• Bazı bilgiler faydalı oldu mu? Evet güzel fikirlerin mevcut olduğu sayfalar var maamafih yanlı olduğunu düşündüğüm sayfalarda var.Türk Milleti yüzyıllar boyunca islama sancaktarlık yapmış bir millettir.kavmi milliyetçilik derken neyi kast ediyor açıkcası anlamadım.Islamdan öncede bu millet dağınıkta olsa savaş yeteneği olan ve belli kültürü olan bir Millettir.Sadece Osmanlı Türklüğü diye bir kavram üretmek bu Milletin doğasına saygısızlık olur.Kurtuluş savaşını değerlendirirken bedeni teslim etmek sartıyla ruhu geri aldılar tabiri üstü kapalı olarak kurtuluş savaşını ve Gazi Mustafa Kemal Atatürkün mücadelesini küçümsemek gibi geldi bana.bazı konularda görüşlerine katılabilirim ismet inönü dönemi kültür yozlaşmasına ve tamamen önceki kültürden kopma girişimleri olduğuna ama dil değiştirmekle cahil kalındı lafı burdada ezbere tabir olarak kullanılmış.Acaba Osmanlıda okuma yazma oranı kaçtî diye sorabilsem yazara veyahut da osmanlı son 300 senesinde hangi fen ve beşeri ilimlerde ne başardı diye konu çok uzar sadece isminden dolayı aldığım bir eserdi ben beğenmedim açıkcası selam ve muhabbetle
  • Hikaye ve roman anlatma ve yazma yeteneği üstün bir seviyede olan yaşar kemal bu yeteneğini kendini anlatırken de sergilemiştir.(Anlatmaya gerek yok görüyorsunuz :D ) Sanki okurken Yaşar Kemal’le aynı masadaymişim gibi hissettim. Hayatı, yaşadıkları, yaptığı işler, verdiği mücadeleler, gerçekten çok güzel.

    Yaşar Kemal’in hayatında çok güzel anılar biriktirdiğini görünce bu araları kendi sözleriyle anlatınca hayran olmamak elde değil. Kitabı okurken çoğu yerinde tüylerim diken diken oldu. Yaşadıklarını anlatırken hissettim resmen duygularını.Diğer yazarlarla olan anılarını çok sevdim mesela .
    Yazdığı her romanda ve hikayelerde dilini geliştirmesi onu bu kadar sevmemizin temel nedenlerindendir. Hikaye ve romanlarının kısmen bazılatını yürürken yazması bana çok hoş geldi. Bu kitapla tanışmamı sağlayan arkadaşlarıma da çok teşekkür ediyorum.
  • Çok iyi bir okuyucuydum. Duygulu bir okuyucunun içinde, gizli bir yazma yeteneği bulunduğuna inanma hatasına düşmüştüm. Sanki güzel yemekleri sevmek, iyi bir aşçı olmaya pek yakınmış gibi.
    Trevanian
    Sayfa 11 - E yay.
  • Tess Gerritsen okumaktan keyif aldığım yazarlardan... Kendisini İstanbul'a geldiğinde görüp, kitaplarını imzalatabildiğim için de çok mutluyum...
    Rizzoli&Isles serisinin 7. kitabı olan Ruh Koleksiyoncusu da temposu yüksek polisiye kitaplarından... Kitaba gelecek olursak, 2000 yaşında olduğu tahmin edilen bir mumya bulunuyor ancak incelemeler sonucunda bu işte bir tuhaflık olduğu cesedin daha yakın bir zamanda öldüğü, hatta cinayet olduğu anlaşılıyor... Ve devreye Rizzoli giriyor...
    Tıp bilgisi ve yazma yeteneği birleşince ortaya tadından yenmeyecek bir tıbbi gerilim çıkıyor...
    Bir Tess hayranı olarak kitaplarını öneriyorum...
  • Kafka'nın inişli çıkışlı ruh halleri mektuplarına da yansımıştır. Sevmediği bir işte çalışan (İşçi Kazaları Sigorta Enstitüsü'nde) Kafka, her zaman yorgundur ve uykusuzdur. Çok az yer, çok az uyur, çok az dışarı çıkar; yalnızlığı sever Kafka, ücra, sıcak, kimseyle konuşması gerekmeyen yerlerde yaşamayı ister. Sadece yanında Felice olsun ister, bazen onu da istemez. Çünkü yazmasının ilham kaynağı Felice'ye olan imkansız aşkıdır ve onunla gerçek hayatta buluşursa yazma yetisini kaybedeceğinden korkar. Yazma yetisini kaybetmesi demek Kafka'nın diri diri toprağa gömülmesi demektir. Bir seçim yapmalıdır Kafka: Felice mi, yazma yeteneği mi?
    Franz Kafka
    Önsöz'den, Tutku Yayınevi,
  • Bir-iki yıl önceki “New-York Times” gazetesi araştırma makalesine göre 'Amerikan liselerini bitiren Amerikalı gençlerin “%60’ı dosdoğru okuma yazma bilmemektedirler. Öğretmenler, “Ne eğitimi? Biz bir saatlik derste öğrencilerin birbirlerini tabanca ile vurmasını önleyebilirsek, başarılı addediliyoruz,” diyorlar,

