Mehmet Y., bir alıntı ekledi.
18 May 17:57 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

Aytmatov'un mito-poetiğini kuran üç temel unsur vardır; bunlardan ilki, Manas Destanı başta olmak üzere Kırgız kültürünün binlerce yıllık sözlü geleneği ( masallar, efsaneler, türküler, inanmalar ); ikincisi, Rusça aracılığıyla tanıdığı Rus ve dünya yazarlarının eserleri ( Tolstoy, Dostoyevski, Puşkin vs. ); üçüncüsü ise yazma yeteneği ile doğmuş, bu büyün potansiyeli akademik anlamda yönlendiren, biçimlendiren Gorki Edebiyat Enstitüsü ve orada aldığı yüksek yaratıcı yazarlık dersleridir.

Cengiz Aytmatov (Büyük Boy), Ramazan Korkmaz (Sayfa 18 - T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı)Cengiz Aytmatov (Büyük Boy), Ramazan Korkmaz (Sayfa 18 - T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı)
bhmflzf ( Mehmet ), bir alıntı ekledi.
12 May 19:44 · Kitabı okudu

Incil'i okursak, Havva'nın Adem'in kaburga kemiğinden ya­ratıldığını öğreniriz. Bu nedenle kadın, bir kopyadır, düşük düzeyli bir türdür: bu da kendini küçümseme yoluyla erkeği kullanmanın bir başka yoludur. Tarihin herhangi bir evresinde bu hikayenin bir kadın tarafından uydurulmuş olabileceğinden hiç kuşkulandınız mı? Bunu kendisi kağıda yazmamıştır; bunu onun adına bir erkek yapmış olsa gerek, çünkü kadının yazma yeteneği nispeten son zamanlarda kazanılmış bir yetenektir.

Kölenin Mutluluğu, Esther Vilar (Sayfa 51 - Öteki Yayınevi)Kölenin Mutluluğu, Esther Vilar (Sayfa 51 - Öteki Yayınevi)

Kitap Okuyan İnsanın Genel Özellikleri
Küçük yaşlardan itibaren çok kitap okumanın daha donanımlı ve başarılı olmamamızı sağlayacağı öğretilir. Her hevesli okuyucu başarılı olmayabilir ama başarılı insanlar genellikle hevesli okuyuculardır. Ve genellikle hepsi bu özelliklere sahiptir…

