• İste geldik bir vicdansızlığa, igrenclige daha. Aklınıza hangi kaba şey gelicekse o gelsin. Başka ne diyilebilir ki. İnsan yine yaptı yapacağını. Sokağın ortasında kadın dövmek, çocukları öldürmek, köpeğe tecavüz etmek, daha üç buçuk yaşındayken kulak zarı patlayana kadar küçük çocuğa tecavüz etmek. Sırf trans olduğu için Hande' ye tecavüz etmek tıpkı Özgecan Aslan gibi. Şimdi de bir köpeğin ayakları kesildi . Ses ver İnsanoğlu? NEDEN? NEDEN BU ACIMASIZLIĞIN? NEDEN BU MERHAMETSIZLIGIN? HANI NEREDE HZ. MUHAMMEDİN ÜMMETLERİ? HANI NEREDE O MUHTEŞEM SONSUZ MERHAMETE SAHİP OLANIN KULLARI. BİZE NE OLDU? LANET OLSUN BUNU YAPANLARA. EĞER BUNU YAPAN İNSANSA BEN INSAN OLMAK İSTEMİYORUM.
  • ROMA’DAKİ FLORANSA BÜYÜKELÇİLİĞİ SARAYI

    (Galileo’nun öğrencileri haber beklemekte, bir köşede Virginia diz çökmüş dua etmektedir.)

    K.KEŞİŞ :
    Papa görüşme isteğini kabul etmemiş.
    Artık bilimsel tartışmalar bitti demek.

    FEDERZONİ :
    Son umudu Papa’daydı.
    Yıllar önce Roma’da kardinalken,
    “Bize gereklisin sen” demişti Barberini.
    Doğru çıktı. Ellerinde şimdi.

    ANDREA :
    Öldürecekler onu. Kitabı yarım kalacak. Discorsi hiç bitmeyecek.

    FEDERZONİ :
    (Kaçamak bir bakışla) Öyle mi diyorsun?

    ANDREA :
    Dediğinden dönmeyeceğine göre. (sessizlik)

    K.KEŞİŞ :
    Uykusu kaçınca insanın, önemsiz ayrıntılara takılıyor kafası. Dün gece hep düşündüm: sürekli cebinde taşıdığı o ufak kanıtlama
    taşı şimdi yanında mıdır acaba?

    FEDERZONİ :
    Götürüleceği yerde, insanın üstünde
    cebi olmaz.

    ANDREA :
    (Bağırarak) Yapamazlar, göze almazlar bunu. Yapsalar bile, ölür de dönmez sözünden, “Gerçeği bilmeyen sadece aptaldır, ama bilip de yalandır diyen düpedüz alçaktır.”
    demişti bir gün.

    FEDERZONİ :
    Bende inanmıyorum sözünden döneceğine; zaten dönerse hiç görmeyeyim, öleyim”
    daha iyi. Ne var ki güçlü olan onlar.

    ANDREA :
    Zorbalıkla elde edilmeyecek şeyler de vardır.

    FEDERZONİ :
    Kimbilir, vardır belki.

    K.KEŞİŞ :
    (Yumuşak)
    Tam yirmi üç gün oldu bugün, içeri gireli. Görebilmek için gözlerini verdi bu adam. (Sessizlik)

    ANDREA :
    (Virginia’yı göstererek)
    Sözünden dönsün diye dua ediyor.

    FEDERZONİ :
    Bırak kızı. Onunla konuştuklarından bu
    yana aklı başında değil.
    Floransa’dan, günah çıkardığı papazı getirmişler. (Floransa Dukası’nın sarayında Galileo’yu izlerken gördüğümüz adam gelir.)

    ADAM :
    Bay Galileo biraz sonra burada olacak.
    Bir yatak gerekebilir.

    FEDERZONİ :
    Bıraktılar mı?

    ADAM :
    Biraz sonra Engizisyon Mahkemesi önünde sözünden dönmesi bekleniyor.
    Saat tam beşte San Marko kilisesinin
    büyük çanı çalacak ve Bay Galilei’nin açıklaması kamuya duyurulacak.

    ANDREA :
    İnanmıyorum.

    ADAM :
    Yollar kalabalık. Onun için arka taraftan, bahçe kapısından getirecekler buraya. (Gider.)

    ANDREA :
    (Birden bağırarak)
    Ay da dünya gibidir, kendi ışığı yoktur. Venüs’ün de kendi ışığı yoktur.
    Dünya gibi, o da, güneşin çevresinde döner. Jüpiter’in dört uydusu vardır.
    Çevresinde dönerler.
    Yıldızlar kristal bir kubbeye çakılı değildir. Güneş evrenin merkezidir, olduğu yerde durur. Dünya merkez değildir, kımıldamadan
    durmaz yerinde.
    Bütün bunları o gösterdi bize.

