• Alper Canıgüz'ün Tatlı Rüyalar ve Gizli Ajans'ı ile Selçuk Aydemir'in Mahalleden Arkadaşlar'ı okuduğum zaman diliminde bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine alıp okumuştum. Emrah Serbes'ti Behzat Ç'den biliyordum ama kitapta yazdığını bilmiyordum. Velhasıl o dönem biraz ağır kitaplar okuduktan sonra akıcı, keyifli biraz 90'lar çocukları biraz çocukluk hikayeleri okumak istemiştim :) Alper Canıgüz ve Selçuk Aydemir hikayeleri çocukluk umutlarını anlatırken Emrah Serbest tam tersi umutsuzluklarını anlatıyor.

    Kitapta 9-15 yaş arası erkek çocuklarının bakış açısından yazılan 8 adet hikaye bulunmaktadır. Diğer bahsettiğim kitaplar kadar keyif verdiği söylenemez ama kendini okutturan akıcı ve samimi bir dili var. Bacak kadar veletlerin davranışları ve argolu dillerini okudukça saçma bir tebessüm ve kahkaha attırmıyor da değil :)

    Kitap ergenlik çağındaki 9-15 yaş arası erkek çocuklarının kaybediş öykülerini anlatıyor. Kimi anneannesini, kimi aşkını, kimi abisini, sevgilisini, öğretmenini, komşusunu, arkadaşını kaybediyor. Ergenlik dönemindeki çoğu erkek çocuk tamam biraz hareketli, fırlama, bazı şeyleri yeni yeni keşfetmenin heyecanı ve dürtüleriyle coşkulu :) olabilir, argo konuşmayı erkekliğe girişin kapısı olduğunu da düşünebilir (eskiden bu kadar değil di yeni jenerasyon bir garip yetişiyor) ama bazı hikayeler biraz uç noktalarda dolaşıyor. Ancak bu çevremizde böyle çocuklar olmadığını göstermez ki gerçekten var. Nasıl olmasın? Yetişkinler olarak saygı, merhamet, dayanışma erdemlerini kaybederken genç neslin nasıl büyümesini bekliyorsunuz? Belkide Emrah Serbes bu gerçeği göstermek istiyor belki istemiyor belki suçun ailede, toplumda olduğunu onların sadece içimizdeki asıl kaybedenler olduğunu anlatmak istemiş olabilir.

