1000Kitap Logosu

Yazmak (2)

Arap Ataş
İtiraflarım'ı inceledi.
96 syf.
·
5 günde
·
Puan vermedi
Spoiler İçerir!
Aile tarafından Ortodoks Hristiyani olarak yetiştirilmiş fakat sonradan inancsizliga sürüklenmiş. Ortaçağda kilisenin insanları dinsizlige ittiği soylenebilirdi.(Günah çıkarma, bir rahip olmadan olamazdı. Cennet vaadi, aforoz edilmeler vs.) Karşımızda inançsız bir şekilde yaşamın anlamsız olduğunu düşünüp intihar etmeyi isteyen bir Tolstoy vardı. İnançsızdi çünkü, aklın ve mantığın almadığı hiçbir gücü kabullenmeyen bir insandı. 2. bölümde çok güzel bir noktaya vurgu yapıyor Tolstoy. Aslında okuduğumuz ve okumaya devam ettiğimiz yazarların pek de iyi birer insan olmadıkları... Sonuçta bu yazarların içlerinden gelen birisi olduğu için bunu söyleyebiliyordu. Sadece yazmak ve para kazanmak için yapılan işlerin çok da değerli olmadığını yeni yeni anladığını belirtiyor. Kendisinin de kötü yolda olduğunun farkında ve çıkış arayışında... Kitabı okurken arayista olduğu süre ve bu surenin hangi noktaya evrildiğini anlıyoruz. "Yokluk hissi!" Sürekli bir arayış içerisinde ve bulduğu her bir anlayıştan sonra karşısına çıkan yokluk hissini aşamayan bir insan. Sürekli aklının bir köşesinde intihar olan birisi. Bir gün yok olup gideceğini bilmek bütün yaşama inancını yok ediyor. Sayfa 25 ve 26, canavar ve ejderha hikayesi bu zevki anlamanızı sağlar diye umuyorum. Tabii inceleme mi buraya kadar okuduysanız! Onu intihara çok yaklastiran soru ise sayfa 30'da... #145451274 Bilim ile uğraşıyor bilim adamları ile sohbet ediyor konuşuyor tartışıyor. Bir sonuca varabilmek için.. 6.bolumde ise, hayattaki anlam arayışında kendini ormanda kaybolmuş ve evini arayan bir insana benzeterek başlıyor. Çok düşünüp çok taşınıp sürekli araştırıp bir sonuca varmaya yaklaşıyor. "İrade olmaksızın hiçbir kavram ve evren var olamaz." Sayfa39 Tolstoy Biliminde yokluk hissine çare olmadığını anlıyor. Aksine bilim daha da çaresizliğe bitebiliyor. Artık gerisini okurken anlamanız dileğiyle daha da fazla spoiler vermemek lazım. İyi okumalar dilerim.
İtiraflarım
8.4/10
· 13,3bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
3
Ne İstediniz Kur’ân Harflerinden...
