• İNCE MEMED: HAKLI İSYANIYLA BÜTÜN MECBUR İNSANLARIN İDOLÜ OLAN EŞKIYA! II. Adnan Menderes hükümeti görevde. Mecliste sert tartışmalar sürüyor. CHP'nin İstanbul şubesi mühürleniyor. Dünyada ve Türkiye'de tarih, sessizce kendini yazıyor.Avrupa Birliği'nin 4 ay içinde kurulacağı haberleri çıkıyor. 1953 Nobel Edebiyat Ödülü İngiltere Başbakanı Winston Churchill'e veriliyor. İngiltere veliahtı Prens Charles 5 yaşında henüz. Cemiyet haberlerinde yayımlanan resminin altına "Annesi Kraliçe Elizabeth tarafından çok sevilen Prens Charles sıkı bir terbiye altında yetiştirilmektedir" notu düşülüyor. Rita Hayworth'ın "Miss Sadie Thompson" adlı filmi Birleşik Amerika'nın birçok şehrinde sansüre uğruyor. Filmin prodüktörü Columbia şirketi bile şehvet rollerini fazla realist bulduğunu kabul ediyor. Öte yandan Atıf Yılmaz'ın İtalya'da çektiği ve Sansür Kurulu tarafından, filmin geçtiği garı Mussolini'nin yaptırması ve Mussolini heykellerinin gözükmesi nedeniyle kuşa çevrilen "Hıçkırık" filmi ilk defa Ankara'da cumhurbaşkanı Celal Bayar ve hükümet erkanının katıldığı gala ile davetlilere gösteriliyor.Dünyada ve Türkiye'de tarih, sessizce kendini yazıyor. Yıl 1953... Kore Savaşı bitmiş. Elvis Presley fırtınası gün sayıyor. Beckett'in "Godot'yu Beklerken"i Paris'te sahneleniyor ilk kez. Türkiye-Amerika telefon hattı açılıyor. Atatürk'ün naaşı Anıtkabir'e taşınıyor. Gazetelerin manşetleri günlerce bu taşınmayı yazıyor. İstanbul'un efsanevi kışı da başlıyor o yıl. Hava 'buz gibi'... Bu deyim değil. Sahi...Tuna'dan Karadeniz'e akan dev boyutlu buz tabakaları Büyükdere, Çengelköy, Kanlıca ve Ortaköy kıyılarını bir buz pistine çeviriyor. O kadar ki, insanlar İstanbul Boğazı'nın bir yakasından diğerine, denizin üstünden yürüyerek gidiyor. Poyrazköy'den çıkıp yola, buzların üzerinde ilerleyerek Rumeli Kavağı'na varılabiliyor. Deniz trafiği duruyor, vapur seferleri iptal ediliyor. İstanbul tek kelimeyle donuyor. Bu durum Mart 1954'e kadar sürüyor.O günlerde Beşiktaş Serencebey'de küçük bir apartman dairesinde de bir 'tarih' yazılıyor. Sessizce. Birkaç yıl önce evlenen Yaşar ve Thilda Kemal çifti, yeni yapılmış ve bazı bölümleri henüz tamamlanmamış bu dairede yaşıyor. Yaşar Kemal'in Cumhuriyet gazetesine yaptığı röportajlarla hayli ünlü olduğu bir dönem bu. Ne var ki Thilda Kemal işten atılmış; aile, gazetenin verdiği 180 lirayla geçinmeye çalışıyor. Geçinemiyor. Kömürün kilosu 15 kuruş o vakitler. Kış da fena bastırdığından kömür darlığı sözkonusu. 1 ton kömür alacak olsalar gitti bir maaş... DONDURUCU 1953 KIŞI Bakıyor ki olacak gibi değil, gazetenin yazı işleri müdürü Cevat Fehmi Başkut'a gidiyor Yaşar Kemal. 1951'de İstanbul'a geldiğinde yanında getirdiği, kafasında çoktan yazdığı, hatta ilk satırlarını 1947'de kaleme aldığı ama henüz bütününü kağıda dökmediği "İnce Memed" romanından söz ediyor Başkut'a. "Bu romanı yazmak istiyorum. Ama paraya ihtiyacım var" diyor, "Bana romanın tefrikası karşılığı avans olarak 1000 lira verirseniz..."Hemen muhasebeye gönderiyor Başkut, Yaşar Kemal'i... Dünyalar Yaşar Kemal'in oluyor.İşte o avansın ardından tutuluyor Serencebey'deki çini sobalı ev. Hayat dergisine verdiği bir öyküsünün telifi olan 50 lirayla 1 aylık odun alıyor. Ama ev yeni olduğu için ısınmıyor da doğru düzgün. Alt katın bacası, Kemal çiftinin oturma odasındaki duvarın ortasından geçiyor, bereket. Thilda Kemal, sırtını yaslayıp bu duvara, kitabını okuyor. Yaşar Kemal de, üstünde kat kat giydiği ceketler, "İnce Memed"i yazmaya başlıyor.Türk edebiyatının olduğu kadar dünya edebiyatının da unutulmaz kahramanlarından İnce Memed, işte o muazzam 1953 kışında, Yaşar Kemal'in Erzurum'dan aldığı ve yazarken taktığı eldivenli ellerinde hayat buluyor. ÇİNİ SOBALI EV 3 ay sürüyor yazması... 1953 kışında başladığı "İnce Memed", İstanbulluların Boğaz'ın üzerindeki buzlarda resim çektirdiği o karlı günlerden birinde bitiyor. Bir de yaptığı anlaşma var Cevat Fehmi Başkut ile. Roman beğenilirse 1800 lira daha alacak Yaşar Kemal. Ama beğenilmezse 1000 lirayı geri verecek. Dosyayı teslim alan Başkut bir ay sonra Yaşar Kemal'i odasına çağırıyor."Önceki gece romanına başladım, ancak bu sabah bitirdim. Elimden bırakamadım," diyor.Bundan sonra romana yazarın ismi konulsun mu konulmasın mı tartışması başlıyor. "Olmaz Cevat Bey, ben bu romana adımı koymayacağım," diyor Yaşar Kemal: "Çünkü ben bu romanı para için yazdım. Üstelik de üç ayda. Benim iyi romanlarım bundan sonra yazılacak."Başkut ısrarlı: "Adını koyacaksın. Üstelik de o baştaki uzun Çukurova tasvirini çıkarmazsan gene basmam romanını gazetede."Yaşar Kemal 30 yaşında henüz. Ama Yaşar Kemal yine bildiğimiz Yaşar Kemal; ilkeli, tavizsiz. "Vermem o zaman romanımı" diyor Başkut'a: "Başka gazeteye götürür, size borcumu öderim." "ROMANA ADIMI KOYMAM!" Araya Nadir Nadi giriyor ama Yaşar Kemal kararından dönmüyor. Durumdan Dünya gazetesinin sahibi Bedii Faik haberdar oluyor ve Yaşar Kemal'den romanı kendisine getirmesini istiyor.Romanı inceleyen Bedii Faik on gün sonra çağırdığı Yaşar Kemal'i uyarıyor "Böyle bir romana adını koymazsan çok pişman olursun!"Romana Yaşar Kemal imzasının konulmasında ısrar edenler cephesi biraz daha genişliyor böylelikle. Onlardan biri de Thilda Kemal. Uzun uzun tartışıyor Yaşar Kemal ile, o kadar ki kavgaya kadar varıyor iş.Sonunda ikna oluyor Yaşar Kemal. Ama gene de kararlı: "Romanımdan tek satır atmam!" "ÇOK PİŞMAN OLURSUN!" Bedii Faik'ten bir telefon alıyor o günlerde. Faik, Cumhuriyet'in romanı basmayı çok istediğini, Doğan Nadi'nin Yaşar Kemal'in bütün şartlarını kabule hazır olduğunu söylüyor.Elinde "İnce Memed", Cevat Fehmi Başkut'a gidiyor Yaşar Kemal.Başkut soruyor: "Adını romana koyuyor musun, eşkıya?"Ve "İnce Memed", Yaşar Kemal imzasıyla Cumhuriyet gazetesinde tefrika edilmeye başlıyor. 1955 yılında da iki cilt olarak yayımlanıyor.Refik Erduran ve Ertem Eğilmez'in kurdukları Çağlayan Yayınları'ndan çıkan "İnce Memed" kısa sürede tükeniyor.1956'da da sürüyor "İnce Memed"in başarısı. Seçici kurulunda Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Nurullah Ataç, Reşat Nuri Güntekin, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Suut Kemal Yetkin'in de bulunduğu jürinin oy çokluğuyla, Varlık Roman Armağanı "İnce Memed"e veriliyor. VARLIK ROMAN ARMAĞANI "İnce Memed"in dünya dilleriyle ilk buluşması 1957'de Bulgarcaya çevrilerek oluyor. 1959'da ise Rusça çevirisi çıkıyor. Bu çevirinin ardındaki isim Nâzım Hikmet. İngilizce çevirisini Edouard Roditi ve Thilda Kemal, Fransızca çevirisini ise Güzin Dino'nun yaptığı "İnce Memed" 1961'de İngiltere'de, ABD, Fransa ve İtalya'da yayımlanıyor.Ertesi yıl ise Almanca ve İspanyolca çevirileri çıkıyor. Çeviriler birbirini izliyor ve "İnce Memed", 40'ı aşkın dile çevriliyor. Körler için Braille alfabesiyle de yayımlanıyor. Bütün bu başarılarla birlikte giderek zorlaşıyor Yaşar Kemal'in hayatı. O kadar ki yıllar sonra "Keşke yazmasaydım dediğim kitaplarım arasında İnce Memed var" diyor üzülerek: "İnce Memed birden patladı. O zamana kadar, çok az roman çevrilmişti başka dillere. Hiçbiri de hiçbir ülkede tanınma olanağı bulmamıştı. İlk olarak 'İnce Memed' 'bestseller' oldu dünyanın birçok ülkesinde... İşte bu da benim canıma okudu. Ülkemde kanıma ekmek doğrayacak insanlar çoğaldı." BRAILLE ALFABESİNDE... "İnce Memed" yüzünden çekmedik sıkıntısı kalmayan Yaşar Kemal'in başına gelenler, kitabın filme çekilme öyküsünde de sürüyor. Bu, trajikomik anekdotlarla dolu upuzun bir hikâye aslında. 1965'teki Demirel kabinesinde Kültür Bakanlığı yapan Nihat Kürşat örneği bile her şeyi anlatmaya yetiyor tek başına. Kürşat, "İnce Memed"in film haklarını satın alan 20th Century Fox'a bir mektup yazıyor: "Eğer Yaşar Kemal'in filmini Amerikalılar çekerse Amerika ile ilişkimiz çok zarar görecek..."Bin bir badire atlatan ve sansür kurullarından asla geçmeyen filmi, Peter Ustinov 1984'te Yugoslavya'da çekiyor.. Film Amerika'da çok beğeniliyor, çok para kazanıyor. Ah bir de Türkiye'de oynasa...Hem o zaman filmin geliri Yaşar Kemal'in hesabına yatacak...Bakanlar Kurulu toplanıyor ve filmin oynanmamasına karar veriliyor. Ne var ki, filmin korsanının Türkiye'de çıkmasına engel olunamıyor; "İnce Memed" o yıl Türkiye'de en çok seyredilen film oluyor. BAKANLIKTAN ÜLTÜMATOM Memed'in öyküsünü 1987'ye kadar devam ettiriyor Yaşar Kemal. Toplam 4 cilt olarak tamamlıyor romanını."İnce Memed"in devamını yazarken çok uğraşıyor. İkinci kitabı yazmadan önce defalarca birinci kitabı okuyor. İstiyor ki romanın dili devam kitabında da aynı yapıda kalsın. Başarıyor da... Üçüncü kitabı yazarken de aynı kaygılarla başlıyor işe. Yine ilk kitabı defalarca okuyor. Ortak dil üç kitapta da korunuyor. Ama dördüncü kitapta bundan vazgeçiyor. Sonuçta daha olgun ve daha görkemli bir dil ile bitiyor "İnce Memed" efsanesi.Toroslar'dan Akdeniz'e uzanan Dikenliözü'ndeki Değirmenoluk köyünün İnce Memed'i... Feodalitenin baskısından bunalıp 'isyan bayrağını' açan, haklı isyanıyla bütün 'mecbur' insanların idolü olan Memed... Onun, herkesin özgür yaşadığı bir dünya özlemi... Düzene karşı çıkışının eşkıyalığı kadar uzanışı... Efsaneler, ağıtlar, halk hikâyeleri içinde dev bir roman kahramanı! O ince yapılı yoksul köylü çocuğundan dünyanın en bilinen roman karakterlerinden birini yaratan Yaşar Kemal'in 34 yıla yayılan bu unutulmaz romanının okurla buluşmasının 50. yıldönümü kutlamaları sürüyor. Yapı Kredi Yayınları tarafından özel bir baskıyla yeniden yayımlanan "İnce Memed"in ölümsüz karakteri, kağıtla buluştuğu ilk satırlardan hesaplarsak 60 yaşına bastı.Biz de Milliyet Kitap olarak bu çifte doğum gününü kutlamak istedik.Türk edebiyatının dev kalemi Yaşar Kemal, "İnce Memed"in babası olarak sorularımızı yanıtladı. Filme çekilme ihtimalini, Türkan Şoray ve Zülfü Livaneli değerlendirdiler. Kitabın ilk yayımcısı Refik Erduran, yayımlanma sürecini anlattı.Özetle 'sevincin türküsü'nü söyleyen ozanın "İnce Memed" bestesini en baştan dinledik. 34 YILDA TAMAMLANDI İnce Memed"in 1955'te basılması esas alınarak 50. yaş kutlamaları devam ediyor ama onun tevellütü daha eski sanırım."İnce Memed" ile "Ortadirek" romanlarına 1947 yılında Kadirli 'de başlamıştım. Önce "İnce Memed"e, sonra da "Ortadirek"e. "İnce Memed"i epeyce yazdım ama hiç beğenmedim, vazgeçtim. Kırk - elli sayfa yazdıktan sonra "Ortadirek"ten de vazgeçtim. Bu romanları gözüm yemeyince bir başka romana geçtim. Bu durumda ana rahmine düşüşünden hesaplarsak İnce Memed'in 60'ına girdiğini söyleyebiliriz... Doğru... Bir akarsuyun macerasıydı. "Güneyi Savrun Gözesi". Ondan da vazgeçtim ve hikâyelere başladım. Daha önce "Pis Hikâye"yi yazmıştım. Onu bir daha, bir daha, bir daha yazdım. Sonradan da "Sarı Sıcak " hikâyeleri ortaya çıktı. Bu hikâyeleri hiç kimse yayımlamadı Varlık Yayınları'nın sahibi Yaşar Nabi bile. Yalnız Yaşar Nabi'ye gönderdiğim hikâyeleri Yaşar Nabi ile birlikte Ziya Osman Saba da okumuştu. İkisi de ayrı ayrı yazdıkları mektuplarıyla hikâyeleri çok övüyorlardı. Bu mektuplar beni mutlu etti. Bu mektuplardan sonra Yaşar Nabi, bana bir mektup daha yazdı. Beni güneyli öteki yazarın uydurma adı sanıyordu. Peki diğer roman neydi? YAŞAR NABİ'YE KÜSTÜM Evet. Yaşar Nabi'ye sert bir mektup yazdım, "Benim adım, benim öz kendi adımdır" dedim. "Orhan Kemal ile benim yazış biçimim hiç benziyor mu ?" dedim. Ona küsmüştüm. Ama sonra barışmış olmalısınız...Barıştık. Cumhuriyet'te hikâyelerim çıkıyordu o sırada. "Bebek" hikâyem yayımlanmıştı. Birgün Yaşar Nabi Cumhuriyet'e telefon etti, benimle konuşmak istiyordu . Varlık, Cumhuriyet'e yakındı hemen gittim, Ziya Osman Saba da ordaydı, çok sevindim. Yaşar Nabi, Cumhuriyet'te çıkan hikâyeleri kesmişti. "Bunları yayımlayacağım, bir ad koy " dedi. "Sarı Sıcak " dedim. Sonra Ziya Osman Saba'nın şiirlerinden okumaya başladım, ikisi de şaşkın şaşkın beni dinledi. Onları böyle görünce ben daha çok şaşırdım. Ancak beş şiir okumuştum ki Ziya Osman'dan kestim, hemencecik de ayağa kalktım, onların ellerini sıktım. Onlar daha şaşkındılar, oradan ayrıldım. Sonra da Varlık, "Sarı Sıcak"ı bastı...1952 yılında ben Manisa'dayken çıktı "Sarı Sıcak". Bu sırada İsmet Paşa'yı izliyordum. On bir lira vererek on tane aldım kitaptan. Gazeteci arkadaşlara verdim. O gece sabaha kadar da "Sarı Sıcak"ı okudum. Orhan Kemal'in mi? Bu arada "İnce Memed" yazılmayı bekliyor hâlâ..."Sarı Sıcak"ın çıkması, Cumhuriyet için yaptığım röportajların sevilmesi, sanırsam beni yüreklendirdi. 1953'de "İnce Memed"e başladım. "İnce Memed " türküsünü çok seviyordum. O türküden iki mısrayı alıp romanın başına koydum. "Duvarın dibinde resmim aldılarAk kağıt üstünde tanıyın beni..." İNCE MEMED TÜRKÜSÜ Doğrudur. Bu açıdan "İnce Memed" beni çok da mutlu etti. Arkadaşım hikâyeci, romancı Osman Şahin teybini alıp Çukurova köylüklerini dolaşıp, köylüler İnce Memed'i biliyorlar mı, biliyorlarsa ne düşünüyorlar diye araştırmış. Şahin topladıklarını yayımladı. Birçok köylü İnce Memed'in yaşadığını, kimi köylüler de evlerine geldiğini, uzun boylu, yakışıklı, güzel gözlü bir delikanlı olduğunu söylüyorlar. Siz bir kez yazdınız "İnce Memed"i ama halk defalarca... Siz de rastlamış olmalısınız İnce Memed'i tanıdığını söyleyenlere... İstanbul'da biri bana uzun uzun anlattı... Beni tanımıyor ama... İşte İnce Memed ile Toros Dağları'nda gençliğinde birlikte dolaştığını, bir çarpışmada yaralanıp İstanbul'a hastaneye geldiğini, iyileşince çoluk çocuğa karıştığını, İnce Memed'i bir daha göremediğini, onun da yitiklere kavuştuğunu... Adam gürlüyor: "Yaşar Kemal namussuz herifin biridir. Niye yazmadı beni, halbuki ben İnce Memed'in yanındaydım". Ona hangi zamanlarda İnce Memed'in yanındaydın diye sordum, o da bana "Hatçe'nin vurulup öldüğü yerde İnce Memed'le birlikteydik" dedi.Adanalı Kebapçı Deli Mehmet bu. "NAMUSSUZUN BİRİDİR!" "İnce Memed" anlatıcısı bir destancıyla karşılaştım. Köy köy dolaşıp İnce Memed'i anlatıyormuş halka. Bir gece bir köy kahvesinde destancıyı ben de dinledim. Anlata anlata öyle bir İnce Memed yaratmış ki, bir şaheser. Acaba ben bu İnce Memed'i daha güzel yazabilir miydim? Suyun altında binlerce yıl kalmış çakıltaşı gibi destanlar böyle yaratılır işte. O destancıya göre de Toroslar'dan öte bir yerde İnce Memed hâlâ yaşıyordu. Nasıl bir karakter ki, insanlar yazarın kurgusuna kendini dahil edecek kadar tanıyor onu... Ya da yakın hissediyor... Ama bazıları ölmesini uygun buldu...Bizim Kadirli'deki tarihçi vatandaşı söylüyorsun. Kadirli'ye yakın bir köyde bir eşkıya mezarı bulmuş, bu mezar olsa olsa İnce Memed'in mezarı olur, demiş. Sağcı gazeteler de bunu yazmışlar, benim İnce Memed'in mezarını yaptırmadığımı başıma kakıyorlar. ONU ÖLDÜREMEZDİM Ben İnce Memed'i öldüremedim. Eğer o ölmeyi isteseydi, yine öldüremezdim; yazmaktan vazgeçerdim. Bunlar bilmiyorlar ki bir yazar için yarattığı bir tipin halka karışması, halkın arasında yaşaması en büyük mutluluktur. İnce Memed'i ben yaratmadım. O kendini yarattı. İnce Memed'in mezarı yok. Osmaniye'nin Gökçedam köyünde çok güzel, gepegenç bir heykeli var. O dönemlerde "Ben İnce Memed'i dört romanda öldüremedim, kıyamadım, o nasıl öldürüyor? Beni böyle şeylerle uğraştırmak ayıptır" şeklinde bir açıklama yapmıştınız... İnce Memed'i öldürmek benim elimde değildi. Ben bir konuyu yıllarca kafamda saklarım, roman kafamda oluşunca başlarım. Böyle yapmayan yazarlar da var. Romanı yazarken bir süre gelir ki roman artık seni dinlemez. Dinleseydi bile şimdi düşünüyorum da ben Memed'i öldüremezdim dediğim gibi. Niye öldürmediniz İnce Memed'i? GEZMİŞ İLE ŞAKALAŞTIM Öyle diyorum. Edebiyatın yaşamı müzedekilere benzemez. Edebiyat yaratır, özellikle romanın yaşamı onu her okuyanın yeniden yaratmasıdır. En çok yaratılanlar da baş eserlerdir. Örneğin "İlyada"dır, "Savaş ve Barış"tır, "Parma Manastırı " ve "Moby Dick"tir.Başeserler insanlığın macerasıdır. Bir gün Melih Cevdet Anday durup dururken, "Sen " dedi "İnsanları ve romanı nasıl düşünürsün?" Ben hazırmışım gibi hemen karşılık verdim: "Bir insan kim olursa olsun, ister bir katil, ister bir acımasız diktatör, ister bir ırkçı; derinine inilirse o insanla bir yerde bir buluşmanız olur. "İşte bu klasikleri yaratanların vardıkları o insanlardaki o derinliklerdir. Cervantes , "Donkişot"da işte bu derinliğe varmıştır. Ben gençliğimde "Donkişot"u okuyuşumda, vay ben kimmişim, neymişim diyor, kendimden insanlık adına utanıyor gibi oluyordum. "Savaş ve Barış"ı bitirdikten sonra da gene vay ben neymişim, kimmişim diyor, bu kez de sevinç içinde kalıyordum. Büyük klasikler insanların kendini bulduğu yerdir. Halkın İnce Memed'i tekrar tekrar yazması konusuna geri dönersek, aslında siz diyorsunuz ki, romanı her okur yeniden yaratır. Klasiklerin yaşamı da bu yaratıma bağlıdır... Deniz Gezmiş, "Ben 'Teneke' romanından dolayı komünist oldum" diyordu. Ben de Deniz ile şakalaştım: "Ben o 'Teneke'nin içine... Senin gibi bir adam çıkarmışsa..." '68 kuşağının da idolü kabul edilir İnce Memed... Deniz Gezmiş'i onunla özdeşleştirirler... Gezmiş de kendini bulmuş olmalı "İnce Memed" gibi bir klasikte... Sizin 'mecbur adam' tanımınızın romanlarınızla, özellikle de "İnce Memed" ile ilişkisi önemli... Deniz Gezmiş, Nâzım Hikmet, Che Guevara...Mecbur insan üstüne çok konuştum, çok düşündüm. Dünya öküzün boynuzlarının üstünde durmuyor, mecbur insanların sırtında duruyordu. Bu dünyayı yaratanlar, dünyayı dünya yapanlar mecbur insanlardı. Ölmüşler, öldürmüşlerdi. İnce Memedler gibi çok da yitenler var. Bir gün Nâzım Hikmet ile bir Paris kahvesindeydik. İstanbul'u konuşuyorduk. Nâzım Hikmet sözümü kesti; "İnce Memed'i neden beş cilt yapıyorsun?" diye sordu. O vakitler beş cilt olmasını düşünüyordum. Biraz şaşırdım ya, "İnsanlık tarihini yapanlar onlar değil mi ?" dedim. Mecbur adamları dilim döndüğünce anlattım Nâzım'a: "Siz bir mecbursunuz, hem de koyu bir Marksistsiniz. Türkiye'de işçi sınıfı yokken, bir sebep yokken niçin kurdunuz komünist partisini? Birçok gariban hapishanelere düştü, işkence gördü, öldürüldü, süründürüldü. " Nâzım Hikmet gülerek '' Partiyi kurmaya mecburduk,'' dedi. Ben de "Bu kadar mecbura beş cilt İnce Memed az bile" dedim. NÂZIM İLE PARİS'TE ÖLÜMÜ GÖZE ALAMAZDIM Hayır. Yazı yazanları mecbur insan sınıfına almıyorum; sadece kelleyi koyanları alıyorum. Ben hapishaneyi göze aldım ama ölümü göze alamazdım. Çünkü yazacağım şeyler vardı. Peki sizi de 'mecbur insan' olarak değerlendirebilir miyiz? Başarı falan düşünmüyorum. Hiç de düşünmediğimi sanıyorum. Benim için başarı eve giren ekmeğe bağlı. Evdekileri rahat ettirmek benim işimdir. Çok sıkıştığımda bana Thilda yardım etti. Şimdi de Ayşe bana bu dostluğu gösteriyor. Ülkemizde ölümler, yargılamalar, haksızlıklar bir yazarın mecburiyetidir. İnsanlar öldürülürken, aç bırakılırken, işkence görürken, ormanlar yakılırken, ülkenin dili, kültürü yok sayılırken bu çağın onuru olan demokrasiye varılmak istenirken devlet eliyle demokrasinin önüne geçilirken, insanca yaşamak için çırpınırken susturulmasına razı olması bir yazar için değil, herhangi bir vatandaş için bile insanlık suçudur. Bu çağda halkı sömürmek insanlık suçudur. Bizim ülkemizde insanlık suçu şu koca dünyanın gözleri önünde işleniyor. "İnce Memed" yazılmasaydı, ölseydi ya da ölmeseydi zulme karşı savaşım yapılacaktı. Yarım asrı aşkın edebiyat hayatınızda, insanın birkaç ömürde bile yaşayamayacağı kadar çok başarı var. Bir o kadar da acı. Ölümler, yargılanmalar, haksızlıklar... Ama hiç yazmaktan ve mücadeleden vazgeçmediniz. Yaşar Kemal için "Türk edebiyatının İnce Memed"i metaforunu kullanabilir miyiz? İyi ki bu dünyaya geldik, bu güzelliği gördük. İnsanoğlu bu dünyayı bu hale getirmiş. Hiçbir insan zulüm görmese, aç kalmasa, sevgisiz olmasa, yalnızlık hastalığına, savaş belasına uğramasaydı... İnsanlar savaş yerine, hastalıkları yok etmek için çalışsaydı. Bütün sayamadığım öbür kötülüklerin yerini sevgi ve güzellik tutsaydı... Her şeye rağmen sevincin türküsünü söylediğinizi yinelersiniz sık sık.Yaşar Kemal'in içindeki bu sevinç ne? Bu zulümleri, öldürmeleri, aşağılamaları bildikçe, bütün kötülere karşı savaşanlar beni mutlu ediyor, yüreğimdeki umut her gün biraz daha artıyor. Güzelliklere, sevgilere doymuş dünyanın insanları kimbilir nasıl insanlar olurlardı? Bu bela, kötülük, zulüm, sömürü, aşağılanma, savaş içinde insanlar böyleyseler, hayal bile edemediğimiz bir dünyada yaşasaydılar kimbilir dünya nasıl bir dünya olurdu? ONU ANLAMADILAR Yalnız "İnce Memed"i değil, Türkiye'de çok insan 'roman'ı anlamıyor. Roman, insan psikolojisiyle başlar. Cervantes'ten söz ettim ya az önce... Onu okursun sözgelimi; insan psikolojisi vardır anlattıklarında. İnsan, o saflığın, güzelliğin karşısında insanlığından utanır. Bunu anlamak zordur bizim Türkiye'mizde. Türk aydınları "İnce Memed"i anladılar mı? Hâlâ evet. Ama birtakım insanlar da var tabii... Gençlerin romanlarım üzerine yaptığı incelemeleri biliyorum mesela. Onlara sözüm yok. Cumhuriyet'te Nami Bey diye bir adam vardı, musahhih. Çok kültürlü bir adamdı. Ben İnce Memed'in adını "İnce Memet" olarak 't' harfiyle yazmıştım. "Yaşarcım gel kavga çıkaralım seninle" dedi bir gün Nami Bey. Sonra "İnce Memet ismi nerden geliyor?" diye sordu. "Muhammed'ten" dedim. "Arapçada 't' harfi yok, Türkçede var" dedi. Sonra 't'yi 'd' yaptım. Sağcılar, yıllarca "Nasıl komünistlik etti de Yaşar Kemal, 't'yi 'd' yaptı" dediler. Müslüman üstelik. Farkında değil ki, 'd' Muhammed'den alınmış. Türkiye devleti vaktiyle bu sağcı çocukları yarattı. Gençleri birbirlerine öldürttü. Ondan sonra da askeri darbe yaptı. Şimdi de Kürt meselesi var. Nedir ki? Hiçbir şey değil. Ama Türkiye'nin en büyük problemi oldu. Ver adamın dilini niye vermiyorsun? En başta 'dağ Türkleri' dediler, dilleri yok, dişleri yok diye... Sonra çok lehçeleri var dediler. Yalnız büyük dillerin çok lehçeleri vardır. Aslında Kürtlerin dillerinin büyük bir dil olduğunu söylüyor ama farkında değil. Yani onların benim romanımı anlamaları mümkün değildi. Yalnız "İnce Memed"in dili sürükleyiciydi. Rahat okudular ama anlamadılar. Ben o romanda ağzımla kuş tutsam o sürükleyicilik olmasaydı satılmazdı Türkiye'de... Hâlâ mı? Anlaşılsaydı eğer, hayatımda hakaretler, mahkemeler olmazdı o kadar çok... Anlaşılmasının ölçüsü ne peki? Bugün bir 5. cilt yazacak olsaydınız "İnce Memed" üzerine... Nasıl yazardınız?Gene aynı şekilde yazardım. "İnce Memed"i İstanbul'a getirmezdim bir kere...Neden?İstanbul'da eşkıya, hırsız çok... Başka tür ama. İNCE'YE SORU SORULMAZ! İnce Memed'e soru sorulamaz. O söyleyeceği her şeyi söylemiştir. Şöyle düşünün. Röportaj duayeni gazeteci Yaşar Kemal ile İnce Memed oturmuş sohbet ediyorlar. Yıl 2007. İki üç soru soracak olsa Yaşar Kemal İnce Memed'e ne sorardı? Ve ne cevap verirdi İnce Memed ona? Ben onu yazdığıma pişman oldum. Hâlâ da pişmanım. Yazarlığıma da pişman ettiler beni. Ama gene de helal olsun. "İnce Memed"in okur üzerinde, edebiyatının dünyaya açılması anlamında Türkiye'nin üzerinde çok hakkı var. Helal ediyor musunuz? "İNCE MEMED BİR BAŞKALDIRI ŞİİRİ VE GÖRECEKSİNİZ KİTAP ÇOK SATACAK!" "Yedek subay eğitimim sırasında Ertem Eğilmez ile tanıştım. Askerlik sonrası bir iş kurmak istediğini söylüyordu. Popüler dergi çıkarmak vardı aklında. Benim de niyetim önce o günlerin yarı-faşist ortamında hiç kuşku çekmeyecek şeyler yayımlamak, sonra ciddi kitaplara yönelmekti. 'İnce Memed' işte o uygulamanın ilk ürünüdür. Çağlayan Yayınevi yaşasaydı bilimsel sol kitaplar da çıkaracaktı. 'Ciddi seri' için yapıt ararken elime 'İnce Memed' metni geçince çarpıldım. Yepyeni, dipdiri, 'tam bu topraktan fışkırmış' dedirten bir üslûbu vardı. Ertem Eğilmez ile birlikte kurduğumuz yayınevine sonradan dahil olan Haldun Sel 'Komünizm propagandası sayarlar' diye ertelenmesini istedi. Ertem de 'Serinin başlangıcında başımızı belaya sokmayalım, sonra basarız' diyerek ona uydu. Kemal Tahir çok yakınımdı; 'gizli' yazarımız ve yayın danışmanımız gibi de katkılarda bulunuyordu. O bambaşka bir açıdan karşı çıktı kitaba. Eşkıyalık övgüsü olduğunu söylüyor, şimdi adını anımsamadığım bir yabancı yazarın sözünü yineleyip duruyordu: 'İnsanlar kendi içlerindeki vahşet kalıntısının etkisiyle eşkıyaya hayranlık duyarlar.'Ben de alınmış görünerek takılıyordum ona: 'Yani Kemal Ağabey, bu kitaba hayranlık duyduğuma göre ben de vahşinin tekiyim, öyle mi?' Sonunda görüş ayrılıkları gerçek gerginliğe yol açmaya başladı. Dostum ve baş ressamımız Firuz Aşkın'ın katılımıyla sırf o konuda toplantı yapıldı. Başbayii Fazıl Ünverdi de vardı odada.Firuz 'İnce Memed' i okumuş, çok beğenmişti. Kitabı ısrarla savundu. Fazıl ona katıldı. Ben herkesi bir kere daha dinledikten sonra 'Arkadaşlar,' dedim: 'Bu kitap ne komünizm propagandası ne de eşkıya övgüsü. Bir başkaldırı şiiri. Göreceksiniz, çok satacak. Yaşar Kemal de en önemli yazarlarımızdan biri olacak.'Kemal Tahir çok sinirlendi, çıkıp gitti. Haldun ve Ertem direnmediler.Kitabın hemen ve yanılmıyorsam 10 bin basılması kararı alındı. Kapağını Firuz hazırladı." "İnce Memed"in ilk yayıncısı Refik Erduran, kitabın, kurucusu olduğu Çağlayan Yayınları'ndaki basılış sürecini anlattı. "İNCE MEMED"İN SİNEMA MACERASI "İnce Memed"in filme çekilme süreci çok sancılı... "İnce Memed"i yazarken hem Cumhuriyet'e çalışıyor hem de senaryo yazıyordum. Elimdeki senaryoyu on beş günde bitirdim, Türkiye'nin ilk film şirketi olan Kemal Film'e götürdüm. Şirketin sahibi Şakir Bey "İki gün sonra gel paranı al " dedi. Paramı verdiler. Senaryoya adımı koymayacaktı. Çünkü sansürden benim adımla bir senaryo çıkması kolay değildi, kabul ettim. Bu filmlerde adım olmaması daha iyiydi. Senaryonun filmi yapıldı. Film tuttu. Şakir Bey ve yeğeni Osman, Cumhuriyet gazetesinde tefrika edilen "İnce Memed"i okumuşlardı. Benden "İnce Memed"in film haklarını istediler. Bana inanılamayacak bir para teklif ettiler, anlaşma yaptık. Paranın bütününü hemen verdiler. "SANSÜRÜMÜZ BU TUHAF ROMANA HİÇBİR ZAMAN İZİN VERMEDİ!" O sıralar Serencebey'de meşhur çini sobalı evde oturuyorsunuz ve maddi sıkıntınız var tabii...Öyle. Ama Kemal Film'den aldığım parayla Serencebey'deki evden ayrıldık. Kurtuluş'ta küçük, kaloriferli bir daire tuttuk, soğukta titremekten kurtulduk. Dünya varmış. Sonra "İnce Memed" İngilizceye çevrildi, bestseller oldu. Oradan bana inanılmayacak kadar bir para geldi. Param tükenince gene senaryolara başladım. Yazdığım hiçbir senaryoda adım yoktu ya, senaryo başına çok para almaya başladım. Bu sefer Mecidiyeköy'de bir gül bahçesi içindeki Kilimli Villa'nın alt katına taşındım. Eve buzdolabı aldım. Plaklar aldım. Terziye elbise bile yaptırdım. Anam Kadirli'den İstanbul'a geldi. İstanbul'a ancak bir yıl dayanabildi. Bizim gelin Fatma ona bizden çok iyi bakıyordu. Hiçbirimiz Bozdoğan Türkmen'in kızı Fatma olamazdık. Anam bir daha hiç İstanbul'a gelmedi. Kadirli'de canı sıkılırsa Van'a yeğenlerine gidiyordu. ANAM 1 YIL DAYANDI GÜNAH HÜKÜMETTE Kemal Film, "İnce Memed"in senaryosunu her yıl birkaç kere sansüre götürüyor ama sansür reddediyordu. Benim adımdan ürküyorlardı. Sanki babalarını öldürmüştüm. Böylece beş yıl geçti; Kemal Film sansüre senaryo göndermekten vazgeçmiyordu. O günlerde İngiliz kitapçımdan bir haber geldi "Amerikan şirketi Twentieth Century Fox 'İnce Memed'i istiyor. Londra'ya gel, " diye... "İnce Memed" beşinci yılında da sansürce onaylanmamıştı. Kemal Film'in durumu sarsılmıştı. Paraya da çok gereksinimi vardı. Bir yakınımdan Kemal Film'den aldığım para kadar borç istedim. Şakir Bey'e gitmeye, ona parayı verip Memed'i geri almaya utanıyordum. Sonunda bir çaresini bulup Şakir Bey'e gittim, "İnce Memed için bana verdiğiniz parayı getirdim, bunlar İnce Memed'i onaylamayacaklar" dedim. Şakir Bey sapsarı kesildi, konuşmak istedi, konuşamadı. Bu sırada çarem imdadıma ulaştı: "Bak Şakir Bey bu işte ne benim ne de senin günahın var. Günah o hükümete benzer hükümette. Verdiğin parayı getirdim. Sana bir de çok iş yapacak senaryo yazacağım ve beş kuruş bile istemeyeceğim.''Şakir Bey çekmeceden anlaşmayı çıkardı bana verdi. Ben de parayı ona verdim. Derinden bir ah çekip "İnce Memed benim yaptığım en güzel film olacaktı. Ben de bu dünyadan gözü açık gitmeyecektim. İmansızlar izin vermediler" dedi. "İnce Memed"in senaryosunun Kemal Film'den Twentieth Century Fox'a geçmesi nasıl oldu? Sonra Fox'un yolunu tuttunuz...Londra'ya uçakla gidecek kadar param yoktu. Cumhuriyet'te yıllarca birlikte çalıştığım Feyyaz Tokar bir otobüs şirketi kurmuştu. Onun otobüsüyle Londra'ya kadar gittim, yayınevinin avukatı ve Türkçe çevirmeni hazırdı. "İnce Memed"in anlaşmasını imzaladık. İmzadan iki gün sonra Fox beni geri çağırdı, bana beş yönetmen adı verdi. Fox'un Londra'daki sorumlusunu iyi biliyordum. Birçok büyük filmde adı vardı. Bu beş kişinin hepsi de çağımızın büyük rejisörleriydiler. İçlerinde Elia Kazan ve Kurosawa da vardı. Ben Joseph Losey'i seçtim. Elia Kazan'dan bir mektup aldım, "Losey büyük bir rejisördür. Talihin yaver gitmiş " diyordu. OTOBÜSLE LONDRA'YA Film daha çok Toroslar'da çekilecekti. Artistlerin çoğunluğu da Türkiye'den alınacaktı. Her şey iyiydi. Filmin senaryosunu Stanley Mann yazdı. Senaryo Türkiye'ye gönderildi. Mann dünyada çok ünlüydü. Foks 'un adamları neredeyse sevinçlerinden zil takıp oynayacaklardı. Film Türkiye'de çevrilecekti ama ona da izin çıkmadı, değil mi? Tabii bu kez dünya çapında isimler sözkonusu ve aklınıza sansür gelmiyor hiç...Nasıl gelsin, roman İngiltere'de bestseller olmuş. İngiltere'den sonra birçok dile çevrilmiş. Hiçbir ülkede, Türkiye'de bile toplatılmamış. Joseph Losey gibi bir adam da filmin rejisörlüğünü yapacak. Bizim 'vatansever, sanatsever sansür ' Stanley Mann'in senaryosunu yasakladı. ROMANA İZİN VERMEDİ Aslında hiç kimse aldırmadı. Ben de bunda bir acayiplik görmedim. Hepimiz Türkiye'de demokrasi dediğimiz böyledir dedik. Başka türlü bir demokrasi var diyemedik. Başka demokrasiler olduğunu söyleyenleri hapsettik, aç bıraktık, onlara zilli kurt muamelesi yaptık. Bundan sonra sansüre başka başka senaryolar geldi Foks'tan. Sansürümüz Nuh dedi de peygamber demedi. Bundan sonra "İnce Memed" elden ele geçti. Hiçbir zaman da çok şükür (!) sansürümüz bu tuhaf romana izin vermedi. Sizin tepkiniz ne oldu? Artık "İnce Memed" 50'sini hatta 60'ını doldurmuşken, ister misiniz film olmasını? Benim için sinema zor bir iş. Ağzı sütten yanan yoğurdu üfleyerek yermiş. Bir İngiliz hanım "Deniz Küstü " için bir İngiliz sinemacıyla geldi. Romanın bir senaryosu ellerindeydi. Senaryo güzeldi. İkinci geldiklerinde onlara "Deniz Küstü"yü çevirecekleri mekânları gösterdim. Önerdikleri para benim isteyeceğimden de çok fazlaydı. Başka ne istediğimi sordular. Ben de Terrence Mallick'i istedim. Çok sevindiler, hemen buluruz dediler ve gittiler. Uzun bir süre onlardan ses soluk çıkmadı. Dokuz ay sonra "Aradık aradık ses çıkmadı, her yere haber gönderdik. Adam kayıp...'' dediler. Buna üzüldüm ama bu adamı bekleyeceğim dedim.Yıllar sonra bir baktım ki Terrence Mallick'in bir filmi oynuyor sinemalarda: "İnce Kırmızı Hat". "Cennetin Günleri" gibi değildi ama usta işi bir savaş filmiydi. "Deniz Küstü" filmi bu sefer de benim yüzümden güme gitti. Ama artık üzülmüyorum. Kitaplarımdan yaşayacak para geliyor. Sinema bir yazar için koşul değil. SİNEMA KOŞUL DEĞİL ŞORAY: "İNCE MEMED FİLMİNDE OYUNCU OLMAYI ÇOK İSTERİM!" LİVANELİ: "İNCE MEMED TÜRK SİNEMASI İÇİN OLUMLU BİR ADIM OLUR!" Türkan Şoray: Peter Ustinov bu filmi yıllar önce çekti ama keşke "İnce Memed"in çıktığı topraklarda bu film tekrar çekilebilse. Anadolu insanının, Anadolu toprağının o sıradışı, o içsel yapısı anlatılabilse. Ben "İnce Memed"in şu an çekilse yurt içinde ve yurt dışında çok büyük iş yapacağına, çok büyük sükse yaratacağına ve büyük alkış alacağına inanıyorum. Zülfü Livaneli: Tamamlanabilir elbette. Ama bu çok kapsamlı ve maliyetli bir proje olur. Yetersiz kaynaklarla böyle bir projeye girişilmemeli bence; çünkü o zaman pek de içimize sinmeyen işler çıkıyor ortaya... Türk sinemasının yükselişe geçtiği bu dönemde, "İnce Memed"in yarım kalmış sinema macerası tamamlanamaz mı? Türkan Şoray: Bu beni çok heyecanlandırıyor. Hatta keşke o bölgeden yetişmiş yönetmenlerimizden biri yapsa bu işi. Doğal yapı korunarak, Çukurova ve lehçe kullanılarak o dönemin töreleri, geleneksel yapısı, bizim o kendi dünyamıza has yaşanmışlıklar, Anadolu gerçeği ve Yaşar Kemal'in o destansı dili film karelerine akıtılarak sinemalaştırılsa... Kitapta anlatıldığı gibi aynen yapılsa.Zülfü Livaneli: Çok hoş geliyor tabii. Mesele yönetmenin nereli olduğu, milliyeti değil elbette; ancak İnce Memed'in başarıyla sinemaya uyarlanabilmesi için yönetmenin o coğrafyanın kültürünü yakından tanıması, o coğrafyanın insanlarının duyarlıklarını derinden hissedebilmesi çok önemli. Kendi topraklarında kendi yönetmenlerinden biriyle yapılmış bir "İnce Memed" uyarlaması fikri kulağınıza nasıl geliyor? Türkan Şoray: Elbette. Hatta bütün festivallerde bu tür etnik filmlerin çok daha fazla iş yaptığını, ilgi çektiğini ve alkış aldığını görüyoruz. "İnce Memed" hikâyesi de bana göre bu konuda tüm dünyanın hayranlığını ve ilgisini çekecek, bütün gözleri ülkemiz üzerine çevirtebilecek içeriğe sahip. Düşünsenize o Çukurova'nın doğasını, iklimini, efsane ile iç içe geçmiş hikayelerini ve Yaşar Kemal'in efsaneyi günlük yaşam içine katışındaki lezzeti. Bir de bütün bu hassas noktaları gözardı etmeden kitabı olduğu gibi yansıtacak, o lezzeti olduğu gibi insanların içine akıtacak oyuncu ve yönetmenler olursa müthiş bir şey olur. Hem ülkemiz adına hem de sinemamız adına...Zülfü Livaneli: Elbette, eğer ortaya başarılı bir uyarlama çıkarsa bu Türk sineması için çok olumlu bir adım olur. Bu film, romanın dünyaca bilindiğini de düşünürsek, Türk sinemasının dünya sinemasındaki yeri açısından da bir fırsat sayılmaz mı? Türkan Şoray: Böyle bir projeye sinemayla ilgili biri olarak zaten çok heyecan duyarak bakarım, içinde olsam da olmasam da... Yönetmek fikrine gelince; çok heyecanlı fakat o bölgeyi benden çok daha iyi tanıyan, yönetmenlikte benden çok daha önemli başarılar kazanmış bir arkadaşımın, bir sinema emekçisinin, bir yönetmenin yapması daha doğru geliyor bana. Oyuncu olarak içinde olmayı elbette isterim. Kim böyle bir projede olmak istemez ki... Keşke Anadolu'yu en güzel anlatan romanlardan biri olan "İnce Memed" beyazperdede de ölümsüzleşse. Bu hem Anadolu insanını dünyaya tanıtmak hem Türk sinemasını dünyaya açmak hem de kendi gerçeklerimizle yüzleşmek adına çok önemli bir adım olur.Zülfü Livaneli: Yaşar Kemal uyarlaması "Yer Demir Gök Bakır", çok severek çalıştığım, başarılı bir film olmuştu. "İnce Memed" gibi bir başyapıtı sinemaya uyarlamanın ne kadar heyacan verici, harika bir deneyim olabileceğini biliyorum. Ancak hayatımın bu döneminde edebiyata ağırlık vermek, zaman ve enerjimi mümkün olduğunca yazmaya ayırmak istiyorum. O yüzden böyle bir uyarlamanın yönetmenliğini üstlenmeyi düşünmem sanıyorum; ama yine de eğer böyle bir proje gerçekleştirilebilirse çorbada benim de tuzum olsun isterim. Ufak da olsa bir katkım olması beni çok mutlu eder. Böyle bir projeye siz nasıl bakarsınız? İçinde olmak ister misiniz?

    Milliyet Gazetesi
  • 176 syf.
    Koşmasaydım yazamazdım, uyumasaydım kalkamazdım, çalışmasaydım başaramazdım, yapmasaydım olmazdı, gitmeseydim gelemezdim, okumasaydım bilemezdim, yazmasaydım anlatamazdım, anlatmasaydım anlamazdı, içmeseydim çıkaramazdım, yemeseydim ....(neyse bu kısmı boşverelim) masaydım, meseydim, masaydım, meseydim hep bi masaydım, meseydim. Hayatımızda her şey bir sebep sonuç ilişkisi. Herkesin kendine göre bir "masaydım"ı "meseydim"i var. Herkesin "masaydım"ı kendine özeldir ve sadece kendine o etkiyi yapabilir. Sevgili Haruki Murakami'nin ilham perileri koşarken gelip ona yarenlik ediyor. Yazdığı Roman konularının sabah erken saatlerde koşarken zihninde canlandığını söylüyor. Bazı insanların amuda kalkarak bu etkiyi yaratmaya çalıştığını düşünürsek koşmayı, daha geçerli ve yararlı bir eylem şekli olarak görmek hiç de kötü bir fikir sayılmaz kanımca.

    Bu kitap, sevgili yazarımızın tüm samimiyetiyle kaleme aldığı, okuyucu ile sohbet ederek yaptığı anlatıyı, tadından yenmez bir hale getiren çok kıymetli bir eser.

    Hayatta hepimizin olmazsa olmazı olan şeyler vardır. Önemli olan bunları bize hizmet edip hayatta ki başarılarımızı taçlandırak şekilde senkronize edip maksimum oranda fayda sağlamaktır. Bazı insanların en büyük başarısı okeyde taş çalmak olurken, bazılarının ise ay'a ayak basmak olduğu bir dünyada bu ikisinin arasında ki uçurum insanoğlunun kapasite bakımından ne kadar geliştiğini ya da gelişemediğini (evrilemediğini) gözler önüne seriyor. Önemli olan votka vişne, ya da votka elma değildir, bunu ne amaçla içtiğinizdir. Yani kaba taslak anlatacak olursam, her hangi bir amaca giden her yol mübah değildir. Amaçları taçlandırıp başarıya ulaştırmanın tek yolu kendinize uygun bir masaydım yada meseydim (bkz. üstte) bulmanızdır. Her hangi bir konu da uzman olmanın tek yolu, o konunun dibini görmektir. Yani o işte en iyi olun demek kolaydır ama en zoru bunu yapabilmektir. Bırakın inek desinler, dalga geçsinler. Onlar ertesi gün giyeceği şeyin provasını yaparken siz, ilgilendiğiniz konu da araştırma yapın, bilgi edinin, makele yazın, akıl yürütün. Bir zaman sonra siz kafanız bu bilgiler ile dolu bir uzmanken, onlar keşke elbise deneyip caka satacağımıza biraz okusaydık deyip dert yanacaklar. İş işten geçmemişse ne ala ama geçmişse, üzgün olmak bile işe yaramayacaktır. Şimdi kendinize sorun, sizin "masaydım"ınız nedir?

