• Değerli kardeşlerimiz!

    Şimdi yazacaklarımızı “kınamak” mahiyetiyle değil bir ibret olması için yazıyoruz.

    Malumunuz Reşat Halife’yi peygamber olarak görüp Amerika’ya onun yanına kaçan Edip Yüksel İslam’ın temel ilkelerini toptan inkar ediyor, 19 saçmalığı ile Kur’an’a eksiklik isnat ediyor, “Peygamber söylese ne olur” diyor.

    Mustafa İslamoğlu hadisler üzerinde şüphe oluştururken, sahabe, tabiin ve alimlere iftira ederken bir yandan da İslam’ın temel ilkelerini tartışmaya açıp, sünneti inkar etmek uğruna “namazı yahudilerden öğrendik” diyecek kadar Yahudilik Temayülü gösterip, Kur’an’ı kendi görüşüne göre yorumluyor.

    Bunlara aynı yolun yolcusu Mehmet Okuyan’ı da eklemek mümkün.

    Hepsinin ortak yönü babalarının çok salih mü’min ve alim olması.

    Edip Yüksel’i babası hayattayken “mürted (dinden çıkmış)” olarak ilan edip, Mustafa İslamoğlu’nun babası ise “Mustafa’yı şeytanım kadar sevmem, Humeyni kafalı” diyordu.

    Ne kadar acı ve o kadar da ibretlik bir tablo değil mi?

    PEKİ, NEDEN BU HALDELER?

    “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.” (Tahrim 6)

    Maalesef Hocaefendilerin böyle bir problemi var. Çok büyük hocadır, bakıyorsunuz oğlu onun yolunda değil, başka mecralara kaymış. Zihnen, fikren başka bir yolda gidiyor.

    Bunun en büyük sebebi Hocaefendilerin çocuklarını yeterince takip edememesidir.

    Hepimizin evlatları var. Ve bizlere de bir ibret olması açısından yazıyoruz.

    Hocaefendiler genellikle ders, sohbet, vaaz, irşad vazifeleri ve talebe/cemaat işleri ile alakadar oldukları için ailelerine yeterince vakit ayıramıyorlar.

    Ailesine ayıracak vakti olmayan Hocaefendiler çocuklarını da takip edemiyorlar.

    Kimisi “medreseye verdim” iş bitti zannediyor, kimisi “İlahiyatı da okuyor daha ne olsun” kimisi “İmam hatipe verdim” daha ne yapayım gibi düşünüyor.

    Halbuki “medreseye verdim iş bitti” bile dememeli çocuğu mutlaka takip etmeli. Ne okudu, ne öğrendi, hangi derste nerede? Dışarıya çıkınca ne yapıyor, nere takılıyor? Arkadaşları nasıl insanlar? Evde hangi işlerle meşgul oluyor? İlgi ve alakası neye yöneliyor?

    Çocuk her eve geldiğinde sıcak ev ortamı olmalı. Çocuk sofrada Hoca babasını görmeli. Aile birlikte yemek yeyip muhabbetler etmeli. Çocuk İslami ilimlere ve Ehli Sünnet yoluna teşvik edilmeli. Gündemdeki bidtat ehli hocalardan sakındırılmalı ve fenalıkları anlatılmalı.

    Çocuk babasını örnek almalı, yanlışı doğruyu babasından öğrenmeli. En tesirli eğitim şekli budur.

    (Kur’an’da Lokman Aleyhisselam’ın oğluna nasihatlerini hatırlayın. Nasıl bir şefkat, merhamet ve aynı zamanda alaka gösteriyor oğluna dikkat edin. Bizim de aynı yolu izlememiz gerekiyor)

    Bakınız, çocuk medreseye bile gitse bu şekilde takip etmek gerekiyor.

    İmam Hatip ve sonrası ise daha tehlikeli.

    Medreseye mesafeli olan veya çocuğunu göndermeye kıyamayan veyahut çocuğu medrese istemeyen hocalar mecbur İmam hatibe gönderiyor. İmam hatiplerde Mustafa İslamoğlu’nu takip eden ve çocukların kafasını sinsice karıştıran çakma hocalar dolu. İmam hatipler “adam olsun” zannıyla gönderilen ve ahlaken çökmüş gençlikle dolu.

    Dolayısıyla çok sıkı takip gerekiyor. Ama çocuğa hisstermeden, sıkmadan, itici olmadan.

