1000Kitap Logosu

Yeni Yüzyıl Gazetesi 1996

Politik Yorumlar
_Türk olarak arabistan'a gidiyorsun. İnsanlar seni Türkçe selamlıyor, camilerden her gün Türkçe dualar yükseliyor, senin toprağını kutsal kabul ediyorlar, senin gibi giyinmeye, düşünmeye, konuşmaya çalışıyorlar. Yerde Türkçe bir yazı örneğin Türk malı bir çikolatanın ambalajını görünce öpüp yerden alıyorlar. Okullarında senin tarihin, kalplerinde senin ataların, inançlarında senin bile unuttuğun 1500 yıl önceki Türk büyükleri. Devlet başkanları sıkça halkına senin kültüründe kutsal kabul edilen şeylerden bahsediyorlar. Senin ülkenin bir büyüğü öldüğünde sen bayrağını indirmemene rağmen bu salaklar yas ilan edip bayraklarını yarıya indiriyorlar. Senin ülkenden gelen suyu bile kutsal kabul edip ritüelle içiyorlar ve daha niceleri. _Avrupa'nın en fakir ve en cahil toplumu, arap kölesi yapılmış gariban Türk halkının cumhuriyeti çoktan yıkılıp, reis krallığı kurulmuş. Götünde don olmayan gariban anadolu çomarları halen daha beka diyorlar. Ortada devlet yok. Devlet dediğin şey anayasadır. Dünya ekonomisinin %0.8'ini oluşturan reis cumhuriyetini her konuya balıklama atlarken görmek, gariban anadolu çomarının kompleksini tatmin ediyor. Akp dediğin şey, sana her gün tecavüz eden, dünya üzerinde görülmemiş vergi oranlarıyla aldığın nefesten bile haraç kesen, bütün özgürlüklerini kısan, nefret ve aşağılık kompleksiyle sana hayatı dar eden, korkudan gıkını bile çıkaramadığın, yazamadığın, bir de üzerine araplaşmış çoğunluğunun oyuyla seni köle gibi yöneten, cebinden paranı alıp o kölelere aktaran bir kurum. _Arap gazeteci: "Siz Osmanlı'nın 400 yıl arapları yönettiğini söylüyorsunuz ama biz sizi, kültürel asimilasyonla yönetiyouz. Tarihinizden isimlerinize, selamınıza, cenazenize, düğünlerize, kıyafetlerinizden müziğinize ve yemeğinize kadar 1400 yıllık arap masallarımızla yönetiyoruz'. Yunanı fetheden Romalıların, yunan kültürüyle asimile olup yunanlaşması gibi Türkler de İslam tuzağıyla Araplaştı. _İslamcılar, Kemalistlerle rekabete girdi ve kaybetti. Muhafazakarlardı ama bilinçaltlarında feci bir eziklik ve kompleks mevcuttu. Biraz durumu düzelten, Kemalistler gibi yaşamaya başladı; giyimde, kuşamda, edebiyatta, sanatta… Bir süre bu sosyal taklitle hareket ettiler ama bu sonradan görme yapay bakış açısı uzun süre devam edilebilir değildi. Kemalistlerde bir görgü, bilgi, ilke ve bir tutarlık mevcuttu. Lakin islamcıların böyle nev-i şahsına münhasır bir paradigması yok. Evet; durum, sürdürülebilir olmayınca, islamcıların ruhlarındaki görgüsüzlük, pişkinlik, hamlık ortaya çıktı. _Maalesef bizim ülkemizin acı gerçeği, her alanda 3 kuruş etmeyecek adamları baş tacı edip, çarıklı milyonerler yaratıp, kafalarımıza sıçmalarına müsaade etmek. Siyasetinden, sanatına, sporundan, popüler kültürüne, nerede muasır medeniyet seviyesinin altında bir terliksi. hah!! O’dur işte bizde imparator, diva. Siyasette, sporda, yönetimde, işçilikte, ne bileyim sanatta, her şeyde disiplinsiz, vicdansız ve duygusal bir kabile devletiyiz. Allah kitap diye ülke yönetilen coğrafyada vatan millet edebiyatı ile futbol takımı yönetiliyor. _Bu topraklarda iylik ve insanlik yok, sadece menfaat var. Yillardir korkunç kötülükte işlenen hukuk cinayetleri, dünyada dereceye girmis boyutta yolsuzluklari, baskilari, zulumleri, hapisleri, intiharlari umursamayip is anca cebine degince ah eden bu topluma her sey mubah. Yillarca, her seferinde aklin, mantigin, vicdanin velhasil iyi ve guzel olan her seyin tersi yonunde secim yapan bu toplumun kolektif aptalligi karsisindaki bilinçli insanlarda bıkkınlıklarinin urettigi nefret doğdu. _Bu toplum gündelik işlerini bitirdikten sonra tv başına geçer. Birbirinden rezil, kalitesiz, paçoz, şiddeti kutsayan, sanki bu ülkenin büyük bölümü dar gelirli, yoksul ve işsizlerden oluşmuyormuş gibi zengin muhitlerde lüks evlerin içinde geçen tv dizileri, acunun kanalındaki birbirinden adi programları, sabah kuşağında esra erol, seda sayan bilmem neyi izler. Haber kanalları cnn türk, habertürk, kanal 24, ahaber vs. deseniz baştan aşağıya hükümet propagandası. Bu ülkede düzenli kitap okuyan, tiyatroya ve operaya giden, insan haklarını önemseyen, hayvanların yaşamından, doğanın katledilmesinden endişe duyan, duyarlı, eğitimli bir sürü insan var ama bu insanların sayısı yukarıda kısaca değindiğim güruhun yanında devede kulak kalıyor. Türkiye daha onlarca yıl toplum ve devlet olarak; insan haklarına saygılı, hukukun üstünlüğüne inanan, bilime ve akla değer veren, sanatı ve sanatçıyı yücelten, doğanın korunmasına ve hayvanların yaşamına duyarlı bir toplum ve devlet olmayacak. Cehalet, magandalık, kültürsüzlük, lümpenlik, gericilik, ırkçılık bu ülkede hep en revaçta olacak. _Bir hırsız evinize bir kez girmişse bu yeterlidir. Aynı hırsız ikinci kez evinize girerse bu şanssızlıktır ama aynı hırsız üçüncü kez evinize girerse bu aptallığınızdır. Türkiye'de bir hırsızın 15 kez evinize girmesi ise oy verecek yaştaki anadolu insanlarının ezici çoğunluğunun zekalarının bir orangutandan farklı olmadığını gösteriyor. Beş para etmez cigerlerini biliyorduk bunların bizi yanıltmadılar sağolsunlar. Siyasal islamcılara, badem bıyıklılara, din allah peygamber diyerek oy isteyenlere değil oy vermek, bir kez olsun sempati ile dahi bakan bu ülkenin düşmanıdır. _Her sey zamanına-mekanına-sartlarına göre degerlendirilir. Almanya ve Japonya dümdüz edilmisdir fakat 20 yil sonra daha güçlenerek ortaya cikmisdir. Tek nedeni var: Vasifli ve tecrubeli insan gücü. Bu güç de sikkadanak yaratilamiyor. 100-150 yillik surecler sonunda ortaya cikiyor. TC ise okuma yazma orani %7 olan zir cahil vasifsiz ustune dogmatik bir toplumla, Osmanlinin takdigi borclarla, bozkirda ise baslamisdir! _Irkçılık, kendi vatandaşın açlıktan, işsizlikten, umutsuzluktan intihar ederken, delirmiş vaziyetteyken, çaresizlikten kafayı yerken, bağımsızlık uğruna savaşıp can verdiği, doğup büyüdüğü ve geberene kadar vergisini verdiği vatanının kendisine ihanet edip elin suriyelisini, afganını sahiplenmesidir ırkçılık. Bu ülkede en büyük ırkçılık, Türklere yapılıyor son yirmi yıldır. _Suriyeli_Akp nin suriye politikasını defalarca onayladınız. Her seçimde "reiiiis" diye bastınız mührü. Eşek gibi bakacaksınız bu suriyelilere. Ülkenizi, ekmeğinizi, işinizi paylaşacaksınız bu insanlarla. Bir bok yediniz ama karnım ağrımasın diyorsunuz. Yok öyle. Suriyeli senin ümmetin senin kardeşin de, Türkiye'de yaşayan Türk milleti uruguay'dan mı geldi? Aynı hassasiyeti burada yaşayan vatandaşına da göstersene. Paralı suriyeli avrupaya yatırımcı olarak gitti, mal ve toprak sahibi suriyeli zaten hiç gelmedi yerinde kaldı, çapulcu ve dilenci sürüsü ise ülke içine dağıldı. Her bayram bunlar nereye gidiyor? Yaz günleri istanbul sahillerinde kim mangal yelliyor. Kafeler, avmler Suriyeli dolu. Beleş yaşa, oku, vatandaşlık al türk kızlarına sarkıntılık yap. Ne güzel dünya _15 temmuzda dışarı çıkmayanlar hain. Ülkesini bırakıp kaçan Suriyeliler kardeş. _Sen orta asyadan gel, binlerce yı dövüşerek vatan sahibi ol, bedel öde, acı çek, dünyaya meydan okuyup varlığını koru, sonra ilkel çöl bedevileri gelsin ve seni kendi vatanında hem maddi hem manevi olarak ezsin. İşte bu dramdır. _Türkiye'yi 1950'lerden beri 70 yıldır muhafazakar sağ iktidarlar yönetti ve o iktidarları da seçen bugünün "gençler iş beğenmiyor" diyen 50 yaş üzeri akp seçmeni. Menderes'i, özal'ı, çiller'i, yılmaz'ı seçenler kimdi? Eski türkiye şöyleydi böyleydi diyen bunak çetesi; o iktidarları siz seçtiniz! Eskiden şöyle zorluk çekerdik vs. lafları aslında akp seçmeninin kendi kendini kötülemesidir. Sabıka korkusundan ötüyorlar böyle ve o sabıkaları işlerken diğerlerine etmedikleri hakaret yok. Günün sonunda da mağdur edebiyatı. Neden? Sabıkalarının korkusu! Çok basit bir hesap yapın. Ülkenin iktidarlarını baştan sona yazın. O hırsızları iktidar yapan oylar nerede? Nerede olacak akpde. Sıkışınca diyorlar ya "Diğerleri çalmadı mı sanki" diye işte o hırsızlar da kendileri zaten. Kendi pislikleri üzerinden kendilerini savunmaya çalışıyorlar. Neden bu ülkede hiç hesap sorulmadığını sanıyorsunuz? Nerede gördünüz hırsızın soygundan sonra gidip kendini karakola teslim ettiğini. Herkesin altında araba var diyen kişilerin kuru ekmeğe bile muhtaç kalan Türk milletiyle resmen taşşak geçtiği akp zihniyeti budur. Diyorum adam sürekli yalan söylüyor, diyorlar ki siyaset bu tabi yalan söyleyecek. Diyorum adam bütün ihaleleri 5 tane köpeğe veriyor. Diyorlar ki chp'lilere mi verecek. On milyonlarca insan bankalara borçlu. Diyorlar ki borç almasalardı. Akp ensar vakfındaki tacizlere "bir kereden bir şey olmaz" dedi. Diyorlar ki chp'nin içinde de bir sürü tacizci var. Her şeyi katarlı bedeviler satın alıyor. Diyorlar ki gavurlar mı alsın. _Halk, kendisine benzeyeni seçiyor. Türk milleti karakteri de bencil, menfaatçi, hemşerici, muhafazakar, görgüsüz, vasat...Türkiye’de 70 yıldır (1950’den bu yana) karşı devrim iktidarda. Halk yoksullaştırıldı, işsizleştirildi, çaresizleştirildi, sömürüldü ve oy deposu haline dönüştürüldü. Ülkede demokrasicilik oynanıyor. _Grigory Petrov der ki: Yöneticiler kendi milletlerinin birer yansımasıdırlar. Onlar, milli ruhun birer kopyasıdır. Onlar, halk kitlesinin içinden doğmuştur. Bir millet nasılsa, devlet adamları da onlar gibidir. İşte bu nedendir ki; "Eskiden beri her millet, layık olduğu idareye ve devlet adamlarına sahip olur" denilmiştir. _Genç – Yaşlı_ _Yabancılarda yaşlılar bilge olup gençlere yol gösterirken, Türkiye’de gençler bilge ve kara cahil bunaklara doğruyu anlatmaya çalışıyor. Bu ak yaşlı cahiller ölmeden Türkiye hiç bir zaman düzelmez ve maalesef bu saatten sonra da eğitilemezler. Ömürleri boyunca sığır gibi yaşamaya alıştıkları için herkesin de kendileri gibi ortacağda yaşadığını zannediyorlar. Gençler temizlikçi-inşaat amelesi-tuvaletçi olsun, ayak işlerinde çalışsın ve asgari para alsın, evlenmesin, ev, araba sahibi olmasın, sürünsün diyorlar. Kendi çocuklarına gelince de onlar en iyi yerlerde olsun. Bizi yönetemeyen ve ülkeyi batıranlar ise her türlü lüks içinde yaşasın diyorlar. _Yeni nesil, sevgilileriyle geziyor, tozuyor, cafelerde, barlarda eğleniyorken, yaşlı nesilde büyük bir nefret oluşuyor çünkü kendileri hayatlarını saçma ideolojiler uğruna ya da köpek gibi gece gündüz çalışarak boşa geçirdiklerini fark ediyorlar. Gençlerin bu rahat yaşamlarının mahvolmasını istiyorlar, gençlerin de kendileri gibi azap içinde yaşamalarını, mutlu olmamalarını istiyorlar. Bunun için de gençlerin hayatlarını karartacak ne varsa onu yapıyorlar. Sadese yobaz yaşlılar değil, tutucular, cemaatler, hayatlarını yaşayamayanlarda da benzer kin var. O kadar mutsuzlar ki başkalarının mutluluğunu, keyfini kaldıramıyorlar. İstiyorlar ki herkes kendileri gibi sürünsün. _Gençler, dedeleriniz geleceginizi satti. Onlar yuzunden sen ölene kadar calisacaksin. Babalariniz ve anneleriniz bademlere, yobazlara oy verdi. Liyakat kalmadi ve devlet malı talan edildi. Bademler cikip dese ki emeklilere 100 lira zam yapicam, gidip senin gelecegini tekrar satacaklar. Bunlari bilesin. Kusura bakmasinlar ama x kusagi, geri zekali, gereksiz, okumayan, kendini yenilemeyen, kolayina kacan nesil olarak kaldilar. Bugun ne ekeresen yarin onu biceceksin. Etrafindaki insanlarin ortalamasi olacaksin. Salak, soytari, kabadayi arkadasin varsa, birak gitsin. Aziz nesin in dedigi gibi 'siz icinizdeki zubuklugu bitirmediginiz surece, sizi somuren zubukler bitmeyecek'. Yani bu millet cemaatleri, hirsizlari destekleyip sevdi. Cocuklariniz sizi de bela ile anacaklar cunku onlarin gelecegini sattiniz. _Bu çarpık düzeni kimse bozamaz. Ülke adına iyi şeyler yaptırırsak bizim işlerimiz ters gider diye düşünen egemenler. Asalak, ahlakı bozuk, esrarkeş, kalleş ne kadar insan olursa, o kadar işimize yarar. Biz bunlarla besleniyoruz. Sigara, alkol, uyuşturucu bizim yönetimimizle. Deniz, kara, hava fark etmez bizim tekelimizden geçer. Buna burnunu sokan, işleri düzeltmeye, insanları aydınlatmaya çalışan kim olursa olsun, temiz toplum için kim uğraşırsa uğraşsın canını alırız. _Fetullah, şeyh said'in zihniyetinin ürünüdür ve tüm cemaatler birer fetödür. Hepsinin bitmek bilmeyen, tükenmeyecek hırsla, kinle Türk düşmanlıkları vardır. Hiçbiri de tarih bilmez. Tarih diye inandıkları yeşil sarıklı evliya palavralarına benzer hikâyelerdir. Fetullahın görevi, anti emperyalist, amerikan karşıtı ve radikal İslamcı grupları ılımlılaştırmaktır. Bunun için Amerika tarafından finanse edilip korunuyor. İngilitere için çalışan Nakşibendi şeyh kıbrısinin yerini, fetullahın hizmet hareketi almaya başladı. İngiliz başbakan Tony Blair’in Fethullahçıların Dinlerarası Diyalog projesine destek olup 3 semavi dini bir arada buluşturmuştu. İngiltere, avrupada üstünlük için, Almanya destekli sözde Batı düşmanı Milli Görüş’e rakip olarak Gülen tarikatı öne çıkarttı. Almanya, Anglo-Saksonların (Amerika ve İngiltere) İslam dünyasını ele geçirip Afrika ve Ortadoğuyu “İman Zinciriyle” kontrol etme girişimlerine karşı “Biz de kendi İslamımızı oluşturacağız” demişti. Almanya, Akp’nin Fethullah Gülen ile koalisyonuna karşı “Deniz Feneri” kozunu öne sürmüştü. _Gurbetçiler, 50 yıl önce trenlere doldurup ülkeden gönderdiğimiz vasıfsız köylülerin çocukları, şimdi istanbul'un elitlerinden bile zengin. 1970’lerde Türkiye’nin en eğitimsiz varoş kesimi almanyaya amele olarak gitti. Yani genlerinde eziklik ve yoksulluk var. Yıllar sonra vatanlarına zengin olarak gelmek, elit muamelesi görmek psikolojik olarak onları tatmin ediyor. Bizlerin satın almak için bir ömür harcayacağı fakat onlar için çerez parası olan bmw, porsche gibi otomobillerle memleketlerinde tur atmanın hayalini kuruyorlar. Sırf bunun için 3000 km yolu tepiyorlar. Orada değer göremiyorlar. İkinci sınıf insan muamelesi görüyorlar. Buradaki ilgiye açlar. Türkiye'nin ileri gitmesini ise kesinlikle istemiyorlar. Burada ekonomik sıkıntılarla boğuşanlar onların umurlarında değil. 20 bin tl alan gurbetçi türkiye çok güzel deyip, 2000 tl alıp geçinemeynelere şükretsinler diyor. Şeriat isteyip laik kafir ülkelerde yaşayan bu taklacı uyanıklar neyin ne olduğunu senden benden daha iyi biliyor. Dünyanın en karaktersiz insan topluluğu almancılardır. Almanya belki de avrupa'nın en becerikli halkı olan alman yahudilerini öldürdükten sonra yozgatlı gurbetçilerle sınanıyor. Almancılar da türk modernleşmesinin ileri cephesi olacaklarına arabalarının kornasına abanıp köln'de ilahiyat okuyorlar. Ben hayatımda bu kadar leş insan topluluğu görmedim. En fakir adamın bile gelip kral olduğu bir ülkeyiz ne yazık ki. İsviçreli ve doktor bile Türkiye, Türklere çok pahalı diyor. Bizim yalaka çomar türkiye ucuz diyor. _Alamancı kekolar, avrupa’da demokrasi altında yaşayıp, türkiye’de şeriatı savunurlar. Neo gurbetçiler köyden ilk göçen tezek kokulu o naif dedelerinden bile beş kat daha çomarlar. Almanya'da en marjinal işleri yaparlar burada tarikatçı kesilirler. Almanya'da solcu burada ışid kafadırlar. 