''Düşmanından nasıl intikam alırsın? İyi ve dürüst bir adam olarak.''
Zira iyi ve dürüst biri olduğunda ve kendi durduğun yere güvendiğinde artık düşmanın da olamaz. O kendini senin düşmanın sanabilir, ama aslında senin için değildir. Yanımızda daima gerçeği taşıdığımız sürece, ne yaptığımızı bildiğimiz ve bu bildiğimizi de kendimize dürüstçe söylediğimiz sürece kim bizi incitebilir? Bilmediğimiz bir şeyi bize kim söyleyebilir?
Bir keresinde özgürlüğü verilen bir köleyi gördüğünde ''Sanki bugünden itibaren bu adam bir öğretmen, bir matematikçi ya da müzisyen olacakmış gibi sevinmek de neden? Bütün bunlar hakkında hiçbir eğitimi yok. Tek başına birini özgür bırakmak onu bir dalın uzmanı yapmıyorsa, özgür de bırakmıyor demektir.'' der.
Fakat bunda yüzyıllardır değişen bir şey var mı? Bilgi burada, bilgi önümüzde, bazen çoktandır içimizde, ama biz ona ulaşmak istemeyiz. Güç gelir. Çok çalışmak gerektirir. Bir şeyi anlamaya çalışmak yeri gelir sırtında çuval taşımaktan daha beterdir. Vazgeçeriz. Pes ederiz. Ya da zaten hiç yeltenmeyiz.
“Yalakaların eline düşmektense kargaların eline düşmek yeğdir. Yalakalar insanı canlıyken yerler.” Böyle der Diyojen ve şan şöhreti de zenginlikle aynı kefeye koyar.İyi bir aileye doğmuş olmayı,ünü ve o tür her şeyi reddeder.Bunları ahlaksızlığın süsleri olarak görür.