    Çocukla her akşam müzakere edilmeli, dersleri gözden geçirilmeli, ne işledikleri hakkında bilgi alınmalı. Çocuğun zihnini bulandıracak konular anlatılmalı ve önceden tedbir alınmalı. Öğretmenler ne anlatıyor, öğrenilmeli. Ehli Sünnete aykırı olan konular varsa izah edilmeli. Yine güncel bid’at ehline karşı çocuk daima uyarılmalı.

    Çocuk kimlerle beraber, arkadaşları nasıl insanlar, ne yapıyorlar, ne ile alakadar oluyorlar takip edilmeli.

    Bunlar yapılırken de çocuğun ruhuna hitap edilmeli, sıkmadan, kırmadan dökmeden yapılmalı.

    Ve en önemlisi çocuklarımıza çok dua etmeli, salih, alim, ilmiyle amil, ihlaslı kullar olmaları için yalvarmalıyız.

    ÇOCUKLAR GELECEĞİMİZ, ŞEYTANLARA KAPTIRMAYIN

    Peygamberimiz “sizin çokluğunuz ile övüneceğim” buyuruyor. Muhakkak ki bu çoğunluk Allah ve Resulüne teslim olan Ehli Sünnet çoğunluktur. Çocuklarımızı da bu çoğunluğun içinde muhafaza etmez isek, cemaat, talebe, irşad diyerek evlatlarımızı ihmal ediyorsak gereken ihtimamı göstermiyorsak biz de sorumluyuz ve vebal altındayız.

    Bir de yukardaki örnekler gibi Allah’ın kitabına iftira edip Resulüne savaş açanların zümresine dahil olurlarsa (hafazanallah) dünyamız kararır ve biz de Allah’a hesap veremeyiz bu hususta.

    Şayet elimizden geleni yapıyorsak ve çocuk yine de batıl yolu seçiyorsa o zaman duadan başka elimizden birşey gelmez
  • Yazar: Osman Y.
    Hikaye Adı : Mavi Tişört
    Link: #31484470
    Müzik Parçası : Oblivion

    Astor Piazzolla–Oblivion
    https://www.youtube.com/watch?v=oB-RS000NLs

    MAVİ TİŞÖRT

    Merhaba abi afiyet olsun, seni ilk defa görüyorum burada. Oturabilir miyim masana? Sağolasın. Kokoreçler benden olsun, Adnan abinin kokoreçi bi tanedir kimsenin kokoreçine benzemez.

    -Adnan abi bana da bi yarım az acılı biliyorsun işte.
    -Tamam Fırat.

    Bugün biraz canım sıkılıyor da abi, kokoreç iyi geliyor biliyor musun böyle zamanlarda ondan erken geldim bugün. Şu üzerimdeki tişört var ya abi işte bunun yüzünden hep.

    -Al Fırat yarımını.
    -Eyvallah abi.

    Ne diyordum ha evet şu mavi tişörtüm. Bunu bugün çöpe atmam gerekiyor ama nasıl yapacağımı hiç bilmiyorum, biriyle konuşmaya çok ihtiyacım var sana anlatsam olur mu abi başını ağrıtmazsam.

    -…..

    Eyvallah abi itiraz etmediğine göre dinleyeceksin. Abi bundan yedi sene önceydi , bi kızla tanıştım ben. Nasıl güzel ama nasıl iyi görsen. Nasıl mı tanıştım? O zıkkım feysbuk yok mu oradan işte. Bu geldi buldu beni iyi mi , aslında kızlar pek eklemezdi beni şaşırdım. Sonra selam kelam yazdım cevapladı, öyle öyle konuşmaya başladık iyi mi? Görmek istiyorum inat ediyor, fotoğrafı da yok, buluşalım diyorum istemiyor iyi mi ? Tam altı ay dil döktüm abi, başkası olsa bu kadar uğraşır mıydı sen söyle , alem puşt olmuş afedersin, herkes bizim gibi iyi niyetli mi? Neyse ne diyordum altı ay evet, buluştuk abi ama nasıl güzel hayallerimden de güzel inanmazsın abi. Tamam dedim oldu bu iş. Ayrıldık evlerimize gittik, telefondan yazıyoruz artık biliyor musun abi kaynaştık ne sohbet ne muhabbet of ne biçim. Görüşmek istiyorum ben tabi ama kız inat etti yine iyi mi ? Dokuz ay daha inat etti abi ikinci görüşme için, abi süreye bak bu kadar zamanda bi çocuk dünyaya geliyor biliyorsun abi az zaman mı? Ama görüştük sonunda, bu daha da iyi geçti , tamam dedim artık aylarca beklemek neymiş , haftada bir görüşürüz, haftasonları var yani değil mi abi? Öğrenci o, ben de çalışıyorum işte abi. Okumaya gelmiş büyükşehire , Karadenizin küçük bir kasabasından abi, dereceyle kazanmış okulu , İngilizce falan desen o biçim. Ben liseyi zor bitirdim be abi anlıyor musun yani aslında olacak iş değil. Neylersin abi gönül laf dinlemiyor. Ne oldu dersin sonra peki ?