1 Kasım 1928 yılında harf devrimi ilan edilip Kur’ân alfabesi olan Arapça kaldırılarak yerine Latin harfleri kabul edildi. 1353 sayılı Türk harflerinin kabul ve tatbiki hakkında kanun kabul edilerek, yüzyıllardır kullanılan Kur’an alfabesi kaldırılıp öğretimi yasaklandı. Gazeteci-yazar, fikir adamı, sözlükçü, STK yöneticisi, Türkiye Yazarlar Birliğinin kurucusu ve Türkiye Yazarlar Vakfı Başkanı D.Mehmet Doğan ile tarihçi yazar Dr.Abdulkadir Turan, konuyla ilgili yaptıkları değerlendirmede, 1 Kasım 1928’de yasaklanan harfler, Arap menşeli olsa da İslam’la özdeşleştiğini belirterek, kurtuluş savaşından çıkan bir milletin bir gecede cahil bırakıldığına dikkat çekti. “ONCA ACIYA YOL AÇAN LATİNLERİN, YUNANLILARIN UYGARLIK SİMGELERİNİ KUTSAMAK!“ 1928 yılında Kur’an alfabesi olan Arapçayı kaldıranların halkın inancını doğrudan hedef aldığını belirten Dr.Abdulkadir Turan, “Harf değişimini getirenler, yasaklanan alfabeyi “Arap alfabesi” diyerek ötekileştirmiş; Eski Yunan/Latin alfabesini ise “Türk alfabesi” diye halka anlatmışlardır. Hakikat ise bambaşka! 1 Kasım 1928’de yasaklanan harfler, Arap menşeli olsa da İslam’la özdeşleşmiştir; Müslümanlar, o harfleri Kur’an harfleri, İslam harfleri olarak görmüşler ve öyle sahiplenmişlerdir. O harfleri yasaklayanlar, bir yandan cumhuriyetin halk yönetimi olduğunu öne sürmüşler, öte yandan halkın kararını önemseme bir yana inançlarına dahi saygı duymamışlardır. Halkın inandığını, bir kalemlik yasaklarla engelleyerek I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı yorgunu halkı tek kelimeyle hiçlemişlerdir. Öte yandan diyelim ki bu harfler “Araplık”la ilişkiliydi. Bu da yasağı getirenlere bir dayanak oluşturmazdı. Zira yüzyıllardır yönetimde hiçbir payı kalmayan Araplar istilacı değildi, Anadolu’ya kastedip de bir işgale kalkışmamışlar, Anadolu insanının toprak ve namusuna el uzatmamışlardı. Yasağı getirenlerin ilk tutarsızlığı, kullanımdaki harfleri “Araplara ait” diye yasaklarken Eski Yunanlılara ait Latin Alfabesini getirmekle kalmayıp bir mukaddesat gibi sahip çıkmalarıydı. Harflerin menşei Yunanlılar, henüz birkaç yıl önce Anadolu’yu istila etmişler, Anadolu’nun toprağına, Anadolu insanının can ve namusuna kastetmişlerdi. Anadolu’da şehit kanları henüz kurumamış, mağdur kadınların figanı henüz kesilmemişti. Daha birkaç yıl önce Anadolu halkı ile omuz omuza Yunan’a karşı savaşan Arapları ötekileştirip kullanımdaki harfleri bile terk etmeyi onlarla ilişkilendirmek, buna karşı onca acıya yol açan Latinlerin, Yunanlıların uygarlık simgelerini kutsamak! “MENŞEİ AÇIK OLAN ALFABE, NEYLE TÜRK ALFABESİ OLDU?” Cumhuriyetle birlikte Türklük, bilimselliğin canına okuyan bir okumayla modernlik ile özdeşleştirilmiş, modernlik adına yapılan her şey Türklük adına yapılmış gösterilmiştir. Yüzyılların Latin alfabesine de bu kapsamda “Türk alfabesi” denmiştir. Latin alfabesi; eski Latin/Roma alfabesi ile Eski Yunan alfabesinin çağa uyarlanmış biçimiydi ve hem Batılılık hem Yunanlılıkla özdeşleşmişti.  