• Tarihin nispeten ileri dönemlerinde insanlar, deyim yerindeyse, doğal ahlaki toplumdan yeni bir toplum biçimine, hukuki-siyasal topluma geçmişlerdir. Hukuki-siyasal toplum derken kastettiğimiz, bir toplumun üyelerinin belli bir egemen gücün yönetimi altında birbirleriyle aynı zamanda hukuki ilişkilere girdikleri, bu egemen güç tarafından yasalara uymak suretiyle yaşadıkları toplum biçimidir.
  • Allah’ın cinsiyeti erkek…

    – Peki sizce Kuran’daki Allah’ın cinsiyeti nedir?

    – Allah’ın cinsiyeti erkek. Bu ataerkillikten kaynaklanıyor. Örneğin Sümer’in ilk dönemlerinde anaerkillik vardı. İlk zamanlar Tanrıçalar çok fazlaydı. Sonra yavaş yavaş onların yerine Tanrılar geçiyor. Sadece aşk Tanrıçası İnanna’yı, bir türlü atamıyorlar kültürlerinden. Sümerler’in yanı sıra Tevrat’ta ve Kuran’da da geçiyor İnanna’ya ait hikâyeler. Bugünlerde Tevrat’ta İnanna’nın izini sürüyorum, yeni bir kitap çalışması için.

    Tevrat’ta Hezekie 16/3 ile 43 Bölümü’nde geçen ilginç bir hikâyeye rastladım. Size de anlatayım: Tevrat’ta Yahve (Yehova), yani Tanrı diyor ki: “Seni ben kırda henüz göbeğin kesilmeden kanlar içinde atılmış olarak buldum. Seni aldım, yıkadım, seni güzelleştirdim, yetiştirdim, bilezikler taktım, ipekli elbiseler aldım. Üzerine eteğimi attım ( Bu deyim İsrail dilinde cinsel ilişkide bulunmak demek ). Seninle bir anlaşmaya girdim. Sonra senin güzelliğin diğer milletler arasında yayıldı. Sen Babillere kadar gittin fahişelik yaptın…”
    Önce ben bu yazılanların ne demek olduğunu anlayamadım. Daha sonra düşününce burada anlatılanlar Sümer’in aşk Tanrıçası İnanna ya ait, dedim. Burada bereket tanrıçasını İsrailliler arasında atma çabası görülüyor. Bunun tefsirini bir de hahama sordum. O da sözüm ona Allah İsrail’i o halde bulup almış büyütmüş de sonra O Allah’a kötülük yapmış, şeklinde tefsir ettiler. Ama biz İnanna’nın öyküsü olduğunu biliyoruz Sümer tabletlerinden. Bunu ilk kez size anlatıyorum...
    Muazzez İlmiye Çığ
  • Cin'de, MÖ 1000 yılın başından itibaren bronz ayna kullanılıyordu. An­cak günümüzde bıle, Çinliler şu öykü­yü anlatmayı çok severler: Bir köylü kadın şehre giden kocasından bir tarak ister ve unutmaması için yükselen yeni aya benzeyen bir şey alacağını hatırla­masını söyler. Ancak dalgın koca bir şey alması gerektiği hatırladığında dolunay olmuştur ve bir ayna alır. Ayna­yı alan karısı kızar ve 'Ne cesaretle evebir kuma getirirsin! Hem de bu kadar çirkinini!' der. Halk arasında aynanın ruhları gö­rünür hale getirdiğine inanılırdı. Gü­nümüzde bile, yine belirli bir şekilde tutulduğunda sırtında değişik motifler görülebilen 'sihirli aynalar' vardır. Es­ki bir metne göre bunlara güneş ışığı vurduğunda çiçekler, ay ışığı vurdu­ğunda tavşan görünür. En iyi sihirli aynaların bir zamanlar Orta Çin'in Yang-zhou şehrinde ve özellikle de 5. ayın 5. gününde (bayram günlerir) ya­pılan aynalar olduğu söylenilirdi. Bu­dist rahipler bu aynaları inananlara ye­niden doğduklarında alacakları görünü­ mü göstermek için kullanırlardı. Birkişinin sihirli aynaya bakıp, kendi yü­zünü tanıyamaması ölümünün yakın olduğuna alamettir. Rüyada koyu renk­li bir ayna görmek uğursuzluktur; an­cak parlak bir ayna görmek iyiye ala­mettir. Bir erkek ayna bulursa, yakında iyi bir eş bulacağına işarettir. Kendisine ayna hediye edilen bir er­keğin, yüksek devlet kademesine erişe­cek bir oğlu olacak demektir. Bir bronz ayna (tong Jing) ve ayakkabı (xie) resmi çok uygun bir evlilik hediyesi­dir: Çiftin beraber (tong) ve uyum (xie) içinde bir hayat geçirecekleri anlamını taşır. 50 Birçok öyküde rastlandığı gibi, evinden uzun süre ayrı kalmak zorunda olan erkek aynayı ikiye kırar; eşler bi­rer parçasını saklar. Böylece, ayrılıkla­rı ne kadar uzun süreli olursa olsun, her zaman birbirlerini tanıyabilecekler­dir. Eşlerden biri ihanet ederse, ayna­nın bir parçası bir saksağana dönüşüp uçarak uzaklaşır 'Kırık ayna yeniden yuvarlak olduğunda,' eşler birbirlerıne kavuşmuş demektir. Metal aynalar zamanla kararırdı ve aynayı parlatması için usta çağrılırdı. Ancak halk arasında, 'aynayı parlatmak' kadın cinsel organlarını ellemek anla­mına gelir, ayrıca aynı deyim lezbiyen ilişkilere de bir gönderme olabilir.
  • Mücadele burjuva toplumu üyeleri arasında değil, bu toplumun üzerine temellendiği toplumsal kurgular arasında olmalıdır. (sf. 45)

    Zorbalık toplumsal kurguların işidir, onları temsil eden insanların değil. Onlar yalnızca, deyim yerindeyse kurguların bize zorbalık uygulamak için kullandığı araçlardır. Tıpkı bıçağın katilin kullanabileceği bir araç olması gibi. Ve siz elbette bıçakları ortadan kaldırarak katilleri yok edebileceğinize inanmıyorsunuz... Bakın; tüm dünyada sermaye sahibi büyük para babalarının hepsini ortadan kaldırın, ama sermayeyi yok etmeyin. Hemen ertesi gün sermaye, başka ellere geçerek, yeni mülk sahipleri kanalıyla zorbalığını uygulamaya devam edecektir. (sf. 50)

    (Can Yayınları, Nisan 2018, 6. baskı - Işık Ergüden çev.)
  • 212 syf.
    ·10/10
    Pala kelimelerle oynamaya bayılıyor. Bu kelime bilgisinin eğlenceli ve öğretici bir yapıt haline dönüştüğü hali de “İki Dirhem Bir Çekirdek”

    Eser, 99 tane deyimin kısaca nasıl oluştuğunu, ne mânâda kullanıldığını anlatıyor; hangisinin bugün doğru ya da yanlış şekilde telaffuz edildiğinden bahsediyor. Kitap boyunca günlük hayatta farkında olmadan çokça kullandığımız, hatta bazen dilimizin döndüğü şekilde değiştirdiğimiz deyimlerin derinine iniyoruz. Sıklıkla kullandığımız ya da günümüzde artık unutulmaya başlamış deyimlerin kökenlerini bazen ibret alarak bazen kahkahalarla öğreniyoruz. Bu şekilde aslında kültürümüzle ve tarihimizle yeni yeni bağlar kurmuş oluyoruz.