    K.KEŞİŞ :
    Gözle görülen gerçek de zorbalıkla
    yok edilemez. (Sessizlik)

    FEDERZONİ :
    (Bahçedeki güneş saatini bakar.)
    Saat beş
    (Virginia daha yüksek sesle dua eder.)

    ANDREA :
    Bekleyemeyeceğim artık.
    Gerçeği boğazlayıp öldürüyorlar!
    (Elleriyle kulaklarını tıkar.
    Küçük Keşiş de tıkar.
    Ama çan sesi duyulmaz.
    Virginia’nın dua mırıltısıyla dolu bir
    aradan sonra Federzoni başını “Hayır” anlamına sallar. Ötekiler ellerini indirirler.

    FEDERZONİ :
    (Boğuk bir sesle)
    Çan çalmıyor. Beşi üç geçti.

    ANDREA :
    Direniyor.

    K.KEŞİŞ :
    Dönmüyor sözünden.

    FEDERZONİ :
    Dönmüyor. Ne mutlu bize, ne mutlu! (Birbirlerine sarılırlar. Çok sevinçlidirler.)

    ANDREA :
    Demek zorbalıkla olmuyormuş.
    Bazı şeylere güç yetmiyormuş.
    Demek aptallık alt edilebilirmiş, dokunulmazlığı yokmuş.
    İnsanoğlu ölümden korkmuyormuş demek.

    FEDERZONİ :
    İşte şimdi gerçekten başladı bilim çağı. Doğum saatini yaşıyoruz.
    Düşünün, ya dönseydi sözünden.

    K.KEŞİŞ :
    Bir şey söylemedim, ama çok korkuyordum. İnançsızın biriymişim.

    ANDREA :
    Ben biliyordum.

    FEDERZONİ :
    Gün doğarken gece karanlığı çökmüş
    gibi olacaktı.

    ANDREA :
    Sanki dağ kalkmış da:
    Ben denizim, demiş gibi.

    K.KEŞİŞ :
    (Diz çöker, ağlayarak)
    Tanrı’m, şükürler olsun.

    ANDREA :
    Ama her şey değişti bugün.
    Ezilen insanoğlu başını kaldırıp
    “Yaşaya bilirim artık” diyecek.
    Ne çok şey kazanılıyor bir tek insanın
    dikilip “Hayır” demesiyle.
    (Tam bu sırada San Marko kilisesinin çanı çalmaya başlar. Hepsi donmuş gibi kalırlar.)

    VİRGİNİA :
    (Ayağa kalkar)
    San Marko’nun çanı! Kurtuldu!
    (Sokaktan Galileo’nun demecini
    okuyan tellalın sesi duyulur. )

    SES :
    Ben, Galileo Galilei, Floransa’da matematik
    ve fizik öğretmeni, bugüne kadar söylediklerimin doğru olmadığını açıklarım. Güneşin evrenin merkezi olup yerinden kımıldamadığı, dünyanın merkez olmayıp güneşin çevresinde döndüğü düşüncesi bütünüyle yanlış ve dine aykırıdır.
    Bu ve bunun gibi yanlış ve Kutsal Kilisenin öğretisine karşı olan her düşünceyi tüm yüreğimle, inançla ve içtenlikle lanetliyorum. (Sahne kararır)
    (Aydınlandığında çan çalmaktadır daha, sonra kesilir. Virginia gitmiştir.
    Galileo’nun öğrencileri oradadır.)

    ANDREA :
    (Kahramanları olmayan ülkeye yazıklar olsun! (Galileo girer. duruşma onu bütünüyle değiştirmiş, tanınmaz hale gelmiştir. Andrea’nın sözünü duymuştur.
    Birkaç saniye eşikte durur,
    ona selam vermelerini bekler.
    İçeridekiler yüz çevirir ondan.
    Galileo iyi görmediği için ağır aksak yürür,
    öne gelir, bir iskemle bulur, oturur.)

    ANDREA :
    Görmek istemiyorum yüzünü.
    Söyleyin gitsin buradan.

    FEDERZONİ :
    Toparla kendini.

    ANDREA :
    (Galileo’ya bağırarak)
    Şarap fıçısı! Obur herif!
    Kurtardın mı tatlı canını?
    Yazıklar olsun!
    (Oturur) Ben iyi değilim.

    GALİLEO :
    (Soğukkanlı) Bir bardak su verin şuna.
    (Keşiş koşar, dışardan bir bardak su getirir. Ötekiler Galileo’yla ilgilenmezler.
    Galileo uzaktan gelen tellalın sesini dinler.)

    ANDREA :
    Yardım ederseniz yürüyebilirim.
    (Yardım ederek kapıya götürürler.
    Kapıdan çıkarken Galileo konuşur.)

    GALİLEO :
    Hayır. Kahramanlara gerek duyan
    ülkeye yazıklar olsun.