• Kırılgan kızlar ya terk edişin soylu dağında bir münzevi olur, ya da hayata bir yerinden katılır ve içlerinde zaman zaman nöbetler halinde dışarı vuran bir sızıyla yaşamayı sürdürürler. ‘Yaşamıyor gibi yaşamak’ sanatının ustasıdır onlar. Bir keşiş, yedi yüzyıldır mağarasında konaklayan bir bilgeyle karşılaşmış dağda. “Güzel insan” demiş ona, “neden şuraya bir ev yapıp da rahat etmiyorsun?” “Hayat çok kısa” diye cevap vermiş bilge, “yerleşmeye değmez.” Mağlupların bir bilgeliğivardır. Dünyanın mağlupları, dünyayı yerleşmeye değer bir yer olarak görmeyenlerdir
    Kırılgan kızlar işte biraz da bunun için kırılgandır.
  • Gözlerinle dilin arasına girili uçurumu seviyorum.
    Kekeme özgürlüğünü seviyorum.
    Susuşundaki hıncı seviyorum.
    Kalbinde ülperen kışı seviyorum.
    Ellerindeki bilge zamanı denizi yağmurdan korunmaya çalışan çocukluğunu seviyorum. Alnın masamızda dört mevsime ufuk, dudaklarında titreyen zamanı seviyorum. Yürüyorsun ya kalabalık dönüp bir daha bakıyor kendine, boynunda çiçeklenen yedi rengi seviyorum.
    Her damlası ayrı bir hayat, ne bilsin yüzüne düşmeyen gözlerimdeki yaşı seviyorum.
    Beni uzaklaştırmaya çalışırken aklından geçenleri seviyorum.
    Kalbinden gövdene yürüyen utangaç karıncayı seviyorum.
    Sen nasıl menevişleniyor susunca ağzında, ağzından gelecek her sevinci, her azabı seviyorum.
    Gece ışıklarından topladığın O evler esrârını seviyorum.
    Susmanın da bir dili var elbet, teri yastığına sızan rüyanı seviyorum.
    Uyandığın sabahlardan başka bağım yok dünyayla odalara ömür veren gövdeni seviyorum.
    Yürümediğin sokaklar nasıl da göz göz bekleyişteki o mucizeyi seviyorum.
    Serçe parmağındaki lekedir yerim, kalabalığın uyumuna inat hayalin gerçeğe degdigi yeri seviyorum.
    Ölümdür en büyük zaman, bilmez takvim gezenler bir iç çekişte yanan hayatı seviyorum. Bizden büyük tanrısı yok yalnızlığın getirdiğin hevesi, götürdüğün imkanı seviyorum. Evlerdesin, dışarılar hüzün, eşyalar ayakta senden ayrılanı seviyorum, sana kavuşanı seviyorum.
    Uzun cümlelerle konuşuyor kalabalık bir sözcüğe sığdırdığın dünyayı seviyorum.
    O gölgeyim taş dibinde, bir çürüme bilinci hükmün yok bahçemde diyorum üstüme elediğin şefkati seviyorum.
    Dişlerimin arasında bir İshâk kuşu eğiyorum ya başımı çaresizliğime tuttuğum aynayı seviyorum.
    Bir gün bir kötü haber birimizden kalanın diline gelecek ilk sözü, Arayacağı ilk insanı ilk gece yapacağı her şeyi seviyorum.