    -…..

    Anlatayım abi, bir daha göremedim onu ne olacak. Bir duydum ki yurt dışına gitmiş, okulun da yükseği varmış ya mastır diyorlar abi sen daha iyi bilirsin. Çok kafam bozuldu abi , ne yapsam bilemedim. Attım kendimi kızın memleketine, evini bulurum dedim hiç değilse yerini yurdunu görmüş olurum, bindim otobüse abi. Kafamdan neler geçiyor, evine gidip ortalığı ayağa mı kaldırsam diyorum, ulan sizin bu kızınız bana neler etti falan, anlıyor musun abi?

    Neyse gece bindim otobüse sabah vardım. Bi kahvaltı ettim az yürüdüm ama nasıl öfkeliyim. Bi parka oturdum bi cigara yaktım telefonla oynuyorum. Pat diye bi mesaj gelmesin mi bundan.. Özür diliyor benden, giderken haber veremedim diyor, olacak iş değildi bizimkisi biliyorsun diyor, falan filan diyor işte uzun uzun destan yazmış, sanki ne faydası varsa.. Oracıkta kendime geldim, lanet olsun dedim ya sana da sana gönül verene de. Vazgeçtim evini falan aramaktan, dolaştım biraz daha, güzel memleket ha deniz kenarıydı. Üzerimde de bu tişört vardı işte. Önceki iki görüşmemizde de üzerimdeydi, düşünsene abi iki senede iki kere görebildim yüzünü. İlk görüşmede giymiştim, beğendiğini söyleyince ikinci görüşmede de giyeyim dedim, bir de memleketine giderken işte , uğur gibi bi şey oldu abi anlıyor musun? Döndüm eve geldim abi, her şey bombok gidiyordu anlıyor musun? Unuttum ama bana sor nasıl ne kadar sürdü ah be abi..

    -……

    Neyse abi lafı uzatmayayım, unutana kadar her gün bu tişörtü giydim yazın tekten bunu, kışın içime işte. Soldu, yırtıldı kenarı köşesi görüyorsun baksana. Dört senedir falan çekmecede duruyordu. Geçen hafta rüyamda gördüm bu kızı, sanki nasıl diyeyim abi bir yerlerden çıkıp gelecek gibi hissettim. Aradım ama telefonu değişmiş, internette falan izi kalmamış, ara tara yok işte bir haber. Bir haftadır yine bu tişörtle geziyorum, sanki bir yerde karşıma çıkacak sokaklarda anlıyor musun abi garip bir his nasıl anlatayım.. Annem fark etti halimi tişörtü yeniden giymeye başlayınca, dün oturup konuştuk eski mevzular işte biliyor ne çektiğimi, dertleştik. Yemin verdirdi, oğlum gelmez dedi etme eyleme dedi, o tişörtü çöpe atacaksın dedi. Hakkımı helal etmem dedi, hatırlatıp duracak sana dedi. Hem kasım ayındayız öylece geziyorsun hasta olacaksın dedi. Bir kere de sözümü dinle dedi. Kıyamadım abi, haklı zaten kadıncağız. Gelmez biliyorum aslında, benimkisi züğürt tesellisi işte, rüya falan da hikaye gelmez tabi. İşte böyle abi tişörtü atmadan önce son bir kez giyip kokoreç yemeğe geleyim dedim. Hakkını helal et abi senin de kafanı şişirdim kendi dertlerimle.

    -…..

    Abi, abi nerdesin !? Abi ben ısmarlayacaktım kokoreçi. Ne ara kalktın görmedim ki hay aksi. Adnan abi benim masadaki abi nereye kayboldu, ben ödeyecektim söz verdim ayıp oldu.

    -Kim Fırat hangi abi?
    -Masamdaki işte, bir saattir konuşuyoruz görmedin mi?
    -Oğlum kimse yoktu senin masanda, sen kendi kendine konuşuyordun. Var bi tuhaflık bu çocukta dedim ama ses etmedim, ilk defa böyle gördüm seni ne bileyim iyi misin sahi sen ?

    -İyiyim abi iyiyim.. Adnan abi üzerime ayran dökülmüş, en sevdiğim tişörtüm kirlendi.
    -Üzüldüğün şeye bak, verirsin annene yıkar ne olacak ?
    -Yıkamaz abi yıkamaz, ben bunu atayım en iyisi, çok eskidi zaten…
  • Fakat suçlamamalıyım seni, çünkü gerçekten bilmiyorum bize yazılan senaryoyu mu oynuyoruz hayat denen sahnede, yoksa kendimiz mi yazıyoruz alın yazımızı?
  • Astor Piazzolla–Oblivion
    https://www.youtube.com/watch?v=oB-RS000NLs

    MAVİ TİŞÖRT

    Merhaba abi afiyet olsun, seni ilk defa görüyorum burada. Oturabilir miyim masana? Sağolasın. Kokoreçler benden olsun, Adnan abinin kokoreçi bi tanedir kimsenin kokoreçine benzemez.

    -Adnan abi bana da bi yarım az acılı biliyorsun işte.
    -Tamam Fırat.

    Bugün biraz canım sıkılıyor da abi, kokoreç iyi geliyor biliyor musun böyle zamanlarda ondan erken geldim bugün. Şu üzerimdeki tişört var ya abi işte bunun yüzünden hep.

    -Al Fırat yarımını.
    -Eyvallah abi.

    Ne diyordum ha evet şu mavi tişörtüm. Bunu bugün çöpe atmam gerekiyor ama nasıl yapacağımı hiç bilmiyorum, biriyle konuşmaya çok ihtiyacım var sana anlatsam olur mu abi başını ağrıtmazsam.

    -…..

    Eyvallah abi itiraz etmediğine göre dinleyeceksin. Abi bundan yedi sene önceydi , bi kızla tanıştım ben. Nasıl güzel ama nasıl iyi görsen. Nasıl mı tanıştım? O zıkkım feysbuk yok mu oradan işte. Bu geldi buldu beni iyi mi , aslında kızlar pek eklemezdi beni şaşırdım. Sonra selam kelam yazdım cevapladı, öyle öyle konuşmaya başladık iyi mi? Görmek istiyorum inat ediyor, fotoğrafı da yok, buluşalım diyorum istemiyor iyi mi ? Tam altı ay dil döktüm abi, başkası olsa bu kadar uğraşır mıydı sen söyle , alem puşt olmuş afedersin, herkes bizim gibi iyi niyetli mi? Neyse ne diyordum altı ay evet, buluştuk abi ama nasıl güzel hayallerimden de güzel inanmazsın abi. Tamam dedim oldu bu iş. Ayrıldık evlerimize gittik, telefondan yazıyoruz artık biliyor musun abi kaynaştık ne sohbet ne muhabbet of ne biçim. Görüşmek istiyorum ben tabi ama kız inat etti yine iyi mi ? Dokuz ay daha inat etti abi ikinci görüşme için, abi süreye bak bu kadar zamanda bi çocuk dünyaya geliyor biliyorsun abi az zaman mı? Ama görüştük sonunda, bu daha da iyi geçti , tamam dedim artık aylarca beklemek neymiş , haftada bir görüşürüz, haftasonları var yani değil mi abi? Öğrenci o, ben de çalışıyorum işte abi. Okumaya gelmiş büyükşehire , Karadenizin küçük bir kasabasından abi, dereceyle kazanmış okulu , İngilizce falan desen o biçim. Ben liseyi zor bitirdim be abi anlıyor musun yani aslında olacak iş değil. Neylersin abi gönül laf dinlemiyor. Ne oldu dersin sonra peki ?

    -…..

    Anlatayım abi, bir daha göremedim onu ne olacak. Bir duydum ki yurt dışına gitmiş, okulun da yükseği varmış ya mastır diyorlar abi sen daha iyi bilirsin. Çok kafam bozuldu abi , ne yapsam bilemedim. Attım kendimi kızın memleketine, evini bulurum dedim hiç değilse yerini yurdunu görmüş olurum, bindim otobüse abi. Kafamdan neler geçiyor, evine gidip ortalığı ayağa mı kaldırsam diyorum, ulan sizin bu kızınız bana neler etti falan, anlıyor musun abi?

