• Bu sefer eğlenceli ve gerilim dolu bir kitaba hazır mısınız diyerek başlayacağım. El yazısının nereden geldiğinden başlayarak, satır yönü, satır boşluğu, kelime ve harf aralıkları, harflerin hangi yöne doğru meylettiği, yazımızın boyutları, açılar, hız, kalemimizin baskısı, gariptir ki bir R harfi ki unutmazsam onu açıklayacağım detaylıca. Tabi kör olmazsam. :)
    Bunun yanında Sayılar, İmza, hatta suçluların el yazısı örnekleri ve Ünlülerin yazılarının analizi ve tabi böyle bir yazıya güzel bir son olması açısından ‘Kendinizi Test Edin’ bölümü. Bu son bölümde, kitabın bölümleri arasındaki soruların cevaplarını görüyoruz. Eh o halde hoş geldiniz diyorum. Hatta size bir şey diyeceğim, aramızda kalsın. :)
    Hoş ve Geldiniz birleşik değil ayrı yazılıyormuş. Alıştık paspaslardan, dükkanda evde kapıya koyduklarımızdan falan, meğer ne yanlış biliyor muşum. Tabii ki de rezil falan olmadım onu da nereden çıkarıyorsunuz? :)))))
    Şimdi ben kendimi analiz etmeyi denedim. Hatta elimden geldiğince meraklısına da yardımcı olurum. Yalan olmasın diye buraya birkaç el yazımı da bırakıcam. Bakalım ben neymişim? :)
    https://i.hizliresim.com/NZzBN5.jpg
    https://i.hizliresim.com/azVQp5.jpg
    https://i.hizliresim.com/YgYLpl.jpg
    Şimdi başlayalım tahlillere. “Marjlar” konusundan başlıyoruz. Yani yazı yazdığımız kağıtta bıraktığımız boşluklar ve doldurduğumuz satırlar ve sayfa düzenimiz. Günlük yaşamda geçmişin etkisinde kalmak, geçmişten uzaklaşmaya çalışıp bu etkide devam etmek, gelecek planlarına bir an önce ulaşmaya çalışmak, bu planları gerçekleştirirken diğer yandan da bir emin olamama durumunu ifade ettiğimi görüyoruz hep birlikte. Tamam hepten yerlerde sürünmüyorum, empati yeteneğim çok gelişmiş, moralim düzeldi!
    Şimdi sıra “Satır Yönümüze” geldi. Burada çizgisiz kağıt kullanmanın önemine vurgu yapılıyor ki şansa bakın senelerdir çizgisiz kağıt kullanıyorum. Bakalım burada nasıl yerden yere vurulcam. Hadi başlayalım. Hayata düz bir çizgiden bakmak, gereksiz yere triplere (!) girmemek, olumlu düşüncelere sahip olmak, yaşam enerjisi yüksek kişilik en belirgin özellikler.
    “Satır Aralığı” ise, normal olduğu için plan ve organizasyon yeteneği olarak ortalamayı karşılayacak bir düzey olarak girilmiş. Tamam, iyiyim henüz kalp krizi geçirmedim ve bir elektrik direğine göre daha iyi durumdayım.
    “Kelime Aralıklarına” bakacak olduğumuzda bu türü aslında insanlarla yakın veya uzak ilişki kurmamıza bağlıyor ve buna göre seçenek sunuyor. Burada benim kelime aralıklarımın bazen normal bazen de dar olduğunu hesaba katarsak ortaya karışık hem iyi hem kötü bir iletişime sahip olduğumu söyleyebiliyorum.
    “Harf Aralıkları” kısmına geldik. Burada kişinin özgüveni ele alınıyor. Gördüğünüz gibi harf aralıklarım ve harf boyutlarım ‘Devasa buçuk’ denilebilecek cinsten. Burada kişinin (yani benim) negatif ve pozitif yönlerinin bilincinde olduğu anlamı çıkıyor. (ben, kendimden neden ‘Kişi’ diye bahsettim şimdi?)