    Okuyan herkese teşekkür ediyorum.

    Not: Not yok

    Not not: Soruyu kendinize sorun bana değil.

    Not not not: Her çelişki bir yanılgı doğurur.
    (bunu şimdi uydurdum)
  • 2142 syf.
    ·Beğendi·10/10
    EĞER DEĞER GÖRÜRSENİZ İSTEDİĞİNİZ ZAMAN,İSTEDİĞİNİZ YERDE BU YAZIYI KULLANABİLİRSİNİZ.PAYLAŞIN ARKADAŞLAR,İSTEDİĞİNİZ YERDE PAYLAŞIN Kİ BU KİTABI OKUSUN HERKES,EKSİK KALMASIN HİÇKİMSE.ADIMI KULLANMANIZA DA GEREK YOK.SAYGILAR...


    “Önce içindeki, yüreğindeki zinciri kopar, başkaldır. Sonra dünyanın bütün zincirlerini kır, tekmil kötülüklere başkaldır, iyilik getir. Getirdiğin iyilikler de, belki bir gün insanlar için kötülük olur, kendi iyiliğine de başkaldır. Eeeeey, insanoğlu, sen solucan, sen karınca, sen böcek değilsin. Allah seni bir tek şey, bir tek, bir tek şey için yarattı, başkaldırman için yarattı. Allah sana büyük bir hazinesini, tek kıymetli varlığını armağan etti, yüreğindeki umudu verdi sana… Başkaldırman için umuttan daha değerli bir şey, bir silah veremezdi sana. Onun verdiği umutla, sen eğer başkaldırmayı öğrenseydin, ölümü bile yenerdin.”

    Umudunuz hiç bitmesin,yitmesin...Her ne olursa olsun umut etmeye devam edin.Başınızda hiç eğilmesin...Okuyan arkadaşlar,hepinize teşekkürler,sevgiler saygılar,keyifli okumalar...

    Bu yazı Yaşar Kemal ve İnce Memed'in hakettikleri bir yazı olmadı,olamaz da,zaten dünya üzerinde ''benim'' diyen hiç kimse bunlara hakettikleri bir yazı yazamaz.Elimden geldiğince çizdim bir şeyler,aslında ben de yapmadım bunu ben sadece kalemi tuttum,kalem kendisi gitti kağıdın üzerinde...Kalem ve kağıt bile o kadar özlemiş ve istemiş ki Yaşar Kemal ve İnce Memed hakkında iki kelam yazmayı...Yaşar Babam Huzur İçinde Uyu,Ardında Bıraktıklarına Değer Biçilemez!


    ------------------------------
    “Uğraşmak haktır”
    ------------------------------


    İNCE MEMED BİR ROMAN DEĞİL BİR BAŞKALDIRI ŞİİRİDİR...PROLETER DESTANIDIR...EDEBİYAT ve İNSANLIĞA SUNULMUŞ EN BÜYÜK HİZMETLERDEN BİRİDİR...

    Aşksız ve paramparçaydı yaşam
    bir inancın yüceliğinde buldum seni
    bir kavganın güzelliğinde sevdim.
    bitmedi daha sürüyor o kavga
    ve sürecek
    YERYÜZÜ AŞKIN YÜZÜ OLUNCAYA DEK

    Aşk demişti yaşamın bütün ustaları
    aşk ile sevmek bir güzelliği
    ve dövüşebilmek o güzellik uğruna.
    işte yüzünde badem çiçekleri
    saçlarında gülen toprak ve ilkbahar.
    sen misin seni sevdiğim o kavga,
    sen o kavganın güzelliği misin yoksa...


    Üzüldün Yaşar Baba,çok üzdüler seni ve "Keşke yazmasaydım dediğim kitaplarım arasında İnce Memed var" dedin...Dedin ama...Seni ''sen'' yapan,beni de ''ben'' yapan bu romanı yazmasan olmazdı...OL-MAZ-DI!
    Toroslar'dan Akdeniz'e uzanan Dikenliözü'ndeki Değirmenoluk köyünün İnce Memed'i.Ben seni okumasam olmazdı...OL-MAZ-DI!
    Ve sakın bana " Ben sana hiçbir şey öğretemem oğlum, Bütün çarelerini kendin yaratacaksın." deme Yaşar Baba.Öğrettin...Dizginlenmemeyi,her şey için her zaman umut olduğunu ve başkaları için verebileceğim bir nefesin onlar için bin nefes olabileceğini öğrettin...


    Dünyanın bütün kötülüklerine baş kaldır. Bazen senin iyiliğin başkasının kötülüğüne de olabilir. Kendi iyiliğine de baş kaldır..


    Yalan olmasın ya 12 ya da 13 yaşlarındayım ve babamın kütüphanesinden çekip çıkardığım,tamamıyla okuyup bitirdiğim ilk roman İnce Memed (2 ciltti ) öylesine merak edip bir bakayım demiştim...Dolaylı da olsa yönlendirme ile.İşte!Demiştim...
    (10 yaşlarındayken yine o kütüphaneden merak edip rastgele kitap seçmişliğim vardı ve her seferinde elime bir kitap aldığım da ''o kitabı yerine bırakırmısın''dendi bana.Ne güzel adamdı babam :( Bu kitabı almamı bekliyordu,bundan eminim,çünkü daha sonraları farkettim ki bu kitabın yeri hep bir önce ki yerine bırakmamı istenen kitabın yerine geçerdi.Bu kitapla başlayayım istedi taa içimde hissediyorum,sevdi Memed'i hem de çok sevdi ve kendi Memed'ini yetiştirmek istedi. ;( Keşke sen gitmeden önce farkedebilmiş olsaydım Babam,ya da hiç gitmemiş olsaydın,ne güzel bir öğretmen olurdun bana :( Neler konuşurduk kimbilir seninle...)


    Dedim dedim ama öyle kalmadı,iyi ki de kalmadı,okumaya başladığımda vaktin nasıl geçtiğini havanın nasıl karardığını anlamamıştım bile,kaç saattir okuduğumu inanın bilmiyordum.Ve...Yaşar Kemal ve onun isyankar edebiyatı ile böyle tanıştım.Şu an da şu akıl ve mantık yapısı ile eminim ki eğer bu kitap değil başka bir romanla başlasaydım okuma serüvenine bu kadar istekli ve uzun soluklu olmayacağına inanıyorum bu serüvenin.


    Muhtemelen bu yazıda İnce Memed yorumu bekleyeceksiniz ancak alabileceğinizi pek sanmıyorum...Bir kaç satır da kitaptan ve içeriğinden bahsedeceğim tabi ama bu kitabın sadece bana değil dünyaya verdiği haz ve okuma isteğinin üzerinde durmaya çalışacağım.Ne kadar anlatabilirim bilmem çünkü iş Yaşar Baba'yı anlatmaya gelince pek bir yeteneğim olmadığı ortaya çıkıveriyor.Yaşar Kemal eserlerine yorum yapmayı kendime yakıştıramadım bir türlü affedin...
    Biraz benden,biraz alıntı yine biraz benden,böyle böyle bu destan için ufak bir yazı çıkarmaya çalışacağım.Olmayacak biliyorum ama Yaşar Kemal'in İnce Memed'i zaten anlatılamaz...Kendinizi Memed'in yerine koyup onunla birlikte yaşamalısınız,o zaman BELKİ biraz anlarsınız...