    Deyimler ve atasözleri sözlüğünü muhakkak bilirsin, bu eser daha özelleşmiş 99 deyimlik bir sözlük aslında. Ancak yalnızca deyimlerin anlamlarını vermekle kalmıyor; çıkış hikâyeleri, yanlış ve doğru kullanımları gibi çoğunlukla bilinmeyen, es geçilen yönlerini de ele alıyor. İçerisinde anlatılan deyimlerden bazıları şunlar: Bulgurlu’ya gelin gitmek, çizmeyi aşmak, avcunu yalamak, fertiği çekmek, pabucu dama atılmak, keçileri kaçırmak. Biz de şimdi bu kitaptan seçtiğimiz bazı deyimlerin ortaya çıkış hikâyelerine kısaca bakalım, daha fazlası için seni kitaba havale edelim.

    “Ağzından Baklayı Çıkarmak” deyiminin hikâyesi; küfürbaz olduğu için utanıp bu huyundan kurtulmak isteyen bir adamdan bahseder. Şeyh Efendi’den yardım dileyerek derviş olma yoluna sapmak ister. Şeyh Efendi de gayet istekli gördüğü bu adamı küfürbazlıktan kurtarmak için, ağzına bakla yerleştirir. Bir gün Şeyh ile müridi yolda yürürlerken sinir bozucu, münasebetsiz bir durumla karşılaşırlar. A’sâbı bozulan Şeyh Efendi, “Ulan derviş, çıkar ağzından baklayı!” der.

    “Ölür müsün; öldürür müsün?” deyimi hacdan dönen bir adamın güldüren hikâyesini anlatır. Adam hacdan dönerken köyün ağasına güzel bir hediye almak ister. Düşüne düşüne kendisine ne aldıysa ağasına da ondan almaya karar verir ve kefenlik bez ile zemzemde karar kılar. Ağanın kâhyası bu duruma sinirlenerek hediyeleri kabul etmek istemez, daha sonra adamın ısrarı üzerine alıp ağaya götürür. Ağzından şu sözler dökülür: “Ağam! Sersemin biri Hicaz’dan size kefenlik bez ile gasil suyunuza katılmak üzere zemzem getirmiş. Şimdi ölür müsünüz; öldürür müsünüz?”

    “Tası tarağı toplatmak” deyimi ise, dilenerek zengin olan Bağdat’lı Abbas’ın tebessüm ettiren hikâyesine dayanıyor. Abbas bir gün hamamda yıkanırken ondan dilenciliği öğrenmek isteyen bir sefil çıkagelir. Abbas yağlanıp ballanınca şevke gelir, “Dilenciliğin başlıca üç kuralı vardır; kulağına küpe olsun. Bir, her nerede olursa olsun istemeli. İki, her kimden olursa olsun istemeli. Ve üç, her ne olursa olsun istemeli” diye ders verir. Ders alan adam oracıkta Abbas’tan dilenmeye başlar. Abbas şaşırır, “Burası hamam, burada dilencilik mi olur?” deyince ilk kuralı hatırlatır adam. Ardından “Ben de dilenciyim.” itirazına ikinci kuralı yapıştırır. “Sana ne verebilirim, bir tasım bir tarağım var.” diyen Abbas’a bu kez üçüncü kuralla cevap verilir. Adam tası tarağı alıp hamamdan çıkar gider. Bu olaydan sonra dilenciği bırakan Abbas şöyle der; “Tası tarağı toplattık! Gayrı bizden bu işler geçmiş.”