70 lerde donmuş kalmışlardır. Dedeleri zamanında türkiye’den avrupa’ya çalışmaya gitmemiş de, bunlar sanki 500 yıldır avrupa aristokrasinin bir parçasıymış gibi bir havalar. Görgüsüzlük üzerine ne varsa yapmaları ve bunun farkında olmamaları. Dünyanın en modern ülkesine gidip insanlıktan zerre nasip alamayıp memleketlerindeki hallerinden bile daha kötü bir alt kültür yaratabilmek sadece 70 iqlu sevimsiz anadolu köylülerinin yapabileceği bir şeydir. _İsrail 1967'de 6 gün savaşında arapları yendikten sonra, milyonlarca filistinliyi ürdün'e sürdü. Filistinliler müslüman kardeş falan dinlemedi. 1970'de ürdün'de iç savaş çıkarıp darbe yapmaya çalıştılar. Bugünkü kralın babası kral hüseyin'i devirmeye çalıştılar (Kara eylül olayları) Ürdün baktı filistinlilerle başa çıkamıyor, hepsini lübnan'a sürdü. Bu sefer 1975'de lübnan iç savaşını çıkardılar. Lübnan'da 1990'a kadar 15 yılda neredeyse taş üstünde taş kalmadı. Beyrut dümdüz oldu. Suriyeliler türkiye'ye bu kötü amaçla yerleştirildiler. Başta tayyip "esad zulmünden kaçtılar" diye anlatıyor ama suriyelileri türkiye'ye süren esad değil, işid. İşid, suriyelileri türkiye'ye sürerek fırat'ın doğusunda pkk'ya yer açma amacıyla kurulmuş, amacını yerine getirince de dağıtılmış paralı askerler topluluğu. _Troller, sizin ruhunuzu emip, yaşam enerjinizle beslenen zehirli virüslerdir. Bu asalaklarla vakit kaybetmeyin. Beyni yıkanmış embesillere, miliyanlara, amigolara laf yetiştirmeyin. Bu faşistleri ikna etmeye çalışmayın. Bunlar zaman kaybıdır. Ayrıca moralinizi ve dengenizi bozar ki amaçları budur. Bu çıyanlar bunu bile bile yaparlar. _Osmanlılar, "Eşek Türk!" diye adlandırdığı Anadolu Türklerine gösterdiği muameleden çok daha iyisini “kavmi necip üstün ırk” diyerek Araplara göstermiştir! Osmanli, Türklere -Etrki bi idrak- akilsiz Türk, köpek suratli Türk, gibi hakaretler etmistir. (İlhan Arsel) Osmanlı firavunlarını sahiplenmek ise asırlarca “etrakı bi idrak” olarak görülmüş akılsız türklerin stockholm sendromu değilse nedir? _Lozanda kendisine: “Siz yunanistan'ı yendiniz. İngiltereyi değil. Bunu unutmayın” diyen lord curzon'a cevabı müthiştir ismet paşanın. "Hayır, yalnız yunanı yenmedik. Güneyde müttefikiniz fransızları yendik. Onun silahlandırdığı ermenileri yendik. Müttefikiniz italyanları anadolu'dan uzaklaştırdık. Sizin silahlandırdığınız doğu ermenilerini ve pontus çetelerini yendik. Sizin istanbul yönetimi ile birlikte azdırdığınız isyancıları yendik. Silah ve para ile desteklediğiniz kuva-yı inzibatiyeyi yendik. En son olarak da maşanız yunan ordusunu yenip, denize döktük. Mondros'u yendik, Sevr'i yendik, Üçlü antlaşmayı yendik. Bunların hepsinin arkasında siz vardınız ; Hepsinin ipleri , düğmesi dümeni sizin elinizdeydi. Biz asıl, sizi yendik“ _Moratoryum (İflas) Borçların ödenemeyeceğinin ilân edilmesidir. Osmanlı 1875'te moratoryum ilan ediliyor ve Duyun-i Umumi idaresi kurulup, devletin tüm gelir kaynaklarına el konuluyor._Türkiye, 1958'de Menderes döneminde tarihinde ilk kez iflasını açıklamış, moratoryum ilan etmiştir. Menderes'i hala kahraman gibi anlatanlar, bugün de halkı bölen, ülkenin tüm birikimleri yok pahasına satan, borca batıran ve milyonlarca mülteciye elini kolunu sallayarak ülkede fink attıran Akp'ye oy verip, desteklemektedir. _27 Mayıs 1960 darbesinin hemen ardından Cemal Gürsel halkımızdan bulunduğu ilk talep şuydu: “Devleti soymuşlar, kasalarımız bomboş ve dış borçlarımızı ödemek için devletimize yardım edin!..” Böylece bu ülke ABD’ye borçlarını ödedi. _Tarih ilmi için, 1. Döneme ait belge, 2. Şahitler gerekir. Eğer bu iki direği çekersen tarih diye bir şey kalmaz ortalıkta, kişisel yorum olur ki o da hiç kimseyi bağlamaz. Mısıroğlunun kitaplarının hepsinde yalan tarihçilik vardır. Kaynakça kısmında gösterilen maddelerin hepsi bir başka kitaptır. Büyük tarihçilerin dünyada bilinmesinin sebepleri, yazdığı kitapların hepsinin osmanlı arşivlerinden veya diğer o dönemin elçilik kayıtlarından alınmasıdır. İki ülke arası görüşmeler, iki ülkenin arşivleri tarafından onaylanmalıdır. Öteki türlü söylemiş olduğun iddialara karşılık bir antitez anında düşman tarafından kurulur çünkü tarihsel bir iddia değildir, kişisel yorumdur. _Vahdeddin’i Türk halkının onurunu yok etmek isteyen biri olarak tanımlayan Atatürk, notlarında şunları kaleme alıyor: “Osmanoğullarının sonuncu padişahı Vahdeddin’in saltanatı döneminde millet en derin esaret çukurunun önüne getiriliyor. Binlerce yıldan beri bağımsızlık kavramının seçkin örneği olan Türk milleti, bir tekme ile bu çukurun içine yuvarlanmak isteniyor. Fakat bu tekmeyi vurdurmak için bilinçsiz bir hain gerekliydi. Nasıl ki yasal olarak ölüm cezasına çarptırılanların bile ipini çekmek için duygularından arınmış bir yaratık aranır. Ölüm kararını verenlerin böyle aşağılık bir araca ihtiyaçları vardır. O kim olabilirdi? Ne yazık ki bu milletin hükümdar, sultan, padişah, halife diye başında bulundurduğu Vahdeddin... O, bu davranışıyla kendini öldürdü. _İQ düşürmek için_ Sığ, empati yoksunu, bencil, öğretilmiş saçmalıklara inanan boş insanlarla aynı ortamda bulunmak. Sürekli aynı çevrede, aynı kişiler ile takılmak, işe aynı yoldan gidip gelmek, aynı işyerinde çalışıp aynı işi yapmak vb. rutin de beyni tembelliğe iten bir faktör. Sabit fikirli insana laf anlatmaya çalışmak. Kitap okumamak, yeniliklere açık olmamak, farklı kültürleri merak etmemek. Tv izlemek ve aşırı derecede sosyal medya kullanmak. Hayatını para kazan-evlen-çocuk yap üçgenine sıkıştırmak. Yanlış beslenmek. Mideyi karbonhidratlı besinler ile doldurmak.... _Dogmatizm (Bağnazlık): İleri sürülen düşünceleri, araştırmadan, incelemeden, tartışmadan mutlak hakikat sayan anlayış. Dogmatizm, her devirde gelişmenin karşısında durmuştur. Skolastik bir anlayıştır. Kendi fikrinin mutlak doğru olduğunu ileri süren her kişi veya sistem dogmatiktir. Metafizik öğretilerin tümü dogmatik öğretilerdir. Dogmatizmin zorunlu sonucu zorbalıktır. Zira farklı düşüncelere yer yoktur. Ortaçağda deneylerle kanıtlanamayan kurallar, engizisyon işkenceleriyle kanıtlanmaya çalışılmıştır. Örnek vermek gerekirse, dogmatizm, masum kişinin ateşe atılsa bile yanmayacağı inancına varmış, bundan da ateşe atılınca yanan kişinin suçlu olduğu sonucu çıkarılmıştır. Dogmatizmin karşıtı septisizm yani şüphecilik, kuşkuculuktur. _Bağlılık: Sadakattir. Bağımlılık: Kişinin zarar verici sonuçlarına rağmen kendini mecbur hissetmesi. _Faşizm, baskı düzenidir. Sermayenin diktatörlüğüdür. Faşizmde, eşitlik yok, efendi ile köleleri vardır. Halk adına karar verenler halk değildir. Halk böyle sözde demokrasilerde, sadece seçimden seçime oyunu sandığa atar gider. Faşizm, mutluluk yerine ödevi, özgürlük yerine otoriteyi, eşitlik yerine hiyerarşiyi, nitelik yerine niceliği koyuyor. Halk eğemenliği, seçim, kuvvetler ayrılığı, siyasal partiler, özgür tartışma gibi ilke ve kurumları açıkça reddetmektedir. _Örtülü faşizm: Demokrasi ile maskelenmiş en azgın, en yobaz, en diktatoryal yönetme biçimidir. Yapılan her şeyin demokratlık kisvesi altında yapıldığı, iktidardakilerin kendinden olmayanları ezdiği bir baskı düzenidir.(İslamofaşizm..) _Lümpenler_ Hiçbir yere, sınıfa ait olmayan, ne köylü ne şehirli, patron da değildirler, işçi de, sömürürler mi sömürülürler mi belli değildir. Zengin midirler yoksul mu, o da belli değildir. Bulanık insanlardır. Yaşamayı bilmedikleri için mağdur ve mazlum gibi görünebilirler. silkelersin, 80 dönüm toprağı, 8 yerde apartman katı çıkar ama davar gibi dolaşır. Toplumun düzgün işlemesi için olmazsa olmaz koşullarından biri, "Normları" yoktur. Bir ahlak düzeni oluşturamamışlar, davranış kalıpları da geliştirememişlerdir. Dolayısıyla, çelişkiden çelişkiye yuvarlanırlar. Kerhanede kalp krizi geçiren hacı amca, yiyişen türbanlı kızla çember sakallı oğlan.. Tipler son derece güvenilmez ve kaypaktırlar. Bu yüzden arkanı dön, seni hemen satarlar. İstanbul'un dört yanını "köy camileriyle" donatırlar, "estetik kaygıları" yoktur iyi yaşayanları da görür ve kıskanırlar. Denize donla girerler. _Omurgasız_ Sadece kendi çıkarları için renkten renge, şekilden şekle giren, iradesiz, yüzsüz, arsız varlık. İnsan ilkeli duruşu sayesinde onurlu ve saygın bir kişilik kazanır. Kemikler insan vücudunu ayakta tutan omurga iken, prensipler ise insan şahsiyetini ayakta tutan omurgadır. İlkeleri olmayan insanlar olaylar karşısında dik duramazlar. Çoğu zaman menfaat, makam, mevki ve para gibi şeyler için eğilip bükülürler. Bazen de korku karşısında iki büklüm olup ezilirler. Boyun eğip şartlara ve güce teslim olurlar. Rüzgâra ve zamana göre şekil değiştirirler. Rüzgâr gülü denen şey tam da bu omurgasızlığı tarif etmektedir. Tek dost kendi nefisleridir. Tek arkadaş kendi menfaatleridir. O yüzden menfaatleri bittiğinde kim olursa olsun terk edip bırakıp giderler. Belli bir kimlik ve şahsiyet sahibi olamazlar. Hiç kimseye karşı vefa ve sadakat sahibi olamazlar. Omurgasızlık insanı esir eder, önce kendi nefsine ve tutkularına esir olur, sonra da güç ve yetki kimin elinde ise ona esir olurlar. Haksızlık karşısında susmak onu kabullenmektir. Haksızlığa itiraz etmemek dünyanın en soysuz duruşudur. Omurgalı insan kime yapılırsa yapılsın her zaman zulüm ve haksızlık karşısında dik duran insandır. Omurgasız ise hataya, yanlışa, zulme ve haksızlığa tanık olduğu halde itiraz etmeyip sessiz kalan sünepe insandır. Omurgasız insanlar bir gün onurlarını kaybettiklerinde ona bahane bulmaya çalışan insanlardır. Her hatada bir hikmet, bir neden bulup kendilerini haklı veya doğru göstermeye çalışan insanlardır _Pasif agresiflik: Ezilmiş, aşağılanmış, dışlanmış hisseden kişilerin çeşitli kisveler altında saldırı yapmaları durumudur. Gülerken ısıran kişilerdir bunlar. Haksız yere karşı çıkar. Kendisinden üstün hissettiği kişileri küçümser, kusur ararlar. Onaylama ve övgü açlığı içerisindedirler. Saldırganlık dürtülerini, kin, öfke, kıskançlık, düşmanlık.. Pasif agresifler, kendilerini kandırırlar. Kendilerine bir rol biçerler ve bu role inanırlar. Her şeyi kendi ihtiyacı doğrultusunda farklı algıladıkları için muhakeme hataları yaparlar. Pasif - agresiflerle mücadele yöntemleri: _Mantığı unut_10 kişilik öv_Onunla değil kendinle mücadele et_değer ver ve asla suçlama, değiştirmeye çalışma. _Cehaletin eğitimle ilgisi yoktur. İnsanların belirli kalıplar dışında düşünememesi, ilkeler etrafında değil liderler atrafında toplanmaları, çıkar uğruna ahlaksızlıkları mazur görmeleri, materyalist olmaları, çocuklarının şımarık olması, cinsiyetçi olmaları, seyahat etmemeleri, çocuklarıyla konuşmak yerine azarlamaları, başka kültürleri merak etmemeleri, kendilerini geliştirmemeleri, gelişmiş kültürlere entegre olmamaları, farkındalıkları olmaması, soğukkanlı olmaması, her an tartışmaya hasız olması, düşmanlaştırıcı olması, haklarını bilmemeleri ve aramamaları(insan, işçi, tüketim), sistemin dayattığı yaşam gayelerini sorgulamamaları(vegiler, çalışmak), tabularının olması, hobilerinin olmaması, marka ve gösteriş takıntılarının olması, tüketim toplumu olmaları, estetik anlayışlarının olmaması, tarih coğrafya bilmemeleri, özümsediği değerler hakkında bilgisiz olmaları(din, Osmanlı)gibi, aile içinde derin sohbetler yapılmaması, tv telefon ile çok vakit geçirmesi, kitap okumaması, sanata ve bilime ilgisiz olması, doğayla barışık yaşamaması hatta zarar vermesi, kültürlü insanları eleştirmesi, yabancı dil öğrenmeyi umursamaması, eğlenceden anlamaması, yabancı kültürlerin de kendilerininki kadar değerli olabileceğini düşünmemesi. _Padişah I. Mahmut, Osmanlı ordusunun neden hep gerilediğini sorar. İbrahim Müteferrika ise: Sultanım, günümüzde artık devletler dinden ve geleneklerden gelen kurallara göre değil, akıl ve bilim ilkelerine göre yönetilmektedir. _III. Mehmed'in, 1595 yılında tahta çıktığında yaptığı ilk işi 19 kardeşinin ölüm fermanını vermek olmuş. Daha sonra öz oğlunu, iki kardeşinden gebe 7 cariyeyi ve babasının gebe eşlerini öldürterek kırılamayan bir rekora imza atmıştır. ___________________ _Freud - İlkel atanın devrilişi_ _Yüzyılın en korkunç despotu II. Abdülhamid, çağ dışı imparatorluğun sultanıdır. Bu despot bütün tebaası üzerinde yaşam ve ölüm yetkisini tek başına elinde tutmakta, zindanlarda Türk aydınlarını boğdurtmakta, bir kısım azınlıklarla birlikte kendi öz oğullarını da acımadan öldürmekte, hareminde de binlerce kadını kendi keyfi için tutmaktaydı. 1908'de oğullar zalim babaya karşı bir olup ayaklandılar. Genç Türkler sultanı tahttan indirerek ulusal bir toplum düzeni kurdular. Osmanlı İmparatorluğu'nda sanatların ve düşüncenin bir anda yeşerip geliştiği gözlendi. ____________________ _Kişiler_ _Necip Hablemitoğlu: Türkiye, tarihinin en karanlık, en hazin dönemini yaşıyor. Bir tarafta, Türkiye’yi koşulsuz savunan, Atatürk ilke ve devrimlerinin sahibi ve takipçisi, aydınlanmacı, tam bağımsızlıkçı, sömürünün her türüne karşı, evrensel barıştan yana, yurtsever, ilerici, çağdaş, ulusalcı kesim var. Ancak, ne bir siyasal partiye, ne basın ve yayın kuruluşlarına, ne de kendilerini destekleyecek ulusal sermaye gücüne sahipler. Ülkenin elden gidişini sessiz çığlıklarla izleyen milyonlarca örgütsüz, dağınık Türk yurtseveri! Karşı tarafta ise, ülkeyi etnik ve mezhepsel esasa dayalı olarak bölmeye, yer altı-yerüstü ekonomik kaynaklarını pazarlamaya, din devleti kurmaya ve halkın dinsel inançlarını sömürmeye, hatta Cumhuriyet’in başına numara koymaya kararlı, zengin, güçlü, dış destekli, örgütlü vatan hainleri ve işbirlikçileri ile peşlerinden sürükledikleri ulusal bilinçten yoksun diğer bir kesim!. Türkiye’deki tüm ulusalcıları, fethullahçı tehlikeye karşı çok geç olmadan birlikte hareket etmeye; istihbarat birimlerindeki fethullahçı unsurların temizlenmesi için kamuoyu oluşturmaya çağırıyorum. 2002. _Sinan meydan: 1990’ların başında ABD, CIA eski Türkiye Şefi Paul Henze gibi görevlileriyle Türkiye’de Nurculuk ve Nakşibendilik gibi cemaatlerin güçlenmesine çalışmıştır. Türkiye’nin ABD eliyle din devletine ve federasyona doğru sürüklendiği 1990 yılında bu sürece engel olacağı düşünülen ulusalcı-Atatürkçü aydınlar öldürülmeye başlanmıştır. ABD politikalarının Türkiye’deki baş aktörü Turgut Özal’ın Türk Ceza Yasası’nın din devleti kurulmasına engel 163. maddesini kaldırmak istemesine tepki gösteren aydınlardan Muammer Aksoy 31 Ocak 1990’da öldürülmüştür. Ardından 7 Mart 1990’da Çetin Emeç, 4 Eylül 1990’da Turan Dursun ve 4 Ekim 1990’da Bahriye Üçok öldürülmüşlerdir. Özal’ın Ocak 1993’te imam-hatip okullarını bitirenlerin de Harp Okulu’na girmelerine engel olan yasayı değiştirmesini 22 Ocak 1993’te Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde “İmam Subay” başlığıyla eleştiren Uğur Mumcu da bu yazısından sadece iki gün sonra öldürülmüştür. Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde “Asker, Polis ve Naziler” başlıklı bir yazıyla laiklikten verilen tavizleri eleştiren Ahmet Taner Kışlalı da tıpkı Uğur Mumcu gibi bu yazısından sadece iki gün sonra, 1999’da öldürülmüştür. _Bahriye Üçok_ Batı'yı taklit etmeyeceğiz demekle hiçbir yere ulaşamayız. Zaten bilimsel yol tektir, son çağlarda Batı bunun temsilcisidir, yoksa bilim evrenseldir ve bütün insanlığın malıdır. _Yılmaz Özdil_Rauf Denktaş anlatıyor: Amerikalılar bana kıbrısta rezerv tespit ettiklerini ve çıkaracakları petrolün %50 pay vereceklerini söylediler. Ben ankarayla konuşmam gerektiğini söyleyince çekip gittiler. Amerika Rumlara gitmişti ve mısırı da alarak petrol arayacaktı ama Denktaş bu savaş nedenidir dedi. Demirel ve Ecevit de savaşırız dedi. Amerika geri adım attı. 2002 akp ile Denktaş hain ilan edildi, kııbrısın birleşmesi için Türkler evet dedi ama Rumlar hayır. Kıbrıs abye girdi ve gitti. _İhsan eliaçık: Memlekette son 17 yıldır olan, bir kişinin şahsında bir kabilenin aşağılık kompleksinin giderilmesi çabasından ibarettir: "Biz de en iyi yerlere geliriz, zengin oluruz, saray yaptırırız, emrederiz, hükmederiz, içeri attırırız, para dağıtırız, yargılarız, akredite yaparız.. _Lloyd George__ Biz üstün beyaz ırklar, amerikada kızıl derililerin soyunu nasıl kırdıysak, Türklerin de soyunu kırıp anadoludan atacağız. 1919 _Türkler yeniden bir devlet kurdu. Timur gibi zalim bir asker Türkleri yeniden diriltti ancak kutsal amaçlarımızdan vazgeçemeyiz. Türkler ne olduğunu bilmedikleri bir dine inanıyor. İşte biz Türkleri İslam ile yıkacağız. Bilinçli ya da bilinçsiz tüm imamlar bize hizmet etmesi gerekit. İngiliz istihbaratının birinci görevi budur. (Lordlar kamarası konuşması 1923) _Cem Küçük: Muhafazakarlar kendi tarihleriyle yüzleşmeli: Muhafazakâr kesimin iş Atatürk’e gösterdiği celallenmeyi kendi hassas oldukları konularda da göstermeleri gerekir. Hoşunuza gitmeyecektir ama Osmanlı’da eşcinsellik vardı ve padişahlar içki içerdi. Gerçek, olduğu yerde duruyor. İstediğiniz kadar uğraşın, tarihte olmuş olayları değiştiremezsiniz. Tarihteki ünlü şahsiyetleri hiç kimse kendi kafasına göre şekillendiremez. Herkesin kafasında kendi Atatürk’ü, kendi Fatih’i olabilir ama gerçekle karşılaştığınızda gerçeği kabul etmiyorsanız, sorun sizdedir. Neymiş, bu dizide Kanuni Sultan Süleyman kadın düşkünü ve içkici olarak gösteriliyormuş. Kanuni’nin içki içmediğini kim ispatlayabilir? Hiç kimse. Kalkıp diziyi Kanuni’yi kadın düşkünü diye gösteriyor diye yerin dibine sokmanın bir manası yok! Herhalde haremde birdirbir oynamıyorlardı. _Firavun dedi ki: Yahudi mülteciler çoğaldı, bir gün gelir bize karşı savaşırlar. Onun için onları topraklarımızdan atalım, angarya işlerde çalıştırdılar, erkek çocukları öldürdüler. _Soner yalçın: Hayallerinde hatasız bir lider yaratmışlar, kendilerini kandırıp oyalanıyorlar. "Oyunu" bozana-gerçeği gösterene düşman kesiliyor; herkesi "hizaya" getirmek istiyorlar! Yaşlı, hasta, sanatçı olmak umurlarında bile değil; onlar için sadece "dost" ve "düşman" var _Nihal atsız_Olur da bir gün savaş görürseniz, kardeş dediğiniz milletlerin nasıl bizi sırtımızdan vurduğunu izleyeceksiniz. Türk olmayan herkesin ölümüne üzülenlerin bir gün Türkler ölürken nasıl sustuklarını görecek ve beni anlayacaksınız. _Hitler, kendi davranışlarıyla dünyaya babasının nasıl bir insan olduğunu ve çocukken ondan çektiklerini göstermiştir: yıkıcı, merhametsiz, gösteriş budalası, acımasız, kibirli, sapkın, kendini beğenmiş, basiretsiz ve aptaldı. Farkında olmadan babasının teşkil ettiği örneğe sadıktı ve onu taklit ediyordu. Beden Asla Yalan Söylemez. Alice Miller _Emre Kongar_Hicbir sey birdenbire olmadi. Önce ezani arapcaya cevirdiler. Dinlediniz. Sonra siz isterseniz hilafeti bile getirirsiniz dendi. Demokrasi sandiniz. Sonra bir cig gibi kur'an kurslari, imam hatip okullari acildi. Din dersleri anaysal zorunluluk oldu. Kabullendiniz. Tesettur artti, cami sayisi okullari gecti, inanc ozgurlugu saydiniz. Giim kusama mudahale ettiler, oruc tutmayani oldurduler. Sasirdiniz. Daha sonra bilim adami ve yazarlari vurdular. Milletvekili ve gazetecileri parcaladilar. Sairleri ve danscilari yaktilar. Kimin yaptigini dusunup durdunuz. En sonunda kapinizi calacaklar, size kendinizden baska yardim edecek kimse kalmayacak! _Yılmaz Özdil: Mısırdaki esma'ya ağlar, suudi kralı için yas ilan eder, kendi ülkesinde 20 yaşında genç kız tecavüz edilip yakılır sesi bile çıkmaz! _Osmaniye valisi pastane açılışı yaptı, “Osmaniyemiz gün geçtikçe büyüyor, yeni markalar için cazip hale geliyor, pastanemizin her şeyin en güzeline layık olan Osmaniye halkına en iyi imkanları sunacağına inanıyorum, pastanemizin Osmaniye şubesinin sahibi İclal hanıma teşekkür ediyorum” dedi, kurdeleyi kestikten sonra, İclal hanımefendiyle birlikte pastaneyi gezdi, pastalar hakkında bilgi aldı _Putin, Leningrad Üniversitesinde hukuk okudu ve KGB ajanı oldu…bizimki imam hatipten mezun olup İETT’ye girdi. Putin piyano çalıyor… Brahms, Mozart, Çaykovski, Liszt dinlemeyi seviyor, bizimki makam otomobilinde Cengiz Kurtoğlu dinliyor. Putin favori şarkısının Beatles’dan Yesterday… bizimkinin favorisi Uğur Işılak’tan çakma dombıra. Putin’in uzay istasyonu, uzay gemileri var, bizimkinin gemicikleri var…..Putin nükleer güç, bizimki en az üç. _Ömer turan: Islamcılar Atatürkü eleştirmiyor ki, ona ve onu sevenlere resmen hakaret ediyor. Ataturke İngiliz ajanı, İngiltere'nin Emri ile hilafeti kaldırdı, Put, onu sevenlere de putperest, Kemalizm dinine mensup kişiler diyorlar. Sizin gibi düşünmeyenlere mürted (dinsiz), put, putperest, şeytan deyin sonra da karşı taraf tepki gösterince bu sefer de Kemalist vesayet hortladı deyin. Peki aynı hakaretler size ya da sevdiklerinize yapılsa kabul eder misiniz? _Bu ülke bir Türk yurdudur. Devletinin, milletinin ve ordusunun ismi Türktür. Resmi dili Türkçedir. Siz Buna ister Kılıç Hakkı İster demokrasi hakkı deyin. Türk bu ülkeyi kurması ve ülke nüfusunun yüzde 85'ini oluşturması itibariyle bu ülkeye ismini verme ve resmi dilini oluşturma yetkisine sahiptir. Türk'üm diyerek üstünüz, diğer irklar alcak demiyoruz. Bir grup Odak Aydın kesim Türk kelimesinden rahatsız. Ülkemizin isminin Türkiye olmasından rahatsız, İstiklal Marşı'ndan rahatsız, Türk bayrağından rahatsız, Türkçe'nin tek resmi dil olmasından rahatsız. Kısacası Türk'ten rahatsız. _Cemalettin Afgani ve Muhammed Abduhun temellerini attığı İslamcılık ideolojisinin İslam ve Türklük karşıtı bir İngiliz projesidir. _Güney Müslümanlığı, eşarılık fastan arabistana, bizim için tehlike olmaktan çıkmıştır. Bir şeyh satın alıp hepsini yönetebilirsiniz. Kuzey Müslümanlığı maturilik, Türk bölgesi, tehlikelidir. Bunlar bilimle barışıktır. Her zaman Atatürk gibi bir asi çıkabilir. Önlem alınmalı. İngiliz tarihçi Arnold Joseph Toynbee 1960 _Fatih: "İnsanlara "Dinin nedir? Namaz kılıyor musun?" gibi Allah’ın kula soracağı soruları sormayın. Aç mısın? Bir sorunun var mı?" gibi kulun kula soracağı soruları sorun. _Darwin_Seni cennet vaadiyle kandırıp, fakirliğe mahkum edenlerin hayatlarına bakarsan bu dünyada cenneti yaşadıklarını görürsün _Dostoyevski: Bu devir, cahil insanların en parlak zamanı, sevgisizliğin, duygusuzluğun, bilgisizliğin, tembelliğin, yeteneksizliğin, nankörlüğün, hazıra konmak isteyen bir kuşağın devridir. _E. köse: Bu ülkede her şey olabilirsin ama rezil olamazsın. Ünlü olanların çoğu rezil ola ola ünlü olan kişiler. Keranede basılanlar şimdi hanımefendi rolünde. Hırsızlıktan suçüstü yakalananlar milletin kanaat öderleri. _Hıristiyanlar İshak peygamberin evlatlarıdır; Araplar ise onun kardeşi olan İsmail’den gelmektedirler. Türkler ise Tatar kökenli evlad-ı İblis’tendir.” Abdülaziz b. Suud _Bir kadın tırnağını kesip çöpe atsa, başkasının o tırnağa bakması haramdır. Erkek kapının önündeki kadın ayakkabısına karşı bir duygulansa, kadın mesuldür. İslailağa cemaati _İmam gazali: Balıkların neden dili yoktur ? İblis cennetten kovulunca dünyaya iner ve ilk balıkla konuşur. Ademin yaratıldığını ve onun tüm hayvanları yiyebileceğini söyler. Balık da tüm hayvanlara bunu haber verinde yüce Allah balığın dilini yok eder. _ZİYA Paşa : " Nice Hoca-Hacı gördük ķi, yastığının altından Haç çıktı. K.Karabekir : "Öyle puslu idi ki hava ; Şeytan bile müslüman kisvesine bürünmüştü.. _L.Curzon:"Türkiye'de askerliği yasaklayacağız"demişti. Bu doğrultuda Sevr Antlaşması 168.maddede "Türkiye'de askeri okullar kapatılacak" dendi. _Bahçeli 2015: erdğan sen esadın kötü bir kopyası, fetullahın eski sevdalısı, amerikanın daimi dostu, pkknın destekçisi, ermeni kökenli, Türklüğün yaşayan düşmanısın. _Arabistanlı Lawrence_ _Bilgeliğin Yedi Sütunu: Otobiyografik kitabı I. Dünya Savaşında Arapların Osmanlı'ya karşı başkaldırılarını işlemektedir. _Araplar dünyayı siyah-beyaz ve inançlı-inançsız olarak algılayan dogmatik bağnaz bir halktı. Görüşlerinde ara tonlar yoktu. Kuşkuyu, eleştriyi anlamazlardı. Araplar bizim kuklalarımızdı. İpe olduğu kadar fikirlerimize de sımsıkı asılabilirlerdi çünkü sadakatleri onları itaatkar köle haline getiriyordu. Türkler Araplara öfkeyle "İngilizler!" diye bağırırlar ve Araplar da karşılık olarak onlara, "Almanlar!" diye haykırlardı. Birbirlerine en ağır hakaretleri ederlerdi. İslam, Araplara fazla yardımcı olamazdı ve onu bir kenara bıraktılar. "Hıristiyanlar Hıristiyanlarla savaşıyorlar, o halde neden Müslümanlar da aynısını yapmasınlar? İstediğimiz tek şey, Arapça konuşan bir hükümettir. Aynı zamanda, şu Türklerden de nefret ediyoruz. Araplar, kusurlara ya da ahlaka aldırmayan koyunlar gibiydiler. Tek başlarına ya hiçbir şey yapmaz ya da yerde kederli bir şekilde otururlardı. _Malesef İngiltere, acınacak bir durumdaydı. Askeri güçleri, Çanakkale' den paramparça olmuş bir durumda geri çekiliyorlardı. _Atatürk'e ateş ederek öldürmeye teşebbüs ettiğini belirtmiş fakat başarılı olamayıp Atatürk'ün yanında bulunan bir subayı vurabildiğini iddia etmiştir _Shopenhauer_ _Eski zamanlarda, bir insanın zorlukla alabileceği şeyler şimdi bol miktarda elde edilebilmekte ve alt tabaka bile bugün konfor açısından çok daha iyi bir noktadadır. Orta Çağ’da, Kraliçe Elizabeth bile yeni yıl hediyesi olarak bir çift ipek çorap aldığı zaman bir hayli memnun olmuştur. Bugün ise her tezgâhtar bu türden şeylere sahiptir. Elli yıl önce hanımefendilerin giydiği türden basma elbiseleri şimdi hizmetkârlar giymektedir. Teknoloji, günümüzde makineleri daha önce asla hayal bile edilmemiş bir noktaya götürmüş ve özellikle motor ve elektrikle, eski çağlarda şeytan işi olarak görülebilecek işler başarılmıştır. _Kıskançlık, kendisinden daha mutlu olanlara karşı duyulan bir nefrettir. Kıskanç kişi, kendi acılarını, başkalarına acı çektirerek hafifletme çalışır. Gerçekte vahşi ve korkunç bir hayvandan başka bir şey değildir insanlar ve vahşiliklerini maskeler takarak gizlerler. Başkasının acılarından alınan zevk, şeytani bir şeydir ve onun alayları cehennemde atılan bir kahkahaya denktir. Kişi, kıskanılanı ya görmezden gelecek, ya onu zehirli sözleriyle alaya alacak ya da ona karşı bayağı ve vasat birini yüceltecektir. Kıskançlık kıyastan doğup kin ile beslenir ve karşıtı ise duyguaşlıktır. Her varlığın, kendi kendisine: ben güvende olduğum sürece varsın batsın bu dünya demesinin nedeni, bencil yaşam istemidir. _Aşağı türlere mensup cahil avam takımına kesinlikle özgürlüğün verilmemesi gerekmektedir. Bunun nedeni de bilinçsizlikleridir. Cahil ve sıradan kimseler, bilge insanlara karşı içgüdüsel olarak birleşip bir ittifak oluşturur ve onlara tabii düşmanları gözüyle bakar. Cumhuriyetlerde, hilekâr ve adaletsiz kişler, yüksek konumlara ulaşabilir ve dolayısıyla doğrudan siyasi güce sahip, monarşiden daha güçlü olabilirler. Bu insanları bir araya getirip böylesine sıkı sıkıya kenetleyen şey de üstün zekâ sahibi insanlara karşı duydukları ortak kindir. Çok sayıda budala ve zayıf insan bulunur ve bir cumhuriyet idaresinde onları gölgede bırakmasınlar diye yetenek sahibi insanları bastırıp saf dışı etmek onlar için bir hayli kolaydır. Alçaklığın gördüğü değer, erdemlerin uğradığı ihanet, hep aynı mesleğin mensuplarının ellerinden gelir. Gerçeğe ve büyük yeteneklere karşı duyulan nefret, bilim insanlarının kendi sahalarındaki cehaleti; gerçek mamullerin neredeyse her zaman aşağılanması ve sahtelerinin rağbet görmesi böyle bir şeydir. _Seçilmiş Diktatörler ya da meşruti krallar, insanların hayatlarına pek karışmadan, kendi göklerinde rahatsız edilmeksizin huzur ve barış içindeki yaşayan tanrılara benzer. _Vasıfsızların, olasılık ile kesinlik arasındaki farka dair net bir fikirleri kesinlikle yoktur. İşlerin iç yüzünü bir bakışta sezme becerisi edinmiş tecrübeli yargıçların yerine jüri koltuğunda oturan tecrübesiz ve dedikoducu kunduracıların durumu böyledir. Bomboş kafalarında bir tür olasılık hesabı yaparak bir insanın idam fermanını kendilerinden emin bir biçimde imzalarlar. Terzilerin ve kunduracıların tarafsız yargıçlar olabileceğini düşünebilen bir tek kişi var mıdır? İşte bu kelimenin tam anlamıyla kuzuyu kurda emanet etmekten farksızdır. _Eskiden tahtın başta gelen desteği inançtı; günümüzde ise bu, güvendir. _Süslü sözlerle devleti insan varoluşunun en yüksek noktası olarak sunan filozofların, ne kadar budala ve sığ olduğunu görmek son derece kolaydır. Böyle bir görüş, dar kafalılığının ilahlaştırılmasıdır. _Tao_Bir ülkede saraylar ne kadar çoksa, halk o ölçüde fakirleşmiştir. Saraydaki lüks ve pahalı şeyler ne kadar fazlaysa, tahıl ambarları o kadar boşalmıştır. Başkalarının yoksullaşması üzerine kurulmuş olan bu gösteriş, Haydutların yağmadan sonraki böbürlenmelerinden başka bi şey değil. Buna hırsızların cakası denir. Yol, bu değildir. Budur işte sahte YOL. _Sade_ _Çifçi patatesi fazla fiyattan, din adamı tanrısıyla kulun arasında para almaktan, politikacı yüksek vergilerden hırsızlık yapar. _Yöneticiler, ahlaksızlığı ve zalimliği ilke edinip bunlardan zevk alır. Bu erdemsizlikleri sayesinde hep iktidarda kallırlar ve erdemli insanlara zulmedip, entrikalarla halkı uyutturlar. Bu iktidar sahiplerinin en büyük silahı ise dindir. Tanrı ve din, onlar için sadece kendi yaptıklarını gizlemek için kullandıkları bir araçtır. _Yalçın Küçük_ _İslamizasyon, tıpkı magazin ve diziler gibi Türk insanını bozma operasyonudur. Dikta rejimi için taban oluşturulur. İmam hatipler, dini öğetmek için değil halkı cahilleştirmek için açıldı. Cahilleştirmede kitle üretimi için en iyi fabrikaları keşfettiler. Bu ise kemalizmin sonuydu. Türkiyeyi İslamlaştıran TSK’dır. Kemalizme ihanet ettiler. Kurmay sınıfı sınıfta kaldı. Generaller Tamaç-evren-özkök. Yani 30 yılda örümcek ağı ördüler. Sonuç Erdoğan. Tayibe oy veren herkes birer erdoğandır. Cumhuriyet insanı yerine ektikleri budur. Seri imalat var. Bu sermayenin planıdır. Üniversitede prof ve öğrenci, fabrikada patron ve işçi, tvde seçen ve seçilen hep erdoğandır. Üniversite sürü fabrikalarını kurdular. _Şiddet, bir ideolojinin yılıkması ve yenisinin yerleştirilmesidir. _Bizimki 2 yüzyıllık yenilik gericilik savaşdırır. Aydınlık karanlık savaşı. Akıl ile ortaçağ kafası savaşı. _Domuz, burnunu pislikten çıkarmaz. Pislik miss kokulu olduğu için değil, burnu pisliğe akıştığı için. Fırındaki yoksul çocuklar bayat ekmek alıyorlar çünkü tazeyi mideleri almıyordu. Bugün medyadakilerin pisliği savunmaları, pisliğe alıştıklarındandr. Halkımız beş duyusunu da kaybettiği için kendisine sunulan tüm pislikleri rahatlıkla kabul ediyor, örneğin, müzik diye sunulanları tiksinmeden dinleyebilmekte. _El kindi_ Alkindus) 800 Abbasi. ilk islam filozofudur. _Kanaatkaɾ olan köle hüɾ, tamahkaɾ olan hüɾ ise kölediɾ. _Biɾ şeyin ticaɾetini yapan, onu sataɾ. Sattığı ise aɾtık kendisinin değildiɾ. Dolayısıyla din ticaɾeti yapanın dini yoktuɾ. _Felsefeye kaɾşı olanlaɾın mantığına göɾe kendileɾinin de felsefe yapmalaɾı geɾekiɾ. _Cemil Meriç_ _Yɑşɑyɑnlɑrı yöneten ölülerdir. Demek ki öldürülmesi gereken ölüler de vɑr. _O kɑdɑr yɑlnızdım ki kɑrɑnlıklɑrdɑn iblis’in eli uzɑnsɑ minnetle sıkɑrdım. _Yığın düşünmez, mɑruz kɑlır. ____________
7
Osmanlı Padişahları
Ali Canip Yöntem'in, liselerin dokuzuncu sınıflarında okutulan "Edebiyat" adlı kitabında bir kayıt, "... O aralık Abdülmecid tahta geçmişti. Bu, her Osmanlı pâdişâhı gibi gafil ve bîçâre bir adamdı..." Ali Canip Yöntem, câhil zamane dalkavuklarından birisi bulunsaydı, bu sözün belki o kadar ehemmiyeti olmazdı. "Şuursuz maskaranın biri bir hezeyan savurmuş!" der geçerdik. Fakat bu hüküm, Ali Canip gibi vatansever, hattâ biraz Türkçü bir edebiyat öğretmeninin, Ömer Seyfeddin ile arkadaşlık etmiş, dilin sadeleşmesi hareketlerine karışmış, tarihini iyi bilen bir aydının kaleminden çıkınca, iş değişmektedir. Burada, Osmanlı pâdişâhlarının katıldıkları veya doğrudan doğruya tesirleri bulunan olayları ele alacağım. Osman Gazi: 1284 te 70 kişiyle İnegöl zaptına giderken Rumların pususuna düştü, fakat bozulmadı. Bu çarpışmada yeğeni Baykara şehit düştü. Sonra 300 kişiyle Kocahisar (veya Kulacahisar)ı basıp aldı. Bir müddet sonra Rumlarla Büyük Eğizce Savaşı'nı yapıp kazandı. Bunda da kardeşi Sarubatı Savcı Beği şehit verdi. Sonra İnegöl'ü zapt etti. 1291 de Mudurnu Göynük seferini yaparak Rumları kılıçtan geçirdi. Kaldırık Derbendi'ndeki savaşta Rumları bozup Bilecik ve Yarhisar'ı aldı. 1299 da Yalova'da Rumları bozguna uğrattı. 1301 de Koyunhisarı önünde üstün bir Rum ordusunu yendi. Bu savaşta kardeşi Gündüz Beğ ve Gündüz Beğ'in oğlu Aydoğdu şehit düştüler. 1308 de Koçhisar'ı, 1313 te Akhisar'ı aldı. Geyve tekfurunu de bozup kaçırdı. Bütün hayatında adaleti ve iyi tedbiriyle Anadolu tımarlılarını çevresine topladı. Düşmanlarından pek çok ganîmet aldı. Fakat öldüğü zaman hiçbir şeyi çıkmadı. Acaba, Osman Gazi, bunun için mi gafîl olmaktadır? Orhan Gazi: Daha babasının son yıllarında devlet işlerinin fiilî olarak başına geçmişti. 1327 den 1337 ye kadar on yıl çarpışarak, yâni ok ve kılıç kullanarak, yâni kendini ölümün kucağına atarak Aydos, İzmit, Hereke, İznik, Taraklı, Gemlik kalelerini Rumlardan aldı ve bir Türk beğliği olan Karasi'yi kendi ülkesine ekleyerek Anadolu'da Türk birliğine doğru kuvvetli bir adım attı. 1338 de oğlu kahraman Süleyman Paşayı Rumeli’ye göndererek Gelibolu, Bolayır, Malkara, İpsala ve Tekirdağ’ını zapt ettirdi. Acaba, bu işleri yaptığı için mi Orhan Gazi de gafîl ve biçâre oldu? Gazi Murad Beğ: Anadolu Türk birliği için bir adım daha atarak Ankara'yı kendi ülkesine ekledi. Sonra 1363 te Çorlu, Lüleburgaz ve Edirne'yi, daha sonra Niş kalesini aldı. 1382 de Germiyan Beğliğinin bir kısmını Osmanlı ülkesine ekledi. 1389 da ise şanlı Kosova Meydan Savaşı'nı kazandıktan sonra şehit düştü. Memlekette kuvvetli bir teşkilat ile birlikte yeniçeriliği de I. Murad kurmuştu. Buna göre, hangi hareketinden dolayı gafil ve niçin bîçâre idi? Yıldırım Bayazıd: Ortaçağın bu büyük adamı, Kosova’nın kazanılmasında en büyük rol oynayanlardan biridir. Anadolu’daki Türk beğliklerinin hemen hepsini Osmanlı ülkesine ekleyerek Anadolu’da Türk birliğini kurdu. İstanbul'u kuşattı. 1396 da birleşik Avrupa ordularını Niğbolu'da darmadağın ederek tarihimize altın bir yaprak yazdı. 1402 de Ankara Savaşı'nda da nasıl kahramanlıklar gösterdiği ve tutsaklığa katlanamadığı için intihar ettiği de malûmdur. Acaba, bu dünyada kadınlarla cümbüş edip şarap içmek dururken, tatlı canına kıydığı için mi gafil sayıldı? Kahraman Yıldırım’ın, her biri az veya çok padişahlık etmiş, olan oğullarından hepsi de (Süleyman, Mehmed, Mûsâ, Mustafa, İsa) birer kahramandı. Kahraman Süleyman Çelebi, şâirleri çok sever, korurdu. Musa Çelebi ise koyu bir gâvur düşmanı ve durmadan onlarla çarpışan bir kahramandı. Mehmed Çelebiye gelince; hem bir artist kadar yakışıklı, hem de pehlivan ve nişancı bir kahramandı. 24 savaşa girip kırka yakın yara almış ve bu yaralar yüzünden erken ölmüştü. II.Murad: İstanbul'u kuşattı. Aksak Temirle yapılan çarpışmadan sonra bozulmuş olan Anadolu Türk birliğini kısmen yeniden kurdu. 1429 da Selanik'i aldı. 1444'te Varna, 1448'de İkinci Kosova meydan savaşlarını kazandı. Şâirdi. Şiirleri, XI. Yüzyılda yazılmış olmasına rağmen XX. Yüzyılda yazılmış şiirlerin birçoğundan daha güzeldir. Musikiyi çok severdi. Saltanat sürmek düşüncesinden bile uzaktı. Acaba, eline geçmiş olan sultanlığı oğluna bırakarak çekildiği için mi gafil ve bîçâre idi? Fâtih: Fâtih hakkında ben ne yazayım? O, kendi kendisi zaten tarihe yazmış. Bir tek Ali Canip değil, bütün insanlık Ali Cânip'lerden ibaret olup onu inkâr etse bile, o, yine vardır ve büyüktür. Ali Canip Yöntemin, Karacaahmet mezarlığından tek başına geçemediği yaşlarda, O, ülkeler ve devletler yıkıp topraklarını Türk ülkesine katıyordu. Bir gün onun heykellerini dikeceğimiz muhakkaktır. Ona heykeller de azdır. İstanbul'a onun adını verip meselâ "Fâtih kent" desek yine azdır. Ona, Türk sanatının, Türk dehâsının eşsiz bir eseri olacak büyük bir heykel mutlaka dikmeliyiz. Ne lazımsa; altın mı, gümüş mü, granit mi, her ne gerekiyorsa bulup, ulu bir heykel dikmeliyiz. Fâtih, bütün ataları dedeleri, büyük amcaları gibi Belgrat savaşında yaralanmış bir gazi idi. Şâir, bilgin ve yasacı idi. Acaba neden gafîl ve bîçâre oluyor? Nefsine uyarak, yenilmiş Bizans'ta bir kumandan kızına gösterdiği muameleden mi? Ne yapalım? Yapmasa elbette daha iyi olurdu ama nihayet bunu yirmi yaşlarında iken ve bir düşmana karşı yapıyordu. Kendi kumandanlarının kızlarına ve evdeşlerine saldırmıyordu ya.. II. Bayazıd: Fâtih'in oğulları olan II. Bayazıd ve Cem de gafil ve bîçâre değillerdi. İkisi de şâir ve kahramandılar. II. Bayazıd, Fâtih ile Yavuz arasında sönük kalıyorsa da, gerçekten, bir tarihçinin dediği gibi, hiçbir davranışında lüzumsuz veya eksik bir nokta olmayan şuurlu bir pâdişâhtı. Yavuz: Yavuza gelince; bilmem ki gafil ve bîçâre sıfatlarına onun kadar yakışmayacak insan bulunabilir mi? İki dilde şâir, tuttuğunu koparır, dünyayı bir pâdişâha dar görür, kahraman, o bilginler dostu arslan da gafil ve bîçâre ise, acaba, öteki insanlar nedir? 1514 teki Çaldıran, 1516 daki Mercidâbık meydan savaşlarını kazanan ve çelik iradesiyle devleti bölünmek tehlikesinden kurtaran Yavuz, belki de, Türkiye tarihinin Alp Arslan ile birlikte en büyük şahsiyetidir. Kemalpaşaoğlu'nun dediği gibi ölümüne hem kılıç, hem de kalem ağlamıştır. Kânunî Süleyman: Koca Yavuz’un oğlu Koca Süleyman’a, yasacı Süleyman'a, gelince; 13 savaşa katılan bu, Belgrat, Rodos, Budin, Tebriz ve Bağdat fâtihine, Mohaç'ın şanlı kahramanına, Barbaros'un, Turgut’un, Sinan'ın ve Bâki'nin pâdişâhına, bu şâir cihan imparatoruna, insan nasıl gafil ve bîçâre der? Bir insanın herhangi bir hareketi, bir iki yüzyıl sonra kötü sonuç verdi diye, o insana gafil demek, gafletten başka nedir? Dâhi denilen nice kimseler vardır ki, 15 yıl sonrasını görememişlerdir. Başka milletler, kendi çocuklarına büyüklük ve kahramanlık örnekleri vermek için gerçekleri değiştirmekten çekinmeyerek, şöyle böyle kırallarını bile büyük kimselermiş gibi gösterirken, bizim kendi kahramanlarımızı küçültmeye kalkmamız, vatanseverliğe indirilmiş ağır bir baltadır. İnsanlar, çevrelerinde ne kadar çok kahraman örneği görürlerse, yiğit yetişme ihtimalleri o kadar artar. Tarihî kahramanları silmekle bir millet silmek arasında fark yoktur. II. Selim: Hiçbir savaşa girmedi. Şâir ve ayyaştı. Anası Rus olduğu için sevilmeyen bu hükümdarın, büyük bir tarafı yoktur. Zamanında Yemen, Kıbrıs, Tunus alınmış olmakla beraber, kendisinin hiçbir enerjisi görülmemiştir. Bununla beraber, devlet idaresini ehillerinin eline bırakmakla gafil olmadığını göstermiştir. III. Murad: Devlet işlerine pek karışmazdı. Kadınlara pek düşkündü. Fakat gafil ve bîçâre denecek bir hâlini tarih kaydetmiyor. III. Mehmed: Babası ve dedesi gibi rehâvetli değildi. Savaşa çıkarak 1597 de Eğri'yi fethetmiş ve Haçova Meydan Savaşı'nda Almanları bozguna uğratmıştır. Kusuru, anasını devlet işlerine karıştırmasıdır. I. Ahmed: Şâirdi. Çok dindar ve merhametli idi. 27 yaşında ölmüştür. Saltanatta veraset usulünü değiştirmesi ve şehzade idamlarına engel oluşu insanî bakımdan iyi bir hareketti. Fakat bu hareket, netice bakımından devletin aleyhine oldu. Devletin başına genç hükümdarlar yerine yaşlıların gelişi, herhalde hayırlı olmamıştır. I. Mustafa: Ali Canip Yöntem’in sözlerine uygun düşer. Fakat hastaydı. Bir hastadan, normal insanlardan istenen şeyler beklenemez. Genç Osman: II. Osman; eski Osmanlı pâdişâhları gibi büyük yaratılışta bir kahramandı. 14 yaşında tahta çıktı. 17 yaşında Lehistan seferine yöneldi. Yeniçerilerin bozukluğunu ilk defa gören odur. Meyhaneleri kapatmış, aylık ve ikramiyeleri azaltmış, yâni devleti sert bir elle tutmaya başlamıştı. Bozulmuş devşirmelerin fesadı ile daha 18 yaşında iken şehit edilmeseydi, muhakkaktır ki, devleti en şanlı derecesine çıkaracaktı. IV. Murad: Yavuz'un küçük bir kopyasıdır. O da 14 yaşında pâdişâh olmuştu. 23 yaşında devleti eline aldığı zaman nasıl bir demir adam olduğunu herkese gösterdi. 1636 da Revan’ı, 1630 da Bağdat'ı zapt etti. Osmanlı pâdişâhlarının çoğu gibi o da pehlivandı. Rakı ve tütün içenleri idam ederdi. Fakat rind ve şâirdi. 31 yaşında ölümü devletimiz için acı bir kayıp olmuştur. İbrahim: Çok hamiyetli, yurtsever, sessiz bir insandı. Pâdişâh olduktan biraz sonra başlayan ve bir türlü tedavi edilemeyen daimî bir baş ağrısı, sonunda sinirlerini bozmuş, onu Cinci Hocaya muhtaç bir hâle getirmiş ve davranışlarında hiçbir disiplin kalmamıştır. Eğer, o sırada başka bir şehzade olsaydı herhalde pâdişâh yapılır ve Sultan İbrahim 9 yıl tahtta kalmazdı. Avcı Mehmed: Sultan İbrahim'in oğlu Avcı Mehmed'in 7 yaşında tahta çıkarılması devletin bir hasta tarafından idare edilmek felâketini önlemiştir. IV. Mehmed, büyük bir pâdişâh değildi. Osmanlı İmparatorluğunun o zamanki dağdağalı hayatı onu her şeyden bezdirmiştir. Fakat çok şefkatli ve ilim sever bir adamdı. Meşhur tarihçi Müneccimbaşı'yı korumuş olması, herhalde, gaflet eseri değildi. II. Süleyman ve II. Ahmed: 58 yaşında tahta çıkan ve 8 yıl padişahlık eden II. Süleyman ile 49 yaşında hükümdar olup 4 yıl bu mevkide kalan. II Ahmed'in devirleri, devletimizin en karışık zamanlarına rastladığı ve ikisi de çok kısa bir müddet saltanat sürdükleri için leh ve aleyhlerinde bir söz söylemek kolay değildir. II. Mustafa: 10 yıl tahtta kalan II. Mustafa, 22 yaşında pâdişâh olmuştu. Atalarının meziyetlerine sahipti. Üç defa sefere çıkıp ikisini kazanmıştır. Înce zevkli, zeki ve hoş sözlü idi. Askerî bir isyan üzerine tahttan çekilip padişahlığı kardeşi III. Ahmed'e bıraktığı zaman, ona çok kardeşçe ve akıllıcı öğütler vermiş ve kardeşini tahta kendisi çıkarmıştır. III. Ahmed: Sefere çıkmadı. Fakat onun zamanı edebî ve ilmî bir kalkınma çağıdır. Arapça ve Farsçadan Türkçeye bir takım değerli kitapları çevirmek için heyetler kurulması, matbaanın Türkiye'ye girişi, siyâsetteki metin istikrar III. Ahmed'in işidir. Kahraman olmayışı bir eksikliktir. Fakat meziyetleri de inkâr edilemez. I.Mahmud: Doğru görüşlülüğü ile devletin şanını yükseltenlerdendir. Kahramanlıktan çok ilme ehemmiyet verirdi. Yalnız İstanbul'da 4 kütüphane açmıştır. III. Osman: İhtiyarken pâdişâh olmuş ve 3 yıl tahtta kalmıştır. Parlak bir şahsiyet değildi. Fakat sefahat ve ahlâksızlığın önüne geçmek için aldığı tedbirler, gafîl değil, düşünceli olduğunu gösteriyor. III. Mustafa: Frederik'in meziyetlerini almış ve onunla ittifaka çalışmış uyanık bir pâdişâhtı. Avrupa'nın teknikçe bizden ileri olduğunu biliyor ve o tekniği memlekete sokmaya çalışıyordu. Zamanında, ilk defa görülen büyük askerî bozgunlar yüzünden duyduğu üzüntü ölümüne sebep olmuştur. I. Abdülhamid: 50 yaşında pâdişâh olmuştu. Kaynarca Barışı gibi, o zamana kadar devletin görmediği bir barış kendi zamanında imzalandığı için talihsizdi. Kırım'ı kurtarmak ve Kaynarca'nın öcünü almak için devleti hazırlamış ve savaşa girmişse de, düşman ikileşince başarı kazanamamış ve Moskoflar zapt ettikleri Özi kalesinde bütün ahâliyi kılıçtan geçirince, 65 yaşında olan pâdişâh bu haberi aldığı an bir ah çekerek inme ile ölmüştür. III. Selim: III. Selim’e asla gafil denemez. O, büyük ve çok merhametli bir yaratılıştı. Yaş Barışı gibi felâketli bir barış zamanında imzalanmış, fakat o, devleti kurtarmak için sistemle çalışmaktan usanmamıştır. Yeniliği yurda yavaş yavaş sokmak istiyordu ve bunda haklıydı. Yalnız Selimiye Kışlası gibi büyük ve sağlam bir yapı bile onun yüce himmetine delildir. Musikişinas idi. Padişahlıktan çekildikten sonra birtakım alçak Arnavutlar, öldürmek için odasına saldırdıkları zaman ney çalıyordu. Kılıçlara karşı bir zaman kendini bu hazîn ney ile kahramanca, bir Osmanlı pâdişâhı gibi savundu. III. Selim, işini başarmadan öldü. Fakat başaracak II. Mahmud kendisinden ders almıştı. IV. Mustafa: Bir yıl kadar sultanlık ettiği için ehemmiyeti yoktur. II. Mahmud: Osmanlı pâdişâhlarınn en büyüklerindendir. 23 yaşında pâdişâh olmuştu. Tepedelenli Ali gibi edepsizleri ve yeniçeri ocağı gibi bir bozgunculuk yuvasını kahretmesi ve bugünkü Türk ordusunun temelini atması büyüklüğünü gösterir. Bütün teşebbüslerine ve iyi niyetine rağmen birçok felâketlerle karşılaşması, tarihin ve talihin II. Mahmud'a karşı haksızlığıdır. O, batı medeniyetini şuurlu bir surette almak, fakat milliyetimizden hiçbir şey kaybetmemek istiyordu. Türkiye'ye gazeteyi II. Mahmud sokmuştur. Bununla, halkın fikrini açmaktan başka bir gaye gütmüyordu. Yani yaptığı işleri taklit düşüncesiyle değil, memlekete yararlı olmak için yapıyordu. Sultan Abdülmecid: Abdülmecid de gafil ve bîçare değildi. Birçok okullar onun zamanında açıldı. Ve nihayet, yüzyıllarca hep birkaç düşmana karşı tek başına dövüşmekte olan Türkiye, ilk defa onun çağında Avrupa da müttefikler bularak tarihî düşman Moskof’a bir sille daha atmak imkânını elde etti. Bütün ömrünce adam seçmesini ve seçtiklerinin sözünü dinlemesini bildi. Sultan Aziz: Zamanında devlet, Avrupa'nın büyük devletlerindendi. İlk kız okulu onun zamanında açıldı. Darülfünun, Hukuk, Mülkiye onun zamanında kuruldu. Kendisi de pehlivan olan Abdülâziz, millî sporumuz olar güreşi teşvik etti ve korudu. Rusya'ya karşı büyük bir savaş hazırlıyordu. Bunun için büyük bir donanma kurmuştu. Kırım'ı kurtarmak istiyordu. Büyük himmetli hakandı. En büyük kusuru devleti çok borca sokmasıydı. V. Murad: Sinirleri zayıf olan V. Murad, tahtta pek az kaldı. Hakkında bir şey söylenemez. II. Abdülhamid: Söylendiği ve yazıldığı gibi kötü bir hükümdar değil, aksine büyük ve dahî bir imparatordur. Onun hakkında, henüz, bütün belgeleri gözden geçirerek hazırlanmış tarafsız bir inceleme yapılmamıştır. 1908 Meşrutiyetinden beri "vur abalıya!" kabilinden, aleyhine söyleyip yazmak moda olduğundan, Abdülhamid'in görülmedik derecede fena, kan dökücü bir pâdişâh olduğu inancı uyanmışsa da, bu, tamamen yanlıştır. Sultan Hamid'in fena olduğunu yazanlar, onun düşmanları olan İttihatçılardır. Yâni Abdülhamid'in 33 yıl ayakta tuttuğu imparatorluğu batırıp memleketten kaçanlardır. Abdülhamid, kendini savunmamış ve zaman onu haklı çıkarmış olduğu için bugün bir mazlum hâline gelmiştir. V. Mehmed: Çok iyi kalpli, iyi huylu, babacan vatansever bir hükümdardı. Fakat tahta geçtiği zaman ihtiyar ve hastalıklı idi. Bundan başka İttihatçılar memlekete hâkim olmuşlar ve devleti savaşa sokmuşlardı. Bazı müdâhaleleri dışında, devlet işlerine karışmayan bu mübarek adam Balkan felâketini görmüş, fakat asıl büyük felâketi görmeden ölmüştür. VI. Mehmed: Osmanlı pâdişâhlarının en talihsizidir. Bu yüzden kendisine hâin damgası vurulmuştur. Fakat hâin değil, bütün Osmanlı pâdişâhları gibi vatanseverdir. Veliaht iken Almanya'ya gittiği zaman, batı cephesinde ateş hattı siperlerini gezmiş, herhangi bir umulmadık tehlikeye karşı başını eğmesi söylendiği zaman: "Türk başı düşman karşısında eğilmez!" cevabını vermiştir. Zekî ve otoriter bir pâdişâhtı. İttihatçılardan nefret ediyordu. Fakat Talât Paşayı çok beğenirdi. "Talât Paşa, o zümre ile lekelenmiş olmasaydı bu devleti kurtarabilirdik" demiştir. Mütârekede, Saltanat Şûrâsı'nı toplayıp, oturumu, kısa bir konuşma ile açtıktan sonra, salonu terkederken, yanında bulunan Veliaht Abdülmecid koluna girmeye mecbur olmuş ve gözlerinden yaşlar boşanan pâdişâh: "Karı gibi ağlıyorum" demekten kendini alamamıştır. Niçin İstanbul'u terkedip de Anadolu'daki millî hareketin başına geçmediğini sorulabilir. Sultan Vahideddin, bunu yapamazdı. İstanbul'u bıraktığı takdirde, düşmanlar bu şehri bir daha Türklere vermezlerdi. Şehzadeleri de millî hareketin başına yollayamazdı. İngilizlerin, bunu bahane ederek, kendisini atmaları ve askerî işgal altındaki İstanbul'u siyâsî ve ebedî olarak işgal etmeleri de mümkündü. İstanbul'u ve hanedanı kurtarmak için baskılara katlanarak oturmuş ve Anadolu'da harekâta başlamaları için, güvendiği kumandanları göndermiştir. Kâzım Karabekir Paşa’yı kabul edip de bütün ümitlerin genç paşalarda olduğunu söyledikten sonra, Anadolu'ya daha kimlerin gönderilmesini tavsiye edebileceğini sormuş, Kâzım Karabekir, Mustafa Kemâl Paşanın adını söyleyince, bunu memnunlukla karşılamış, zaten kendi yaveri olan Mustafa Kemâl Paşaya büyük güveni olduğu için, onu huzuruna çağırıp konuşmuş ve Anadolu'ya gidip teşkilât kurması için kendisine 40.000 altın vermiştir. Bu paranın büyük kısmı, eskiden beri beslediği yarış atlarını satmak suretiyle elde edilmiştir. Vahideddin, iyi bir binici ve aynı zamanda da fıkıh bilgini idi. Daha sonra millî harekete karşı takındığı tavırlar, hep, İngilizlerin baskısı ile olmuştur. Bunun hiçbir fiilî değeri olmadığını ve İngilizleri yatıştırmak için başka çâre bulamadığını, gurbet yıllarında, büyük kızı Ulviye Sultana söylemiştir. Gurbet felâketine büyük bir metanetle dayanan VI. Mehmed, kendisini tahtından eden Mustafa Kemâl Paşa aleyhinde hiçbir söz söylemediği gibi söyletmemiştir de. "Bunu ilerde tarih halledecektir!" demiştir. VI. Mehmed'in iki yanlışı vardır: Biri Damad Ferid Paşayı birkaç defa sadrazamlığa getirmesidir. Bunu anlamak güçtür. Çünkü Damat Ferid'den nefret ettiği malûmdur. Onu, İngilizlerin baskısı ile sadrazam yapmış olması mümkündür. Bu Damad Ferid Paşa, zekâsının kıtlığı ve şahsî kinlerini öne atması yüzünden devletin işlerini çıkmaza sokmuş, Sultan Vahideddin'in de felâketini hazırlamıştır. İkinci yanlışı İngilizlere sığınmasıdır. Hayatını tehlikede gördüğü için böyle yaptığı muhakkaktır. Hayatı tehlikede olan insanların her çâreye başvurması da tabiîdir. Fakat Osmanoğulları gibi yüzlerce yıldan beri ölümle kaynaşmış ve onu bir sevgili gibi bağrına basmaya alışmış bir hanedanın temsilcisi olarak Sultan Vahideddin'in ölümden korkması kendisine yakışmamıştır. Bununla beraber, bu meseleler, henüz objektif bir tarih görüşüyle incelenmediği için, bugünlük daha kesin bir hüküm verilemez. Şimdiden varacağımız sonuç şudur: Yanlışları ne olursa olsun, Sultan Vahideddin, bir hâin değildir ve olamaz da... Çünkü o bir Osmanoğludur.
4
Onur
bir alıntı ekledi.
Bop – Yeni Türkiye(Cia) – Medeniyetler Çatışması
_BOP_(Mit ajanı, Mahir kaynak)_ _İslam, ezilen insanların ideolojisidir. _Sihirli bir el Batı’yı dünya haritasından silse, petrol zengini halklar deve sırtında vahadan vahaya gitmekten öte ne yapabilir? _Bir lokantada yemek yerken istediğinizi seçebilirsiniz ama menünün dışına çıkamazsınız. _Kavga, operasyonun kurbanları arasındadır. _Düşüncesinin doğruluğundan şüphe eden karşı tarafı yok etmeye çalışır. _Tüm akımlar radikalleştirilerek bertaraf edilir. _Türkiye'de diğer ülkelerdekiler gibi "sıradan bir devlet adamı” dahi gelmedi. Bizi yönetenler bir tüccar, bir esnaf gibi davrandılar. İyi para kazanan ya da iyi para kazandıran bir adam Türkiye'yi iyi yönetemez. İyi bir asker, Türkiye'yi iyi yönetemez. Ama dünyayı kavrayan ya da dünya üzerinde oynanan büyük oyunları farkedebilen bir yöneticiye ihtiyacımız vardır. _Devletlerin ideolojisi olmaz, politikaları olur. Devletin aklı ve buna dayanan politikaları vardır, ideoloji bir araçtır ve halk içindir. _Bir olay olduğunda, olayın failini bulmak istiyorsanız olayın sonucunun kime yaradığına bakın. Bu olay kimin işine yarar? Bunu bilirseniz, bu işi kimin yaptığını da bilirsiniz. _Türban destekçilerinin bu konuda ısrar ederlerse bir zafer kazanacaklarını ancak bu zaferle birlikte ülkelerini kaybedeceklerini söylemişti. _Eğer bir hükmü geçersiz hale getirmek istiyorsanız, bunu güvenilirliği ve inandırıcılığı olmayan bir insana söyletin. İnsanlar hemen bu şahsı yargılar. Eğer şahıs güvenilmezse söylediği şey de yalandır. _Derin devlet: ülkenin geleceğini planlayan ve politikalar üreten bir akıl. _Bir ülkede kavga varsa, mesela türban laiklik kavgası, o mutlaka dış operasyondan kaynaklıdır. Plan tutmuştur ve bu kavgayı kim körüklüyorsa, dış güçlerin maşasıdır. Dış düşmanların planı: ülkeleri ideolojik bazda oyuna getirip, birbirinine düşürüp zayıflatmak. Bu oyuna gelmemek için stratejiler amaçlar doğrultusunda yapılmalı. _Bopun merkezinde Türkiye var. Bopun önemli, birinci madde olarak İsrail'in güvenliği diyor. İkincisi ise petrolün güvenliği. Müslüman İsrail kurmaya çalışıyorlar. İsrail 'in yükünü hafifletecek, bölge ülkeleriyle kavgalı olacak. _Türkiyede Laikler, muhafazakarlar veya radikaller ayrımı var. İleride insanlar birbiri ile sabahtan akşama kadar kanlı bıçaklı savaş halinde olacaklar. _Halkın tercihlerinden daha fazla, devlet mekanizmalarının davranışları siyaseti daha çok belirliyor. _Güçlü bir siyasi yapı nasıl bertaraf edilebilir? Bunun tek bir yolu vardır, o da ekonomi çökertilirse. _Türkiye üzerinde dış kavga var, iç değil. Bu kavga bitince Türkiye istikrara kavuşur ve gelişir. _Enerjiye hakim olmak demek, kuyuların üzerinde asker bulundurmak değildir. Piyasaya hakim olduğunuz zaman, zaten o alanı kontrol ediyorsunuz. _Din çatışmasını mücadelenin temeli değil, sadece bir aracı, din bir maske, amaç ekonomik. Haçlı seferleri gibi. Türkiye içerisinde din ile laiklik arasındaki çatışmalar, onların projelerinin gerçekleştirilmesi anlamına gelir. _Önce kavga çıkartıp sonra buraya Birleşmiş Milletler aracılığıyla insani müdahale adı altında girip referandum talebinde bulunmak en iyi emperyal yöntem _Nasıl geçmişte İslam'da komünizme karşı dinsizlik ileri sürüldü, onun iddiaları bu şekilde çürütüldü. Bu sefer de din adına diyorlar ki, sizin dininize terör var. Buradaki dinsel ve etnik çatışmaları mutlaka tahrik edecektir. _Ab kendi kuracağı orduya 100 milyar dolar her yıl ayırırsa, 20 yılda ancak bugünkü Amerikan kuvvetlerinin gücüne gelecek. Tabi 20 yıl sonra Amerikan kuvvetleri ne du-rumda olacak? _Sızma oldu mu güveniliyor, söyleseler propaganda sayılırdı _İlluminati, dünya üzerinde çatışan tarafların her ikisini de kontrol etmektedir. Yani siz önceden belirlenmiş bir projenin araçlarından ibaret oluyorsunuz. Sizin davranışlarınız hiçbir biçimde ne kendi kaderinizi ne de dünyanın geleceğini etkileyemiyor. Bunun dışında, birtakım gizli silahların varlğından ve bu silahların hiç kimsenin tahmin edemeyeceği ölçüde tahribatlar yapacağından söz ediliyor. Bu da insanların artık savunma reflekslerinin gerekli olmadığını, bunların hiçbir faydası olmayacağını, zaten dünyadaki birtakım güçlerin her şeye hakim olduğu intibainı vermeye yöneliktir. Mesela bunlar öyle güçlü ki, depremler yaratabiliyorlar, insanların zihnini kontrol eden mekanizmalar geliştirebiliyorlar. Yani mücadele edeceğiniz gözünüzün görmediği, elinizin ulaşmadığı ve herhangi bir etkinizin olamayacağı bir varlık haline dönüşmeye başlıyor. Denizdeki balık gibiyiz. Balık denizde herşeye olta nazarıyla bakarsa aç kalır, her seye yem nazarıyla bakarsa da oltaya takılır. Bu durumda, olta ile yemi birbirinden ayırt edebilecek akıllı bir balık gibi davranmak gerekiyor. Şunu da unutmamalıdır ki, balıkçılar her zaman oltayı yeme benzetirler! _Dünya bir tahtravallidir. Uçlarında da rusya ve abd oturur. İkisi de birbirinden memnundur. Karşısında birbirinden başkasını istemez. Yalnız bu da her tahtravalli gibi bir denge noktasına ihtiyaç duyar. Hem abd hem rusya bu denge noktasının türkiye olmasında mutabıktır çünkü türkiye bu tahtravalliyi devirecek veya ikisinden birinin yerine oturabilecek güçte değildir ama bir taraf ağır basmaya başlarsa diğer tarafa doğru kayarak yine dengeyi bulma yeteneğine haizdir. Oysa bu denge görevi ab'ye verilirse ab tahtravalliyi devirecek belki de birinin yerine tahtravalliye oturabilecek güce ulaşabilir. İstenmeyen tek şey abd ve rusya dışında üçüncü bir güç noktasıdır. Ne ab, ne çin ne küresel sermaye. Ulusalcıların küresel sermayeyi tasfiye ettiği, ab'nin bölünmeye başladığı ve abd-rusya eksenli yeni bir dünya düzeninin kurulduğu yeni konjunktür türkiye'ye altın tepside bir tarihi sorumluluk bahşetmektedir. Bugün yaşanan sorunların sebebi de küresel sermaye ve ulusalcıların türkiye topraklarında giriştiği bu büyük meydan savaşıdır. _Amerika'nın nüfuz bölgesindeki bir ülkede ABD'ninyaptığı bir operasyona Rusya karışmaz, çünkü bu kendi nüfuz bölgesinde yapacağı operasyonlara da ABD'nin karışmaması içindir. Eğer birisi oynanan oyunu bozmaya kalkarsa, o da onun oyununu bozar. _Serveti gasp edilenden daha kötü durumdayız. Kötülüklere karşı Allah'a sığınıyoruz. _Medya, en önemli güç. İnsanları sürekli olarak bir konuda ikna edebilir ve onları bazı şeylere inandırabilirsiniz ama bir kişinin bir doğrusu, kurulan bütün yapıları imha edebilir. _İnsanları dengeler açısından değil, ideolojileriyle değerlendiririz. Ülke için çok uygun tekliflerde bulunan bir kişi, ideolojisi açısından beğenilmediği zaman bertaraf edilir. Mücadele, olmaması gereken yerde yapılır. İkincisi, Türkiye içerisindeki meseleleri anlamış olanlar, siyasette zaten önemli yerlere gelemezler. _Vatikan’ı dünya üzerinde ABD ve Rusya’yla birlikte etkin olan üçüncü büyük güç olarak telakki edebiliriz. _Bu işlerde iyi polis kötü polis oynanır. Emperyal merkezler böyle yapar. Siz onların yöntemini onlara karşı kullanmazsanız zarar görürsünüz. _Çoğunluk, "türkiye darbecileri ordudan temizliyor, oh ne güzel demokratikleşiyoruz." diye yorum yaparken, "bu işin arkasındakiler, yarın size de operasyon yapabilir." diye hükümeti uyarmıştır. _Genelkurmay başkanlığı sembolik önemli bir görev. _En iyi ajanlar: 1 - Mi6 ingiliz dış istihbarat, 2 – Kgb, 3 – Cıa _Kürtler içinde pkk'yı daha çok fakir kesim, dtp'yi ise daha çok aristokrat kesim destekliyor. Bu nedenle aralarında bir sınıf farkı var. abdullah öcalan askerdir. Siyasi plan yapmayı bilmez. Strateji bilmez. O sadece eline silah almasını bilir. _Kaynak, devrimci dernekler kurup, solcuların arasına karışıyor ve bilgi toplayıp mite veriyordu. _Bugüne kadar geçmişte türkiye'deki sermaye hep darbelerin yanında oldu eğer onların ortaklığı olmasaydı darbelerin başarılı olması mümkün değildi ama şu anda istanbul sermayesinin dışında bir sermaye çıktı ve artık darbelerin yapılması imkansız hale geliyor. _Kılıçdar başarılı bir operasyonla chpye getirildi ve chpnin ideolojisini reddetti. Bu türkiyenin resmi ideolojisinin tasfiyesidir. Ergenekon' u kuran ekip aynı zamanda operasyonu yapan ekipti -ergenekon benzeri örgütler taraf değildir, tarafların kullandıkları araçlardır. islam hangi tarafta diye sorduk. Her tarafta olabilir, herkes kullanabilir. Önemli olan yaptıkları eylemin sonucunun kime yaradığıdır. _Düzene itiraz, sanıldığı gibi, dengenin taraflarından yani ABD ve SSCB'den gelmedi. Başlangıçta Avrupa bu iki gücün dışında ve onlarla eş konumda bir güç olma iddia ve çabasındaydı. Ancak düzenin efendileri buna izin vermediler ve Avrupa bir güç odağı konumuna gelemedi. Ülkemizde bu mücadele, bloklar arasındaki bir çatışma olarak algılandı. Ülkemizde kazanan ve kaybedenler vardı; ama biz bunların taraflarının kimler olduğunu anlayamadık. Sınırlarımızı korumamızı, bütünlüğümüzü sürdürmemizi bir başarı saydık. Oysa bunlar zaten tehdit altında değildi ve var olan anlaşma değişime izin vermiyordu. Böyle bir ortamda teşkilatın başarı ya da başarısızlığından söz edilemezdi. Blok içi sürtüşmeleri bloklar arası saymak da biraz abartılıydı. Ancak giderek güçlenen bir odak, kurulu düzeni tehdit ediyor ve yeni bir model sunuyordu. Küresel sermaye, dünyanın her yerindeki parasal birikimleri kontrol ediyor, bunları kendi modelinin kurulması amacıyla kullanıyordu. Bu güç, ulus devletlerin varlığının dünyadaki çatışmanın temel nedeni olduğunu, küresel ekonomik güç tarafından yönetilecek dünyanın çatışmadan uzak olacağını… _Son zamanlara kadar küreselci söylem egemen düşünce haline geldi. Devletler özelleştirmelerle ekonomik alanı bu yeni güce terk etti, devletin zayıflatılması her yerde bir hedef haline geldi. Devlet gücünün azaltılması, halkın etkinliğinin artması olarak algılandı. Oysa var olan egemen güç yerini başkasına terk ediyordu. Bu güç de devletler kadar örgütlü ve onlar kadar etkiliydi. Küresel gücün en büyük başarısı, dağılan SSCB'nin yerini alan Rusya'yı kontrol etmesi oldu; ama başarı bununla sınırlı sayılmazdı. AB, geçmişteki bağımsız bir güç odağı olma iddiasından vazgeçmiş ve küresel gücün bir üssü haline gelmiş gibi görünüyordu. Bunun dışında birçok ülkede egemenliği ele geçirdikleri görülüyordu. Mesela Çin gibi dev bir ülke onların sağladığı kaynaklarla büyüyor. Küreselcilik ve ulus devlet birbiriyle çelişen iki kavramdır ve birinin olduğu yerde diğeri yoktur. Eğer bir bölgeye yönelik politikalar izliyorsak bunun hangi modele göre olacağını yani küreselci güçlerin istikametinde mi yoksa kuracağımız ittifaklar sisteminin gereği olarak mı yapacağımıza karar vermemiz…. _Avrupa halkını da teröre karşı mücadeleye ikna etmek lazım. İkna etmenin yolu da onları da teröre maruz bırakmaktır. _Demokrasi, insanların gelişme seviyeleri ile ilgili değildir. Demokrasi ekonomik bir hadisedir; bir ülkede demokrasi olması için rakip tarafların olması lazımdır. Bu rekabet ekonomik güç ile ortaya çıkar. Amerikada çok sayıda ekonomik güç olduğu için, bunların arasındaki rekabet, siyasi par-tileri doğurur. Oysa, ekonomik gücün tek olduğu ülkede demokrasi olmaz. Çünkü, bütün kaynaklar elindedir. Suudi Arabistan'da herkes Oxford'tan mezun olsa yine demokrasi olmaz. Çünkü ekonomik kaynak tektir. O da petroldür. Petrol kimin elinde ise, bütün basın yayın organlarına, eğitim sistemine hakim olacaktır. Rakiplerini boğar. Hatta hiç kimse onunla rekabete cesaret edemez, çünkü ekonomik olarak kaybeder. Ekonomik kaynaklar tek elde olunca, siyaset de tek elde olmak zorundadır. Bunu kimse bozamaz. _Ortadoğu hakimiyetinde, Türkiye'yi kaybettiği zaman davayı kaybeder. Onun için bundan sonraki çatışma alanı dediğiniz operasyonların en büyüğünü ve önemlisini Türkiye'de görüyorum bölgede sadece Türk askeri kullanabilirsiniz. Türk askeri, burada, bütün dengeleri bulunduğu yerin lehine değiştirir. _Amerika, avrupayı kontrol edebilirse türkiyenin abye girmesini ister ama ab rusyayla yakınlaşırsa türkiyenin önünü engeller. _Uzan_3 Kasım'dan önceki siyasi yapıyı Genç Parti müdahale ederek bozmuştur. Türkiye'nin siyasetinde, radikal, köklü, inanılmaz değişiklik yaratmıştır. Soru şu; bu Türk halkının tercihi midir, yoksa Genç Parti'yi bu denklemin içine sokanların tercihi midir? Uzan'ları siyasete sokan nedir? Bir iş adamı iyi paralar kazanıyor. Ve siyasetin aslında bir husumet getireceğini ve kendisinin ticari açıklarının hepsinin ortaya çıkacağını bilmesine rağmen, onu siyasete sokan nedir? Uzan birden bire, kendimizi kurtardık, bir de Türkiye'yi kurtarayım, dememiştir. Türkiye'deki bu siyasi yapıyı değiştirmek isteyenler, 2 partiyi barajın altına atmak isteyenler, Cem Uzan'ı sürmüşlerdir. Rolü bununla sınırlıdır. Kendisini bu kadar güçlü telakki edince, onunla iş birliği yapan güçlere de ters düşen bir takım şeyler yapmıştır. _HRİSTİYANLIK YAHUDİLİK ÇATIŞMASI_ Da Vinci'nin Şifresi adlı kitapta Hz. İsa'nın evlendiği, çocuk sahibi olduğu, soyunun bu çocuktan devam ettiği, bu soyun son temsilcisinin de hayatta olduğu iddia ediliyor. _Emin GÜRSES: Katoliklerle Müslümanlar benzer bu kapitalizmin işine gelmez. Onlar için iyi din Protestanlıktır. Protestan felsefe kapitalizmin hizmetindedir. Sovyetler Birliği'ni şeytanın imparatorluğu diye tanımlayanlar, komünist Çin'le yakın ilişkilerini sürdürüyorlardı. _Avrupa Birliği beni almıyor diye çekiliyorum filan derseniz onları memnun edersiniz. Ne yapacaksınız? siz onları sıkıştıracaksınız. _Irak Saddam döneminde laik bir ülkeydi. Kuzeyde de Kürtler istediği gibi yaşıyordu. Şimdi o zaman siz Saddam'ı neden deviriyorsunuz. Adamlar açıkça burada, siz bir din devleti kurun, ama birbirinizi de yiyin ki, ben Kuzeyde otonom bölgeyi istediğim gibi bölge ülkelerine karşı kullanayım… _Kuzey Irak'ı Akdeniz'e nasıl bağlayabilirler? Haritaya bakıyorlar, Ürdün'den mi yoksa Suriye'den mi bağlasak diyorlar. Ürdün'den bağlasak, Ürdün müttefikimiz. Suriye'den bağlarsak sorun olmaz zaten terörist lis-tesinde. _1991körfez savaşı sırasında önemli sayıda Iraklı öğrenci ülke dışına atıldı. Bu öğrencilerin neden özellikle kimya, biyoloji gibi dallarda eğitim aldıkları İngiliz istihbaratının dikkatini çekmiş _M. KAYNAK:_Yahudi ve Protestan birliği evangelistleri oluşturur, maskesi kapitalizmdir. Diğerlerini de fakir, fukara halk… _Yahudilerin iki kimliği var. Biri zenginliği diğeri dini. _Papa, gelir adaletsizliğine karşı tavır aldı. Bu tavrı dine bağladı. Bu uluslararası finans kapitali en ürküten şeydir. Çünkü arkasına dini alırsa tehlikelidir, çünkü ideolojik hareketlerin yıktılar. Ama dini arkasına alırsa, o zaman nasıl duracaklar. _Evangelist ittifakı, Ortadoğu kontrol etmek istiyor. Dünya üzerinde ekonomik çatışma var ama bu çatışmanın görünüm araçları din olarak kullanılıyor. _Amerika, Irak pazarını Avrupa'ya kapattı. Çünkü, Irak bir pazar olmaktan çıktı. Yani diyor ki, ya benim pazarım, ya hiç kimsenin pazarı değil. Bu şuna benzer; çorbanın tamamını içmek için, içine tükürmeye benzer. Başkası da içemez. İçerse kendi içer. _barzanistan yapılanmanın asıl sorumlusu Türkiye'dir. ABD ve İngiltere'nin Kuzey Irak'ı Bağdat'tan koparmak için yaptığı girişimlere, askeri saldırılara destek vermiş. _TERÖR MÜ UZLAŞMA MI_İspanya hükümetinin tetrör endisini halkın da taşıması için, İspanya'nın böyle bir teröre muhatap olması gerekiyordu. Avrupa halkını da teröre karşı mücadeleye ikna etmek lazım. İkna etmenin yolu da onları da teröre maruz bırakmaktır. Eylem, asıl mesafeyi kapatmak için yapılmış bir eylemdir. _Siyasi görüş farklılıkları giderilebilir. Sağcıyla solcu birbirini öldürdükten sonra barış sağlayabilir. Türkiye'de de gördünüz. Ama etnik çatışmalar daha sonra giderilemez. İki tarafın düşmanlığı sürer. Kan davası unutulmaz. _Çatışmalar nedeniyle insanlar etnik kimliğin etrafında birleşir. Uzlaşmaz, bir ayrışmaya yol açar. bu hem yanlış, hem tehlikelidir. Türkiye'deki sınıfsal kimlik ön plana çıkarılabilir. Mesela SHP içerisinde HADEP bütünleşiyor. Bu doğru bir stratejidir. Yani diyorlar ki, bir sol hareketin içine giriyoruz. Bir etnik hareket olmaktan uzaklaşıyorlar. PKK içerisindeki siyasi ve ideolojik kimliği etnik kimliğe dönüştürdüğünüz an PKK diye bir şey kalmaz, Kürt kalır. Kürt mücadelesi olur. Bu herkes için yanlıştır. _Atatürk, Serbest Cumhuriyet Fırkası'nı, devleti ele geçiren İnönü'ye karşı kurdurmuştur. Bu bir demokrasi denemesi değil İnönü'nün karşısında Atatürk'ün tekrar güç kazanma isteğidir. Fakat ilk hamleyi İnönü kazanmış, partiyi kapatmıştır. Daha sonra Atatürk, İnönü'yü başbakanlıktan azletmiştir. 1960 askeri darbesi, Atatürkçülük adına Atatürk'e karşı yapılmış bir darbedir. Askerler darbeyi yapanlardır, darbeyi planlayan ise CHP ve İsmet Paşa'dır.” _____________________ _________ _YENİ TÜRKİYE_ _Cıa ajanı Graham Fuller’in 2007 öncesi Türkiye analizleri: _Yeni Türkiye'nin amacı Osmanlıcılıktır. 1980 den beri Atatürkçülük öldü. Türkiye, Osmanlı gibi eyalet sistemine geçmelidir. Bunun için de plan, ılımlı İslam, yeni Türkiye başkanlığıdır. _Akp ılımlı islamcı bir partidir. Bu grup Osmanlı özlemiyle yanmaktadır. Ak parti Türkiyenin önünü açtı. 1950’lerde İslamcı Menderes, ülkenin politikasını tamamen batının çıkarlarına göre ayarlamıştır. 2003’ten sonra ise Akp bu yolda harika işler yapmakta, bölgede ABD çıkarları için yararlı bir güç olarak hizmet verebileceği fark edilmiştir. Akp 40 yıllık İslami deneyimin sonucudur. Özalın liberal ekonomisinin ürünüdür. Akp ile Türkiye İslam dünyasının arasına Truva atı olarak girecek ve ülkeleri parçalayıp liberalleştirecek. _Amerika, ortadoğuda emperyalist bir rol oynadığı sürece Türk ve Amerikan politikaları bir noktada çakışacaktır. Ama ak parti ile bu tür çatışmaların devri geçmiştir. _Atatürkçülük öldü. Nurcular ileri. 1980 Darbesini bizim çocuklar başardı. _Türkiye'yi kuranlar denetim mekanizmasını çok sıkı tutmuşlar. Hükümeti ikna ettiğinizde meclis, meclisi ikna ettiğinizde ordu, orduyu ikna ettiğinizde yargı karşınıza çıkıyor. Amerikanın çıkarı için Türkiye, federal bir devlete dönüştürülmelidir. Bunun için de orduyu meclisi yargıyı tek elde toplayan başlanlık rejimine geçilmelidir. Tek kişiyi idare etmek çok daha kolaydır. Eğer o kişi tereddüt ederse onu yıkmak sorun olmaz. 2006 Paul Henze (Cia) _Kemalizme son verip Osmanlıyla övünün. Graham Fuller(Cia) _Türkiye Atatürkün mirasını reddedip islami Osmanlıya geri dönmelidir. Samuel Huntington. (Cia) _Yapılması gereken atatürkün İslam ve kürt düşmanlı olduğu fikrini yaymaktır. Kurt Ziemke(Cia) _2003 islamcı akp ve cemaatçi Hilmi özkökün genelkurmay başkanı yapılmasıyla türk ordusunu kafesledik.Henry Barkey(Cia) _Türk konuşma tarzında Araplar tembel, dürüst olmayan, geri, ihanet etmiş ve fanatik gibi sıfatlarla anılır. Öte yandan Araplar da halk arasında Türkleri anlayışı kıt, sert, emperyal, inatçı, batı karşısında yaltaklanan ve kendi öz-kimliği konusunda kafası karışık insanlar diye nitelerler. _Kemalist sol, büyük güçlere kuşkuyla yaklaşmıştır. ABD eylemlerinin Kürtleri ve İslamcıları güçlendirmek, Türkiye’yi zayıflatmak ve ABD’ye boyun eğdirmek üzere tasarlandığını düşünmektedir. Bu grup Washington’la mümkün olduğu ölçüde seçici işbirliğini koruyacak, ancak çıkarların ayrıştığına dair en küçük bir işarete karşı dahi ihtiyat halinde olacaktır. * Katı biçimde seküler milliyetçiler (“ulusalcılar”) bir yandan Batı’ya güvenmezken aynı anda İslam’a karşı da derin bir güvensizlik besleme bakımından Kemalist kampa katılmaktadırlar. Osmanlı dönemine saygıları yoktur, bunun yerine İslam-öncesi Türk geçmişini bağırlarına basarlar. _Kemalist tarih öğretimi, İslam ve Arap dünyası hakkında olumsuz düşünme yönünde ülkenin beynini yıkamıştır. Türkler Müslüman dünyayı sâdece geri kalmışlık ve aşırılıkçılıkla ilişkilendirecek şekilde yetiştirilmişlerdir. Kemalist dönem, Osmanlı sonrası devleti batılılaşmış bir ulus-devlete dönüştürmüştür. Bu Batılılaştırmacı vizyon, Kemalist bir elit zümreye, Türkiye’yi karanlık Osmanlı geçmişinden alıp ona parlak ve aydınlık bir Batılı gelecek bahşetme rolü biçmiştir. _Kemalist reformlar tamamen “devrimci” olarak değerlendirilmez çünkü yenileşme 1839 yılındaki Tanzimat ile yola çıkan çok daha uzun bir reform süreci ile başlar. Kemalist reformların ön adımları daha önceki yüzyılda atılmıştır veya Türk tarihinde köklü bir kopuşu temsil etmezler. _Atatürk’ün yaptığı reformların özü, dinin özüne karşı bir tutumu değil; din yerine geçen geleneklere, görüntülere ve çürümüş kurumlara karşı bir tutumu yansıtmaktadır. _Kemalist reformlar, 19. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu reform hareketleri birikiminin bir sonucunu ve zirveye tırmandığı anı temsil eder. Osmanlı İmparatorluğu’nun çok etnik unsurlu, çok-dinli ve İslami yönelimli değerlerinin yerini alacak yeni bir milliyetçi değerler kümesi üzerine bina edilmiş yeni bir Türk ulus-devleti inşa etmek istiyorlardı. İlaveten, yeni etnik temelli ulus-devleti destekleyecek şekilde tarih de yeniden yazıldı: Buna göre Türklerin şan ve şerefi İslam’la değil, İslam’dan çok daha önceki dönemlerde başlamıştı; hâttâ bâzı yazarlar Türk tarihinin İslam’la batağa saplanmış hale geldiğini ileri sürdüler. _Alfabesi, giyimi, kanunları, takvimi batıya uyarlandı. Bu yanlıştı. 1924 yılında Halifeliği kaldırmasıyla birlikte Türkiye, İslam dünyası ile ilişkilerine en önemli darbeyi vurmuş oldu. Halifeliğin devam eden eksikliği, 21. yüzyılın İslami hareketlerinin çoğunda yeni yankı bulmuştur. _Sonuç olarak 1950 sonrası Türk tarihi, Kemalizmi törpüleyen ve milletin Cumhuriyet öncesi geçmişiyle daha rahat ilişkiye dönmesini sağlayan bir süreç özelliği göstermiştir. Kemalistler bile kemalizme tam olarak uyamamıştır..*ordunun politikaya karışması* Avrupa tarzı bir ulus devlet inşa etme sürecinde Türk olmayan etnik kimliklerin (özellikle Kürtlerin) dışlanması * İslami geleneklerin kötülenmesi; İslam ve Osmanlı geçmişiyle de gurur duyan ve bugün artık ana akım Türk siyasetine dâhil olan daha geleneksel toplumsal sınıfların büyük bölümünü yabancılaştırmıştı. _İslam kültürü, Türklerin geri kalmışlığının ve zayıflığının kaynağı olarak görülüyordu; yeni aydınlanmış bir Türkiye’nin yükselişi, ancak “öteki” uçtan olacaktı. _Türkiye 1967 Arap-İsrail Savaşı’nda tarafsız kalıp, amerikanın İsrail’e destek sağlamak üzere üslerini kullanmasına izin vermemiştir. _İran-Irak Savaşı boyunca Türkiye, o eski Kemalist tarafsızlık ilkesine geri dönerek tarafsız kalmış, rehine krizinden sonra amerikanın Tahran’a uyguladığı ticaret ambargosunu reddetmişti. Bunun sonucunda, savaştan en kârlı çıkan taraf Ankara olmuştur, zira savaşan her iki taraf da çatışma sırasında ekonomik olarak yüksek oranda Türkiye’ye bağımlı hale gelmiştir. _1999 yılında, PKK’ya desteğinden ötürü Suriye’yi açıkça savaşla tehdit etmesi, Türkiye’nin Arap dünyası ile olan ilişkilerinde bir dönüm noktası olmuştur. Sovyetler Birliği’nin çökmesinden sonra izole hale gelmiş olan ve 1990’larda gelişen Türk İsrail stratejik işbirliğinden endişe duyan Suriye Devlet Başkanı Hafız Esat, kendisinden beklenmedik şekilde Türkiye’ye boyun eğmiştir. _Fethullah Gülen Hareketi _Gülen, Calvinist bir karaktere büründürür şekilde dünya hayatıyla aktif olarak ilgilenen, eğitimli ve müreffeh bir inanandır. Toplumu inşa etme peşinde koşmaktadır. Askeriyedeki birçok kişi, hareketin çapından ve toplumsal etkisinden çekinmekte ve en nihayetinde Türkiye Cumhuriyeti’nin lâik düzenini yıkmayı amaçladığına inanmaktadır. Bunun sonucu olarak, Gülen hareketi mensuplarının ordu, istihbarat ve güvenlik teşkilatına girmesi engellenmektedir. _Nur hareketinin kökleri, imparatorluğun gerileme döneminde ortaya çıkan siyasî kargaşa, bozgun ve mânevî bunalımlardan doğmuştur. Nur hareketinin kurucusu Bediüzzaman Said Nursi, kayda değer bir İslamcı modernist düşünürdür. Gülen hareketi Nur hareketinden çıkmaktadır. _Bütün gericiler dindar olmadığı gibi, bütün dindarlar da gerici değildir. Devlet dinî inançlar konusunda tarafsız olmalıdır. _İslamcı bir entelektüel olarak Mehmet Metiner şöyle der: “Devlet kişisel maneviyat empoze edemez. Bizlere günah işlemek özgürlüğü tanınmalıdır. Sâdece Allah’a hesap vermekle yükümlüyüz. Cehennemin kapılarından içeri girmek yasaklanmamalıdır. Metiner, Müslümancılık kavramını tartışırken şunu da ifâde etmiştir ki; İslâm, sâdece şeriat hukukuna bağlı olmaya indirgenemez. Ona göre İslam, yalnızca bir kişisel inanç sistemi ve eylem kodu değildir daha geniş bir tarihsel ve felsefi vizyon önermektedir. _AKP, ordunun bunu özel bir İslami gündemi temsil ettiği şeklinde yorumlaması ihtimaline karşı, böyle bir programı yoğun şekilde teşvik etmek konusunda çekingen davranmıştır. _Kürt Sorunu _(PKK) Kürt İşçi Partisi lideri Abdullah Öcalan 1980’de, Ankara’daki bir askeri darbeden sonra Türkiye’den Suriye’ye kaçmış, burada kendilerine devlet desteği verilmiştir. Ancak Sovyetler Birliği’nin 1991’de çökmesiyle birlikte, Türk ve İsrail askeri güçleri arasında izole edilmiş ve sıkışmıştır. 1998’de Ankara Şam’a açık bir ültimatom vererek, PKK’ya desteğini kesmez ve Öcalan’ı sınırdışı etmezse, Türk askeri işgaline hazır olmasını belirtti. Bu tehdit Suriye sınırına onbin askerin kaydırılmasıyla da desteklendi. Hafız Esat, elinde fazla seçenek olmadığını hissederek, kendisinden pek beklenmeyen bir tavırla diz çöküp Türkiye’ye karşı uyguladığı çatışmacı politikaları tamamen gözden geçirmeye yöneldi. _1492’de, Yahudiler, Müslümanlarla birlikte Katolik İspanya’dan sürüldükleri zaman Osmanlı’ya sığınmışlardır. Yahudiler, modern Türkiye’de de baskıdan uzak bir hayat sürmüşlerdir ve İsrail’de de hayli Türk yanlısı önemli bir Türk-Yahudi topluluğu mevcuttur. _Orta Doğu devletlerinin Türk güvenliğine meydan okuması halinde, Ankara’nın stratejik düşüncesinde İsrail ile ilişkisinin önemi yeniden ağırlıklı hale gelebilir. _Afgan Kralı Emanullah Han’ın (1919-29) Atatürk’le yakın bir kişisel dostluğu vardı; Emanullah Han, Atatürk’ün modernleştirici reformlarının büyük bir hayranı idi ve bunları Afganistan’da da aynen gerçekleştirmek istemişti. _Arap tarihi, 1258 yılında Abbasi Halifeliği’nin Moğollara yenik düşmesiyle “sona ermişti.” O günden sonra, Araplar uluslararası alanda bağımsız bir oyuncu olmaktan çıkmış; zira önce Selçuklu Türklerine, daha sonra da Osmanlı Türklerine boyun eğmişlerdi. _El-Suud’a 2002de Mekke’de bir konut projesine yer açmak amacıyla tarihi bir Osmanlı-Türk Kalesi yıkılınca Türkler Suudilere ateş püskürmüşlerdir. _Kıbrıs konusunda Arap dünyası sürekli olarak, Müslüman Türkiye yerine Hıristiyan Yunanistan’a destek vermişti, ki bu, Ankara’nın sıkı biçimde Batı yanlısı safta yer almasının neden olduğu bedelin çarpıcı bir göstergesiydi. _1963 Ankara için en sıkıntı verici olan Sovyetler’in Küba’daki füzelerini çekmesi karşılığında, Birleşik Devletler’in de Türkiye’deki füzelerini çekmeye istekli olmasıydı. Türkiye’ye danışılmadan füzelerin çekilmesi, Ankara’da ciddi bir şoka sebep olmuş. Bu kriz Ankara ile Moskova arasında çarpıcı bir yeni yakınlaşma dönemini başlatmıştır. Ayrıca, Moskova Kıbrıs konusunda Türkiye’ye daha sempatik yaklaşmaya başlamıştır. Yakınlık, Sovyetlerin 1980’de Afganistan’ı işgal etmesiyle bozulmuştur _1972’de Türkiye, ABD’nin afyon üretiminin tamamen yasaklanması yönündeki baskılarından rahatsız olmuştur; Türkiye’nin önem taşıyan ilaç sanayisi için tamamen yasal ve denetlenen bir üretim süreci işliyordu ve bu, Türk hükümet bütçesinin bir gelir kaynağıydı. Ankara 1974’te Kıbrıslı Türklerin statüsünü korumak amacıyla Kıbrıs’ı işgal edince, Yunan lobisi ABD Kongresi’ni Ankara Atina ile uzlaşmaya râzı oluncaya kadar Türkiye’ye yönelik bütün ABD askeri malzeme satışlarını ve yardımını durdurmaya ikna etmiştir._ABD askeri yardımı 1984’te 715 milyon dolarla zirve yapmıştır. _1991 Körfez Savaşı, ki Ankara için bir felakettir, Washington’la yeni bir sürtüşme dönemi başlatmış, bu süreç öteden beri Türk-Amerikan ilişkisinin altında yatan gerilim kaynaklarını hızla su yüzüne çıkarmıştır. Savaş, Ankara için bir Kürt mülteci krizi yaratmış ve Türkiye’yi çok büyük hayal kırıklığına uğratan bir olay olarak bugüne kadar genişleyip derinleşerek gelen, Irak Kürtlerinin de facto özerkliği sürecini başlatmıştır. Aponun teslimi de ilişkileri ısıtamamış. İkili ilişkiler, 2003’te Türk parlamentosunun, Irak’ın işgali için Türk topraklarının Amerika Birleşik Devletleri tarafından kullanılmasına izin vermeyen kararıyla büyük bir şoka uğramıştır. _Osmanlıcılık, İslami fikirler ile Batılı Aydınlanma fikirlerini sentezlemeye yönelik bilinçli bir çabayı temsil ediyordu. _Pan-İslamizmin doğuşu Sultan II. Abdülhamid, imparatorluğun geniş Müslüman kesiminin bütünlüğünü koruyabilmek için Pan İslamizm ideolojisine yönelerek, Müslüman dünyanın tahtının Batılı imansızların tehdidi altında olduğunu belirten ve Müslümanları Hıristiyan Avrupalı işgalci düşmanlara karşı birlik olmaya çağıran kapsamlı bir ferman yayınladı. _Bugün Müslüman dünya hâlâ bir lider arayışındadır. Mevcut liderlik boşluğunun ışığı altında Türkiye giderek daha fazla itibar edilen, bağımsız ve başarılı bir Müslüman ses olarak daha dikkatle dinlenmektedir. _Türkiye’ye tarihteki yedi büyük dünya imparatorluğundan birinin mirasçısı. _Davutoğlu’na göre, Rusya ve Çin yönetiminde Orta Asya bölgesinin güvenlik ve kalkınmasına çalışan Şangay İşbirliği Örgütü’ne üye olmaya çalışmak Türkiye’nin tamamen yararınadır. _Abd, Türkiye’ye yönelik bir numaralı tehdit olarak sıralanmıştır; bunu Yunanistan, Ermenistan ve İsrail takip etmektedir. -Buna rağmen, kriz zamanlarında (deprem, iç savaş vb.) Türkiye’nin en çok güvenebileceği ülkeler sıralamasında ABD ilk sırada yer almıştır. _Marksist-Leninist terör; aşırı sağ milliyetçi terör (ülkücüler); etnik Kürt terör (PKK) ve radikal İslamcı terör _Demokrasiye bağlı olsa da, koruma rolü, geçmişte orduyu ideolojik tehditler karşısında müdahalede bulunmaya zorlamıştır _Henry barkey:(Cia): Türk ordusu amerikaya güvenmiyor ve kendi başına ıraka girip terör yuvalarını dağıtmak istiyor. ____________________________________ _MEDENİYETLER ÇATIŞMASI_(Samuel P. Huntington) _Erdoğan, Atatürk’ün kurduğu ulus-devlet’e dayalı Türkiye’yi yıkıp, yerine İslami renkli yeni bir devlet kurmak istiyor. Amerikan çıkarları için bu desteklenmelidir. 1996 _Atatürkçü çizgide laik, çağdaş ve demokratik bir Türkiye, amerikan çıkarlarına aykırıdır. Yeniden osmanlıcı-islamcı köklerine sarılmış bir türkiye’nin ise amerikan çıkarlarına uygun olacaktır. _Huntington, islam ülkelerine diyor ki: Demokrasi, eşitlik, laiklik, insan hakları, kadın hakları gibi değerler emperyalist batının değerlerdir. Siz İslam medeniyetindensiniz ve bunlara inanmanıza gerek yok. _Türkiye kemalizmi reddederek İslamcı kimliğine dönmelidir. Türkiye laik olduğu sürece islamın lideri olamaz. Atatürk çok yanlış yapmıştır çünkü islam medeniyetine sırt çevirerek türkiyenin yüzünü batıya çevirdi ve demokratikleştirdi. _Amerika, “ötekileştirilmiş ülkelere” ihtiyaç duymaktadır, ancak laiklik, çağdaşlık, demokrasi gibi batı’nın değerlerine (evrensel değerlere) sahip atatürkçü bir Türkiye “ötekileştirilmiş bir ülke” olmayacağından abd’nin medeniyetler çatışması kuramında işe yaramayacaktır. _Dünyadaki medeniyetler: 1- Batı medeniyeti 2- Latin 3- İslam 4- Çin 5- Hindu 6- Ortodoks 7- Japon 8- Afrika. Bir ülke hangi medeniyete aittir? 5 kriteri var. Üyelik, yalnızlık, merkeziyet, bölünmüşlük, kararsızlık. _Türkiye tek başına kalmış. Ne batı ne doğu ne İslam. Bölünmüş ve kararsız bir ülke. Türkiyenin sorunu kimlik sorunsalı. _İdeolojiler öldü ve din kaynaklı medeniyetler çağı geri döndü. Soğuk savaşın görece basit iki kutupluluğunun yerini çok kutuplu, çok medeniyetli bir dünyanın çok daha karmaşık ilişkileri alıyor. _Kemalizm, demokratikleşme ve batılılaşmadır. Halka rağmen halkın iyiliği için yapılan dramatik bir yenileşmedir. Türk devrimi toplumsal talepten değil asker elitin isteğiyle yapıldı. _Türkiye kendisini yeniden tanımladığı taktirde ne olur? Türkiye bir noktada Batı dünyasına üyelik için yalvarıp duran bir dilenci olarak oynadığı hüsran verici ve aşağılayıcı rolden vazgeçip, Batının temel islami muhatabı ve düşmanı olarak oynadığı çok daha etkileyici ve onurlu tarihsel rolü yeniden üstlenmeye hazır hale gelebilir. _Kemal, Büyük Petro’ya öykünerek dinsel gelenekselciliğin bir simgesi olduğu gerekçesiyle fesi yasakladı. Halkı şapka giymeye teşvik etti. Türkçenin Arap harfleriyle değil, Latin harfleriyle yazılmasını kararlaştırdı. Bu reform, latin harfleriyle okuma yazma öğrenen yeni kuşakların engin bir geleneksel literatüre erişmesini imkansızlaştırdı _İslamın en baştan itibaren kılıç dini olup, askeri erdemleri yücelttiği savı ileri sürülmektedir. İslam “savaşçı Bedevi göçebe kabileleri” arasında doğdu ve bu şiddete dayalı köken islamın kuruluşuna damgasını vurdu. Muhammed’in kendisi çetin bir savaşçı ve becerikli bir komutan olarak anılır. Bu ne İsa için ne de Buda için söylenebilir. İslamın öğretileri, öne sürüldüğü üzere, inançsızlara karşı savaşmayı buyurur… _İslam dünyada istikrarsızlığın kaynağıdır çünkü, baskın bir merkezden yoksundur. _James Payne şu sonuca ulaşır; “islam ile militarizm arasında çok kesin bir biçimde bir bağlantı mevcuttur _İslamın sınırları kanlıdır, dolayısıyla iç kısımları da öyle. – İslamın sınırları dahilinde nereye bakacak olsanız, müslümanların komşularıyla barış içinde yaşamada sorunlar yaşadığını görürsünüz. _Din barıştan ziyade hem milletler arasında hem de aynı millet içinde savaşlara neden olabilmektedir. _Orta Doğu dışında, medeniyetlerin kimliği, milli-devlet kimliğine nazaran çok daha zayıf hissedilmektedir. Bugün Avrupa'da yaşayanların çoğu kendisini Hristiyanlık medeniyetinin bir üyesi olarak değil, öncelikle bir Alman, bir İtalyan ya da büyük ihtimalle Avrupalı olarak görmektedir. _Pop kültürünün ve tüketim mallarının bütün dünyaya yayılmasının Batı medeniyetinin bir başarısı olarak gösterilmesi, Batı kültürünü önemsizleştirmektedir. Batı medeniyetinin özü ‘Magna Carta’dır (1215). _ Batı için ‘evrenselcilik’ anlamına gelen, diğer medeniyetler için ’emperyalizm’ anlamına gelir. – Komünizmin çöküşüyle, Batının “demokratik liberalizm” ideolojisi küresel bir zafer kazandı…Batı ve özellikle de bir “misyoner ulus” olagelen ABD, Batılı olmayan halkların kendilerini, Batının değerleri olarak kabul edilen demokrasi, serbest piyasa, sınırlı hükümet, insan hakları, bireycilik, ve hukuk devleti değerlerine teslim etmeleri gerektiğine ve kendi kurumlarında bu değerleri gerçekleştirmeleri gerektiğine inanır. _Modern fikirleri ve değerleri teorik olarak reddetmek mümkündür. Ama bu reddi insanların hayatlarına ölçü yapmak çok zordur. Bunu yapmak için birisinin toplumun tamamını ele geçirmesi ve modern'e karşı olan dini, herkes için zorunlu hale getirmesi gerekir. _Arap, Türk ve İran toplumlarında entelektüellerin yeri çok önemli olmalıdır. Bu toplumların politik ve kültürel görüşlerini ortaya koyacak, sorulara cevap verecek, Avrupa Birliği ile arada köprü oluşturacak, bilgi akışını sağlayacak entelektüellere ihtiyaç vardır. _Terörizm, hoşgörüsüzlüğün canice ortaya çıkışıdır.. _Samuel Huntington (1927 - 2008) Amerikalı siyaset bilimci. Yeni Türkiyenin yaratıcısı. Erbakan tarafından görüşleri savunulmuştur. _______________________________________ _Emre Kongar - Huntington eleştirisi _Sovyetler Birliği'nin çöküşünden sonra, Fukuyama'nın "Tarihin, yani ideolojilerin sonu geldi, artık, liberalizm her yerde ve herşeye egemen" anlayışı idi. Huntington, Fukuyama'nın bıraktığı yerden alıyor ve 21. yüzyılın din ağırlıklı bir uygarlıklar çatışması ile belirleneceğini söylüyor. Önce Çin uygarlığını ve özellikle İslam'ı Batı'nın karşısına yeni "düşmanlar" olarak dikiyor. Bu yolla, "Batıyı diri tutabilmek için" çöken Sovyetlerin yerine yeni düşmanlar tanımlıyor. Bunu yaparken de, karşısına aldığı toplumlara "Batı uygarlığı aslında evrensel değildir, emperyalisttir. Siz bizden farklısınız ve bunda haklısınız!" diyor ve kendisinden farklı olan dünyayı, argoda tam ifadesini bulan bir deyimle, "gaza getirerek" bütünüyle dışlıyor. _Huntingtona göre :Eskiden insanlara "Hangi taraftansın?" diye sorarlardı. Şimdi "Kimsin" diyorlar. Ülkeler, mensup bulundukları uygarlığın lider devletleri etrafında gruplaşmaktadırlar. uygarlıklar arası nüfuz alanları dikkatle çizilmeli ve bu alanlara titizlikle riayet edilmelidir. Rusya, Slav-Ortodoks ve Batı uygarlıkları arasında bölünmüştür. Türkiye, İslam ve Batı uygarlıkları arasında bölünmüştür. Güney Afrika, Batı ve Afrika uygarlıkları arasında bölünmüştür _ Sosyal psikolojinin en basit kuralına göre, "farklılık" duygusu, yani "onlar" ifadesi, "biz" duygusunun zorunlu besleyicisidir. Huntington, "batı dışındaki uygarlıkları" "farklı" ilan ederek, ve zaman içinde, ne kadar modernleşirlerse modernleşsinler, bu farklılıklarını koruyacaklarını söyleyerek, Batı uygarlığı ile insanlığın geri kalan kısmı arasına kesin bir "ayrımcı çizgi" çizmektedir Huntington'a göre, batı uygarlığı dışındaki ülkelerin hangi yolla olursa olsun, "batılılaşması" olanaksızdır. _ Huntington'a göre, Batı uygarlığı dışındaki ülkelerin batılılaşmaya ve modernleşmeye (çağdaşlaşmaya) karşı üç tepkisi oluşuyor: Birinci tepki reddiyecilik. Hem modernleşmenin hem de batılılaşmanın yadsınması biçiminde gelişiyor. 16. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar Japonya bunun klasik örneği. İkinci tepki Kemalizm. Hem çağdaşlamanın hem batılılaşmanın kabul edilmesi biçiminde ortaya çıkıyor. Örnek Türkiye. Üçüncü tepki reformculuk. Çağdaşlaşmanın kabulü fakat, batılılaşmanın yadsınması biçiminde oluşuyor. Klasik örnek Mısırda Mehmet Ali Paşa, Çin'de Ch'ing hanedanının son yılları ve 1870-1920 arası Osmanlı İmparatorluğu. _Türkiye, artık İslam aleminin lideri olabilir. Bu öneriyi okuyunca insanın aklına hemen, "Huntington Türkiye'yi neden bu kadar çok seviyor? " sorusu geliyor. __Kuzeyden gelen büyük tehlikeye karşı Türkiye'nin bir siper olarak Batı için yararı kalmamıştır. Artık, Körfez savaşında olduğu gibi, güneyden gelen daha küçük tehditler için olası bir müttefiktir. Yani, Sovyetlerin çökmesinden sonra Türkiye, Batı için ancak Ortadoğu petrolleri konusundaki bekçilik açısından önemlidir. _Huntington, kültürleri birbirine benzer ülkelerin ittifak yapacağını söylerken çok basit bir gerçeği, uluslararası ilişkilerde, çıkarların, her türlü duygunun önüne geçtiği gerçeğini gözardı etmiş. Niçin 21. yüzyıl, bu ilkenin değişmesine ve "kültürel kimlik" adı altında son derece muğlak bir ölçütün, ulusal çıkarların, özellikle de ekonomik ulusal çıkarların önüne geçmesine neden olsun? _"Kültürleşme" ve "Kültürlenme"_ Birbirleri ile temasta olan uygarlıklar ya da kültürler, zamanla kaçınılmaz olarak birbirlerini etkiler ve birbirlerinden etkilenirler. Böylece gittikçe birbirlerine benzemeye başlarlar. _Çölde, elindeki bilgisayarla, sakat bir din ve yanlış bir Allah anlayışına dayalı olarak kellesini keseceği insanları izleyen, deve üstündeki bedevi, modern midir? _belli bir teknolojik düzeyin, zorunlu toplumsal ve kültürel değişmeleri de birlikte getirdiği ve bu "birörnekleştirici" etkinin tüm kültürleri birbirine yaklaştırdığı da ayrı bir gerçek. Türkiye acaba şu anda hem kültür hem de uygarlık olarak, yani hem yerel hem de evrensel olarak Suudi Arabistan'a ya da İran'a mı daha yakın, yoksa, Batıya mı? _Atatürk, hem Türkiye'ye hem de insanlığa, Hitler faşizmi ya da Stalin komünizmi gibi tarihsel bir parantez değil, tarihin akışını yakalamış bir devrimcinin, insanlığın gelişme sürecine uygun atılım uygulamalarını getirmiş bir devrimcidir. _____________________________ _Abraham Foxman- amerikanın en büyük yahudi örgütünün başkanı. siyonist hareket temsilcisi. 