    Şimdi bu durumda Latincesiz olarak eğitim bitirip bilimteknik adamı olan Amerikalı’da İngiliz’deki yeni terim ve ad koyma yöntemi de yok; o zaman ne oldu? Birkaç kelimelik uzun bir lâf edip her kelimenin baş harflerini birleştirerek yeni sözcük icat etmeye başladılar. Meselâ, bilgisayarlarda biliyorsunuz, “ana-bellek”e RAM diyorlar. Bunu türetmek için “Random Access Memory” lâfından baş harfleri almışlar. Şimdi şu işe bakın: Hiç bilmeyen gariban bir Türk’e “bellek” deseniz, bellemekle, hafızayla ilgili bir lâf ettiğinizi en azından tahmin eder. Halbuki kara cahil bir Amerikalı ve İngiliz’e “RAM” deseniz koyunun erkeğinden bahsediyorsunuz sanır.

    Dilbilimciler böyle baş harflerden yapılmış (işte hakikî uydurukça) sözcüklere “Akronim” (Acronym) diyorlar. Gene bu Batılı bilginler, bir dilde bunların başlamasını o dilin tam yozlaşıp gücünün kalmadığına yoruyorlar. Üst sınıfla halk arasında bir uçurumun gitgide büyümesine katkısı da caba. Çok şükür ki (bu ifâde bilimsel değil ama, bilimcinin bizce gerekli bilim+gönül adamı tanımına uygun, değil mi?) Türkçe, bu yozlaşmaya gereği olmayan, türetme yeteneği matematikçilere parmak ısırtacak düzeyde, bilimcisini de, halkını da kafaca ve gönülce birleştirebilecek nitelikte nâdir bir dildir. Yeter ki, kırk sene önce başlamış olan haçlı kafalı, Batılı misyoner sömürgecilerin büyük oyununa kurban gitmesin.
  • Aytmatov'un mito-poetiğini kuran üç temel unsur vardır; bunlardan ilki, Manas Destanı başta olmak üzere Kırgız kültürünün binlerce yıllık sözlü geleneği ( masallar, efsaneler, türküler, inanmalar ); ikincisi, Rusça aracılığıyla tanıdığı Rus ve dünya yazarlarının eserleri ( Tolstoy, Dostoyevski, Puşkin vs. ); üçüncüsü ise yazma yeteneği ile doğmuş, bu büyün potansiyeli akademik anlamda yönlendiren, biçimlendiren Gorki Edebiyat Enstitüsü ve orada aldığı yüksek yaratıcı yazarlık dersleridir.
    Ramazan Korkmaz
    Sayfa 18 - T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı