• Öncelikle, kitabı yeni okumaya başladım. Okudukça incelememi güncelleyeceğim. Oldukça bilgi yüklü bir kitap. Yazarın bilgi birikiminden faydalanmak çok keyif verici. Zaten bu amaçla yazılan/okunan kitaplardan biri. Amacına da çok iyi hizmet ediyor.
    Fakat ilk 50 sayfada bile yazarın kedi dünya görüşünü genel geçer doğrular olarak paylaştığını görüyoruz ve bu durum kitabın objektifliğine gölge düşürüyor.
    Kitaptan vereceğim şu alıntı anlatmak istediğimi daha net gösterecektir.
    "Bununla birlikte, fert olarak, tarihte dinden nasibini almayan kişiler de görülmüştür. Bu gibi kimselerin ruhi hayatları yıkık, kuru ve adeta taş gibi duygusuz insanlardır. Çünkü bunların vicdanları körelmiş, hayatın maddi ve manevi acılarına dayanacakları ve sığınacakları manevi desteği kaybetmişlerdir. Bu duruma düşenler suç işlemeye çok müsait insanlardır. Çünkü ceza kanunlarının dışında manevi bir sorumluluğa ve her zaman kendilerini kontrol eden dini bir müeyyideye inanmazlar. Bu yüzden de yapamayacakları kötülük yoktur. Hâlbuki dindar insan sadece ceza kanunlarından korkmaz, manevi sorumlulukları da göz önünde tutar."
    Açıkçası yukarıda paylaştığım cümlelere "Düşünce ve Uygarlık Tarihi" isimli bir kitapta rastlamak beni oldukça şaşırttı. Yazar herhangi bir dine inanmayan kişilere; duygusuz, içleri kötülükle dolu ve potansiyel birer suçlu gözüyle bakıyor. Bir İslam aliminin yazacağı dini bir kitapta bile böyle cümlelere rastlamak pek mümkün olmaz diye düşünüyorum.
    Dediğim gibi okumaya devam ettikçe incelememi güncelleyeceğim.
    Saygılarımla.
  • 334 syf.
    ·8 günde·Beğendi·6/10
    Kitabımız Gül Cemiyeti'nden bir süre sonrasında başlıyor. Adelina, Kenettra Kraliçesi ve tarihteki çoğu hükümdar gibi başka yerleri de fethetmenin derdinde ki bunu da kitabın başında gördüğümüz üzere başarılı bir şekilde yapıyor zaten. Kitabın ana konusu ikinci kitabın sonlarına öğrendiğimiz bir olay. Elitlerin güçlerinin ters tepmesi ve onları içten içe öldürmeye başlamaları. Gece Yıldızı'nda da karakterlerimizin bu durumun önüne geçmeye çalışmasını okuyoruz.

    Kitapla ilgili en büyük hayal kırıklıklarımdan biri, kitabın ilk yüz-yüz elli sayfasının boş olması. Kitabın arka kapak yazısındaki olayları yüz ellinci sayfadan sonra falan görüyoruz ve bu çok ama çok can sıkıcı. Bu olay aynı zamanda bütün ana olayların on beş yirmi sayfaya sıkışmasına da sebep olmuş ve beni belli bir süredir takip ediyorsanız bilirsiniz ki kitaplarda en sinir olduğum şeylerden biri de bu durumdur. Eğer elimdeki kitap bana vadettiği şeyi son yüz sayfaya kadar veremiyorsa hiç vermesin, yazar da böyle bir kitap yazma zahmetine girmesin zaten.

    Kitaptaki bir diğer büyük hayal kırıklığı da sonuydu. Resmen Wildcard ile aynı son. Yazar, Gece Yıldızı'ndan kopyalayıp oraya yapıştırmış. Özellikle de o hikayemsi alternatif son... Aynı cıvıklık, aynı gıcıklık ve aynı gereksizlik. Ya bırak biri de mutsuz olsun ya, nedir bu herkesi mutlu yapma çabası? Senin karakterlerin abuk subuk bir sonla mutlu olacak diye hikayenin ve benim suçum nedir sayın @marieluthewriter ?

    Bu iki koca unsurun dışında Gece Yıldızı, benim için serinin en kötü kitabıydı. Kitaptan bir Gül Cemiyeti beklemiyordum tamam ama Genç Elitler'in de altına inmez diyordum yani. Kitabı okurken ciddi anlamda çok sıkıldım ve bunun sebebi aksiyon sahnesi yok falan diye de değildi. Sebebi tamamiyle yazarın üç kitaptır aynı olayları ısıtıp ısıtıp önümüze sokmasıydı. Kitap boyunca doğru düzgün bir karakter gelişimi göremedik. Bir iki karakter dışında herkes ilk kitapta nasıl salaksa burada da öyle salak... Galiba Marie Lu kendini geliştirme evresine bu kitabı yazdığı dönem ara vermiş. Ya da Leigh Bardugo gibi o da Cassandra'ya takılıp kitabını mahvetmiş...