Menşei açık olan o alfabe, neyle Türk alfabesi oldu ki? Acaba Türkler tarihleri boyunca bir kez olsun, Latin alfabesini kullanmışlar mıydı? Asla! Buna rağmen sen gel de Türklerin bütün kültürlerinin yazıya geçme vesilesi olan Arap alfabesini, yabancı ilan et de Türklerin özenle uzak durdukları bir alfabeyi ise Türk alfabesi diye millileştir! Bu toplum, yüzyıllardır savaşa maruz kalmaktan yorgun düşmeseydi hiçbir güç, onu bu kadar gülünç duruma düşürmeye muktedir olamazdı. Nüfus olarak yaşlı ve yorgun bu halk ile resmen alay edilmiştir!” diye ifade etti. “HARF İNKILABI İLE BİR MEDENİYETİN BÜTÜN YAZILI BELGELERİ OKUNMAZ HALE GETİRİLDİ” Harf inkılabının bir sıfırlama inkılabı olduğunu belirten Doğan, “Türkiye’de millete gösterilen bir siyasetin birkaç yüzü olur. Birinci yüzü millete bir şey söylersin bu millete makul gelir. Doğrudan doğruya ‘hayır ben şunu yapacağım’ demezsin. Burada da öyle olmuştur. ‘Bizde okur yazarlık oranı düşük bunun sebebi Arap alfabesi biz kolay okuma yazma imkanı olan bir alfabeye geçeceğiz.’ Bu iyi kötü konuşulmuş ve düşünülmüş şeylerdir. Bu savunulmuştur ama asıl yapılmak istenen bu değildir. Asıl yapılmak istenen Türkiye’de bir medeniyet değiştirme projesi var. İslam medeniyetinin hala sürmekte olan Osmanlı medeniyeti batılı bir mütefekkir diyorlar ki ‘bu medeniyet kendiliğinden sona ermedi.’ Yani kendi ulaşabileceği noktaya ulaşmadan önü kesildi. Harf inkılabı ile bu devam etmekte olan bir medeniyetin bütün yazılı belgeleri okunmaz hale getirildi. Yani kütüphaneler müzeye dönüştürüldü ve eski harfli eserler okumak, yazmak bir tarafa eski harfle yazmak yasak okumak da yasaklandı. Dolayısıyla sizin birikiminiz, o zamana kadar olan kültürel birikiminiz, şiirini, edebiyatımız ne ise ortaya koyduğunuz fikriniz ne varsa onları sadece kütüphanelerde görebilirsiniz. Yani okunup istifade edilemeyen eserler haline getirildiler. Böylece o medeniyet ile alakanız, o medeniyetin eserleriyle alakanız kesilmiş oldu. Bu bir sıfırlama inkılabı aslında. Daha önceki kültürümüzü bir tarafa bırakıyorsunuz. Sıfırdan yeni bir kültür eski metinleri okuyamadığınız için hem Osmanlı harfleri sürseydi hem de Latin harfleri kullansaydı bu mümkün değildi. Buna hiç izin verilmemiştir. Birden geçilmiştir. Yani Latin harflerine geçilecek geç.” dedi. “LATİN HARFLERİNİ KULLANAN ÜLKELER OKURYAZARLIĞI DAHA ÇOK YÜKSELTEMEMİŞLER” “Her alfabe için kolaylık da var, zorluk da var.” diyen Doğan, “Yani dünyanın en zor öğrenilen alfabe Çinlilerin, Japonların, Korelilerin yani Uzak Doğu alfabeleri bunlar çünkü şekil alfabesi, resim alfabesi yani binlerce karakteri çocuklar öğrenmek zorunda kalıyorlar. En zor öğrenilen alfabe bu ama biliyoruz ki Japonların okuma oranları neredeyse yüzde yüzdür. Bu yıllardır öyle yani yeni değil. Hem Kuzey Kore hem Güney Koreliler öyle okuma oranları yüzde yüz. Çin de okuma oranı çok yüksek. Bize diyorlar ki ‘efendim Latin harflerine geçtiğimiz için okuma oranlarını yükselttik. Ben de onlara diyorum ki İran alfabesini değiştirmedi. Bunların