Yüksek odaklanma kabiliyetleri vardır: Başarılı insanlar uzun süre önlerindeki işe odaklanabilirler. Okuyucular mola verir, doğal olarak, ama en hevesli okuyucular okuduğu kitaptan uzun süre ayrı kalamaz. Aynı başarılı insanların görevlerini, sorumluluklarını, işlerini bitirmeden rahat edemeyeceği gibi.
Hedefler belirlerler: Okuyucular ne zaman ellerine iyi bir kitap geçse, kendilerine hedefler belirlerler. Bir başka aktiviteye geçmeden önce belirli bir sayıda sayfaya ulaşana ya da bir konsept zihinlerinde açıklığa kavuşana kadar okumaya devam ederler. Başarılı insanlar da hayatlarının her aşamasında kendilerine hedefler belirler ve bunlara ulaşana kadar çalışmaya devam ederler.
Zamanlarını akıllıca harcarlar: Başka bir işle meşgul olmaları için sadece 20 dakikaları kalmış olabilir ama iyi okuyucular ‘sadece 20 dakika’ diye düşünmez ve bu süreci okuyarak geçirebilirler. Başarılı insanlar için de zaman kıymetlidir, yeni bir şey öğrenmek için her türlü imkanı değerlendirirler. Harcanan her boş 5 dakika senede kitap okumadan harcanan 24 saate bedeldir.
Perspektife sahiptirler: Başarılı insanlar bir durumu her açıdan görebilir, çünkü farklı içeriklerdeki pek çok edebi eseri okumuşlardır. Hevesli bir okuyucunun empati yeteneği gelişir, kendini başka insanların yerine daha kolay koyabilir. Hevesli bir okuyucu yaşadıklarından ders çıkarır ve gelecek yaşamında bu birikimi doğru kullanmayı bilir.
Mütefekkirdirler: Okumayı seven insanlar okuduklarını yansıtmayı da bilir. Durumlara bakış açıları geliştikçe, çitin diğer tarafını görebilirler ve yansıtıcı tarafları onlara üretken olma şansı tanır. Verimli okumak sayfalardaki kelimelere bakmak değil, altlarındaki anlamları anlamayı gerektirir. Bir kitapta sunulan fikirlerin hayatlarını nasıl değiştirebileceğinin farkındadırlar.
Yazma ve konuşma becerileri gelişmiştir: İnsan tarihinin en büyük hatiplerinin hepsinin okuma konusunda hevesli olması hiç de şaşırtıcı değildir. Başarılı insanlar rol modellerinden ilham alır ve ilerlemek için bu ilhamı kullanır. Demosthenes, Lincoln, Nelson Mandela… Hepsi kendilerinden önceki büyük beyinleri araştırıp, okumuş insanlardır.
Hafızaları güçlüdür: Okuyucular beyinin ne kadar güçlü olduğunu bilir. Beyin, neredeyse sınırsız bilgi kapasitesine sahiptir. Ne kadar çok okur ve öğrenirseniz, bu bilgileri korumak da o kadar kolay olur. Başarılı insanlar öğrenmeye devam eder ve hafızasını geliştirir.
Zinde kalmayı bilirler: Hevesli okuyucular beynin de çalıştırılması gereken bir kas gibi olduğunun farkındadırlar. Fit olmak için her gün egzersiz yapılması gerektiği gibi, her gün okumak da zihni zinde tutar. Başarılı insanlar zihinlerine günlük egzersizler yaptırmayı ihmal etmezler; kitap okurlar, bulmaca çözerler, satranç oynarlar. Zorlukların üstesinden gelmek onlar için daha kolaydır çünkü zihin kapasitelerini geliştirmeyi ihmal etmezler.
Eğitimli ve bilgilidirler: Başarılı insanlar yükselir çünkü zamanlarını öğrenmeye adarlar. Ellerine bir kitap aldıklarında tek amaçları onu bitirmek değil, sayesinde yeni bir şeyler öğrenmektir. Kurgu romanlar okudukları zamanlar bile, işlerine yarayacak bilgileri süzgeçten geçirmeyi bilirler.
Rahatlamak için okurlar: Başarılı insanların da dinlenmeye ve rahatlamaya ihtiyaçları vardır. Ama bu zihinlerini tamamen kapamaları anlamına gelmez. Bir magazin dergisi ya da çizgi roman okuyabilirler ama ne okurlarsa okusunlar bunun, kendileri için, televizyon izlemekten daha verimli olacağını bilirler.