    “Harflerin Meyil Yönü” bir sonraki tanımımız. Kişinin duygusallık ve akli dengesini hedef alan bir yaklaşım olduğu için ben hangi taraftayım seçim sizin. :) Alınan kararların etkilerini düşünmek ve yüksek motivasyon en belirgin özelliğimmiş!
    “Yazının Boyutu” konusu çok tatlı bir konu gibi gelebilir ama değil. Neymiş efendim, büyük yazı sahipleri kendini anlatma çabasındaymış, yok canım daha neler! :) Kendilerini ortaya koymaktan ve fark edilmekten hoşlanan kişilerin yazısı büyük olurmuş.
    “Yazının Bölgesel Boyutu” ise bizlerin yazdığı yazıların sayfa üzerinde dağılımını gösteriyor. Mesela benim ‘İ’ harfim dikkatinizi çekti mi bilmem ama üstteki noktası alttaki çizgiden daha büyük, hatta nokta değil yuvarlak. İşte bu iki boyut arasındaki farka göre yorum yapılıyor bu kısımda. Yaşam ve sosyal ilişkilerim ortalama, zihinsel potansiyelim de normal. İyi çok da zararlı kapatmadık. Bir TEDAŞ olamasak da zarar etmemek de önemliydi.
    Hadi “Harflerin Bağları” konusuna da bakalım. Bu konu Türkiye için geçerli olmayabilirmiş. Bize öğretilen ve sonradan ayrıca kazandırılmaya çalışan el yazısı konusu için esneklik verilmiş. Bakıldığı zaman burada kişinin aklı ve mantığı, yaratıcılık ve önsezi ile birleştirdiğini görüyoruz. Bazı harfler bağlı bazıları bağsız başlığı altında incelediğimizde çıkan sonuç bu.
    “Açılar ve Kemerler” başlığında ise kişinin ekip çalışmalarına uyumu, pozisyonu, planlama becerisi ve sonuç odaklı çalışıp çalışmadığı değerlendiriliyor. En azından açılı değil de kemerli yazdığımı gördüm ve bunun özellikleri aile ve dostlarıma değer verdiğim, rahat ve arkadaş canlısı olduğum, sıcak ve çevremle uyumlu biri olduğumdan bahsedilmiş. Teşekkür ediyorum, ne diyebilirim ki? Kendim yazsam aynı cümlede kendimi bu kadar övemezdim. :)
    “Hız” konusuna geldiğimizde de Yazma Hızı olarak bir tahlil yapıyoruz. Yazarın burada tahlili ters düşmüş. Bu sefer %80 dışında kaldım. Yavaş yazıyorum ama kitap okumam hızlı. Nokta yerine yuvarlak yazdığım harfler de var noktalı kullandıklarım da var ama yazımın yavaş olması sayfa 108’de belirtilen kitap okuma hızımın da yavaş olduğunu göstermiyor. Eh buna kimse karşı gelmez herhâlde? Ben ve yavaş kitap okumak.
    “Kalemin Baskısı” konusu kişinin baskın olma ve vurgu yeteneğini gösteriyor. Bunu nasıl anlıyoruz. Yazdığımız yazının arkasına bakıyoruz. Kağıt elimize böyle dümdüz değil de kabartma harita gibi geliyorsa (ki benim yazı) bu kişinin çok aşırı ısrarcı olduğu (inanmayan varsa yengenize sorun len falan) ve agresif olduğu gözlemlenmiştir. Ancak burada verilen bu durum sadece yapılması gereken iş üzerinden değerlendiriliyor. Hayatın her anında böyle olunduğu anlamına gelmiyor.
    “R Harfi” ise 29 harf (yanlışsa da benim alfabem o kadar) içerisinden seçilmiş. Bunun özelliğiyse kelime arasında bile bu harfi büyük yazanların farkındalığı. Ben de yok ama olmasını ister miydim? Şurada yazılanları gördükten sonra EVET.