    Bilmiyorum belki de ben bu kitap hakkında çok fazla spoiler aldığımdan tadı gereğinden fazla kaçmıştır ama ne bileyim ya sanki bilmeden okusaydım da tepkim aynı olurdu gibi geldi.

    Sonuç olarak ben serinin hak ettiği vedanın Gece Yıldızı olduğunu sanmıyorum. Böyle daha ahım şahım bir son lazımdı. Gerçi bu saatten sonra Marie Lu'nun son yazmakda iyi olduğunu da düşünmüyorum ama bakalım. Kadın yıllar önce bitirmiş olduğu seriye yeni kitap yazıyor, kesin bunlara da yazar. Maksat kitap yazmak veya sanat yapmak değil sonuç olarak, para kazanmak...

    Neyse şöyle bi' bir yıl boyunca Marie Lu kitabı okumayacağımın ve yorumlamayacağımın müjdesini verip bitiriyorum bu yorumu. Kadının adını yazınca bile başıma ağrıların girdiği bu günlerde benim için çok güzel bir haber bu. Benden size tavsiye arka arkaya bütün kitapları farklı serilere ait olan Lu kitapları okumayın sakın. Yoksa sonunuz benim gibi olur... 🤦‍️
  • 185 syf.
    ·Puan vermedi
    kapsamlı olabileceğini düşünmediğim fikirlerimle ve tüylerimi diken diken eden duygularımla "inceleme" görevleri üstlenebilecek nitelikte bir şey yazabilceğimi düşünmüyor olsam da, belirtmeden geçemeyeceğimi düşündüğüm bir şey var. Ben daha önce bu kadar keskin bir şekilde yenilgiyi hissettiğim bir kitap okuduğumu hatırlamıyorum. Belki de denk geldiği anın kimyasıyla bu tepkimeyi vermiştir fakat kalbime yerleşen bu kaskatı duyguyu belirtmek istedim. En belirgin umutsuzlukta dahi değişiveren insan hali, o çabukluk bir sayfa kadar keskindi. Kitaptan içime geçen en yeni duygu/düşünce karmaşıklığı içinde insanların ne kadar alçak olduğunu, ne kadar aciz olduğunu düşünmeden edemiyorum. En olmayacak zamanda en olmayacak umutlarla ayakta kalmaya çalışmaları, bu umutsuzluğa neden olan olayların da kendilerinden başka kimsenin sebep olmaması karşısında fevkalade edilgen hissediyorum bir insan olarak kendimi. Canım bir koyuna da bir tilkiye de neden böylesin diye sorulmaz ki hem..
  • 248 syf.
    ·2 günde
    Latife Tekin’in ilk kitabı olan Sevgili Arsız Ölüm kitabını okudum. Yıllar önce Ormanda Ölüm Yokmuş kitabını almış ve ha bugün ha yarın derken okuyamamıştım. Can Yayınları yeni baskıları yapmaya başlayınca yeni çıkan 2 kitabıyla birlikte Can’ın bastığı 6 kitabı aldım.

    Öncelikle şunu belirteyim uzun zamandır okurken bir kitaptan bu kadar büyülenmedim. Elimde olsaydı kitap alıntıları olarak herhalde tüm kitabın içeriğini yazardım. Kitap iki bölümden oluşuyor daha doğrusu iki coğrafya da geçiyor ilk bölüm köyde ikinci bölüm kentte. 12 Eylül darbesinin sonrasında yazılmış roman hem dönemin batıl inanışlarını hem de dönemin toplumsal durumunu, inanışlarını, insanların yaşamlarını masalsı bir dille anlatıyor.
    Okurken cümlelerin altında yatanları keşfettikçe kitabı daha da çok sevdim. Çoğu yerde gülerken hüzünlendiğim veya tam tersini yaşadığım bir kitap oldu.
    Okumayı düşünenlere tavsiye ederim…

    Tulumba, tulumba bana gonca gülleri bildiren, ayı haftına indiren tulumba, kır atlı öğretmen nerede?