Sadık Cemre Kocak, El Yazısındakı Sır'ı inceledi.
09 May 21:40 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Bu sefer eğlenceli ve gerilim dolu bir kitaba hazır mısınız diyerek başlayacağım. El yazısının nereden geldiğinden başlayarak, satır yönü, satır boşluğu, kelime ve harf aralıkları, harflerin hangi yöne doğru meylettiği, yazımızın boyutları, açılar, hız, kalemimizin baskısı, gariptir ki bir R harfi ki unutmazsam onu açıklayacağım detaylıca. Tabi kör olmazsam. :)
Bunun yanında Sayılar, İmza, hatta suçluların el yazısı örnekleri ve Ünlülerin yazılarının analizi ve tabi böyle bir yazıya güzel bir son olması açısından ‘Kendinizi Test Edin’ bölümü. Bu son bölümde, kitabın bölümleri arasındaki soruların cevaplarını görüyoruz. Eh o halde hoş geldiniz diyorum. Hatta size bir şey diyeceğim, aramızda kalsın. :)
Hoş ve Geldiniz birleşik değil ayrı yazılıyormuş. Alıştık paspaslardan, dükkanda evde kapıya koyduklarımızdan falan, meğer ne yanlış biliyor muşum. Tabii ki de rezil falan olmadım onu da nereden çıkarıyorsunuz? :)))))
Şimdi ben kendimi analiz etmeyi denedim. Hatta elimden geldiğince meraklısına da yardımcı olurum. Yalan olmasın diye buraya birkaç el yazımı da bırakıcam. Bakalım ben neymişim? :)
https://i.hizliresim.com/NZzBN5.jpg
https://i.hizliresim.com/azVQp5.jpg
https://i.hizliresim.com/YgYLpl.jpg
Şimdi başlayalım tahlillere. “Marjlar” konusundan başlıyoruz. Yani yazı yazdığımız kağıtta bıraktığımız boşluklar ve doldurduğumuz satırlar ve sayfa düzenimiz. Günlük yaşamda geçmişin etkisinde kalmak, geçmişten uzaklaşmaya çalışıp bu etkide devam etmek, gelecek planlarına bir an önce ulaşmaya çalışmak, bu planları gerçekleştirirken diğer yandan da bir emin olamama durumunu ifade ettiğimi görüyoruz hep birlikte. Tamam hepten yerlerde sürünmüyorum, empati yeteneğim çok gelişmiş, moralim düzeldi!
Şimdi sıra “Satır Yönümüze” geldi. Burada çizgisiz kağıt kullanmanın önemine vurgu yapılıyor ki şansa bakın senelerdir çizgisiz kağıt kullanıyorum. Bakalım burada nasıl yerden yere vurulcam. Hadi başlayalım. Hayata düz bir çizgiden bakmak, gereksiz yere triplere (!) girmemek, olumlu düşüncelere sahip olmak, yaşam enerjisi yüksek kişilik en belirgin özellikler.
“Satır Aralığı” ise, normal olduğu için plan ve organizasyon yeteneği olarak ortalamayı karşılayacak bir düzey olarak girilmiş. Tamam, iyiyim henüz kalp krizi geçirmedim ve bir elektrik direğine göre daha iyi durumdayım.
“Kelime Aralıklarına” bakacak olduğumuzda bu türü aslında insanlarla yakın veya uzak ilişki kurmamıza bağlıyor ve buna göre seçenek sunuyor. Burada benim kelime aralıklarımın bazen normal bazen de dar olduğunu hesaba katarsak ortaya karışık hem iyi hem kötü bir iletişime sahip olduğumu söyleyebiliyorum.
“Harf Aralıkları” kısmına geldik. Burada kişinin özgüveni ele alınıyor. Gördüğünüz gibi harf aralıklarım ve harf boyutlarım ‘Devasa buçuk’ denilebilecek cinsten. Burada kişinin (yani benim) negatif ve pozitif yönlerinin bilincinde olduğu anlamı çıkıyor. (ben, kendimden neden ‘Kişi’ diye bahsettim şimdi?)
“Harflerin Meyil Yönü” bir sonraki tanımımız. Kişinin duygusallık ve akli dengesini hedef alan bir yaklaşım olduğu için ben hangi taraftayım seçim sizin. :) Alınan kararların etkilerini düşünmek ve yüksek motivasyon en belirgin özelliğimmiş!
“Yazının Boyutu” konusu çok tatlı bir konu gibi gelebilir ama değil. Neymiş efendim, büyük yazı sahipleri kendini anlatma çabasındaymış, yok canım daha neler! :) Kendilerini ortaya koymaktan ve fark edilmekten hoşlanan kişilerin yazısı büyük olurmuş.
“Yazının Bölgesel Boyutu” ise bizlerin yazdığı yazıların sayfa üzerinde dağılımını gösteriyor. Mesela benim ‘İ’ harfim dikkatinizi çekti mi bilmem ama üstteki noktası alttaki çizgiden daha büyük, hatta nokta değil yuvarlak. İşte bu iki boyut arasındaki farka göre yorum yapılıyor bu kısımda. Yaşam ve sosyal ilişkilerim ortalama, zihinsel potansiyelim de normal. İyi çok da zararlı kapatmadık. Bir TEDAŞ olamasak da zarar etmemek de önemliydi.