da okuma oranı bizden farklı değil, yani yüzde 100'e yakındır. Suudi Arabistan, Ürdün, Maldivler öyle yani Arap alfabesi kullanan birçok ülke var ki onlarda da okuma oranı bizim gibidir. Buna mukabil Latin harfleri kullanan bazı Afrika ülkeleri Haiti, Benin, Sierra Leone, Gine, Mali, Nijer ve Burkina Faso. Burkina Faso okuryazarlık oranı yüzde 28. En yükseği de Togo 57. Yani okuryazarlık oranları 28-42 gibi gidiyor. Bunlar Latin harflerini kullanıyorlar. Latin harfleriyle okuryazarlığı daha çok yükseltememişler.” ifadelerini kullandı. “ALFABE İLE OKURYAZARLIĞIN BAĞI BİZDE İDDİA EDİLDİĞİ GİBİ ÇOK YÜKSEK DEĞİL” Esas meselenin hangi alfabe olursa olsun öğretecek kişilerin olması gerektiğini söyleyen Doğan, konuşmasının devamında şunları söyledi: “Yani sizin bir kadromuz olması lazım ki yaygın şekilde öğretim yapabilesiniz. Birincisi bu, ikincisi bunun yapılabileceği mekanların olması lazım. Yani okullar, sınıflar, derslikler bütün bunlar olduktan sonra yani yeterince öğretici kadro, yeterince okul ve öğretim malzemesi oldukça her alfabeyi öğretebilirsiniz. Bugün de çocuklara bakıyorum birinci sınıfa gidenler ancak 2-3 ayda okuma yazma öğrenebiliyor. Yani alfabe ile okuryazarlığın bağı biz de iddia edildiği gibi çok yüksek değil. Bunu yapabilecek teşkilatımız, mekânınız ve malzemeniz olması lazım. Yani istenildiği kadar bina yapıp açılamıyordu. İstendiği kadar hızla öğretici yetiştirilemiyordu. O yüzden 1929'dan 1938'e kadar okuryazarlık oranı ancak yüzde 20'ye yükseltildi. Mustafa Kemal Paşa meşhur Sarayburnu konuşması var. Orada diyor ki ‘Latin harflerini geçeceğiz. Bütün millet üç beş yıl içinde okuryazar olacak.’ Bu millete söylenen bir laf ama bunun uygulaması böyle olmadı. Hatta Türkiye 1960'lara kadar yüzde 50'leri bile bulamadı. Yüzde 40'lardaydı.” “HERKES, İSTANBUL'DA ARAPÇA ALFABEYLE BASILAN BİR GAZETEYİ, DERGİYİ, KİTABI RAHATLIKLA OKUYORDU” Doğan, “İslam dünyası dediğimiz yani İslam ülkelerinin doğudan batıya doğru orta kuşak diyebileceğimiz bir kuşak burası. Buna mümbit hilal diyorlar. Yani Verimli Hilal diyorlar. Hindistan'dan, Çin'den, Türkistan'dan, İran'dan, Türkiye’den Fas'a kadar gidiyor. Bunun 35.paralele kadar olan kısmı Arapçanın hâkim olduğu bölgedir. 35.paralelin Kerkük bölgesinden başlıyor. Halep ve onun kuzeyi ise Türkçe hakimdir. Eskiden bu iki dünyanın tek alfabesi vardı. Bu alfabe ciddi geçiş genlik sağlıyor. Bir kere bizim Türklerle münasebeti de kolaylık sağlıyordu. Osmanlı yazısının eski yazının şöyle bir özelliği var. Şekil alfabesi mesela ‘Çarşamba’ diyoruz ya biz, aslında bu ‘caharşebih’ diye yazılır. Farsça bir kelimedir. Düşünelim şimdi Erzurumlunun telaffuzu ile İzmirlinin telaffuzu şimdi bile farklı o zaman daha farklıydı. Ama yazılışı aynı ‘caharşebih’ yazılıyor ‘Çarşamba’ diye okunuyor. ‘Bazıhav’ yazılıyor ‘bedava’ okunuyor. İmla değişmediği için bütün Türkiler İstanbul'da basılan bir gazeteyi, dergiyi, kitabı rahatlıkla okuyordu. Belki telaffuzu farklı oluyor veya onların yazılı metinlerini biz