    Dedik ya: “Uğraşmak haktır” Kaçma,duy,o acıyı yaşa!Pragmatistler,Anarşistler,Hümanistler onlarca yüzlerce yıldır bir anlam,bir kavrama arayışına girmişler felsefenin üzerinden hep kendilerine sormuşlardır:Nedir yaşamın anlamı??Amaçsızca yaşamak mı,yoksa başkaları için bile olsa acı duyacağını,kayıplar vereceğini bilerek bir amaç edinmek mi?O-KU-YA-CAK-SIN!Felsefi bir düşünce eseridir İnce Memed bu bağlamda ve Yaşar Kemal bunu anlatmıştır en baba felsefeciden bile daha net olarak...Bakalım:Abdi ağa ölür, köylüler kurtulur. Kitaba bir göz atalım; köylüler her yıl çift sürmezden önce düğün bayram yapar, çakırdikenliği ateşe verir, bu ateşle birlikte Alidağın tepesinde bir top
    ışık patlar… Peki, mutlu son mu? Değil!Olmaz! Yaşam mücadele alanıdır, devinim bitmez, çatışma
    bitmez. Abdi ağa gider, yerine Hamza ağa gelir. Onca bela, onca eziyet, mücadele, kayıp, çile
    yeniden başlar.
    “Sonunda Abdi Ağayı öldürdüm, fakir fıkara kurtulsun deyi. Kurtuldu da… Abdi Ağa öldükten
    sonra millet şadlık şadımanlık etti, olmaya gitsin. Toprağı paylaştı. Köylü de ben de hep böyle
    gidecek sandık… Sonra ne oldu? Sonra Kel Hamza geldi, Abdi’den bin beter. Eli kanlı. Kan
    kusturdu millete. Eee, bunun sonu ne olacak? Abdi gitti, Hamza geldi. Bir Hamza, bin Abdi etti…
    Eeee, benim emeklerime, çektiklerime ne oldu, nereye gitti? Büyük aklınız, büyük hüneriniz var,
    çok gün görmüşlüğünüz var, söyleyin bakayım ben ne yapayım? Bir akıl verin bana.”
    Koca Süleyman:
    “Hep öyle oldu,” dedi. “Ali gitti, Veli geldi. Deden gitti, baban geldi. Baban gitti, sen geldin. Sen
    gideceksin, oğlun gelecek…”
    “Öyleyse niye uğraşıyoruz, canımızı dişimize takmışız, sen, ben, Ali, Yel Musa?”
    “Uğraşıyoruz,” dedi güvenli. “Uğraşmak haktır.”
    İşte Yaşar Kemal felsefesi.Bir cümle çoğu zaman bir çok soruya verilebilecek en iyi cevaptır,tam buradaki gibi.


    Bir kitap okuyacaksın kardeşim,öyle bir kitap okuyacaksın ki,hayatın boyunca aklından çıkmayacak,senin enlerinden biri olacak,sana çok şey öğretecek bir kitap.Hiç pişman olmayacaksın...


    Bir avuç toprak alıp ağzınıza atın ve başlayın çiğnemeye,yapın bir deneyin,bakalım ne hissedeceksiniz...Yapanlara sözüm şimdi de:işte tam o his ağzınızda değil taa yüreğinizin içinde olacak!Çöreklenecek oraya.Ve hiç bir zaman unutmayacaksınız...
    Memed'le birlikte yol alırken sık sık vazgeçmeyi düşüneceksiniz,sıkılacak,isyan edecek,darlanacaksınız,kitabı masada bırakıp pencereye gidip dışarıyı izleyeceksiniz ve size en uzak dağları görmeye çalışacaksınız,belki Memed'i de görürüm diye.


    Memed'le birlikte dağlara çıkmak haksızlıklara,zulümlere karşı koymak ve kurşun sıkmak isteyeceksiniz,hele ki Memed'deki onuru gururu vicdanı ve canlı sevgisini gördüğünüzde bir daha hiç yanından ayrılmak istemeyeceksiniz.Hangi çağda hangi tarih de olursanız olun bir Memed olmak isteyecek ve onun başkaldırışını kendinize rehber edineceksiniz.


    Okutmayacak direnecek kitap size,karşı koyacaksınız ve tıpkı Memed gibi ta ciğerini söküp almayı,onu yaşamayı,içinizde hissetmeyi,bir kuşu bile vuramazken bütün haksızlıkları,kötülükleri savaşarak öldürmeyi öğreneceksiniz.Ve...Ölmeyeceksiniz...Hiç bir zaman ölmeyeceksiniz...Memed'le birlikte sonsuzluğa...


    Okuduğunuz İnce Memed romanını bir daha hiç kaybetmeyeceksiniz,kimseye vermeyeceksiniz,bir emanet gibi saklayacaksınız.''Çocuklarım da okuyacak bu kitabı'' diyeceksiniz.Ve o kitap nesillerce sizde kalacak ve nesillerce Memed'le dostluğunuz devam edecek...Sıcak olacak sımsıcak,kitap sizin yüreğinizi ısıtacak ve elinizde olduğu müddetçe hiç üşümeyeceksiniz.Eğer hala almadıysanız zararı yok,şimdi alın ne farkeder ki?Hem aldığınızda sadece bir roman da almayacaksınız,İnce Memed bir roman değil ki Cumhuriyetin ilk yıllarının,ofkenin,isyanın,ezilmişliğin,kimsesizliğin,sevdanın,insanlığın ve en önemlisi her şeye rağmen umudun ve umut için savaşmanın destanıdır,şiirsel bir tarihdir,hayatınızın öyküsü,çocuklarınızın masalıdır İnce Memed.Sadeliktir,temizlik,masumiyet,samimiyet,adalet,inançtır.Bir dersdir,görkemli bir yapıt,nesilden nesile aktarılacak bir efsane,dilden dile değişmeyecek bir eser ve Türk edebiyatının yüzakıdır İnce Memed...

    Bir şeyler için başka şeyler vermek gerekir bazen,değerli şeyler sevda gibi,aşk gibi,yürek gibi,hayat gibi değerli şeyler,Memed'de verdi en değerli hazinesini,sevdasını ölümün kucağına bıraktı ama sevdasını verirken azraile,yanında insanlara umut,inanma hissi,adalet duygusu,yaşama gücü verdi.Memed bir sevda kaybetti ama insanlar bin umut kazandı.İşte Memed'in bu yüceliğini böyle anlattı Yaşar Kemal,anlatılamaz hissedilebilen bir şekil de...

    İnce Memed'de yaşadıkları dünyayı tanımayan,onun farkında olmayan,dünyayı sadece sürdükleri ırgatlık yaptıkları toprak bilen,ezilmeye,aşağılanmaya alışmış,alıştırılmış bir toplumun dayatılan düzene hiç ses çıkarmadan boyun eğişi,kabullenişi ve bir adamın,içlerinden birinin adalet arayışına şahit olurken uyanmalarını ve nasıl bir kahramana dönüştüğünü görmelerini anlatır.

    Bu kitabı okumaya başlarken Yaşar Kemal yazmış diye başlamayın,bırakın yazar kitap bitene kadar anonim kalsın,Yaşar Kemal'in içinde bulunduğu sosyal ve kültürel yapı dikkate alınmadan hakkı verilerek okunsun.Önyargı olmasın...Üslubun sadeliği ama aynı oranda da derinliği ve zenginliği anlaşılsın.Gerektiğinde otoriteye şiddetle karşı koyarak,başkaldırarak aynı otoritenin sömürülerden beslenmesine karşı çıkılmasının,rejimin adaletsiz gücünün nasıl anlatılabileceğinin örneğinin görülmesi olsun bu kitap.

    İnce Memed adaletsizlik karşısında manevi arayışını ,sorgulamalarını,kayıplarını kendisi için değil başkaları için,yarar için,iyilik için,insanların ezilmemesi,sömürülmemesi için yaptığının anlaşılmasını ister ve hayranlık duyulur.

    Yalnızlığı yalınlığı anlatır size İnce Memed.Konformist camia tarafından sürdürülen baskı ve zulüm önce kişiyi sonra da bütünü nasıl başkaldırıya iter?İşte bunu izletirken kışkırtır sizi.Felsefesi anlaşılmalı dikkatli okunmalıdır,zaman zaman ideolojik yönlendirmeler gelebilir size.Kısaca İnce Memed'de kimliksizlerin,hiçlerin kimliklerinin tanınması ve insan olarak kabul edilmelerini görürsünüz,işte burada da durumsal karşı çıkışı öğrenirsiniz.

    Daha iyi anlaşılabilmesi açısından İnce Memed'den önce gönül isterdi ki haberdar olayım ve Eric J. Hobsbawm'ın Eşkıyalar kitabını okuyayım ama olmadı,çok da bir şey kaybetmedim aslında,ilk okuduğumda İnce Memed bir kahramandı gözümde ama o kitaptan sonra tekrar okuduğumda Sosyal Eşkıyalık kavramı ile tanıştım ondan sonra İnce Memed'in Devrimci değil Reformcu olduğunu öğrendim.Bu kahramanlık etiketini değiştirdimi?Kesinlikle hayır.
    Hobsbawm'a göre Sosyal Eşkıya'nın hedefi sömürünün tam olarak ortadan kalkması değil,adil ölçüyü aşmaması ve güçlünün güçsüzü makul sınırların dışında ezmemesi,ancak bu şartların dışına çıkıldığında ki bu her çağda her coğrafyada olabilir,o zaman İnce Memed'ler eşkıya olarak adlandırılır,aynı zamanda da bir Robin Hood'a eşkıya demeye utanır bu adı verenler...

    ''Dostoyevski’yi okudum, ondan sonra hiç huzur kalmadı bende.''
    Bunu demiş Cemal Süreya demek ki bulmuş Kitabını ve yazarını.Oku oku aramak gerekir bazen yıllarca binlerce kitap arasından bunu bulmak için,ne büyük şansdır bilmezsiniz belki,bu aramalar olmadan karşınıza çıkıvermesi sizi derinden etkileyecek,yaşamınıza yaşam ekleyecek,sizi düşündürecek ve hakkı haklılığı öğretecek,ruhunuzu isyan ateşi ile anarşistleştirecek,size istediğiniz şey için onurluca savaşmayı gösterecek bir yazar ve kitabıyla tanışmak.

    Evet Yaşar Kemal anarşist,gururlu,karşı koyulmaz,ne olursa olsun dinlemez,dizginlenmez,ille de haklının yanında,bağıra çağıra isyan edebilen,bu yanlış diyebilen,seçmeyi öğrenen ve yanlışı görünce ne ve kim olursa olsun arkasına hiç bakmadan çekip gidebilen asi bir ruh verdi bana,yoğurdu beni,şekillendirdi,yonttu ve bana ruhumun derinliklerinde bir eşkıya olmayı öğretti.Vicdan denen şeyin hiç bir zaman unutulmaması gerektiğini ve her zaman içimde en iyi en değerli köşeye koyulması gerektiğini söyledi.İyi ki de yaptı,bana karakter armağan etti,her okuduğum eserinde bir şeyler üfledi ruhuma,ve hiç bir zaman doğru bildiğinden şaşma burnunun diki diye bir yol var o yoldan da ayrılma evlat dedi.

    Her insanın bir kitabı,bir yazarı vardır.ne şanslıyım ki ben bunları ilk okuduğum romanla buldum.Sizin de kendinizinkini bulmanız dileğiyle...

    -------------------------------------------------------------------
    -------------------------------------------------------------------

    İNCE MEMED: HAKLI İSYANIYLA BÜTÜN MECBUR İNSANLARIN İDOLÜ OLAN EŞKIYA!

    II. Adnan Menderes hükümeti görevde. Mecliste sert tartışmalar sürüyor. CHP'nin İstanbul şubesi mühürleniyor. Dünyada ve Türkiye'de tarih, sessizce kendini yazıyor.