Hadi “Harflerin Bağları” konusuna da bakalım. Bu konu Türkiye için geçerli olmayabilirmiş. Bize öğretilen ve sonradan ayrıca kazandırılmaya çalışan el yazısı konusu için esneklik verilmiş. Bakıldığı zaman burada kişinin aklı ve mantığı, yaratıcılık ve önsezi ile birleştirdiğini görüyoruz. Bazı harfler bağlı bazıları bağsız başlığı altında incelediğimizde çıkan sonuç bu.
“Açılar ve Kemerler” başlığında ise kişinin ekip çalışmalarına uyumu, pozisyonu, planlama becerisi ve sonuç odaklı çalışıp çalışmadığı değerlendiriliyor. En azından açılı değil de kemerli yazdığımı gördüm ve bunun özellikleri aile ve dostlarıma değer verdiğim, rahat ve arkadaş canlısı olduğum, sıcak ve çevremle uyumlu biri olduğumdan bahsedilmiş. Teşekkür ediyorum, ne diyebilirim ki? Kendim yazsam aynı cümlede kendimi bu kadar övemezdim. :)
“Hız” konusuna geldiğimizde de Yazma Hızı olarak bir tahlil yapıyoruz. Yazarın burada tahlili ters düşmüş. Bu sefer %80 dışında kaldım. Yavaş yazıyorum ama kitap okumam hızlı. Nokta yerine yuvarlak yazdığım harfler de var noktalı kullandıklarım da var ama yazımın yavaş olması sayfa 108’de belirtilen kitap okuma hızımın da yavaş olduğunu göstermiyor. Eh buna kimse karşı gelmez herhâlde? Ben ve yavaş kitap okumak.
“Kalemin Baskısı” konusu kişinin baskın olma ve vurgu yeteneğini gösteriyor. Bunu nasıl anlıyoruz. Yazdığımız yazının arkasına bakıyoruz. Kağıt elimize böyle dümdüz değil de kabartma harita gibi geliyorsa (ki benim yazı) bu kişinin çok aşırı ısrarcı olduğu (inanmayan varsa yengenize sorun len falan) ve agresif olduğu gözlemlenmiştir. Ancak burada verilen bu durum sadece yapılması gereken iş üzerinden değerlendiriliyor. Hayatın her anında böyle olunduğu anlamına gelmiyor.
“R Harfi” ise 29 harf (yanlışsa da benim alfabem o kadar) içerisinden seçilmiş. Bunun özelliğiyse kelime arasında bile bu harfi büyük yazanların farkındalığı. Ben de yok ama olmasını ister miydim? Şurada yazılanları gördükten sonra EVET.
“Dikkat” konusunda ise bir yazı yazılacağında kelimelerin seçimi ve noktalama işaretlerini doğru kullanmak konu ediniliyor. Bunun seçimini de sizlere bırakmayı uygun buldum. Nasılsa en başta 3 tane resim ile yazılarımı paylaşmıştım.
“İmza” ise kişinin kimliği için en büyük ipucu olarak veriliyor. Afedersiniz ama genellikle imzamı ‘Hayvan Gibi’ tanımlayanlar olduğu için bunun rahatlığında yazacağım. İmzam da okunaklı ancak sıkıntı çıkmaması için imzamı buraya atmıyorum. El yazımdan daha büyük bir imza sahibi olduğum için orada yazan cümlenin özetini vereceğim. Bulunduğum konumdan daha yükseği hedeflediğim görülüyormuş. İçimde büyük işler başarma yeteneğim varmış. Zaten bunlar olmazsa neden hayattayım ki? Hep daha iyiye ulaşmak için yaşamıyor muyuz hepimiz? Bunda bir gariplik göremiyorum açıkçası. Tabi bunun yanında özellikle İsimden Oluşan İmza diye başlık açıldığı ve orada da kişinin hayatta kendisini ön plana koyduğu ve kişisel bir konuda kendi kararlarının daha önemli olduğunu düşündüğü tespiti verilmiş. Güzel tespit. Bu konuda da ardından ünlülerin imzaları geliyor.
“Sayılar” konusuna da değiniyor ama burada bir açılım yok. Sadece genel tanımlar yapılıyor. Kısaca sağa yatıksa duygusal, dikse mantık ve duygusal denge kurulmuş, sola yatıksa da alınan kararların geçmişe göre alındığını söyleniyor desek özet geçmiş oluruz sanırım.
Kitabın özelliklerine göre elimden geldiğince hem tanıtımını yapmak hem de kendimi değerlendirmek oldukça faydalı oldu kanımca. Kitap oldukça hoş ve üstüne düşülecek bir eser. Açıkçası bana göre çok güzel bir başlangıç kitabı. Geçen sene bir abimin verdiği -El Falı mı neydi- kitaba göre daha anlaşılır olduğu kesin. Bakıldığında polislik hayali olan hatta polis olan arkadaşlar için bile bir nevi kültür kitabı desek abartmış olmayız.
Bugün artık gerçekten bu kitapla son diyorum. Fena yorgunum. Cümleten iyi geceler. Keyifli okumalar. Yarın görüşmek üzere..