    ŞÜKRÜ ERBAŞ - BÜTÜN ŞİİRLERİ-3 SY:50-52
    Şükrü Erbaş
    Sayfa 50 - Kırmızıkedi
  • Gözlerinle dilin arasında gerili uçurumu seviyorum
    Kekeme özgürlüğünü seviyorum
    Susuşundaki hıncı seviyorum
    Kalbinde ürperen kışı seviyorum
    Ellerindeki bilge zamanı
    Denizi yağmurdan korumaya çalışan
    Çocukluğunu seviyorum
    Alnın masamızda dört mevsime ufuk
    Dudaklarında titreyen zamanı seviyorum
    Yürüyorsun ya
    Kalabalık bir daha dönüp bakıyor kendine
    Boyunda çiçeklenen yedi rengi seviyorum
    Her damlası ayrı bir hayat;ne bilsin gözüne düşmeyen
    Gözlerindeki yaşı seviyorum
    Beni uzaklaştırmaya çalışırken aklından geçenleri seviyorum
    Kalbinden gövdene yürüyen utangaç karıncayı seviyorum
    Ses nasıl menevişleniyor susunca ağzında
    Ağzından gelecek her sevinci,azabı seviyorum
    Gece ışıklarından topladığın o evler esrarını seviyorum
    Susmanın da bir dili var elbet
    Teri yastığına sızan rüyanı seviyorum
    Uyandığın sabahlarda başka bağım yok dünyayla
    Odalara ömür veren gövdeni seviyorum
    Yürümediğin sokaklar nasıl da göz göz
    Bekleyişteki o mucizeyi seviyorum
    Serçe parmağındaki lekedir yerim
    Kalabalığın uyumuna inat
    Hayalin gerçeğe değdiği yeri seviyorum
    Ölümdür en büyük zaman
    Bilmez takvim gezenler
    Bir iç çekişte yanan hayatı seviyorum
    Bizden büyük tanrısı yok yalnızlığın
    Getirdiğin hevesi,götürdüğün inkarı seviyorum
    Evlerdesin
    Dışarılar hüzün
    Eşyalar ayakta
    Senden ayrılanı seviyorum
    Sana kavuşanı seviyorum
    Uzun cümlelerle konuşuyor kalabalık
    Bir sözcüğe sığdırdığın dünyayı seviyorum
    O gölgenin taş dibinde bir çürüme bilinci
    Hükmün yok bahçende diyorum
    Üstüme elediğin şefkati seviyorum
    Dişlerimin arasında bir İshak Kuşu
    Eğiyorum ya başımı
    Çaresizliğime tuttuğun aynayı seviyorum
    Bir gün bir kötü haber birimizden
    Kalanın diline gelecek ilk sözü
    Arayacağı ilk insanı
    İlk gece yapacağı her şeyi seviyorum
  • Bir keşiş, yedi yüz yıldır mağarasında konaklayan bir bilgeyle karşılaşmış dağda.
    'Güzel insan' demiş ona, 'neden şuraya bir ev yapıp da rahat etmiyorsun?'
    'Hayat çok kısa' diye cevap vermiş bilge, 'yerleşmeye değmez'.
    Mağlupların bir bilgeliği vardır. Dünyanın mağlupları, dünyayı yerleşmeye değer bir yer olarak görmeyenlerdir.
  • Dünya’yı omzunda taşıyan bir bilge adam;
    Gülünce yedi renk açardı yüzünde bahar,
    Lunaparka benzerdi benim babam.
    .
    Tomurcuklandığım dalımdı,
    Dağlara baş eğmeyen yanımdı,
    Bir tek onun ceplerinde, umut hangi çocuğun kapısını çalacak şıngırtısı arardım.
    Gerçi o inanmazdı benim çocukluk mucizelerime ama,
    Mahalleli çocuklara en güzel lolipopu, onun ayçiçeği gülüşlerinden yapardım.
    .
    -Babasız, insan kendini yoksul hissediyor.
  • Dünya’yı omzunda taşıyan bir bilge adam;
    Gülünce yedi renk açardı yüzünde bahar,
    Lunaparka benzerdi benim babam.
    Tomurcuklandığım dalımdı,
    Dağlara baş eğmeyen yanımdı,
    Bir tek onun ceplerinde, umut hangi çocuğun kapısını çalacak şıngırtısı arardım.
    Gerçi o inanmazdı benim çocukluk mucizelerime ama,
    Mahalleli çocuklara en güzel lolipopu, onun ayçiçeği gülüşlerinden yapardım.
    .
    -Babasız, insan kendini yoksul hissediyor.-