    Son örneğimiz, sık sık kullanmama rağmen üzerine hiç düşünmediğimi fark ettiğim bir deyim: “Püf noktası”. Eski zamanda uzun yıllar çömlek ustasının yanında çalışmış bir çırak, kalfa olup kendi dükkânını açmak ister. Ancak konuyu ne zaman ustasına açsa, “Sen henüz bu işin püf noktasını öğrenmedin.” cevabıyla karşılaşır. Bir müddet sonra sabrı taşar ve gidip kendi dükkânını açar. Ancak umulmadık bir şey karşısına çıkar, yaptığı testiler, çanaklar-çömlekler yer yer çatlamaktadır. Bir türlü bu işin sebebini anlamayınca ustasına gider ve durumu anlatır. Usta eski çıraktan tezgâhın başına bir testi çıkartıp şekil vermesini ister. Çırak merdaneyi döndürüp çamura şekil verirken usta zamanla testiyi çatlatacak olan bazı hava kabarcıklarını “püf püf” diye üfleyerek patlatıp giderir. Böylece çırak mesleğin püf noktasını öğrenmiş olur. O zamandan beri her sanatın ustalık ve maharet gerektiren incelikli kısmına “püf noktası” deniliyor.
  • Havanın yüzünde bir kırlangıç sürüsü
    Ve yabanıl ak atlar doludizgin
    Bu sabah, bu sabah öylesine güzel ki
    Bu sabah yağmur yağacak
    Bu sabah gün açacak
    Bu sabah tekmil tomurcuklar patlayacak
    Bahar patlayacak
    Köpükler, bulutlar patlayacak
    Özlemlerin en güzeli, tozlu bir özlem
    Topraktan yeni çıkarılmış
    Üç bin yıllık yunan şarabı
    Atların kara gözleri
    Ve ben kederden geberiyorum
    Tam yalnızlıktan gebermenin de sırası
    Senin ellerin güzel
    Bir damla duman ovanın üstünde
    Bir damla ak bulut, altına batmış,
    Yeşile batmış
    Bir damla sıcacık, bir damla ışıltı
    Sımsıcacık tutuyorum
    Sımsıcacık tutuyorum bir şeyi
    Önüme bir adam çıkıyor
    Amma da kocaman gözleri var
    Amma da çok ağlamış
    Amma da çok çiçek açmış
    Amma da çok yüreği,
    Amma da çok yüreği sıcak
    Amma da çok yalnızlıktan geberiyor
    Amma da çok mavi tutuyor
    Bir avucunda öylesine bir mavi ki,
    Amanallah bir mavi ki,
    Bir top, bir yumak mavi ki,
    İşte o kadar
    Marlin Monronun gözleri
    İşte o kadar
    Marlin Monronun gözleri
    İşte o kadar
    Köpoğlu köpekler, zalimler, domuzlar,
    Adam olmazlar, kan içiciler,
    Kefen soyucular,
    Açların gözbebekleri,
    Darağaçları kadar iğrençler
    Sevmemiş, ama hiç hiç hiç sevmemiş,
    Sevilmemişler…
    Marlin Monronun gözleri
    işte o kadar
    Duru bir denize benziyordu der miyim
    Bir alaca şafağa,
    Seher vaktinde çiçeklere,
    Aydınlk bir akar suya benziyordu
    Der miyim,
    Kederden çıldırıyordu,
    Utançtan kahroluyordu
    Der miyim
    Marlin Monronun gözleri
    İşte o kadar
    İşte o kadar
    İşte o kadar köpoğlu köpekler
    Yağmur yağacak, yağmur yağacak
    Güneş açacak, gece olacak, bahar gelecek, kar yağacak,
    Sıcaktan kavrulacağız
    Yağmur yağacak,
    Bir yağmur yağacak
    Havanın yüzünde delişmen bir kırlangıç sürüsü
    Senin ellerin ne güzel
    Tuttum mavisini toprağa çaldım,
    Tuttum mavisini denize attım,
    Tuttum mavisini bahara vurdum,
    Tuttum mavisini güneşe verdim,
    Tuttum mavisini,
    Tuttum mavisini ak bir atı nalladım
    Tuttum mavisini ağaçlara fırlattım
    Dünyanın bütün ağaçları,
    Dünyanın tekmil bulutları,
    Dünyanın tekmil güneşleri,
    Dünyanın tekmil
    Yaaa, dünyanın tekmil insanları
    Senin ellerin ne güzel
    Sarı çiçek sarvan kurmuş oturmuş
    Bir nergis ovası Çukurovada
    Bir nergis ovası Çukurovada
    Bir nergis ovası
    Bir nergis
    Her yıl böylesine açar
    Sonra birdenbire yağmur durdu, bu ne hal
    Toprak kuruyuverdi
    Toprak çatlayıverdi
    Bir adam çıktı karşıma, dudakları çatlayıvermiş
    Sarı bulaşmış saçına
    Rüzgâr bulaşmış,
    Kırmızı bir yağmur bulaşmış
    Bir tomurcuk yağmur
    Çok ötelerde bir yıldız ışılıyordu, uzak mı uzak
    Geldi ayağının dibine düşüverdi,
    Tozu dumana katmış geliverdi
    Uğnuunup geliverdi
    Bir turna sürüsü, Marlin Monronun gözleri,
    Marlin Monronun gözleri
    Marlin Monronun gözleri
    İşte o kadar
    Siz şapka da giyiyorsunuz
    Hem de şapkanız o kadar güzel ki,
    Vallahi de güzel billahi de
    Siz ne güzel yemekler yiyorsunuz
    Siz bulutlara bakıyorsunuz
    Siz kapıları açıp kapatıyorsunuz
    Ne güzel
    Siz uzun kısa adımlar atıyorsunuz, değil mi
    Sahiden ne güzel
    Oğlunuz kızınız var mutlu mu mutlu
    Yağmur altında da dolaşırsınız, ben bilmez miyim
    Omuzlarınıza kar da düşer, ben bilmez miyim
    Bilmez olur muyum
    Boyunbağınız öyle bir oturdu ki yerine
    Bu sabah aynada gördüm
    Ben bu aynayı kırmayacağım
    Deli misiniz be
    Bu ayna türkü söylemesini bilir
    Uçak olur uçar,
    Tren olur, tren, uçsuz bucaksız ovalardan geçer
    Hem de ıssız, hem de kimsiz kimsesiz
    Hem de dumanı var
    Hem de dumanı gelir yarı aç yarı tok, yarı yer altında,
    Yarı yer üstünde bir köyün üstünde durur kalır.
    Hem de hiç utanmaz
    Utanmaz oğlu utanmaz
    Bu aynadan bir atom bombası olur ki
    Bir atom bombası
    Bir atom bombası
    Öyle bir atom bombası ki
    Bomba derim sana
    Bir dudağı yerde
    Bir dudağı gökte
    Bir atom bombası ki
    At kuyruğu gibi dökülüyor ışık
    Öyle değil mi
    Ulan köpoğlu,
    Ulan adam azgını
    Neyinle öğünüyorsun
    Neyinle öğünüyorsun
    Neyinle neyinle, neyinle ulan iki gözü çıkası
    Arkana bir dön baksana
    Daha dün değil mi
    Bu aynadan bir atom bombası olur ki
    Siz yapmazsanız ben yaparım
    Alimallah bu aynadan bir atom bombası dökerim ki,
    Bir atom bombası
    Ama ne atom bombası
    Göz açıp kapayıncaya kadar, şu bizim allı dünya pullu dünya
    Hani tomurcukları açardı ya
    Her bahar deniz gibi köpürürdü bahardı
    Hani denizi bahar gibi
    Göz açıp kapayıncaya kadar
    Bir varmış, bir varmış bir varmış, bir varmış
    Size diyorum bir varmış, size diyorum bir varmış
    Bu aynadan bir atom bombası dökerim
    Alimallah dökerim
    Öğündüğü şeye bak itimin
    Öğündüğü şeye bak
    Öğündüğü şeye bak
    Sus ulan, sus ulan, sus ulan yılancıklar çıkarası
    Ulum ulum ulası
    Sus ulan
    Sus ulan hürriyet için, sus ulan hürriyetimiz için
    Hürriyet de de dur orada
    Siz hiç utanmıyorsunuz
    Ben sizi hiç sevmiyorum
    Siz hiç utanmıyorsunuz
    Ben bu aynadan bir de ak bir kuş dökebilir
    Güvercin sandınız değil mi
    Avcunu yala tatarağası
    Ağzına bir de yalancı zeytin dalı veririm sandınız değil mi
    Ben bu aynadan daha çok şey yaparım
    Üstümüzdeki gökyüzünü alır götürürüm
    Üşümem deyin haydi
    Haydi bakalım
    Senin ellerin ne güzel
    Altınızdaki toprağı da alır götürürüm ha
    Bana mı ne
    Vay namuzsuz vay
    İşte bunu bilmiyordum
    Marlin Monronun gözleri
    İşte o kadar
    Bakın ben bu aynadan…
    Söylemem, çatlayın, patlayın
    Söylemem işte.
    Bana bakın, ben hiçbir şey söylemem
    Birisi ne diyordu geçende
    Dünyanın bütün adamları, yani sözüm ona insanları
    bir insan olsa… Bir tek kocaman insan.
    Ne olurdu
    Ne bileyim ben
    Ne yaparlardı
    Ne mi yaparlardı
    Durun azıcık düşüneyim
    Ben bu aynadaaaan… hıııım…
    Durun durun azıcık düşüneyim.
    Sen ellerin ne güzel
    İşte o kadar canım efendim
    Güzel sultanım
    Ne darılıyorsun
    Sana bir şey demedim ki
    Kızdırma kafamı
    Bir eline ak bir gül veririm
    Bir eline de ayna
    Gül oyna sevdiğim gül oyna
    Bir eline bir kedi yavrusu
    Yeni doğmuş,
    Daha ıslak ıslak
    Bir eline… dur azıcık düşüneyim…
    Amma da acelecisin güzelim…
    Bir eline bir eline
    Bir elinde kedi yavrusu
    Ben bu aynadan atom bombası yaparım
    Bir eline
    Ben bu atom bombasını
    Bir eline…
    Birdenbire aklıma ne geldi biliyor musunuz
    Nerden bileceksiniz
    Durun bir bir söyliyeyim size
    Ne geldi aklıma biliyor musunuz
    Gidip bir akar suya...
    Su pırıl pırıl,
    Su aydınlık olmalı
    Su, bizim Savrun suyu gibi güneşli,
    Dibine Kur’an düşüşünde okunmalı
    Gidip yüzümü bir iyice yıkamalıyım
    Birinde, bir yaz günü ben bir yolda yürüyordum
    yol çok tozluydu
    Baktım yolda bir karartı
    Ne olacak bir hasta kız çocuğu karartısı
    Nerede olacak, tabii Çukurovada
    Bombay dolaylarında öylesi ne gezer,
    Arabistan çölünde de aramayın
    Canım başka yerde ne ararsınız
    İşte bizim Çukurovada
    Çukurova yıldızlıdır
    Siz azıcık şişiriyorum sanacaksınız
    Hiç de değil
    Çukurovada yıldızdan gökyüzü gözükmez
    İnanmıyor musunuz
    Haydin siktirin,
    Haydin cehennem olun
    Hangi taş büyükse gidin başınızı ona vurun
    Bizim Çukurovada toprak bire kırk, bir elli verir
    Amerikada, Amerika çok büyük bir yermiş, çok çok
    Merhametli adamları varmış
    Ne bileyim ben bize öyle söylüyorlar
    Çok iyi adamları varmış
    Benim bu işlere aklım ermez
    Vebali günahı söyliyenin boynuna
    İşte bu Amerika toprağı da tamı tamına bizim
    Çukurova toprağına benzermiş
    Onlar bire yüz veren topraklarının ürününü denize
    Dökerlermiş
    Benim bu işlere aklım ermez
    Elimin üstünde sinek gibi aydınlık
    Şimdi birden aklıma bir karanlık geldi
    Sert, granit gibi bir karanlık mı desem
    Her neyse iki gözüm
    Bu kız çok hastaydı
    Bu kız sıtmadan titriyordu
    Bu kız öldü ölecek
    Ekin tarlaları sapsarıydı
    Güneşe batmış
    Kız tozlu yola upuzun yatmıştı
    Terli elleri çamur içindeydi
    Toz bulaşmış olacak
    Yani tozdan olacak
    Sonra çok titriyordu
    Ben hemen bildim, kız sıtmalıydı
    Sonra anası geldi, kızın başucuna oturdu
    Kız gerindi gerindi, bacaklarını uzattı
    Yolun tozlarına belendi
    Sonra kaskatı kesildi
    Bu kızın gözleri
    Yüzü hep gözdü
    Ne alın
    Ne kırmızı nar gibi dudak, yani narçiçeği gibi
    Ne yanak, ne çene, ne diş
    Belki ak dişleri ışılıyordu
    Aklımda kalmamış
    İşte koskocaman iki göz
    Hem de kapkara, derin, yalım karası gibi
    Siz hiç kapkara ateş gördünüz mü
    İnanmıyor musunuz
    Haydin cehennem olun
    Bizim Çukurovada vardır
    İsterseniz gidip görün
    Haydin cehennem olun
    Bu kızın gözleri
    İşte o kadar
    Avcunuzu yalayın efendiler
    Size yoksulluktan söz açar mıyım
    Ben usta sanatçıyım
    Öyle tongalara basar mıyım
    O kızın kara gözleri
    İşte o kadar
    Siz her sabah sıcak suyla yüzünüzü yıkarsınız
    Bazılarınız da soğuk suyu sever
    Ben sizi bilmez miyim
    Bunca yıl içinizde yaşadım
    Ekmeğinizi yeyip suyunuzu içtim
    Bir kahvenin kır yıllık hatırı vardır
    Ben bunu bilmez miyim
    Ben nankör müyüm
    Ben yemek yediği sofraya bıçak sokan mıyım
    O kızın gözleri işte o kadar
    Siz asfalt yolda yürürsünüz, sonracığıma virtrinlere
    Bakarsınız, çocuğunuzu elinden tutarsınız
    Saçlarını okşadığınız da olur
    Öyle değil mi
    Karınızı öpersiniz
    Yalan mı
    Yapmayın demiyorum ki
    O kız var ya, hani doktor bulamamış da yolun ortasına
    Boylu boyunca serilip ölmüştü
    İşte o kızın anası başucuna oturmuş kızın
    Ağıt söylüyordu
    Bu ağıt ne işe yarar mı diyorsunuz
    Ben ne bileyim, ben yedi tûla sahibi miyim
    Ben âllame miyim, ben büyücü, ben kahin miyim
    Onun bunun gibi bir vatandaşım
    Çok merak ediyorsanız gidin ona sorun
    Kızının başucuna oturmuş sallanarak ağıt söylüyor
    Dünden beri de ağzına bir lokma koymadı
    Sesi de yanık mı yanık
    Yürek koymuyor insanda
    Ben böylesi seslere dayanamam,
    Yüreğim götürmez
    Sahiden çok merak ediyorsanız gidin siz kendisine sorun
    Sahiden ne işe yarıyor şu ağıt
    Allaşaşkına gidin sorun
    O kızın gözleri
    İşte o kadar
    Anasının gözleri
    İşte o kadar
    Gözleri daha çoğaltırım sandınız
    Beyler, paşalar, nah, aldandınız
    Beyler, ağalar
    Marlin Monronun gözleri tamam
    İşte o kadar
    Neyinize yetmez ölü kurbağa suratlılar
    Muşmula soylular
    Siz olmuşsunuz
    Bana bakın açtırmayın ağzımı
    Siz, siz, siz…
    Ulan deli ediyorsunuz be adamı
    Haaa, senin ellerini unuttum, senin ellerin çok güzel
    Uzun, ince, beyaz, kuğu tüyü gibi
    Ben, insanın ellerini severim
    Siz de mi seversiniz
    Etmeyin eylemeyin
    Eskiden olsa inanırdım, şimdi mi,
    Geçti o günler tosunum
    Ben o aynadan var ya atom yaparım,
    Atomdan ağaç yaparım, sonra da uzay yaparım,
    Ağaçtan su yaparım,
    Sudan ne mi yaparım,
    Sudan da bir nakışlı peri böceği yaparım
    Peri böceği insanların en yakın arkadaşıdır
    Ama ben aynadan atom yaparım
    Çiçek yaparım
    Bin yıllık sürecek bir bahar yaparım
    Öyle sembolik falan değil canım
    Düpedüz bahar işte
    Yağmurlu, ıslanmış çiçekle
    Sonra genç insanlar birbirleriyle çok yatarlar baharda
    Ben bu dünyada genç insanların biribirleriyle
    Yatmaları kadar güzel bir şey görmedim
    Müthiş gerinirler
    Sonra böcekler de çiftleşirler
    Görmedim ama, mutlaka onlar da, deli gibi geriniyorlar,
    Tattan çatlayacak gibi oluyorlardır
    Hani İzmirde olgun, kocaman ballı incirler sarkar dallardan
    Hani sapsarı
    Hani tattan yarılmıştır
    İşte cümle mahlukatın gençleri böyle çiftleşirler
    Atların burun delikleri
    Bir de sağrıları
    Arıların, kelebeklerin kanatları
    İnsanların bellerinin orta yeri titrer
    Başka yerleri de titrer ama
    En çok belleri titrer
    İşte böyle adam gibi, bin yıl sürecek bir bahar yaparım
    Ben gönlü güzel, gönlü gani kişiyim
    Düpedüz adam gibi bir bahar
    Aynadan atom, atomdan su, sudan deniz,denizden kuş, kuştan solucan, solucandan adam, adamdan ateş, ses yaparım rüzgâr da yaparım, koku da… Gönlünüz ne isterse onu yaparım.
    Kürk manto ister misiniz
    Ciddi söylüyorum
    Siz alay ediyor sanıyorsunuz ya…
    Marlin Monronun gözleri
    İşte o kadar
    Anası başucuna oturmuş, şimdi hiç kımıldamıyor, ağıt yakmayı unutmuş
    Bir şey mi söylediniz kadına
    Ayıp ayıp
    Çok ayıp etmişsiniz
    Az daha unutuyordum,
    Bir de ne vardı, ben bilmem ki onları, hani çok yüksek bir ilim… Gene alay ediyor sanacaksınız… Bilmem alay edilir mi
    Vallahi büyük saygım var
    Hani o fiyat teorisi var ya… Matematiğin ekonomisi…
    Bir de o vardı işte, çok saygıdeğer… Bizi adam eden
    Kim yaptı atomu, kim öğünüyor, kim gitti uzaya, kim öğünüyüor
    Bu işlere karışmak kıl-ü kali muciptir
    Yüksek matematiktir ve de bilimdir
    Dilinin altındakini biliyoruz diyeceksiniz
    İki milyar aç, iki milyar ekmeksiz
    İftira ediyorsunuz,
    Yalan söylüyorsunuz,
    Hiç öyle bir niyetim yoktu.
    Siz bu laflara çok alışıksınız, duya duya kulağınızda
    Çan bitmiştir, kocaman kilise çanları
    Benim demek istediğim başkaydı
    Adamı söyletmiyorsunuz ki
    Allahınızı severseniz sözümü kesmeyin
    Bitireyim de ondan sonra
    Ne var bu kadar gürültü edecek
    Ben ayna yaparım, maşa yaparım, keçiler süt yapar, siz yapabilir misiniz
    Arılar da bal yapar deyim de gülün
    Ulan size bu fırsatı vermeyeceğim
    Üstüme çok güldünüz
    Tohumlar bitki yapar tohumlar
    Adam yapar, insan yapar, yürek yapar
    Demirci örsü gibi, kıpkızıl ve güzel ve çiçekli ve aydınlık
    Ve dertli ve sımsıcak, al da canının içine koy ve gözü yaşlı
    Ve ölüme ve zulüme
    Ve adamın adam öldürmesine karşı
    Ve soyguna karşı,
    Ve köleliğe karşı
    İzmirin içinde aynalı çarşı
    Parisin içinde aynalı çarşı
    Londranın, Newyorkun ve Pekinin ve Moskovanın içinde
    Ve tekmil dünyanın içinde ve tekmil evrenin içinde
    Aynalı çarşı
    Bizim Çukurovada ayna falına bakarlar
    Ve aynada umut yolları
    Ve ben demirci örsü gibi kocaman ve kıpkızıl ve sağlam
    Ve güzel, hem de aydınlık, hem de yıldızlı, hem de sıcacık eser…
    Ben daha ne yapardım
    Ben sevda yaparım, şehvet yaparım, arılar çiftleşirler, bereketli
    Bin yıllık bahar… İsterseniz azıcık kış, azıcık güz…
    Yazı da ister misiniz…
    Açın önünüzdeki nakışlı mendili
    Korkmayın açın canım
    Bakın ne çıkacak içinden
    Tuh be, tuh yüreğinize, ben de sizi bir adam sandım
    Havanın yüzünde bir kırlangıç sürüsü
    Çok hızlı uçar kırlangıçlar
    Yuvalarındaki civcivlerin ağzı sapsarıdır
    Görmediyseniz nasıl anlatayım size, sapsarı, sapsarıdır
    Senin ellerin ne güzel
    Sahi beyazdı ellerin
    Başparmağının üstüne peri böceğini ben koydum
    Sen uyuyordun
    Farkına bile varmadın
    Sen biliyor musun dünyada ne kadar çok peri böceği var
    Ben o kadar çok gördüm ki
    Sen biliyor musun dünyada ne kadar çok karınca var
    Ve ne kadar karınca doğup ne kadarı ölüyor
    Bir düşünse adam deli olur be
    Ya balıklar
    Ben sadece senin elinin üstüne bir tane peri böceği koydum
    Peri böceği hoşuma gider de ondan
    Kırmızı hoşuma gider de ondan
    Üstünde kara benekleri hoşuma gider de ondan
    Bazısında da ak olur işte onun için
    Bak gelir seni uyandırırım
    Sen şarabı sever misin
    Bana son günlerde dokunur oldu
    İçmeden de olmuyor ki birader
    İşte o sıcak yağmura, işte o uzak sıcak yağmura
    Varıp da alnını dayayan bendim
    Bütün ağaçlardan ayna yapacağım
    Bütün çiçeklerden, bütün denizlerden, bütün çiçeklerden,
    Dünyanın bütün balıklarından ayna yapacağım
    Aynalardan atom yapacağım
    Petrolden de ayna yapacağım
    İşte öyle kokacak
    Bir de bir ışık yapacağım
    Sizin inadınıza
    Yalnız be yalnız size inat olsun diye
    İzmirin altın sarısı güz salkımlarından
    Çukurovanın altın sarısı başaklarından
    Afrikanın altın sarısı karıncalarından
    Zencinin ak dişlerinden
    Zencinin ak dişlerini hiç yabana atmayın
    Ama hiç yabana atmayın
    Parıltısını iki günlük yoldan görürsünüz
    Bir gülmeye görsün
    Zencinin dişlerinden ışık yapacağım
    Bir tutam ışıktan bir fil yapacağım
    Onu da salıvericiğim Bengal ormanlarına
    Şu Bengal ormanlarını bir görmüşlüğüm,
    Yok yok bir duymuşluğum var
    Bengal ormanının otlarından,
    Bir de yapraklarından,
    Haydi çiçeklerini de ihmal etmeyeyim,
    Şiir olur da çiçeksiz olur mu
    Bunca çağların şairleri aptal mı
    Çiçeksiz bir tek şiirlerini gösterebilir misiniz
    Bir de çiçeklerinden,
    Bir de kuşlarından
    Bir de yaban arılarının kanatlarından
    Bir de ağaç köklerinden
    Bengal ormanlarının ağaç kökünden olmazsa olmaz
    Ben biliyorum büyük bir özelliği vardır Bengal ormanlarının
    Bir de asyalıların
    Sarı ve de ak derililerin
    El ve ayak tırnaklarından
    Bir de şimdiye dek söylenmiş bütün türküleri toplayacağım
    Ama dünya kurulduğundan beri söylenmiş bütün türküleri
    Aşk ve hat üstüne
    Aşk ve şehvet üstüne
    Aşk ve toprak üstüne
    Aşk ve ölüm üstüne
    Ölüm batsın
    Ölüm yerin dibine, dibine batsın
    gözüm görmesin şu ölümü
    Gözüm görmesin ölümler
    Gözüm görmesin
    Görmesin
    Başım dönüyor
    Ver elini, ver elini, ver elini
    Gözüm görmesin ölenleri
    Ver elini
    Ellerin ne kadar da sıcacık
    İşte ben bütün bunlardan ışık yapacağım
    Var mı bir diyeceğiniz
    Yeni doğmuş bebelerden atom yapacağım
    Bakın görün ki bütün ağaçların kökü ışık olmuş
    Bakın görün ki bütün yapraklar, dünyadaki bütün yapraklar
    Gece gündüz balkıyıp durur
    Yalnız Bengal ormanındakiler değil
    Karanlığın damarlarına bir kan yürüteceğim
    Pul pul ışık
    Pul balkıyacak
    Karınca ayaklarından, balinanın çene kemiğinden,
    Tekmil arıların kanatlarından,
    Yılanların yalım kırmızımsı dillerinden
    Çocuklara oyuncak yapacağım
    Bengal ormanının fili yavrulamış
    Her biri bir top ikiz ışık
    Seni gelir uyandırırım, şu bu değil, hayal mayal değil
    Gelir seni düpedüz uyandırırım
    Sevgilim değil misin
    Gözlerine bir top ak bulut sürerim
    Bir damla Çin seddi yağmuru
    Işığı şarap yaparız
    Ediyorum ediyorum uyanmıyorsun
    Amma da çok uykun varmış be sevgilim
    Şu ölümlü dünyanın yarısını da uykuya ve
    Olur mu ya, olur mu ya sevgilim
    Halbuki ben ışıktan gece
    Geceden hayat yaparım
    Canım sıkılırsa dünyanın bütün gecelerini toplarım
    Bak, hepsini hepsini hepsini toplarım
    Bir damla gece bırakmam şu sizin dünyanızda
    Bak karışmam ha, bir damlacık bırakmam
    İlâç için bırakmam
    Torlar toparlar hepsini götürür Kafdağının arkasına
    Hapsederim
    Eline ayağına zincir vururum
    Ne yaparsınız o zaman
    Elini ayağını kırk kat urganla bağlarım
    Ne etseniz neyleseniz kurtaramazsınız elimden gecelerinizi
    Gecesiz ne yaparsınız
    Deli olursunuz be
    Bütün gecelerinizden bir top kapkara mermer yaparım
    Gelir seni uyandırırım
    Dudaklarını öperim
    Uykulu, tuzlu, azıcık acı dudaklarını
    Sen şehvetten deli olursun, gerinirsin
    Alnın terler
    Hiç mi görmedim seni
    Şehvetten etine bıçak sokulmuş gibi bağırırsın
    Hiç mi rastlamadım sanıyorsun
    Ben rastlamadımsa Gagarin rastladı
    Gagarin neden ne yaptı acaba orada
    Gagarin ne düşündü acaba orada
    Gagarin ne duydu acaba orada
    Anlatsana be Gagarin
    Anlatamaz ki, söyleyemez ki, bilemez ki
    Dilinin ucuna gelir, belki de gelmez ki
    Gagarinin eli dokundu oraya, ışığın köküne eli dokundu
    Karanlığın köküne eli dokundu
    Ne mutlu bana
    Gagarin hiçbir şeyi söyleyemez ki
    Gagarin Marlin Monronun gözlerini görmüştür
    Ne var o kızın gözlerinde
    Gagarin söyleyemez ki
    Çukurovadaki kızın gözlerini ben gördüm
    Anlatmaya dilim yetmez ki
    Ben diyorum ki size, ben aşkın ve ümidin adamı
    İşte ben böylesi bir adam
    Ben diyorum ki size
    Bir dil bulacağız her şeye varan
    Bir şeyleri anlatabilen
    Böyle dilsiz, böyle düşmanca, böyle bölük pörçük
    Dolaşmayacağız bu dünyada
    Her şey her şeyi söyleyebileceğiz bu dünyada
    Her şeyi birbirimize
    Gagarin ışığın yapraklarını birbir anlatabilecek
    Dünyada iki buçuk milyar çift el
    Bir gün göreceksiniz ki bu iki buçuk milyar çift el
    İki buçuk milyar kere ışık dokuyor
    Söyleyin bana hoşunuza gitmez mi
    Işık vazgeçtim
    Şöyle bir gözünüzün önüne getirin ki
    Dünyada bir tek insan bile kalmamış
    Çiçekler, böcekler, hani şairlerin anlata anlata bitiremediği bir dünya
    Ama bir tek insan yok
    Ben bu dünyayı sizin başınıza çalarım
    Ben bu dünyadan öfke yaparım
    Kudurmuşluk yaparım
    Sözden öfke yaparım
    At kuyruğu kılından,
    Şahin teleğinden öfke yaparım
    Karınca ayağından,
    Örümcek ağından öfke yaparım
    Gölgeden öfke,
    Böcekten,
    Tekmil böceklerden öfke yaparım
    Demirden, bakırdan, çelikten, tunçtan
    Kayadan, taştan, elinizdeki atomdan
    Gagarinden,
    Bütün bebeklerin, doğmuş doğacak bebeklerin,
    Doğmuş doğacak eniklerin,
    Doğmuş doğacak bahar taylarının
    Doğmuş doğacak buzağıların,
    Doğmuş doğacak civcivlerin,
    Doğmuş doğacak kertenkelelerin,
    Gözlerinden öfke yaparım,
    Kudurmuşluk yaparım
    Aynalardan atom yaparım,
    Ulan neyinizle öğünüyorsun be
    Yabanıllar, kan içiciler, verin o elinizdeki oyuncağı
    Kızdırmayın kafamı insan yüreklerinden öfke yaparım,
    Öyle bir öfke ki
    Kızdırmayın kafamı
    Haydi defolun başımdan
    Tekmil aynalardan atom yaparım
    Haydi haydi cehennem olun başımdan
    Havanın yüzünde bir sürü leylek, ak leylek,
    Zambaklar gibi açılmış
    Ne diyordu Türkmen karısı
    Leyleğin ayağı kırmızı deynek.
  • 127 syf.
    ·5 günde·9/10
    Dedikten sonra "hücuuum" sesleri yankılanmaya başlamışken, dikkatinizi bu incelemeye çekmek istedim. Naçizane amacım kırmaktan ziyade, dikkatinizi çekmek..