juliet, 'ı inceledi.
03 May 00:43 · Kitabı okudu · 2 günde · Puan vermedi

Öncelikle değişik bir kitap okuduğumu söylemek istiyorum. Her ne kadar düz bir şekilde okunduğunda normal bir kitap gibi görünse de öyle değil. Bunun bilincinde olarak okumak daha da zevkli oldu benim için.
Ağ, Iris Murdoch' un ilk romanıdır ve buna rağmen çok başarılı yapıtlarından biri olarak kabul edilir, ki bence de öyle kabul edilmesi gerekir. Kitabın ana karakteri Jake'in değişimini görüyoruz. Dahası onun bu değişimi beni de etkiledi baya. Çünkü romanın başında karakterimiz oldukça tembel ve bencil biri. Karşılaştığı olaylar ve insanlar sayesinde Jake'in de hayata bakış açısı değişiyor. Kendisi Fransızca romanları İngilizceye çevirerek geçimini sağlıyor. Ve yazma yeteneği olmasına rağmen, hayatın yazılmaya değer bir yönünün olmadığını iddia ediyor. Fakat daha sonra kendi iç hesaplaşmalarıyla birlikte romanın başında savunduğu fikirlerini değiştiriyor. Vicdan azabı, aşk hayatı vesaire hepsi muhteşem bir şekilde verilmiş.
Romanda aynı zamanda mizah var diyebilirim. Roman sizi hem düşündürüyor hem de eğlendiriyor.
Son olarak Jake, Jean Paul Sartre'in varoluşçu düşüncelerini vermektedir. Aslında romanın temelinde bu yatmaktadır. Romanı okumadan önce Sartre'ın varoluşçuluğuyla ilgili bilgi edinmenizde fayda vardır. Jake karşılaştığı bazı insanlar ve olaylar sayesinde Sartrean bir karakter olarak hayatına devam ediyor.
Okumanızı tavsiye ediyorum.

Okuma-Yazma
Okuyup yazabilme oranımız

Tüik verilerine göre, nüfusumuzun genelinde okuma yazma oranı %96, 5 muş.
Kuyruklu yalan. Kim ne okuyor, kim ne yazıyor?
Tv izliyoruz, radyo dinliyoruz, sosyal medyada yazıyoruz.
Mektup, anı, makale, rapor, öneri, yazı yazan azaldı.
Kitap, dergi, gazete okuyan da azaldı.
Nüfusun %96nının midesi sağlam diyelim, peki hepsi tok mu ?
Okuma yazma bilip, bu yeteneği icra edebilenlerin oranını merak ediyorum.
Bu oran bir potansiyel güç de, bu gücün ne kadarını kullanıyoruz.
Devrede olmayan bir yeteneğin oranı %100 olsa, topluma ne katkısı olabilir ki?
Okuma biliyormusun? Evet
Peki ne okuyorsun?
Yazabiliyor musun?evet
Peki neler yazıyorsun?
Şeklinde bir anket bekliyoruz TÜİK den.

Alperen Tekin, bir alıntı ekledi.
29 Mar 01:05 · Kitabı okudu · 6/10 puan

Sanatın, yazma kaygısının, yeteneği yükseltme, öteki yeteneklerden geri kalmama takıntısının, neredeyse sağlıklı bir hayat sürme endişesiyle bile bile dışlandığı bir örnekle karşı karşıyayızdır burada. Theodor Storm'un hayatı sağlığı korumaya yönelik hijyenik bir önlem almış gibi yüksek sanat kaygısını hep kapı önünde tutmuştur. Hayat ile sanat arasındaki ilişkiyi bir trajedi düzlemine tırmandırmaya hiç niyeti yoktu onun. Storm'un hayatı sağlıklı, sorunsuz, karmaşıklıktan uzak, güvenli, her türlü trajediyi kapı dışında tutmayı, bundan etkilenmemeyi, en azından hayatının ritmini bozmamayı beceren, gelenekçi bir burjuvanın hayatıdır. "Trajedi bile onun hayatı için mide rahatsızlığı ve soğuk algınlığı gibidir," der Lukacs; derin, sarsıcı olaylar, onda hiçbir zaman trajediye dönüşmez. Hiçbir zaman herhangi bir şey çözülmez sorun oluşturmamıştır onun hayatında.

Hayalet Süvari, Theodor Storm (Sayfa 8 - Önsöz)Hayalet Süvari, Theodor Storm (Sayfa 8 - Önsöz)
Hilal, Bir Sürgünün Anıları'ı inceledi.
 23 Mar 09:43 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Çektiği acılar ve sürgünüyle bile insanları güldürmeye çalışan “Aziz” adam.

Kitabın önsözünde geçen bir kısımla başlamak isterim incelemeye;
“Üzerinde yaşayanların hepsinin güldükleri, gülüştükleri bir dünyaya içimde sonsuz bir özlem var. Yaşamımı kendi gücümce böyle bir işe harcamaktan sevinç duyuyorum.”

İşte böyle bir düşünceyle hayatını bağdaştırmış bu güzel gönüllü insan. Çektiği acılara rağmen bir şeylerden ve umudundan vazgeçmemiş. Uğruna inandığı şeyler için savaş vermiş. O zaman biraz kendinden bahsetmemek olmaz. Asıl adı Mehmet Nusret’tir. İstanbul’da doğmuş. Eğitiminden sonra bir süre askeriyede görev yapmış. Bir çok dergide ve mecmuada yazılarıyla yer almış, çoğu kez yazdıklarından dolayı cezalar almış ve tutuklanmış. Kimsesiz çocukları okutmak amacıyla Nesin Vakfı’nı kurmuş ve kitaplarının tüm gelirlerini buraya bağlamıştır. Ayrıca Sivas’ta Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında şeriatçılar tarafından çıkarılan bir yangından sağ kurtuluyor Nesin. Ama 37 can kaybı ile sonlanıyor bu katliam. Bildiğiniz gibi Sivas Katliamı ya da Madımak Olayı. Çeşme’de kalp krizi geçirerek vefat etmiş. Öldükten sonra bile insanlara faydası dokunsun diye kadavrasını tıp fakültesi öğrencilerinin araştırmalarında kullanmasını vasiyet etmiş. Peki neden sürgüne gönderilmiş dersiniz? İşte bu anı olarak ele aldığı eserinde sürgün günlerini anlatıyor.

Sabahattin Ali ile birlikte Markopaşa adlı dergiyi çıkarmaktadırlar. Tek parti (CHP) iktidarı dönemidir ve hükümet düşüncelerinden, yazdıklarından dolayı dergiyi ve Aziz Nesin’i susturmak istemektedir. Yayının bir çok yazısı Nesin’e ait ama kendi adıyla paylaşmıyorlar. Polis ve iktidar çok sonradan öğreniyor ona ait olduğunu. O dönemlerde Truman doktrini kapsamında ülkemize yapılan Amerikan yardımı(!) tamamen başka emeller taşımaktadır Nesin’in gözünde. Amaç modern emperyalizm etkisi altına almak istemeleri ülkemizi. Sömürmek için atılan ve başka şekilde gösterilen adımlar. Aziz Nesin’de bu durumu eleştirmek için açık şekilde düşüncelerini belirterek“Nereye Gidiyoruz?” adlı bir broşür yayınlamak ister. Ama daha broşürün basımı tamamlanmadan tutuklanıyor ve ağır cezalara çarptırılıyor. Yargıcın tüm çabalarına rağmen broşür okumuş olan 2 kişi bulunamamasından dolayı sürgün cezası ile kurtulmuştur bu durumdan. Tabii buna kurtulmak denir ise! 4 ay 10 günlüğüne Bursa’ya sürgün ediliyor.