    Avrupa Birliği'nin 4 ay içinde kurulacağı haberleri çıkıyor. 1953 Nobel Edebiyat Ödülü İngiltere Başbakanı Winston Churchill'e veriliyor. İngiltere veliahtı Prens Charles 5 yaşında henüz. Cemiyet haberlerinde yayımlanan resminin altına "Annesi Kraliçe Elizabeth tarafından çok sevilen Prens Charles sıkı bir terbiye altında yetiştirilmektedir" notu düşülüyor. Rita Hayworth'ın "Miss Sadie Thompson" adlı filmi Birleşik Amerika'nın birçok şehrinde sansüre uğruyor. Filmin prodüktörü Columbia şirketi bile şehvet rollerini fazla realist bulduğunu kabul ediyor. Öte yandan Atıf Yılmaz'ın İtalya'da çektiği ve Sansür Kurulu tarafından, filmin geçtiği garı Mussolini'nin yaptırması ve Mussolini heykellerinin gözükmesi nedeniyle kuşa çevrilen "Hıçkırık" filmi ilk defa Ankara'da Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve hükümet erkanının katıldığı gala ile davetlilere gösteriliyor.Dünyada ve Türkiye'de tarih, sessizce kendini yazıyor.

    Yıl 1953... Kore Savaşı bitmiş. Elvis Presley fırtınası gün sayıyor. Beckett'in "Godot'yu Beklerken"i Paris'te sahneleniyor ilk kez. Türkiye-Amerika telefon hattı açılıyor. Atatürk'ün naaşı Anıtkabir'e taşınıyor. Gazetelerin manşetleri günlerce bu taşınmayı yazıyor. İstanbul'un efsanevi kışı da başlıyor o yıl. Hava 'buz gibi'... Bu deyim değil. Sahi...Tuna'dan Karadeniz'e akan dev boyutlu buz tabakaları Büyükdere, Çengelköy, Kanlıca ve Ortaköy kıyılarını bir buz pistine çeviriyor. O kadar ki, insanlar İstanbul Boğazı'nın bir yakasından diğerine, denizin üstünden yürüyerek gidiyor. Poyrazköy'den çıkıp yola, buzların üzerinde ilerleyerek Rumeli Kavağı'na varılabiliyor. Deniz trafiği duruyor, vapur seferleri iptal ediliyor. İstanbul tek kelimeyle donuyor. Bu durum Mart 1954'e kadar sürüyor.O günlerde Beşiktaş Serencebey'de küçük bir apartman dairesinde de bir 'tarih' yazılıyor.Sessizce.

    Birkaç yıl önce evlenen Yaşar ve Thilda Kemal çifti, yeni yapılmış ve bazı bölümleri henüz tamamlanmamış bu dairede yaşıyor. Yaşar Kemal'in Cumhuriyet gazetesine yaptığı röportajlarla hayli ünlü olduğu bir dönem bu. Ne var ki Thilda Kemal işten atılmış; aile, gazetenin verdiği 180 lirayla geçinmeye çalışıyor. Geçinemiyor. Kömürün kilosu 15 kuruş o vakitler. Kış da fena bastırdığından kömür darlığı sözkonusu. 1 ton kömür alacak olsalar gitti bir maaş... DONDURUCU 1953 kışı Bakıyor ki olacak gibi değil, gazetenin yazı işleri müdürü Cevat Fehmi Başkut'a gidiyor Yaşar Kemal. 1951'de İstanbul'a geldiğinde yanında getirdiği, kafasında çoktan yazdığı, hatta ilk satırlarını 1947'de kaleme aldığı ama henüz bütününü kağıda dökmediği "İnce Memed" romanından söz ediyor Başkut'a. "Bu romanı yazmak istiyorum. Ama paraya ihtiyacım var" diyor, "Bana romanın tefrikası karşılığı avans olarak 1000 lira verirseniz..."Hemen muhasebeye gönderiyor Başkut, Yaşar Kemal'i...

    Dünyalar Yaşar Kemal'in oluyor.İşte o avansın ardından tutuluyor Serencebey'deki çini sobalı ev. Hayat dergisine verdiği bir öyküsünün telifi olan 50 lirayla 1 aylık odun alıyor. Ama ev yeni olduğu için ısınmıyor da doğru düzgün. Alt katın bacası, Kemal çiftinin oturma odasındaki duvarın ortasından geçiyor, bereket. Thilda Kemal, sırtını yaslayıp bu duvara, kitabını okuyor. Yaşar Kemal de, üstünde kat kat giydiği ceketler, "İnce Memed"i yazmaya başlıyor.Türk edebiyatının olduğu kadar dünya edebiyatının da unutulmaz kahramanlarından İnce Memed, işte o muazzam 1953 kışında, Yaşar Kemal'in Erzurum'dan aldığı ve yazarken taktığı eldivenli ellerinde hayat buluyor. Çini sobalı ev de 3 ay sürüyor yazması...

    1953 kışında başladığı "İnce Memed", İstanbulluların Boğaz'ın üzerindeki buzlarda resim çektirdiği o karlı günlerden birinde bitiyor. Bir de yaptığı anlaşma var Cevat Fehmi Başkut ile. Roman beğenilirse 1800 lira daha alacak Yaşar Kemal. Ama beğenilmezse 1000 lirayı geri verecek.

    Dosyayı teslim alan Başkut bir ay sonra Yaşar Kemal'i odasına çağırıyor."Önceki gece romanına başladım, ancak bu sabah bitirdim. Elimden bırakamadım," diyor.Bundan sonra romana yazarın ismi konulsun mu konulmasın mı tartışması başlıyor. "Olmaz Cevat Bey, ben bu romana adımı koymayacağım," diyor Yaşar Kemal: "Çünkü ben bu romanı para için yazdım. Üstelik de üç ayda. Benim iyi romanlarım bundan sonra yazılacak."Başkut ısrarlı: "Adını koyacaksın. Üstelik de o baştaki uzun Çukurova tasvirini çıkarmazsan gene basmam romanını gazetede."

    Yaşar Kemal 30 yaşında henüz. Ama Yaşar Kemal yine bildiğimiz Yaşar Kemal; ilkeli, tavizsiz. "Vermem o zaman romanımı" diyor Başkut'a: "Başka gazeteye götürür, size borcumu öderim." "ROMANA ADIMI KOYMAM!" Araya Nadir Nadi giriyor ama Yaşar Kemal kararından dönmüyor. Durumdan Dünya gazetesinin sahibi Bedii Faik haberdar oluyor ve Yaşar Kemal'den romanı kendisine getirmesini istiyor.Romanı inceleyen Bedii Faik on gün sonra çağırdığı Yaşar Kemal'i uyarıyor "Böyle bir romana adını koymazsan çok pişman olursun!"Romana Yaşar Kemal imzasının konulmasında ısrar edenler cephesi biraz daha genişliyor böylelikle. Onlardan biri de Thilda Kemal. Uzun uzun tartışıyor Yaşar Kemal ile, o kadar ki kavgaya kadar varıyor iş.Sonunda ikna oluyor Yaşar Kemal. Ama gene de kararlı: "Romanımdan tek satır atmam!" Bedii Faik'ten bir telefon alıyor o günlerde. Faik, Cumhuriyet'in romanı basmayı çok istediğini, Doğan Nadi'nin Yaşar Kemal'in bütün şartlarını kabule hazır olduğunu söylüyor.Elinde "İnce Memed", Cevat Fehmi Başkut'a gidiyor Yaşar Kemal.Başkut soruyor: "Adını romana koyuyor musun, eşkıya?"Ve "İnce Memed", Yaşar Kemal imzasıyla Cumhuriyet gazetesinde tefrika edilmeye başlıyor.

    1955 yılında da iki cilt olarak yayımlanıyor.Refik Erduran ve Ertem Eğilmez'in kurdukları Çağlayan Yayınları'ndan çıkan "İnce Memed" kısa sürede tükeniyor.1956'da da sürüyor "İnce Memed"in başarısı. Seçici kurulunda Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Nurullah Ataç, Reşat Nuri Güntekin, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Suut Kemal Yetkin'in de bulunduğu jürinin oy çokluğuyla, Varlık Roman Armağanı "İnce Memed"e veriliyor. "İnce Memed"in dünya dilleriyle ilk buluşması 1957'de Bulgarcaya çevrilerek oluyor. 1959'da ise Rusça çevirisi çıkıyor. Bu çevirinin ardındaki isim Nâzım Hikmet. İngilizce çevirisini Edouard Roditi ve Thilda Kemal, Fransızca çevirisini ise Güzin Dino'nun yaptığı "İnce Memed" 1961'de İngiltere'de, ABD, Fransa ve İtalya'da yayımlanıyor.

    Ertesi yıl ise Almanca ve İspanyolca çevirileri çıkıyor. Çeviriler birbirini izliyor ve "İnce Memed", 40'ı aşkın dile çevriliyor. Körler için Braille alfabesiyle de yayımlanıyor. Bütün bu başarılarla birlikte giderek zorlaşıyor Yaşar Kemal'in hayatı. O kadar ki yıllar sonra "Keşke yazmasaydım dediğim kitaplarım arasında İnce Memed var" diyor üzülerek: "İnce Memed birden patladı. O zamana kadar, çok az roman çevrilmişti başka dillere. Hiçbiri de hiçbir ülkede tanınma olanağı bulmamıştı. İlk olarak 'İnce Memed' 'bestseller' oldu dünyanın birçok ülkesinde... İşte bu da benim canıma okudu. Ülkemde kanıma ekmek doğrayacak insanlar çoğaldı." İnce Memed yüzünden çekmedik sıkıntısı kalmayan Yaşar Kemal'in başına gelenler, kitabın filme çekilme öyküsünde de sürüyor.

    Bu, trajikomik anekdotlarla dolu upuzun bir hikâye aslında. 1965'teki Demirel kabinesinde Kültür Bakanlığı yapan Nihat Kürşat örneği bile her şeyi anlatmaya yetiyor tek başına. Kürşat, "İnce Memed"in film haklarını satın alan 20th Century Fox'a bir mektup yazıyor: "Eğer Yaşar Kemal'in filmini Amerikalılar çekerse Amerika ile ilişkimiz çok zarar görecek..."Bin bir badire atlatan ve sansür kurullarından asla geçmeyen filmi, Peter Ustinov 1984'te Yugoslavya'da çekiyor.. Film Amerika'da çok beğeniliyor, çok para kazanıyor. Ah bir de Türkiye'de oynasa...Hem o zaman filmin geliri Yaşar Kemal'in hesabına yatacak...Bakanlar Kurulu toplanıyor ve filmin oynanmamasına karar veriliyor. Ne var ki, filmin korsanının Türkiye'de çıkmasına engel olunamıyor; "İnce Memed" o yıl Türkiye'de en çok seyredilen film oluyor.

    Bakanlıktan ültimatom Memed'in öyküsünü 1987'ye kadar devam ettiriyor Yaşar Kemal. Toplam 4 cilt olarak tamamlıyor romanını."İnce Memed"in devamını yazarken çok uğraşıyor. İkinci kitabı yazmadan önce defalarca birinci kitabı okuyor. İstiyor ki romanın dili devam kitabında da aynı yapıda kalsın. Başarıyor da... Üçüncü kitabı yazarken de aynı kaygılarla başlıyor işe. Yine ilk kitabı defalarca okuyor. Ortak dil üç kitapta da korunuyor. Ama dördüncü kitapta bundan vazgeçiyor. Sonuçta daha olgun ve daha görkemli bir dil ile bitiyor "İnce Memed" efsanesi.Toroslar'dan Akdeniz'e uzanan Dikenliözü'ndeki Değirmenoluk köyünün İnce Memed'i...