    Tabii bu aslında bir incelemeden daha fazlası diyebiliriz. Çünkü benimde merak ettiklerimden çok fazla soru var kafamda. Woolf u okurken, o kadar soru sordurdu ki bana, aslında sonlara doğru bir cümle takıldı gözüme ve birçok paragrafı okurken, gerekli gereksiz birçok soruya da takıldım. Aynı paragafı anlamak için bir daha okumaya mecbur kaldım.

    Elbetteki bu soruları ben bir taraftam cevap verirken (kendimce fikir beyan edeceğim) sizinde düşüncelerinizi öğrenmiş olacağım.

    Bir kadın hayattan ne ister ? Etrafından çevresinden? Arkadaşlarından? Özellikle bir erkekten ? 2000 yılını 20 yıl daha atlatılan bu dünya da, kadınlar halen neden darbe (fiziki ve pikolojik) yiyorlar? Gerçekten bir şiddet var mıdır kadına? Pekala kadın bu şiddetin ne kadarına engel oluyor? Ya da ne kadar şiddet eğilimi duyuyor veyahutta yapıyor? Kadınlar şiddet uygular mi ? Uyguladıkları şiddetin farkındalar mı ? -ne yani "başımın etini yedin..." söylemi kendiliğinden mi ortaya çıktı?