    “Dikkat” konusunda ise bir yazı yazılacağında kelimelerin seçimi ve noktalama işaretlerini doğru kullanmak konu ediniliyor. Bunun seçimini de sizlere bırakmayı uygun buldum. Nasılsa en başta 3 tane resim ile yazılarımı paylaşmıştım.
    “İmza” ise kişinin kimliği için en büyük ipucu olarak veriliyor. Afedersiniz ama genellikle imzamı ‘Hayvan Gibi’ tanımlayanlar olduğu için bunun rahatlığında yazacağım. İmzam da okunaklı ancak sıkıntı çıkmaması için imzamı buraya atmıyorum. El yazımdan daha büyük bir imza sahibi olduğum için orada yazan cümlenin özetini vereceğim. Bulunduğum konumdan daha yükseği hedeflediğim görülüyormuş. İçimde büyük işler başarma yeteneğim varmış. Zaten bunlar olmazsa neden hayattayım ki? Hep daha iyiye ulaşmak için yaşamıyor muyuz hepimiz? Bunda bir gariplik göremiyorum açıkçası. Tabi bunun yanında özellikle İsimden Oluşan İmza diye başlık açıldığı ve orada da kişinin hayatta kendisini ön plana koyduğu ve kişisel bir konuda kendi kararlarının daha önemli olduğunu düşündüğü tespiti verilmiş. Güzel tespit. Bu konuda da ardından ünlülerin imzaları geliyor.
    “Sayılar” konusuna da değiniyor ama burada bir açılım yok. Sadece genel tanımlar yapılıyor. Kısaca sağa yatıksa duygusal, dikse mantık ve duygusal denge kurulmuş, sola yatıksa da alınan kararların geçmişe göre alındığını söyleniyor desek özet geçmiş oluruz sanırım.
    Kitabın özelliklerine göre elimden geldiğince hem tanıtımını yapmak hem de kendimi değerlendirmek oldukça faydalı oldu kanımca. Kitap oldukça hoş ve üstüne düşülecek bir eser. Açıkçası bana göre çok güzel bir başlangıç kitabı. Geçen sene bir abimin verdiği -El Falı mı neydi- kitaba göre daha anlaşılır olduğu kesin. Bakıldığında polislik hayali olan hatta polis olan arkadaşlar için bile bir nevi kültür kitabı desek abartmış olmayız.
    Bugün artık gerçekten bu kitapla son diyorum. Fena yorgunum. Cümleten iyi geceler. Keyifli okumalar. Yarın görüşmek üzere..
  • (Bu yazı, kitaptan alıntılar içermektedir.)
    "Bütün hayatımı kelimeler uğruna harcadım, içi boş kelimeler uğruna. Kelimelerin gerçek anlamlarını bilmeden onlarla oynadım. Oyunları da kelimelerin içinde tutukladım."(Tehlikeli Oyunlar, s.448)
    “Tehlikeli Oyunlar”ı araya pek çok kitabı da sığdırarak ve uzun bir ara vererek tam 32 günde bitirmişim. Ben saymadım günleri de 1000 Kitap benim yerime sayıyor:) Kitabı bitirip alıntılarımı gözden geçirip bir şeyler yazmak istediğimde A4 boyutunda yaklaşık yedi sayfalık bir alıntı biriktiğini fark ettim. 1000 Kitap’a gelip alıntı eklemeye başlayınca fark ettiğim bir husus var: Bazı kitaplar öyle dolu ki elinizden gelse kitabın her sayfasından alıntı yapmak istiyorsunuz. Hatta bence bazı kitaplar öyküsünden çok cümleleri, dili ve üslubu için okunuyor. “Tehlikeli Oyunlar” da tıpkı Atay’ın diğer kitapları gibi –Bir Bilimadamının Romanı hariç- satır satır alıntılanabilecek dolulukta.