    Feodalitenin baskısından bunalıp 'isyan bayrağını' açan, haklı isyanıyla bütün 'mecbur' insanların idolü olan Memed... Onun, herkesin özgür yaşadığı bir dünya özlemi... Düzene karşı çıkışının eşkıyalığı kadar uzanışı... Efsaneler, ağıtlar, halk hikâyeleri içinde dev bir roman kahramanı! O ince yapılı yoksul köylü çocuğundan dünyanın en bilinen roman karakterlerinden birini yaratan Yaşar Kemal'in 34 yıla yayılan bu unutulmaz romanı

    Alıntı- Yaşar KEMAL'in Hatıralarından
    ----------------------------------------------------------------------------
    ----------------------------------------------------------------------------

    Yaşar Baba Konuşur :
    ------------------------------------

    “Yaratıcılığın kaynağı üstünde düşünürken, orasını çok aydınlık, ışık içinde görüyorum. Orada çok umut görüyorum. Orada bizim yaşama bu kadar bağlanmamızın gizi var sanıyorum. O aydınlığa, o umuda tutunuyorum. Karanlığın yaratıcı gücü olabilir mi, diye soruyorum hep kendi kendime. Bizi bu dünyaya, bu yaşama böylesine bağlayan ne? Romanlarımda hep korkunun, korktuklarının üstüne yürüyen insanlar bulacaksınız. Ben hep korkunun, korktuklarımın üstüne yürürüm. Bu, benim huyumdur sanıyordum. Sonra öğrendim ki, çok insanın da huyuymuş. Yaratıcılığın kaynağına doğru, ondan beri de neye rast gelirsek… Yeni Sofokleslere, yeni Cervantes’lere, yeni Moliere, yeni Shakespeare’lere. O zaman dünyamız daha mutlu olacak.”

    “Bir karanlıktan gelip bir başka karanlığa düşüyorsak da bu çok çok acıysa da ben aydınlığın türkücüsüyüm. Ben bir karanlıktan gelip bir karanlığa düşüyorsam da ben aydınlığı gördüğümden, bu vazgeçilmez yaşam sevincini duyduğumdan dolayı doğaya minnettarım. Ya doğmasaydım, ya bu görkemli dünyayı yaşamasaydım ne olurdu? Hep birden, bir sevinç türküsü olup, dünyayı sevinç, kardeşlik türküleriyle doldurmalıyız. Yaşama minnetimizi her olanakta söylemeliyiz. Madem ki dünyaya geldik güzellikleriyle tadını çıkarmalıyız.”

    “İnsanların içindeki yaşama sevinci ölümsüzdür. Ben ışığın, sevincin türkücüsü olmak istedim her zaman. İstedim ki benim romanlarımı okuyanlar sevgi dolu olsunlar, insana, kurda kuşa, börtü böceğe, tekmil doğaya.”

    "Bir, benim kitaplarımı okuyan katil olmasın, savaş düşmanı olsun. İki, insanın insanı sömürmesine karşı çıksın. Kimse kimseyi aşağılayamasın. Kimse kimseyi asimile edemesin. İnsanları asimile etmeye can atan devletlere, hükümetlere olanak verilmesin.

    Benim kitaplarımı okuyanlar bilsinler ki, bir kültürü yok edenlerin kendi kültürleri, insanlıkları ellerinden uçmuş gitmiştir.
    Benim kitaplarımı okuyanlar yoksullarla birlik olsunlar, yoksulluk bütün insanlığın utancıdır. Benim kitaplarımı okuyanlar cümle kötülüklerden arınsınlar." (Ömrüm boyunca dinleyeceğim seni ama savaşmamın gerektiği yerde de savaşmayı senden öğrendim)

    İşte böyle büyük bir insan dı Yaşar Kemal.Sevgi dolu cesur ve asi yüreğiyle İçimizden biriydi.

    Bir Barış Savaşçısı,yoksulun,ezilenin,sömürülenin en yakın dostu,
    İnsanlığın,İnsan olmanın onurunu yaşatan bir değer Yaşar Kemal...

    “Türklerin en Kürdü, Kürtlerin en Türkü” demiş Sait Faik ve hediye ettiği kitabın kapağına böyle yazmış. O hiç bir zaman ırkçı olmadı. Olması gerektiği gibi oldu. “İnsan”dı onun için değerli olan, ırk değil.

    Haydi Hep birden, bir sevinç türküsü olup, dünyayı sevinç, kardeşlik,sevda türküleriyle dolduralım. Yaşama minnetimizi her olanakta söyleyelim. Madem ki dünyaya geldik güzellikleriyle tadını çıkaralım.Gerektiği yerde de Gerektiği gibi başkaldıralım...

    Memed atını dağlara doğru sürer ve o günden sonra Memed’den haber alınmaz.
    O gün bu gündür Dikenlidüzü Köylüleri, çift koşmadan önce çakırdikenleri ateşe verirler. İşte tam o günlerde Alidağ’ın doruğunda bir top ışık patlar, üç gün üç gece yanar durur.

    Okuduğunuz için teşekkür ederim...HOŞÇAKALIN...
    Öyle bir sessizlik ki benimkisi..
    Dışım sükut, içim kıyamet..
    Ne kimseye ses edecek tınım var, ne kimseye doğru yürüyecek dermanım..
    Almış yüreğimi gidiyorum..
    Ardımda kalan umut ve düş kırıklıklarımadır eyvahım...

    Birkaç Alıntı Bırakalım:
    --------------------------------------------

    Konuşan insan, öyle kolay kolay dertten ölmez. Bir insan konuşmadı da içine gömüldü müydü, sonu felakettir.
    --------------------
    İnsanlarla oynamamalı. Bir yerleri var, bir ince yerleri, işte oraya değmemeli.
    --------------------
    İnsanları sözleriyle değil, hareketleriyle ölç! Ondan sonra da arkadaş olabileceğin insanı seç. İpin ucunu bir verirsen ellerine yandığın günün resmidir.
    -------------------
    Zulme sessiz kalan bir gün zulme uğrar, haksızlığa karşı durmak insanın onurudur.
    -------------------
    Vicdanın karışmadığı iş yoktur. Hayır gelmez. İlle de vicdan...
    -------------------
    Insanlarla oynamamalı. Bir yerleri var, bir ince yerleri işte oraya değmemeli.
    ------------------
    Bir insan ne kadar korkaksa o kadar yüreklidir.
    ------------------
    Allah kulu kul yaratmış, kulu kimseye kul yaratmamış. Diretmeyen insan Allah'a karşı insandır.
    ------------------
    İnsan soyu canavar olmuş da bizim haberimiz yok...
    -----------------
    yürek bir sırça çiçektir. Bir kere kırılınca o çiçek bir daha öyle bir çiçek olur mu, olmaz.
    -----------------
    şu dünyaya kim bilir ne kötü, ne alçak, tanıyınca ne kadar utanacağımız insan gelmiştir, kim bilir?
    -----------------
    Dünyada her şey olmak kolay ama insan olmak zor .
    -----------------
    İnsanlara umut vermek iyidir de, o umudun altından kalkamamak kötüdür. Umudun ölmesi, insanın ölmesinden daha beterdir.
    ----------------
    Önce içindeki, yüreğindeki zinciri kopar, başkaldır. Sonra dünyanın bütün zincirlerini kır, tekmil kötülüklere başkaldır, iyilik getir.
    ----------------
    Dünyanın bütün kötülüklerine baş kaldır. Bazen senin iyiliğin başkasının kötülüğüne de olabilir. Kendi iyiliğine de baş kaldır..

    Zülfü Livaneli - Ince Memed Türküsü
    https://www.youtube.com/watch?v=zSSLdnTXqm0

    -------------------------------------

    Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek - Adnan Yücel - Yaşar Kemal'in Cenaze Töreni
    https://www.youtube.com/watch?v=tH5L4pYdc9M
  • Benim canım ailem sizi çok seviyorum sizin sayenizde mutlu oldum bunu yazmasaydım olmazdı...:D
  • Belki de bir çok şeyi yaşarken hic farketmedik öylece geldi geçti üstümüzden şimdi düzeltmeye çalıştığımız yasanmışlıklarımızın sadece küçük kırıntıları
    Oysa ne çok isterdim çocukça ve masum kalmayı hakkın adaletli terazisinde
    Hepimizin pişmanlıkları var elbet okuduğum kitap 5 pişmanlık dese de aslında 5 ten cok fazlaca
    * keşke bütün niyetleri kendi niyetim gibi saymasaydım mesela dostlar edinmeseydim evet bize dost ta gerek ama belki dostlarımız olmasaydı düşmanlarımız hiç olmayacaktı öyle ki bütün dostlarımız ilerleyen zamanlarda birer düşman potansiyelini oluşturuyor
    * keşke unutmam gerekenleri yada unutmak istediklerimi yaşamasaydım yada o kadar benimsemeseydim belki de şimdi bir çok keşke diye başlayan cümleler kurmak yerine yaşadıklarımın naifliğinden bahsederdim
    * keşke şehir şehir gezmek yerine bir şehrin müptelası olsaydım tıpkı şimdi şehr-i diyar istanbulda kız kulesine meftun olduğum gibi şehirler sevgili gibidir oysa guzel yürekler tek bir sevgili ister onlarcası sadece zaman kaybıdır
    * keşke okumayı daha küçük yaşlarımda sevseydim iyi bir edebiyatçı olacağımı düşünüyorum taa orta okul sıralarında yan sınıfın gözdesine şiirler dizeceğim diye kafa patlatmak yerine bu gunlerime tatli anilar bıraksaydım okuyarak daha cok okuyarak
    * keşke ilk aşık olduğumda aşkın böylesi yüce bir varlık olduğunu bilseydim umursamazlıklarım olmazdı ya da ardimda bir düzine ah ve gözyaşı oysa ne yanlışmış yaşadığımı sanmak meğer aşkı bilmezken yaşamıyormuşum bu yüzden keşke aşkı daha önce böylesine bilseydim yada duygularımı hal vurup harman savurmak yerine kiymetini bilseydim
    * keşke hep kendimden feragat etmeseydim birazcıkta kendimi yaşasaydım simdi bakıyorum da hic kendimi yaşamamış biriyim halende yaşamıyorum çünkü canımı bir guzel sevgilinin ışıklı gözlerinde bıraktım yani hala akıllanmadım
    * keşke keşke keşke bu keşkeler bitmez yazmakla yasamakla yada sitemkar olup dövünmekle en iyisi bütün keşkeleri yeni baştan yaşamak ama daha kudretli ve daha akıllıca
    Bunlar sadece bir kaçı daha yüzlercesini de yazardım lakin keşke yazmasaydım hatirlamak istemediklerimi hatırladım demek istemiyorum kalin sağlıcakla....

    Semavi
  • 304 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Aslında oturup 3-5 paragraf yazmaya çalışmam gerek çünkü kitabın puanı okumayanların ilk düşüncesini olumsuz etkiliyor. Ama şu an inceleme yazabilecek gücü bulamıyorum, ki hiçbir şey yazmasaydım da olmazdı.

    3 ay önce falan okudum. Az kitap okudum ama savaşı, aşkı, kaybetmeyi, hüznü, acıyı, yalnızlığı özellikle ayrıntıları ve duyguları en iyi anlatan, anlatan degil, o duyguların, olayların ve savaşın yabancısı değilseniz en güzel hissettiren kitaplardan biri bence.

    Ece temelkuran okuyanlar fark etti mi bilmiyorum ama sanki bir çocuğun gözünden bakıyor yazar. Ben baya sevdim bunu. Yani bir teknik gibi değil de, bir his gibi olmuş, doğal ve samimi bir çocuksuluk. Yazarın yapısı gereği muhtemelen.

    Hep hüzünlü ve sisli bir hava var kitapta.

    Aslında düşündüm de, hislerimi anlatamayacağımı fark ettim şimdi. Devam edersem şansımı zorlayıp yapmacıklığa kaçmış olurum.

    Siz ne yapın biliyor musunuz? Bu kitabı eleştiren incelemeleri dikkate almayın hiç. Puanının düşük olmasını da. Çok övenleri de dikkate almayın. Beni de. Bu kitabı listenize ekleyip satın alın. Okuyun. Okuyun ama. Pişman olmazsınız umarım. Zaten dediğim gibi yabancısı değilseniz severek okursunuz.

    *Hiç doyurucu olmamış. Gün gelecek ben de size doyurucu bir inceleme bırakacağım buralara...