olur. Bu da insanı yalnızlaştırır. Tecrit hırkasını giymişsindir. Yürüdüğün yolda artık tek başınasındır. Bu durumdan beslenirsin, yalnızlığa sığınırsın. Böyle daha mutlusundur, daha hüzünlü, daha inatçı, daha inançlı, daha diksindir.
    Düşünmek konuşmaktan daha fazla zamanını alır. Bu da ağzından çıkan her bir kelimenin yoğun düşünceler barındırmasına sebep olur. Her kelime seçkindir, doludur. Kimisi neşeyle doludur, kimisi hüzünle, kimisi nefretle, kimisi şefkatle, kimisi de aşkla doludur. Burada devreye şiir girer. Şiire sığınırsın. O yoğun kelimeler birleşir ve eşsiz duygu bütünlüğüne dönüşür. Artık içindeki derin kuyudan seni aydınlatan ışık huzmeleri çıkar. İstemesen de şair olmuşsundur. Şair olan insan aydındır. Bu aydınlık şairin bencilliğine hizmet etmez, bütün insanlığa hizmet eder. Yazdıklarıyla aydınlatır insanları. O derin, karanlık kuyudan göğe doğru süzülen ışık huzmeleri büyür ve göz alıcı bir hal alır. İşte burada bir mucize gerçekleşir; şu ana kadar yoluna yalnız devam eden sen artık yalnız değilsindir. Yanına aydınlattığın insanlar katılmıştır. Ne tuhaftır, birlik olmak için önce tek olman gerekir.
    Öncesinde aydınlanan, sonrasında aydınlatan bireyler olmamız ve ömrümüzü bu hizmete olan inancımızı çoğaltarak geçirmemiz dileğiyle iyi okumalar diliyorum.
    (Not: Yazı bana ait olduğu için eksiklikler olacaktır. Bu durumu mazur göreceğinizi umuyorum. Teşekkürler.)