rahatlıkla okuyorduk. Latin harfleriyle bu mümkün değil.” diye konuştu. “LATİN ALFABESİNDE SESLİ HANFLERİN KARŞILIĞI YOK” Latin alfabesinde tüm seslerin olmadığını belirten Doğan, “Latin harflerine geçen Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan gibi ülkelerde bir de farklı harfler koydular. Biz bazı harflerden vazgeçtik. Mesela genizden gelen bir ‘N’ harfinden vazgeçtik. Böyle birkaç sesimiz daha var. Onları biz alfabe bizden çıkartıp mesela ‘K’ harfi bir tane halbuki ‘kalın K’ var, ‘ince K’ var. Bunu bir türlü çözemedik. ‘K’dan sonra işaret koyarak bunu yapmaya çalıştık. Adam Baki diye okuyor. Halbuki bu ‘Baqi’ yani ‘kaf’ harfi ‘kef’ ile yazılsa ince okunacak. Bilmediği için böyle bir siyasi parti liderleri bile ‘beka’ diye incelterek okuyor. Böyle farklılıklar var. O yüzden Latin alfabesi bir kere Türkilerle bile ilişkilerimizi zorlaştırıyor. Aliya İzzetbegoviç'in de İslam deklarasyonunda böyle bir bölüm var. ‘Latin harfleriyle kolay okunduğu, yazıldığı iddiası saçma bir iddia. Asıl sebep bu değildir. Japonlar kendilerine dayatılan Latin harflerini kabul etmediler. Kendi alfabelerini kullandılar. Bugün Türkiye'den daha fazla okuryazarlık oranları var. Gelişmişlik seviyeleri de Türkiye'den daha fazla’ diyor.” şeklinde belirtti.   “ALFABE DEĞİŞİKLİĞİ İLE BİZDE BÜYÜK BİR KÜLTÜREL KOPUŞ OLDU” Son olarak Doğan, “Müşterek zeminlerde, büyük zeminlerde birisi ortadan kaldırılmış oldu. Asıl amaç da buydu. Amaca ulaşıldı yani. Ama tabii bugün şunu görüyoruz. Artık Latin harfleriyle Türkiye'de birçok eser eski döneme ait eserleri de yayınlandı. Tabii neredeyse her yıl 50 bin 60 bin Latin harfleriyle yeni eser yayınlanıyor. Biz böyle çok zengin bir kütüphane de oluşturduk. Yani elbette ki eski harfli kütüphanemiz de zengindi ama şimdi 90 yıl içinde bu sefer de Latin harfleriyle bir literatür meydana getirdik. Dolayısıyla başlangıçta alfabe değişikliği bizde büyük bir kültürel kopuş oldu. Arkasından dil devrimi bu kopuşu daha da ciddi noktalara doğru taşıdı. Bugün dolayısıyla biz eski kültürümüzü anlama konusunda ciddi sıkıntı içindeyiz.” dedi.
3
A.
bir alıntı ekledi.
Kuran dili olan Arapça'da üç ayrı mana aynı kelime ile ifade edilir. Bu manalar şunlardır : 1- iş veya fiil: yani mimli mastar 2- işin yapıldığı mekan: ismi mekan 3- işin yapıldığı müddet ve zaman: ismi zaman Bunun anlaşılması için bir misal kaydedelim: Dilimize de girmiş olan "mektep" kelimesi üç manaya gelir : Mimli mastar olarak : "yazmak" demektir, iş ifade eder. İsmi mekan olarak : "yazı yazılan yer" demektir. İsmi zaman olarak : "yazı işini yaptığımız zaman, müddet" demektir. Bu üç mananın aynı kelime ile ifade edilişi, şöyle bir yoruma imkan sağlar: Yapılan her iş, fiiliyatta da bir zaman ve bir mekan içinde cereyan etmektedir. Öyle ise her ise her iş, onun cereyan edeceği mekan ve zamanla sıkı sıkıya ilgilidir. Buradan hareketle : "İşteki başarı, tek başına" işin planlanması" ile elde edilemez; işin cereyan edeceği" mekan şartları " ve" zaman şartları "da müessirdir.