    Yazarın çocukların ergenlik çağındaki o duygusal yoğunluğunu çarpıcı bir şekilde okuyucuya verdiği kesin, kendini okutan kesimde bu oluyor. Bu yüzden Üst kattaki terörist hikayesini çok beğendim. Kitaptaki 8 hikayenin birbirleri ile alakası ve bağı yok. Her hikayenin kendine özgü bir anlatımı var. İçlerinde en fazla beğendiğim hikaye "Üst kattaki terörist", en beğenmediğim ise "Zannettiğin gibi değil" oldu. Kitap bir çırpıda okunacak bir kitap ama tavsiyem her hikayeyi faklı zamanlarda tek tek okumak böylece daha fazla keyif alabilirsiniz.
  • 1989 yılı...Türkiye ilk defa pizza dükkanlarıyla tanışır.Türkiye’ye birkaç dükkan açarak pazarın nabzını yoklayan ünlü marka aldığı sonuçla şoka girer.Bekledikleri gibi olmaz.Boğazına düşkün olduğu için pizzayı seveceğini düşündükleri Türk tüketicisi, pizzayı sevmez.Dükkanlar kapatılır.Geri dönülür.
    1991 yılı.Murakami-Wolf-Swenson Productions’ın ürettiği bir çizgi film dünyada büyük ilgi görür.Yapımcı şirket Türkiye’deki bir özel kanala bu çizgi filmi teklif eder.Kanal şaşkındır, fiyat gerçekten olması gerekenin %10’udur.Adeta kapandaki peynir gibi duran bu teklifi kaçırmaz özel kanal.Yayınlanmaya başlar.Çizgi film Türkiye’de de çok tutulur.Oyuncakları, rozetleri, kartpostalları, defterleri ve kitap kapları ile müthiş bir pazarlama da beraberinde gelir.
    1994 yılına gelindiğinde çizgifilm dizisi milyonlarca çocuğu ve genci etkisi altına almıştır.Bu çocuklar tuhaf bir biçimde annelerinden pizza pişirmesini istemeye başlar.Türk anneleri pizzayı nasıl yapacağını bilmez.Talep gitgide artar.Derken pizza zinciri dükkanlarını yeniden aktif hale getirir, yeni dükkanlar açar.Çocuğu yemek yemeyen anneler mecburen pizza sipariş eder.Liseli, üniversiteli gençler arasında bir itibar nesnesi haline gelir. Türk mutfağının demode lahmacunu, pidesi terk edilmiş, gençler gruplar halinde pizza dükkanlarına gider hale gelir.
    Tesadüfen (!) pizza talebini patlatan bu çizgifilmi çoktan tahmin ettiniz değil mi?Bravo! O çizgi film “Ninja Kaplumbağalar”!O pizza zincirini de tahmin ediyorsunuzdur, onu da buraya yazmayayım.
    Şimdi o çocuklar büyüdü, çizgifilmi ilk izleyenler 30’larına geldi.İlk jenerasyon genç evli, yeni nesil aile oldu.Onlardan sonraki jenerasyon şimdilerde üniversite öğrencisi, ya yurtta ya da öğrenci evinde kalıyor.İlk jenerasyondaki evliler evde yemek pişirmek yerine sık sık şöyle diyor : “Pizza mı söylesek?”Bir sonraki jenerasyon da yurt odasına ya da öğrenci evine neredeyse her akşam pizza sipariş ediyor.
    İşte algılarımız böyle yönetiliyor.20-30 yıllık stratejiler çiziliyor, uygulanıyor.Bizim eğlenceli diye olarak izlediğimiz masum çizgifilmler, diziler, sinema filmleri birtakım fikirlerin beyinlerimize çok daha hızlı zerk edilmesini sağlayan katalizörlerden ibaret.Ve emin olun, bu bilinçaltı pazarlamacıları, bu algı sihirbazları bize sadece pizza yedirmiyor…!
    Bu sadece bir örnekti,Her Amerikan filminde Apple bilgisayarların görünmesi bugünkü Apple çılgınlığının temeliydi.Her filmde sabah işe giderken elinde Starbucks kahve ile koşturuyor olması bugün bir kahveye 15 lira ödüyor olmamızın müsebbibi.Afrika’da ayağında ayakkabı olmadığı için petşişe bağlayan Afrikalı gençlerin elinde içine su doldurulmuş Coca-Cola kutularıyla gezmeleri ve bununla sınıf atladıklarını düşünmeleri de yıllardır Coca-Cola’nın yaptığı “MUTLULUK” reklamlarının sonucu. Gerçekte mutlu olmayanlar içtikleri içecekten mutluluk akıtmaya çalışıyor işte, başka bir şey değil.
    Biz hatırlamayız ama babalarımızın hayranı olduğu Western (Vahşi batı) filmlerindeki karizmatik kovboyu. O kovboyun ağzındaki Marlboro sigarayı babalarımız bugün hala bırakabilmiş değil. Etkiye bakar mısınız?İşte bu yüzden unutmayalım;Bize sunulan görüntülerin, reklamların, film ve dizilerin %99’u bir amaca hizmet ediyor.İnanmadan, etkilenmeden, kendimizi kaptırmadan önce iki kere düşünelim.
    “Bütün uyuyanları uyandırmaya bir tek uyanık yeter” diyordu Malcolm X,Uyanık olmayana pizzayı da yedirirler, kolayı da içirirler üzerine de bir sigara yaktırırlar.
    Afiyet olsun!
  • Mehmet Turgut:

    "Her ay binlerce eser yolluyorlar. Hepsini okuyoruz. Neredeyse hepsi çok kötü."

    Ferhan Şensoy:

    "Yeni jenerasyon gazını almış gidiyor. Okumuyor ama şiir yazıyor. Yazdığı da şiir falan değil."
    Kolektif
    Sayfa 24 - Tuhaf Dergi, Mehmet Turgut: Ferhan Şensoy Röportajı
  • Belli bir yaşa gelmiş insanların geçmişe özlem duymalarını anlıyorum ama yeni jenerasyon da geçmişe özlem duyarak yaşıyorsa burada bir sıkıntı var demektir.