Annemle babamı düşündüm.Onlar birbirlerine aşık falan değildi. Bir zamanlar öyle olduklarına delalet eden bir şeye de rastlamış değildim. Ara sıra hırgür yaşasalar da iyi kötü geçinip gidiyorlardı işte. Gündüzleri av avlayıp kuş kuşluyor, geceleri mağaralarına çekilip dinleniyor ve boş zamanlarında bir de potansiyel seri katil büyütmek suretiyle boy boylayıp soy soyluyorlardı.
Bamya ha? Bana ha? Sanki sana ne pişireyim diye sorduğunda Hatice ablaya bamya olmasın da ne olursa olsun, dememişim gibi, sanki o da bana akşam yemeği için karnabahar ve peynirli makarna sözü vermemiş gibi, sanki hiç sevmemişiz gibi...Soğukkanlılığımı kaybetmemeye gayret ederek düşündüm bunun anlamı nedir diye? Hatice abla bana ne anlatmaya çalışıyordu? Gerçekten seviyorsam onun elinden zehir olsa reddetmemem gerektiğini mi, kadınlara asla güvenilmeyeceğini mi, patronun kendisi olduğunu mu? Yoksa aklınca şaka mı yapıyordu? Bu soruların içinden çıkmama imkan yoktu. Sessizce bandım ekmeğimi kıymalı hayat dersine.
İskenderiye'de, günah işleyemeyecek kişilerin, bir kere günah işleyip de tövbe edenler olduğu söylenir; bir yanılgıdan kurtulmak için, diye ekleyebiliriz, önce ona düşmüş olmak gerektir.