    Aslında şunu merak ediyorum. Dünya`nın bir çok yerinde kadınlae bu denli etraflarındaki yasam koşullarina, söz haklarına sahip iken, neden halen ezildiklerini, yani, şiddete maruz kaldıklarını ve korunamayıp kollanmadiklarindan şikayet ediyorlar? Bir dönem bü ülkenin başında "kadın başbakan" dahi yok muydu? Hatta biraz daha geri dönelim. Virginia Woolf da söz ettiği. üç aşır evvel Kraliçe Elizabeth dönemine. Kadınlar her dönem biryerlerde vardılar, yok diyemezsiniz. Ama 1700 lü yıllara da gitmeye gerek yok -neden gittiğimi bir sonraki paragrafta anlayacaksiniz- .

    Siz kadınlara en harikulâde kötülüğü yine siz kendinize yapıyorsunuz. Acımasizca ve de farkında olmadan. En sert dil ile, hatta dilinizi bile kullanmadan -bunu her kadın başarıyor- bir hareketle kendini ifade etme becerisine sahipsiniz. Sadece kusurunuz, galiba göremiyorsunuz -ayna her zaman işe yaramıyor olmalı- (güzel görecelidir) -heralde- :p . Peki ya; feminist bayanlara bir soru sormak isterim. Erkek muhtaç kalmayıp doğum mu yapmayı tercih ediyorsunuz? Veyahutta mutlak olmali mı? Ya da feministlik ne kadar üst saffada ? Erkeksiz bir hayat; hayattır? Her neyse, şimdi bu zırvalıklari cevaplamak isteyen zaten mutlaka cevaplayacaktır...

    Virginia Woolf `a baktığımızdan bu yana epey bi yıl geçmiş ama ortada sadece bir adımdan öteye geçilememiş. Zaten sevgili Woolf da bize ne yapmamız gerektiğini kitapta pek de belirtmemiş dersek yeri var. Sadece kadınların artık hikaye şiir roman yazması gerektiği konusunda serzenişte bulunmuş ve birka sey daha, mesela saygınlık gibi... biraz evvel demiştik değil mi ? Bir sonraki paragraf, işte o paragrafa gelelim o halde.

    Günümüzde kadınlar birçok alanda kendilerine sözhakki bulsalarda, nedense bir türlü umduklarını bulamamakta, yaşam hakkı bir ailenin fertlerinde başlıyor. -"öyle degil mi ?"- bakin günümüz kosullarında sosyal aile bakanımız bir kadın, ölümün önüne geçebiliyor mu? Başka bir ülkeyi yorumlamaya gerek yok. Önceki paragrafta da belirttiğim gibi bu ülkenin başına bir kadın başbakan geldi? Sonuç değişti mi ? Eğitim dediğimizde dört duvarlarla çevrili kantini olan binalar aklımıza geliyor; nedense hiç aile ortamını sorgulayan yok -neredeyse yok denecek kadar az- . Annelerimimiz nenelerimiz nenelerimizin anneleri ! değil mi ? Kadına rahatlık çok!.. diyeceksiniz ki "yahu bu adam ne diyor?" Diyorum ki "eğitim üniversite değildir.

    Koca bir kaosun içindeyiz. Ulkece de değil, dünya genelinde koca bir kaos yaşiyoruz asırlardır. Woolf`unda dediği gibi, "dünya var olduğundan beri kadınlar bu durumda." Eğer anneler evlatlarina arkadaş olabilseydi(burada özellikle annelerden söz etmemin tek sebebi, en çok vakit geçirdikleri ve peşlerinden gittimiz değerli varlıktır anne) sevgili Woolf bu konuda hic bahsetmemiş.. kendisine ne kadar kırıldığımı anlatamam.... Ama Woolf Hanım başka bir konuya değinmiş. Tek bir cümle ve de beni kurtaran cümle, birazdan size o konudanda söz edeceğim. Evvela şu konuya bi açıklık getirmek şart.

    Bir anne kızının sevgilisi veyahutta gönlünü kaptırdığı çocuğa -ki 12 yaşındaki bir kız cocuğundan bahsediyorum (hadi amaa! Bu yollardan hepimiz sırayla gectik)- - - arkadaş olması gerekirken. Ve dahi deneyimlerini öğretmesi gerek duyulurken ve yol göstermesi söz konuysa; bir anne "senin bacaklarını kırarım..." , "kız baban duymasın...", " aleme rezil mi edeceksin kız sen bizi..." , "aleme o... mu olacaksın... ( ne kadar edepsizce bir deyim) derseniz bu kız 15 yaşina geldiğinde evden kaçınca dövünmemek lazım.

    "Duygular köreltilemez, zihni yok edersiniz!"

    Bu durumda kızınızı Muge Anlı`nın programında gözlerinizi açarsınız. Kızım evden on dört- on beş yaşında kaçtı. Kaçar abi ! Çünkü siz şikayet etmiş olduğunuz hayata onu da gömdünüz. Onu yalnız bıraktınız ve de terk ettiniz! Sadece bu konu sadece kız çocuklarını ilgilendirmiyor! Gecelim bi sonraki paragrafımıza.