O yıllarında o kadar acı çekiyor ve zorluk yaşıyor ki; iş battaniyesini, kitaplarını, altın kaplama dişini vb şeyleri satmaya kadar geliyor. Onun için gururla satabileceği tek şey emeği, yazma yeteneği, bilgisi iken bu durumlara düşmek çok üzüyor. Bırakın kendisine bakmayı bir de üzerinden geçinen bir takım insanları yükleniyor omzuna. Eşi bile terk ediyor onu, çocuklarını göremiyor bu zamanlarda. Ama sanırım topluma, refaha, insanlara olan tutkusundan dolayı en çok acı çektiren şey yalnız kalması oluyor. Tanıdığı tanımadığı herkesin ondan kaçması, potansiyel bir tehlike olarak görmeleri yaralıyor onu. İki kelime edecek kimseyi bulamıyor ve yine çoğu kez kendini kitaplara adıyor. Tek dostu Haluk Yetiş. Ona mektup yazıyor sık sık ve uzaktan da olsa bazı işlerini onun aracılığı ile hallediyor.

Bu kadar zorluğa rağmen umudu hala diri bir adam. Hürriyet ve toplumun refahı uğruna kendi sonunu getirecek laflarını hiç esirgemiyor. Sırf iktidarda kalmak için ülkeyi satabilecek olan bir takım şahıslara kendi çelişkilerini göstermek istiyor. Siyaset denen çöplüğün ülkemizdeki durumu sanırım pek değişmeyecek, her gelen birilerini susturmak isteyecek. Kendi fikirlerini empoze etmeye çalışacak ve bir takım şeyleri kullanarak kendisini iyi göstermeye çalışacaklar. Duygular hep sömürüldü ve devam da ediyor. Herkes ayrı bir düdük öttürüyor. Sorsan ülkede özgürlük, hürriyet, bolluk, mutluluk var. Ne söylesek az belki bu mevzular için ama biz de üç beş kelam edelim en azından.

Bu azimli ve vefakar insanı az da olsa unutmamış olanlar var. Belki okurken yüreğimize oturan taşları, gözlerimize dolan yaşları bir nebze dindirir. Bursa unutmamış Aziz’ini. 100. Yaşında “Yılın Yazarı” seçmiş. Ayrıca yaşarken bir çok ulusal ve uluslararası ödüller almış Nesin. Nasıl düşünürseniz düşünün, okunmalı bu kitap. Zıt düşüncelere de sahip olsanız. O kadar çok şey öğrendim ki. Ve “Nereye Gidiyoruz?” adlı broşür içeriğini çok beğendim, herkesçe okunmalı. Sorgulanmalı. Sözümü sonsözde geçen bir cümle ve de beni çok etkileyen birkaç alıntı ile bitirmek istiyorum. Çok uzattıysam ve vaktinizi aldıysam affedin, yazmadan edemedim.
“Düşünmek, sevmek, gülmek… İşte hepsi bu… İnsan için gerisi yalan dolan(Sonsözde)
“Benim soyadım devletçe, devletin resmi politikasını güdenlerce ve bütün korkaklarca sakıncalı göründüğünden, kendi soyadıma kendim sansür koyardım.”
“Hürriyet bizim memleketimizde bir gazete ismidir, bir de Anka kuşudur. Konuşmak korku… Yazmak korku… Çok şükür ki düşünmek korku değil! İyi veya fena her kafa bir şey düşünür, düşündüğünü söyler.”

dostamisc, bir alıntı ekledi.
 22 Şub 10:06

«Eğer bir kimse bir fırsat çıkar da kimsenin göremiyeceği, köyleri yok eden bir yanardağın püskürmesini yada milletin, ezici müstebit yönetimlere karşı ayaklanmasını yada tanımadığı bir milletin yurdunun sınırlarına saldırmasını seyrederse onları kâğıda geçirmelidir. Eğer kendisinin bunları yazma. yeteneği yoksa öykünün tümünü, anılarını. iyi bir yazara anlatmalı; o da, onları gelecek kuşaklann okuyup öğrenebilmeleri için dayanıklı kağıtlara geçirmelidir.»

B. Yan'ın «Cengiz Han» adlı eserinden

(Birinci Cilt)

Not: Alıntılar orijinaldir Örneğin 'göremiyeceği' kelimesi (okuduğum kitabın baskı yılı 1972 yılı olduğundan) bir yazım hatası sanılmasın.

Moskova Önlerinde, Aleksandr Aleksandroviç Bek (Sayfa 9 - May Yayınları)Moskova Önlerinde, Aleksandr Aleksandroviç Bek (Sayfa 9 - May Yayınları)