2
Bugün bir sayfada denk geldiğim Arthur Schopenhauer'a atfedilen (kaynağı belirtilmemiş lakin Schopenhauer der diye paylaşmışlar büyük ihtimalle) bir sözü ele almak istiyorum. Söz özetle "Dindarsanız bu sizin seçiminiz değil diyor." Klasik "Sen ailen dindar diye dindarsın yiğenim" anlayışı. Şimdi bu anlayış ne kadar doğru ele alalım. Öncelikle bu tür bir anlayışının temelinde yatan görüş herhangi bir insanın dini araştırıp asla ama asla o dini seçemeyeceği böyle bir şeyin mümkün olamayacağıdır. Bu sözün sahiplerine göre aklı başında, araştırma yapan, okuma yapan insanlar mümkünatı yok dine inan(a)mazlar. Eğer inanıyorlarsa hiçbir şey olmamışsa bile kesin bir şeyler olmuş demektir. Bu düşünce o kadar militanca ve temelsiz bir düşünce ki bu sözleri insan direk baştan kâle almıyor. Böyle militanca bir fikre sahip olmak da haliyle dindarların varlığını şu argümanla açıklıyor: Aile veya çevre faktörü 1- Eğer herkes dini ailesinden miras aldıysa bu dinler nasıl ortaya çıktı? Hudus delili mantığı ile düşünürseniz sizin dindar olmanızın sebebi aileniz onların dindar olmasının sebebi aileleri onların dindar olmasının sebebi derken sonsuza doğru gitmesi lazım. Lakin sonsuza doğru gidemeyeceğine göre bir nokta da birileri ailesinden veya çevresinden kaynaklanmadan dindar olmuş olması lazım. Eğer dindar olmanın sebebi aile ise ve daha ilerisi aileniz dindar olmasa dindar olmayacağınız iddia edilirse bu apaçık mantıksızlığa yol açar ki dindarlığın var olması için elbet aileden ve çevreden görmeden dindar olunması lazım. Aslında bunu iddia sahipleri de söyler. Bu da onların bir diğer çelişkisi. Hem dinler için insan uydurması derler hem de dindarlığın sebebini kendilerinden önceki sebeplere bağlarlar. Bu apaçık bir çelişki. 2- Her temiz akıl ve vicdan sahibi baştan böyle bir iddiayı doğru bulmayacaktır. Çünkü insanlık tarihinde istisna sayılamayacak kadar dinini seçmiş insan vardır. Müslüman olmayıp Müslüman olan, Hristiyan olmayıp Hristiyan olan.. Ki mantıken düşünürseniz eğer din seçme diye bir şey olmasaydı din çeşitliliği de olmazdı. Herkes atadan aldığı ile devam ederdi lakin bugün dindarlık çeşit çeşit ise bu insanların dinini seçebilmesinden dolayıdır. Eğer Müslümanlar , Müslüman olmaları için aileden çevreden bunu görmeleri gerekiyor ise bu din nasıl yayıldı? Nasıl bugün 2 milyar insan oldu? Eğer bir zamanlar müslüman olmayan hatta müslümanlıkla zıt inanca sahip olan insanlar bu dini görüp kabul etmese Müslümanlık diye bir şeyin olması mümkün değildi. Müslümanlar bir zamanlar olmayıp bir zamanlar varsa bu müslüman olmayanların bir süre sonra müslümanlığı seçtiğini gösterir! 3- Bir kimsenin dinini seçmesi için illaki ailesinin başka dinden olması ya da kendisinin sonradan o dine inanması da gerekmez. Pekalâ bir kimse dindar bir ailede doğup sonrasında dinini araştırıp bu din doğrudur diyebilir. Nitekim nasıl ki dine inanmayanlar dindar bir ailede doğup dini araştırdıktan sonra dine inanmıyorsa aynı şekilde dindar bir ailede doğan kişi de dini araştırdıktan sonra doğru olduğuna kanaat getirip yoluna devam edebilir. Bu kişinin dindar olması ailesine ya da çevresine atfedilemez. Eğer öyle olsaydı dini araştırdıktan sonra bazıları gibi dine inanmaya devam etmezdi. Dine inanmasının sebebi dini seçmiş olmasıdır. 