    Neyse gece bindim otobüse sabah vardım. Bi kahvaltı ettim az yürüdüm ama nasıl öfkeliyim. Bi parka oturdum bi cigara yaktım telefonla oynuyorum. Pat diye bi mesaj gelmesin mi bundan.. Özür diliyor benden, giderken haber veremedim diyor, olacak iş değildi bizimkisi biliyorsun diyor, falan filan diyor işte uzun uzun destan yazmış, sanki ne faydası varsa.. Oracıkta kendime geldim, lanet olsun dedim ya sana da sana gönül verene de. Vazgeçtim evini falan aramaktan, dolaştım biraz daha, güzel memleket ha deniz kenarıydı. Üzerimde de bu tişört vardı işte. Önceki iki görüşmemizde de üzerimdeydi, düşünsene abi iki senede iki kere görebildim yüzünü. İlk görüşmede giymiştim, beğendiğini söyleyince ikinci görüşmede de giyeyim dedim, bir de memleketine giderken işte , uğur gibi bi şey oldu abi anlıyor musun? Döndüm eve geldim abi, her şey bombok gidiyordu anlıyor musun? Unuttum ama bana sor nasıl ne kadar sürdü ah be abi..

    -……

    Neyse abi lafı uzatmayayım, unutana kadar her gün bu tişörtü giydim yazın tekten bunu, kışın içime işte. Soldu, yırtıldı kenarı köşesi görüyorsun baksana. Dört senedir falan çekmecede duruyordu. Geçen hafta rüyamda gördüm bu kızı, sanki nasıl diyeyim abi bir yerlerden çıkıp gelecek gibi hissettim. Aradım ama telefonu değişmiş, internette falan izi kalmamış, ara tara yok işte bir haber. Bir haftadır yine bu tişörtle geziyorum, sanki bir yerde karşıma çıkacak sokaklarda anlıyor musun abi garip bir his nasıl anlatayım.. Annem fark etti halimi tişörtü yeniden giymeye başlayınca, dün oturup konuştuk eski mevzular işte biliyor ne çektiğimi, dertleştik. Yemin verdirdi, oğlum gelmez dedi etme eyleme dedi, o tişörtü çöpe atacaksın dedi. Hakkımı helal etmem dedi, hatırlatıp duracak sana dedi. Hem kasım ayındayız öylece geziyorsun hasta olacaksın dedi. Bir kere de sözümü dinle dedi. Kıyamadım abi, haklı zaten kadıncağız. Gelmez biliyorum aslında, benimkisi züğürt tesellisi işte, rüya falan da hikaye gelmez tabi. İşte böyle abi tişörtü atmadan önce son bir kez giyip kokoreç yemeğe geleyim dedim. Hakkını helal et abi senin de kafanı şişirdim kendi dertlerimle.

    -…..

    Abi, abi nerdesin !? Abi ben ısmarlayacaktım kokoreçi. Ne ara kalktın görmedim ki hay aksi. Adnan abi benim masadaki abi nereye kayboldu, ben ödeyecektim söz verdim ayıp oldu.

    -Kim Fırat hangi abi?
    -Masamdaki işte, bir saattir konuşuyoruz görmedin mi?
    -Oğlum kimse yoktu senin masanda, sen kendi kendine konuşuyordun. Var bi tuhaflık bu çocukta dedim ama ses etmedim, ilk defa böyle gördüm seni ne bileyim iyi misin sahi sen ?

    -İyiyim abi iyiyim.. Adnan abi üzerime ayran dökülmüş, en sevdiğim tişörtüm kirlendi.
    -Üzüldüğün şeye bak, verirsin annene yıkar ne olacak ?
    -Yıkamaz abi yıkamaz, ben bunu atayım en iyisi, çok eskidi zaten…
  • "önce saniye teyze öldü sonra dedem sonra babaannem sonra yengem sonra eniştem. sonra eniştemin ölüm haberini bana veren bakkalı bıçakladılar eniştemin yedisinin okunduğu akşam. sonra sedat amca öldü sonra babam sonra öbür dedem bir de büyük deprem. otuzuma basmadan otuz tabut kaldırdım musalladan. babamdan öncekileri babamla beraber kaldırdık. ama ilk ölen hep babammış gibi geldi bana yıllarca. sanki oydu bu ahret furyasını başlatan. öyle değilmiş yeni anladım.