    "Peki bu kitap ne anlatıyor?" diye soracak olsak herhalde aşağı yukarı kitabı okuyan herkes “Hikmet Benol ismindeki bir adamın hayatından kesitler” cümlesinde hemfikir olacaktır. Kitapta Hikmet’in evliliğinden, karısı Sevgi’den, sevgilisi Bilge’den, komşularından, arkadaşlarından kısacası bir bireyin sıradan günlük yaşamından bahsediliyor. Peki Hikmet Benol mühim bir adam mıdır? Cevabımız kocaman bir “hayır” olacak. Peki Oğuz Atay nasıl oluyor da sıradan bir adamdan 476 sayfalık hacimli bir roman çıkartabiliyor? Üstelik bu roman hemen her satırıyla dolu dolu ve her satırıyla okunmaya değer olabiliyor? O da Oğuz Atay farkı diyebiliriz. Oğuz Atay’ın ironik dili kitabın her satırına sinmiş durumda. Zaman zaman kendine göndermeler yapıyor ki bence bu göndermelerden en güzeli şu satırlar:
    "Beni okumayı sakın ihmal etmeyin, bütün kitapçılarda bulunuyorum, bu herif de ne konuştu -deli midir nedir- böylesini de hiç görmemiştim şekerim adam bir türlü susmak bilmiyor demeyin arkamdan olur mu?"(s.319)
    "beni şimdiye kadar otuz yedinci sayfaya kadar okudular, sıkılıp ellerinden bıraktılar, o sayfam açık öylece kaldım, o sayfada sarardım..." (s.318)

    Oğuz Atay’ın sağlığında kıymetinin pek bilinmediğini, “Korkuyu Beklerken” hikaye kitabının sonunda “Ben burdayım sevgili okuyucu sen nerdesin?” cümlesiyle okuyucusuna seslendiğini düşündüğümüzde bu satırlar daha da anlam kazanıyor. Zira her yazar okunmak ister. Bu bağlamda Oktay Akbal’ın 1977 yılında yaptığı şu değerlendirmeler Oğuz Atay’ı anlamak için okur olarak üstümüze düşenleri de ifade ediyor:
    “Kolay okumalar, hızlı sevgiler, beğeniler, alışkanlıklardan koptuğumuz, kopabildiğimiz, rahat ve geniş zamanlarımızı güç bir kitabı çözmeye, sevmeye, ondan bir şeyler almaya, öğrenmeye ayırabildiğimiz bir gün Atay’ın romanlarını çok seveceğiz. Onlarla çağımız insanının, daha doğrusu büyük kentte yetişmiş kentsoylu bir aydının tüm duyarlığı, iç muhasebesi, kendi kendisiyle tartışması, kendini eleştirmesi, çok değişik bir güldürü havasıyla bizlere ulaştırması, sunması var…”(Cumhuriyet, 19 Aralık 1977)

    Kitaba inceleme yazmak için alıntılarımı gözden geçirdiğimde oyun kelimesinin hem benim alıntılarımda hem de kitabın genelinde bir leit motif şeklinde sıklıkla tekrar edildiğini fark ediyorum. İşte içinde oyun geçen alıntılardan birkaçı:
    "Yarın için senden iyi oyunlar yazmanı, yazdığın gibi, içinden geldiği gibi oynamanı bekliyoruz." (s.56)
    "Birlikte oynuyoruz. Bu arada anılarımla da oynamama izin verir misiniz albayım? Oyunlar yazmayacak mıydık albayım? Aklıma takılan anılardan kurtulmama yardım etmeyecek miydiniz?" (s.45)
    "Ben de bir zamanlar başını hatırlayıp sonunu unuttuğum, bazı cümlelerini aklımda tuttuğum bir ya da birkaç oyunda, küçük rolleri oldukça başarısız yorumlamıştım; seyircinin baskısı yüzünden, rolümü değil kendimi hissetmiştim." (s.60)
    "Oysa ben bütün cümlelerin baş tarafını kaçırdığımı çok iyi biliyordum; oyuna geliyordum." (s.62)
    Kimse rolünü ezberlememiş. Bu ne biçim tiyatro? (s.459)
    "Oyuna gelmemeliydim bana oyun oynanmamalıydı. Bütün gücümle uyanık kalmalıydım; başkalarının rüyalarını görmemeliydim(...)Oynadıkları oyunu hiç anlamıyorlardı. Yaşamak istiyorlardı; en çok buna kızıyordum. "(s.63)
    "Zaten biz her zaman alkışlarız. Beğensek de beğenmesek de, oyumuzu versek de, vermesek de, her şeyi oyun sandığımız için durmadan ellerimizi çırparız." (s.147)
    "Bu düzmece oyun sona ermeli. Kendi benliğimizi bulmalıyız. Yalvarıp yakarmaktan vazgeçmeliyiz. Rüyalarımızı gerçekleştirmeye çalışmamalıyız. Gerçekleri rüya yapmalıyız."