    Kuyum gibi karanlık yerde, suyum gibi soğuk yerde.
  • 360 syf.
    ·36 günde·Puan vermedi
    Her şey Dublörün Dilemmasını okuyup Murat Menteş’in anlatım tarzına, özgünlüğüne, kafiyeli isimlerine hayran kalmamla başladı :) Böyle Leyla ile Mecnun severlerin sevebileceği absürt komedi tadında, heyecanı dorukta, sürpriz sonlu kısacası en sevdiğim bisürü şey bir arada. Ben normalde aynı yazarın 10 tane kitabını okuyabilen bir okur değilim hele de üst üste asla okuyamam. Aynı dili, tarzı okumak sıkar beni. Ama dublörün dilemmasından sonra “Ah, başka yok mu bu kitaptan?!” dedim. Aradım, buldum :)) Yine üst üste okumadım araya farklı tarzda kitaplar serpiştirdim ama Murat Menteş okumayı dört gözle bekledim, hepsini de çok sevdim. En sevdiğim Dublörün dilemması ondan sonra Korkma ben varım ondan sonra Ruhi mücerret sonra da Antika Titanik :) Hep aynı şeyler evet ama aralıkla okununca tadı damakta kalan cinsten. Özletiyor kendini :) Her kitapta bir diğerini hatırlatan karakter transferleri de ayrı bir tat katıyor :) Birkaç ay sonra yeni bi kitabı çıksa zevkle okurum.
    Sizi tanımak güzeldi; Dilara Dilemma, Nuh Tufan, Şebnem Şibumi, Ruhi Mücerret, Şifa Şavk, Dr.akula, Varda Rowa...
    Murat Menteş Antika Titanik
  • 91 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Ağaçların Özel Hayatı geçmişin yasını tutarken, teselliyi gelecekte arayan özel bir kitap. İncecik gövdesine rağmen derinlere kök salmış güçlü bir novella... Ağaçların Özel Hayatı'ndan geriye kalan hüzünlü bir umut türküsü... Kitabın yazar kahramanı Julien, Şili'nin ruhunu taşıyan halk müzisyeni Violeta Parra'nın şarkılarını hatırlıyor. Bu kitabın bana çağrıştırdığı şarkı da Sabah Türküsü oldu:

    Bir sabahın üç kapısı var göğe
    Biri umut al umudu ver çocuğa büyütsün
    Büyütsün de yürütsün. (...) Şiir: Sennur Sezer

    Alejandro Zambra, 1975 doğumlu, Latin Amerika'nın büyülü gerçeklik sonrası ışığı parlayan yeni dönem yazarlarından. Yalnız ben postmodern edebiyatı sevmiyorum dedikçe son dönemde okuyup sevdiğim Zambra dahil bazı yazarlar ve kitaplarıyla yavaş yavaş yalancı çıkmaya başladığımı görüyor, bundan da gocunmuyorum. Ben bu çelişkiyi çözerim...

    Kitaptan sevdiğim, küçük bir bölümü de aktarayım. Julien'in kendi kendine, boşluğa konuşan 'deli' kadınlar listesi var. Emily Dickinson bu liste içinde en sevdiği deli... Julien, Emily Dickinson'ın dizelerinin yanına kendi sesini ekleyerek, okumamız için boşluğa bırakıyor...

    Emily Dickinson'ın dizeleri: Our share of night to bear / Our share of morning "Şimdi bir kez daha, tıpkı bir deli gibi, boşluğa doğru yüksek sesle söylüyor: Hoş görmek, dayanmak, yüklenmek, katlanmak, taşımak, tahammül etmek, sorumluluğu üstlenmek –karanlığı kabullenmek, geceden payımıza düşeni taşımayı bilmek, gecenin bir bölümünü kabullenmek, karanlığı yenmek, ışıktan artakalmak, gecenin içine dalmak, karanlığın sorumluluğunu üstlenmek, gecenin sorumluluğunu üstlenmek”.

    Bir de 'köprü' metaforu var ki ilginç, okumaya değer...
  • 176 syf.
    ·9/10
    Kitabı hayalle gerçek arasında okudum. Bir uyuyor bir uyanıyordum. Okuduklarım hayal miydi yoksa gerçek miydi bilmiyorum. Umarım gerçek değildir. Fakat gerçek nedir ki zaten ? İçinde uyuduğumuz hayatın, bize gösterilen hayatın gerçeği mi gerçek ?
    Şimdi ise kulağımda kitaptan gördüğüm dilini bilmediğim bir şarkı var. Ya da belki de dilini unuttuğum.
    Kendi dilimizi hatırlıyor muyuz peki ?Unutturdukları için unutmuş olabilir miyiz ?Onlar bizimle hiçbir zaman aynı dili konuşmadığı için unutmaya çalışmış olabilir miyiz ?
    Soruları düşünmeye başlayın ,kitabı okuyun ,daha fazla soru sorun ,daha fazla düşünün ,daha fazla göğe düşün.
    Daha evvelsi gün ilk defa bir sözcüğünü okuduğum Mine Söğütle aynı gün tanıştım ve imza aldım. Bir soru sordum,yanıt aldım. Ve şansıma şükürler olsun yeni bir can tanıdım.
    Size hoşça kalın ben diğer kitapları okumaya gidiyorum.