    sen gittin ve herkes ölmeye başladı

    zaten kim tam anlamıyla sağ kaldığını iddia edebilir ki bu kadar mevtanın ardından kim biraz zombileşmek istemez. daha kırılgan daha dikenli ve daha fukuyamacı olmaz. dedem ziraat mühendisiydi ama pek çok doktordan daha ilginç tıbbi hatıraları oldu.

    sen gittin ve herkes ölmeye başladı

    yalnızlıktan kudurmuş bir çocuğun arabaların kaportasını anahtarla çizmesi gibi ruhumun kemirilişi de hep sinsiceydi. buna rağmen ansızın berraklaştığı oluyor bulanık günlerin hâlâ soğuk biralar oluyor güzel kızlar oluyor. yağmurdan sonra saçlarını havluyla kurulaman gibi olmuyor tabii o kalibrede sevda görmedim. öptüm ama içime çekmedim.

    sen gittin ve herkes ölmeye başladı

    şimdi dilediğim sayfadan başlayabileceğim bir kitap öner bana. başsız sonsuz ve ortasız bir hikâye öner. bir üstat öner dergi kurmuş olmasın. ne çok utandık mazideki yaralardan her adımda ele geçirilme korkusundan. ismet özel mi metin altıok mu yoksa hiç mi ortak arkadaşımız kalmadı.

    sen gittin ve herkes ölmeye başladı

    elinden bir şey gelmemenin acısını iniş takımları olmayan melekler bilir. bir arabanın farlarına kilitlenip kalmış sincaplar bilir. suyun dibine ağır ağır çöken taşlar bilir. matkapla göğsünün ortasına açılmış bir pencere düşün. perdeyi aralayıp kendi yarandan bakıyorsun dünyaya. eskisi gibi acımıyor ve de asıl bu acıtıyor.

    sen gittin ve herkes ölmeye başladı

    love story tadında başlayan bir filmi potemkin zırhlısına çevirmeye ne hakkın var. çok şükür yaşıyoruz çok şükür yazıyoruz diyorum ama niye anlatıyorum bunları. belleğin unutuşa karşı mücadelesi mi sadece. ne münasebet bu benim senkronize yalnızlığım.

    sen gittin ve herkes ölmeye başladı

    birleşince kısa devre yapan parmak uçlarımız öldü önce. sonra yeşil öldü benim için sonra kahverengi. sonra ilk öpüştüğümüz yeri kalbinden bıçakladılar. on iki yıl geçti susmak ne kısaymış. sen böyle ne güzel sonsuza kadar susalım diyorsun. sonsuzluk bir gün herkesle konuşur sevgilim bunu da biliyorsun.

    sen gittin ve herkes ölmeye başladı"

    Emrah Serbes
  • Sırf tiyatro yapıyoruz, seviyoruz diye bize okulun ortasında bağıran, bizi elbet adam edeceğini iddia eden hocam, tatilde bile skeç yazıyoruz. Ha bir de hala adam olmadık :)
  • Ragıp Bey diyorlar ki, İstanbul’da, gece yarıları, üçer beşer kişi, ellerinde birer kova siyah boya ile sokakları dolaşıyorlarmış ve nerede Fransızca bir ibare görürlerse derhal siyahla kapatıyorlarmış.
    Sen ne dersin?
    Almanlara yaranacağız diye kırk yıldır öğrendiğimiz lisanı bize unutturamazlar ya! Mevzuyu beğendim. Kime yaranmak olursa olsun, güzel Türkçe dururken, sokak levhalarına, tabelâlara fran­sız­ca ibareler yazılmasına aleyhtar olduğumu söyledim. Paşa ve doktor, basit kozmopolit fikirleriyle bana hücum etmeye başladılar. Paşa, Fransızlar’a sevgisini içtimaî bir akide seviyesine çıkarmak için nafile yoruluyor. Fransa’nın bizim kültürümüz üstündeki tesirlerine dair alelâde Tanzimat fikirlerini sıralıyordu. Doktorun samimi olup olmadığını bilmiyordum, fakat onun bütün delili, Türkçenin kifayetsizliğini iddiadan ileri geçmi­yor­du. “Re­çetelerimizi bile Fransızca yazıyoruz” diyordu