    "Her şeyi unutmayalım. Yağmurun dinmesini beklediğimizi unutmayalım. Hayatın bir oyun olduğunu unutmayalım. En büyük hazinemizin aklımız olduğunu unutmayalım. Aklımızı korursak bütün oyunları istediğimiz gibi oynayabileceğimizi unutmayalım." (s. 398)

    Alıntıları ve kitabın tamamını düşündüğümüzde Oğuz Atay’ın genelde aydın insanın yalnızlaşmasını, bireysel sorunlar içinde boğulmasını, tutunma çabalarını anlattığını söylemek mümkün. Özelde ise Doğu ile Batı arasında sıkışıp kalmış arafta bir Türk aydını anlatılıyor. Hikmet Benol bir Bozkırkurdu belki ama bir taraftan da Atay onunla; Türk aydınının modernleşme macerası içerisinde kendisini tam olarak bir yere ait hissetmeyen arada kalmışlığını, yalnızlığını çeşitli oyalanma vasıtaları bularak dindirmeye çalışmasını –kadınlar, oyunlar, arkadaşlar, içki vs.- ama son kertede kendi kendisine yenik düşmesini anlatıyor. Hikmet Benol diğer taraftan "Siz ona bakmayın; hiçbir işte tutunamamıştır." (s. 429)cümlesinde ifade edildiği gibi bir tutunamayan aslında...
    Kitapta tersten bir isim sembolizasyonu yapıldığı da görülüyor. Hikmet, isminin aksine kendine bile faydası olmayan bir adam. Karısı Sevgi’de sevgiyi değil sevgisizliği buluyor. Bilge de romanın pek çok böümünde de geçtiği gibi felsefe okumuş olmasına rağmen Bilgelikten pek nasibini almamış.

    Tehlikeli Oyunlar gerek altı çizilesi cümleleriyle, gerekse asırlık yaralarımıza yaptığı nazik, ironik tespitlerle okunası bir kitap. Hayatı bir oyun olarak görmek yaraları hafifletir mi derseniz Oğuz Atay bu sorunun cevabını Hikmet Benol üzerinden veriyor. Sürprizi bozmamak adına bu sorunun cevabını kitaba bırakıp herkese oyunla gerçeği dozunda yaşadığımız, hakiki manada dolduğumuz ve doyduğumuz yaşanılası hayatlar temenni ediyorum. İyi okumalar…

    BU YAZIYI ALTI ÇİZİLİ SATIRLARIMLA BLOGUMDAN OKUMAK İSTERSENİZ:
    https://hercaiokumalar.wordpress.com/...n-mu-bu-oynadigimiz/

    TEHLİKELİ OYUNLAR'IN TİYATROSU HAKKINDAKİ YAZIMI OKUMAK İSTERSENİZ:
    https://hercaiokumalar.wordpress.com/...nusmesini-seyretmek/