    Erkek çocuklar da bu konuya fazlaca dahildir. Daha çocukluk-döneminde bir anne ve mutlaka baba yardımıda dahil, bir kadının önemini belirtmek, ögretmek gerekiyor. Tıpki elbise dikilir gibi ilmik ilmik işlenmeli. Kadın nedir? Ne yapar? Ne düşünür? Nasıl yaşar? Ne besler? Ne güzellestirir? Ne ye muhtactır? Daha bir dünya soru var! Ne de olsa kadın derdi biter mi :) en azından kadının bir insan olduğunu ve ona bir erkekten çok daha naif davranılmasi gerektiğini -ki kadınlar zarif ve incedirler- öğretilmesi gerekiyor-du. Ne zaman mı eğer 1900 yıl başlarında bu ögretilseydi. Bu yüzyılda kadınin hak ettiği deger saygı ve yaşm hakki neredeyse 1 asır da ancak toparlanılırdim 100 yıl da ancak iyi bir eğitimle gerçek bulunabilirdi. Dedim ya " dünya koca bir kaos yaşıyor." Bugün başlasak 2100 yılının kadınları istedikleri özgürlük ve üne sahip olabilirler mi demek ? Sanırim evet. O zaman ne diyoruz? Geçmiş olsun dünya, elveda insanlık . :)

    Tabii Wirginia Woolf , kadınları ele alırken, kadın yazarların erkek isimleriyle kitap çikarttiğini ile getirmekte ve birkaç isim saymaktalar. Ben bu konuya girmeyeceğim, muhakkak diğer inceleme yapan arkadaslar bu konuya değinmişlerdir. Yeni paragrafımizda Bayan Woolf`un bir cümlesi ile yola devam edecek ve kadınlara biraz piskolijik şiddet uygulayacağız -ister istemez- :) öncelikle o banyo terliğini, şu topuklu ayakkabıyı, "hey sen" süpürgeyi de bi zahmet bırakır mısın ?" Kitapla bi insana asla vurmamalısin. ! :) tamam silahlar bırakıldıysak devam..

    Evet sen sarışın bağyaan o yumurtayı bana atmayıp omlet yapacağını umuyorum.. neyse...

    "Kadınlar birbirlerine karşı serttir." Ne kadar manidar bir cümle. Belkide 125 sayfalık kitap içerisinde altı çizilecek tek cümle herhalde bu cümledir. Yani kadınlar birbirlerine bu kadar bağlıyken neden savaş içerisinde olurlar anlamak mümkün değil. Harbiden:birbirinizle neden çatışıyorsunuz? Bir kıskançlıktır almış başını gidiyor... "Bey bak hatçeler yeni oturma gurubu almış, biz...." saaağane :) tabii ki söz gelmini ne bir kıskanclıkla bitiyor, ne de kıskançlık bu kadar basit bir olguda yer almakta. Çok geniş bir yaşamı ele almakta. Bir çekememezlikle biten bir sey değil, bu son dönemde , ilhinctirki erkeklerde de baş göstermeye başladı. Keşke salgın, bulaşıcı hastalıklarımizi sevgi üzerinden etrafımıza yaysaydık. Görüyorum ki mutsuzlukluk gibi kötü unsurlar bulaşıcı hal almiş durumda. Birinin mutluluğuni dahi kıskanır duruma geldik. İstiyoruz ki ben mutsuzken o da gülmesin. Ağlasın mi ? Bir insanin mutluluğuyla dahi mutlu olmak bu kadar zor mu? Peki onun var olan mutluluğuna neden gölge düşürmek istiyoruz?

    En acı tablolardan biridir Gelin-Kaynama sürtüşmesi, "kendini ezdirme yavrum!" Eee bunu gören, duyan, yaşayan çocuk; bir anneye büyüdüğü yaşlarda -hayatı kendi ellerine aldığında - seni umursar mı? Ya güzelom kaynana? Ne güzel söz etmişti değil mi? "Kızım....' ,' ne kadar da güzelsin..." ah ah... ne kada cahil bir hayat ve farkında olmadan sebepsiz ve nedensiz yaşıyoruz. Söz dinleteceğim diye gelinleri... kızını ezdirmemek adına da kaynanaları (annelerimizi) ezip geçiyoruz zalimce ve acımasızca.

    ////////
    Unutmadan şu bilgileri paylaşayım:
    -AB'de her 20 kadından 1'i tecavüz mağduru
    ZDanimarka'da tecavüz neredeyse suç değil
    -Taciz ve tecavüz vakalarında ilk sırada İngiltere var
    -Avrupa İstatistik Ofisinin (Eurostat) 2017 verilerine göre, taciz ve tecavüz olaylarında zirve İngiltere'nin. Ülkede 2017 yılında 48 bin 122 kadın tecavüze uğradı. Listede 14 bin 899 hadiseyle Fransa ikinci, 7 bin 831 hadiseyle Almanya üçüncü, 6 bin 810 hadiseyle de İsveç dördüncü sırada yer aldı.
    - Dünyada kadın cinayetleri = 87 bin katil erkek
    Yani ülkemize birileri fena carpıtmalar yapıyor ama, dünya geneli bi felaket!
    /////
    Konumuza dönelim. Ülkemizde pek parlak değil..
    Eee ne diyorduk ?
    "Kadınlar birbirlerine karşı serttir."
    Peki bu durumu "geniş aile" olarak baktığımızda ortaya ne çıkıyor? "Benim annem, benim babam" derken.... bir bakmışiz ki çocuklarımizda hanımköylü oluvermiş.. aboo :)) ( yaaaa.. naber ? ) baba ocağını bilmeyen oğul, anne kucağını cabuk unutur yavrum.. evladım:) neydi o deyim "pirinçe giderken eldeki bulgur dan olma" durumu sanırım bunu gösteriyor. Merhamet ve büyüklere sevgi saygı eğitimi esasında ne kadar önemli değil mi ? Kocamın/ karımın babası yerine annem-babam demek ne kadar onure edici! Hani biz ne kadar kusursuz varlıklarız ki; yarınımız yaşlanacak bizler, büyüklerimize onun-bunun-şunun babası diyebiliyoruz acımasızca. Sonra da gün geliyor ve devran da dönüyor ya. "Emine öğretmiştir o cadaloz kaynanan yok mu senin?..." SANKI KENDİSİ NE ÖĞRETTI İSE ? :)))

    Evvela bir kadın diğerine saygı, sevgi de hürmet edecek ki, aynısını yaşasın ve dahi erkekde bunu görürde, bir kadına ne denli saygılı olur, saygınlıkla sevilir ö ğ r e n s i n.


    Ee bu kadar zaman ayırdınız, bilmiyorum size ne kadar yardımcı oldu. Daha fazla konuşulabilecek o kadar konu var ki, benden bu kadar diğerek ayrılıyorum.

    O değerli kiymetli zamanınızı, değer vererek ayıran bütün arkadaşlarıma kardeş ve dostlarıma sevgi ve saygıyla teşekkür ederim. Umarım incitmeden kırmadan bir incelemeyi de böylelikle beraber bitirmiş olduk.

    Mutlu bir ömür diler, pırlanta gibi parıldayan kadınsı gözleri görmeyi temenni ediyorum :)

    Kadınların Kendine Ait Bir Oda `dan çok daha fazla şeylere ihtiyacları var.