4- Böyle bir argüman baltayı taşa vurdurur niteliktedir. Şöyle ki misal Çinde 1 milyardan fazla ateist var. Neredeyse dünyadaki ateistlerin tamamı Çinde. O zaman ateist olunmasının sebebi Çinde doğulmasıdır denilse kuvvetle muhtemel karşı çıkılacaktır. Ve yine ateizmin olduğu ülkelere bakılırsa ateist olan kişilerin ailelerinin de ateist olduğu görülecektir. Ülkemizde de seküler düşünceye sahip ailelerin olduğu yerde seküler düşünceye sahip çocuklar daha fazladır. O zaman bu argüman bir nevi self-defeating olur. Ve dine inanmamak da bir seçim olmaz. Halbuki dine inanmamak tam tersine iddia sahipleri tarafından entellektüel bir sürecin sonucu, araştırma ve okumanın verdirdiği bir karar olarak öne sunulur 5- Elbette ailesi dindar olduğundan ötürü dindar olan kimseler vardır. Lakin siz bu kimseler bakarak "Ancak aile dindarsa dindar olunur." diyerek straw man fallacy yapmış olursunuz. Ve bu tıpkı "Çindeki tüm ateistler bunu ailesinden miras almıştır." demek gibidir. Ve bu tarz iddiaların gerçek ve en sağlam versiyonu yerine korkulukları hedef alan anlayışlar tam anlamıyla safsatadır. Kendisine güvenen ve okuduğunu, araştırdığını iddia eden bir kimse görüşünü ailesinden ve çevresinden alan kişileri değil görüşünü bilerek, araştırarak seçmiş ve ortaya koyan kişileri muhattap almalıdır. Daha pek çok şey söylenebilir lakin aileden ve çevreden din görmemiş ve sonradan dindar olmuş, din üzerine okumalar, çalışmalar yapan biri olarak biraz yazmak istedim. Bu tarz söylemler resmen insanın aklıyla alay etmeye dayalı. Dinin seçmek için canını veren insanlarla dolu tarih. Bir önceki gün puta taparken sonraki gün Allah'a secde eden insanlarla... Sayısız bilim insanı ve de felsefeci.. Bana kalırsa bir fikrin doğruluğu insanların onu seçip seçmemesi ile alakalı değildir. Eğer böyleyse durum vahimdir. Bana sorsanız birisi araştırarak dinsiz olabilir mi diye size "Elbette" derim. Çünkü tüm insanlar araştırıp dinsiz olsa bile din yanlış olmayacaktır. Entellektüelliğin ve kendine güvenin gereği olarak da dine inanmayanlar böyle yapmalı. "Dindarlar elbette dinini araştırarak seçmiş olabilirler lakin bu dini doğru yapmaz." diyebilirler. Bu çok daha akıllıca olurdu...
6
BLACK JACK
Doğum Günü Kızı'ı inceledi.
68 syf.
·
1 günde
·
Beğendi
·
7/10 puan
Dilek gerçek oldu mu?
Evet yine bir Murakami kitabı. Konu Murakami olunca ister istemez herkes şöyle bir oturuşunu değiştirir. Evet bu adam enteresan şeyler yazmakta usta. Büyük ustanın kısa süren bir öykü kitabı. Konuyu kısaca süzgeçten geçirmeye gerek yok. Onu kitabın arkasından okuyabilirsiniz. Kitapta aslında bir şeytanca fikir var. Walla 1 kere okumakla pek anlaşılmaz 2-3 kere okumak gerekiyor. Doğum günü kızı, doğum gününde işten izin alması gerekiyor. Ancak gelin görün mevzu o kadar basit değil :) İncelemeyi yazmak için kitabı tekrardan bir gözden geçirdim. Bıçak gibi kesilen bir son. Ne olduğunu anlamak için dediğim gibi kitabı tekrar tekrar okumak gerekiyor. Değişimin ve beklentinin ne kadar zor olduğunu gösteriyor Murakami. Sonsöz de zaten bunun ipuçlarını vermiş. Murakami de yavaş yavaş bir gizem avcısı olmaya mı gidiyor acaba. Edebiyatı bize sevdiren ve hayattan daha zevk almamızı sağlayan bu adam bir saygı duruşunu hak ediyor bence. Sonsöz: Dilek geçer oldu mu acaba? Okuyup görün 1 değil 3-5 kere :)
Doğum Günü Kızı
Okuyacaklarıma Ekle
1