1997de amerikada fetullah ile görüştü gülenin amerikadaki destekçisidir. Gazeteci sabahattin önkibar'a göre akp kurulurken başbakan erdoğan’la cumhurbaşkanı gül’ün gizlice buluşup desteklerini aldıkları yahudi önderi. 2001 yılında yapılan bu gizli görüşmeyi öğrenip o zaman ankara temsilciliğini yaptığım star gazetesinde yazınca kıyamet kopmuş ve tayyip bey bizi o gün defterinden silmişti. _Richard Perle (karanlıklar şövalyesi) cıa ajanı, neocon, radikal Yahudi. BOP’un kurucusu. _Morton abromovist_ AKP’nin 1 numaralı kurucusu Abramowitz, gülene yeşil kart verdiren Yahudi. Erdoğan, erbakan'ın yerini almalıdır. Erdoğan daha Refah Partisi Beyoğlu İlçe Başkanı’yken, 1994 yılında, onu keşfeden kişidir. _2011 “Gerçek Tayyip Erdoğan” “kadife eldiven giydirilmiş demir bir yumruk”. “sıfır sorunlu” bir dönem inşa etmeyi telaffuz ederken, kendisini “birdenbire” yanan Ortadoğu ve kuzey Afrika ülkelerinin iç ilişkilerine müdahale ederken buldu. Erdoğan İsrail karşıtı görünüyor ma israili korumak için konuşlandıracağımız füze savunma süstemine onay veriyor, libyanın parçalanması için destek veriyor. _Wikileks: Erdoğan ve AKP’li yöneticiler vizyonsuz. Analitik derinlikten yoksun. Erdoğan zayıf istihbarata ve medya dezenformasyonuna bel bağlamış. Dar dünya görüşü ve Sünni kimliği ile halkla ilişkilerinde sorumsuz davranıyor. Kendisinin Sünni görüşlü önyargılara ve duygusal tepkilere kapılmaları, birleştirici ve pratik iç/dış politikalar geliştirmelerini engelliyor. ______________
1
2
14 Nisan 1966 THOMAS MORUS 12. asırdan beri hazırlanan burjuvazi, sesini 16. yüzyılda duyurur ve şuurlanır. Rönesans Italya'dan Fransa'ya, oradan Ingiltere'ye geçer. Almanlar bir mythe sayar Rönesans'ı. Yeni bir şey getirmemiş, başakları biçmiştir. Rönesans nominalistlerin realistleri yenişidir. Ortaçağ'da realizm Eflatun'un devamı. Tanrı idrak edilmez, aklın vazifesi Tanrı'nın idrak edilemeyeceğini idrak etmektir. Nominalizme göre değerler piramidinin zirvesinde Tanri vardır. Akıl gündelik hayatın dehlizlerini aydınlatır. Bilgiler tecrübe dışı ve gündelik hayata ait bilgiler olmak üzere ikiye ayrılır. Engizisyon daima uyanıktır. Copernikus, Galile, Giardano Bruno aklın cezasını öderler. İspanya’ya Amerika'dan akan altın ancak bir happy few'nun (mutlu azınlığın) hayatını değiştirir. Londra çamur deryasıdır, cam yalnız birkaç köşkte var. 16. asrın başlarında iç savaşlar İngiltere'yi harabe haline getirmiştir. 1535 senesinin Temmuz ayındayız. Londra kulesinin demir kapısı ağır ağır açılır ve kule müdürü ak sakallı bir mahkûma cezasının kararını okur. Kafası cellât satırı ile kesilen bu adam, o çağın en dürüst insanı Thomas Morus'dur. Sokrat’dan 2000 yıl sonra Morus da, şeref verdiği bir ülkenin darağacında gülümseyerek ebediyete kavuşur. Taine, Shakespeare'den bahsederken, onu mum isiyle tanınmaz hale gelen Madonna heykeline benzetir. Morus’ü yaşatan, “Ütopya” adlı eser (1516). Bu kelime de onun dünya dillerine armağanı. Don-Quichotte bir rüyayı yaşar. Thomas More bu rüyayı yaratır. Marksizm, Marx'la Engels'in birlikte kurdukları, Hegel ile başlayan, Lukacs'da devam eden diyalektik materyalizmin bir safhası. 1796 Ingiltere'de büyük endüstrinin kuruluşu. 1819 Fransa'da büyük endüstrinin kuruluşu. Sosyal demokrasinin yetiştirdiği Kautsky, 2. Enternasyonal'in kurucularından. İlim, indicatif (olanla) ile uğraşır, impératifle (olması gerekenle) değil. Her ideolog olmayanın, olması gerekenin resmini çizen adam. Morus'dan 18. yüzyıla kadar gelen bütün yazarlar bir parça ütopyacıdır. İnsan bellidir, o halde insanı mesut etmek kolaydır. Burjuva yazarlarının çoğu idealist sosyalizmi tercih ederler. Bizde sosyalizm kelimesi II. Dünya Harbi’nden sonra itibar kazandı. Endüstri devriminden evvelki sosyalizm, bugünkünden farklıdır. 1835'le yaşıt kelime. Kolektivizm kelimesi I. Enternasyonal'in İsviçre'nin Bazel şehrinde yaptığı kongrede kullanılır. (Progrès gazetesi). Kolektivizm nedir? Marksistler, devlet sosyalizmine taraftardırlar. Bu sosyalizmden çekinenler kolektivizm kelimesine sarılırlar. Sosyalizmden daha genç bir kelime. Kolektivizm anti-étatiste (devlete karşı), anti-centraliste (merkeziyetçiliğe karşı) bir sosyalizmi ifade eder. Jules Guesde taraftardır. Milran, kolektivizmi demokratik sosyalizm olarak tarif eder. Yani aldatıcı bir kelime bu. Komünizme gelince, ilk ciddî komünist Eflatun. Bütün sosyalizmlerin ortak yönü şu: hususî mülkiyetin, sınıflar ve fertler arasında uçurum açmaması için ortadan kaldırılması. Komünizm, sosyalizmin varacağı bir durak. 1847 Komünist Manifest'i. Sosyalizmde herkes yapabileceğini yapar ve yaptığına göre mükâfatlandırılır. SSCB sosyalizmi kurmak yolundadır. Komünist merhalede devlet kalmayacaktır. Marksist sosyalizm kendine ilmî sosyalizm der. Realiteye dayanmak arzusundadır. Marksizm'e göre cemiyeti baştan aşağı değiştirmek için mevcut düzeni zorla değiştirmek fikri vardır. Ama devletin başka yoldan el değiştirmesi mümkünse, o yol tercih edilir. İki düşman sınıf vardır: burjuvazi-proletarya. Cemiyetin büyük çoğunluğu proleterdir. Batı’nın komünist partileri Sovyet komünist partisine bağlıdırlar, sosyalistler 2. Enternasyonal'e. Fransa'da Sosyalist parti Marksist'tir, komünist değildir. Sosyalizme ve komünizme yanaşmayan komünistler de vardır. Amerikalı Seligman “Social Sciences”in idarecisi olan bir burjuva ekonomisti, tarihî maddeciliğe inandığı halde, sosyalizme karşıdır. Ona göre sosyalizm, bir temennidir, dilektir. Bir de Ingiliz sosyalizmi vardır. Karışıktır.
8
lazcuk
bir alıntı ekledi.
SUNUŞ XIII. yüzyıl Anadolusuna sevgi ve Tanrı vasfı olan aşk temeline dayalı, Ortaasya kökenli Türk-İslâm kültür ve tasavvuf görüşü ile bir güneş gibi doğan Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, inşam yücelten, halkı Hak'ka yöneltmek için kucaklayan, insanları gerçek insanlığa, gerçek sevgiye, gerçek hürlüğe davet eden, alabildiğine hür ve bugün bile erişemediğimiz ileri görüşü ile yüzyıllar öncesinden, yüzyıllar sonrasını aydınlatan; Türk sanatım, duygusunu, zarafetini, Türk heyecan ve coşkusunu bir cevherci gibi işleyen, Aşk'ın sihirli mûsikîsini gönüllere ulaştıran, sesi Anadolu'nun dört bir yanında ve bugün bütün dünyada tazeliğini koruyarak yankılanan büyük bir mütefekkir, eşsiz bir şâir, Hak âşığı, ariflerin ışığı, Tanrı velîsi, fikir ve ma'nâ dünyasının ve insanlık âleminin müstesnâ değeridir. Hz. Mevlana'nın 736 yıldan günümüze güzelliğini, hayâtiyetini koruyarak gelen manevî kültür potansiyeli içeriğinde edeb, aşk, güzel ahlâk, iç özgürlük, mutluluk, hoşgörü ve disiplin olguları özellikle hâkimdir. Hz. Mevlânâ'nın îmânlı, semâlı, safâlı aşk yolunu titizlikle izleyen, bu aşkın güzelliğinden haberdâr olanlar, oğulları ve etrafında toplananlar "Mevlânâ'ya mensûb" mânâsına gelen "Mevlevî" adı ile anılmış, üç kıtada "Mevlânâ Okulu" olarak tesis ettikleri Mevlevîhâneleri, birer gül bahçesi, sanat yuvası, insanlık üniversitesi, birer konservatuvar hâline getirmiş, kendi estetik ve teknikleriyle oluşturdukları nâdîde eserleri ile Türk kültürüne ve medeniyet âlemine silinmez izler bırakmışlardır. Bugün müze, koleksiyon ve repertuarlarımızı süsleyen bu eserlerin çoğunun altında zarif bir Mevlevî Külâhı ile "Fakîrül-Mevlevî" diye başlayan mevlevîlerin imzalan hayret ve hayranlıkla geniş bir coğrafyada izlenmektedir. 2007 yılı, ihtilâflı da olsa, fânî âlemi teşrifi 1207 olarak kabûl edilen Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin doğumunun 800. yılı olması münâsebetiyle UNESCO tarafından "Mevlânâ Yılı" ilân edilmiştir. Mevlânâ yılı olan 2007'de, çeşitli ülkelerde ve yurdumuzda yapılacak etkin- 3 likler nedeniyle biz de Mevlânâ Kültür ve Sanat Vakfı olarak vakıf sene-dimizdeki amaçlar doğrultusunda, Hz. Mevlânâ ile oluşan kültürü yansıtan bir konuyu seçerek hizmette bulunmak ve etkinliğimizi sunmak üzere fikrî araştırmalarımızı başlattık. Kuruluş tarihi 1990 olan ve Cumhuriyet tarihimizde, Mevlânâ konusunda kurulmuş ilk vakıf olma şerefini ilk günden bugüne onurla taşıyan, kültür etkinliklerini dünyanın pek çok ülkesinde ve yurtiçinde, aralıksız gerçekleştirdiği semâ âyini, konser, konferans, TV programı, panel gibi faaliyetler ile sürdüren vakfımızın "2007 Mevlânâ Yılı" hizmeti farklı ve kalıcı olmalıydı. Gönlümüzün isteğini "bize bizden yakîn olan''a ve zuhûrâta bıraktık. Hizmet etme isteği ve bir işaret ümidi ile beklerken, sevgili babam Andaç Arbaş'tan kalma bir alışkanlıkla, basında çıkan önemsediğim ve ayırdığım yazıların konulanna göre tasnifini yaptığım sırada gözüme ilişen yazı ile ürperdim. "Ney Virtüözü Mevlevi Şeyhi'nin Ateşe Atılmaktan Kurtulan Defteri" başlıklı, Gazeteci Yazar, Sayın Murat Bardakçı'nın, 20 Ekim 2006 tarihli Hürriyet Gazetesi, Ramazan Eki'ndeki yazısı şöyle devam ediyordu: "Bahâriye Mevlevîhânesi'nin Şeyhi ve Türk Müziğinin önemli bir bestekârı olan Hüseyin Fahreddin Dede Efendi 15 Eylül 1911 günü bilinmeyen bir sebeble vefat etmiş, doktorların kolera ihtimâlinden söz etmeleri üzerine, bütün eşyası ateşe atılmıştı. Mevlevîhâne'nin bahçesinde yakılan ateşten kurtulan tek obje, müzisyen şeyhin şiirlerini ve hatıralarını yazdığı defteri oldu. Şimdi Konya'da Mevlânâ Müzesinde bulunan defter yayınlanacağı günü bekliyor." Yazının yanında Hüseyin Fahreddin Dede Efendi'nin, bütün ihtişâmı ile Mevlevi kıyafetli resmi vardı. Dede'nin âdetâ sihirli bakışları ve kutlu nazarlanndan gözlerimi bir müddet alamadım. Neden sonra yazımn devamım okuduğumda ise Sayın Murat Bardakçı şöyle diyordu: "Ateşin yakıldığı gün Mevlevihane'de hazır bulunanlar arasında Yenikapı Mevlevîhânesinin sonraki senelerdeki şeyhi olan Abdülbâkî Baykara Dede Efendi da vardı. Anlatılanlara göre, yakılan evrak arasında bir defter sekerek öne fırladı, Abdülbâkî Efendi kolera riskine rağmen defteri hâtıra olarak cebine koydu. Hüseyin Fahreddin Dede Efendinin defteri Abdülbâkî Efendiden oğlu Rüsuhî Baykara'ya, ondan da Abdülbâkî Gölpınarliya intikâl edecek ve Gölpınarlı, kütüphanesini 1982'deki vefâtından kısa bir müddet önce Konya'ya, Mevlânâ Müzesine bağışladığı sırada bu defteri de Müze'ye gönderecekti. İçerisinde Mevlevîlik ve tasavvuf tarihi açısından önemli bilgilerin yeraldığı sözkonusu defterin mevcudiyetini belki bir araştırmacı çıkar da yayınlar düşüncesiyle hatırlatmak istedim." 4 Şeyh Hüseyin Fahreddin Dede Efendi'nin gönlümde özel bir yeri vardı çünkü, Fahreddin Dede, gönlüme olağanüstü güzellikte ve ruhânîyette sihirli nağmeleri ile dokunan, o ilâhî Aşki hatırlatan, hissetmemi, duymamı sağlayan Acemaşirân Mevlevi Ayîn-i Şerîfi'nin bestekârı; Bahâriye Mevlevîhânesi'nde dünyaya gelen ve Fahreddin Dede'nin eğitimiyle büyüyen dedem, Şeyh Selman Tüzün'ün öz dedesi idi. Dedem, Şeyh Selman Tüzün'ün, Postnişîn olarak yönettiği Acemâşîran Ayîn-i Şerîfi'nin icrâ edildiği Semâ Ayinlerinde, diğer âyinlerden farklı olarak, dedesinin bestelediği, bugün dini mûsikî repertuarının en seçkin eserlerinden biri kabûl edilen eserinin nağmelerini terennüm ettiğini, Post'ta ayakta durduğu sırada ise Ayîn'deki mûsikî ritmine katılarak, büyük bir zevkle, iki yanına hafifçe, zarâfetle salındığmı, erdemli duruşuyla o zevki âşikârâne sürdüğünü, herkes gibi ben de hayranlıkla izlerdim. Bu duygular ile biz niyet ettik, niyâz ettik, Rabbimin yardımı, Hüseyin Fahreddin Dede'nin himmetleri ile zorluklar kolaylaştı, müşkiller aşıldı; evimizde bulunan silik eski kopyanın yerine, bilgisayar ortamına başarı ile aktarılmış eserin CD kaydına, Konya Mevlânâ Müzesi Müdürü, değerli dostumuz, Sayın Dr. Erdoğan Erol'un esirgemediği yardımlarıyla ulaşıldı. Eserin günümüz Türkçesine çevrilmesi, Ankara Üniversitesi İlâhiyât Fakültesi'nin değerli öğretim elemanlarının birlikte çalışmalarıyla sağlandı. Sayın Prof. Dr. Mehmet Akkuş, yoğun çalışmaları arasında konunun manevî mâhiyetinin farkındalığı ve yeni tanışmamıza rağmen, eski bir gönül dostu yakınlığı ile mesûliyetli çalışmayı başlattı. Kitabın Türkçe metinlerinin hazırlanması ile genel kontrolü, Sayın Prof. Dr. Mehmet Akkuş'un samimî ve gayretli çalışmalarıyla gerçekleşti. Sayın Dr. Abdülmecit İslamoğlu, Arapça metinlerin tercümelerini, Sayın Dr. Abdurrahman Adak ise Farsça metinlerin tercümelerini yaparak kıymetli çalışmalarıyla eserin günümüz kültürüne aktarılmasını sağladılar. Kendilerine, Mevlânâ Kültür ve Sanat Vakfı adına tebrik ve teşekkürlerimizi sunuyoruz. Hüseyin Fahreddin Dede'nin, "Müntehabât-î Fahrî' isimli eseri ile ilgili çalışmalarımızda, dikkatimizi çekecek kadar açık, kerâmet ve himmetlerini hep birlikte izledik. Eserde bulunan ve kimin tarafından yazılmış olduğu tesbît edilemeyen bazı şiirler hakkındaki şüpheleri, o günlerde, kitabevinde tesâdüfen rastlayarak satın aldığım, Sayın Prof. Dr. Mehmet Akkuş'un ise o sıralar haberdâr olup aradığı, Selçuk Üniversitesi öğretim üyesi Sayın Dr. Kemâl Kahramanoğlu'nun günümüz Türkçesine çevirerek yayınladığı Şeyh Hasan 5 Nazîf Dede'nin "Nazîf-i Mevlevi Divânçesi" adlı eseri, eş zamanlı olarak çözdü. Fahreddin Dede'nin beğenerek kitabına aldığı şiirlerin, babası Şeyh Hasan Nazîf Dede Efendi'ye ait olduğu böylelikle tesbît edildi. Farsça şiirlerde, tercümede zorlanılan bazı kelimelere, Fars Dili ve Edebiyâtı'nın kıymetli ismi Sayın Prof. Dr. Sadeddin Kocatürk'ün dostâne yardımları erişti. Literatür taraması sırasında Sayın Prof. Dr. Mehmet Akkuş'un heyecanla tesbît ederek ulaşmak istediği, Hüseyin Fahreddin Dede Efendi'nin, özel arşivde olduğu bilinen, el yazması mektuplarına, değerli ağabeyim Sayın Yüksel Gölpınarlı'nın teşvik ve yardımları yetişti; dolayısıyla yöneldiğimiz, Yenikapı Mevlevîhânesi nedeniyle de akraba olmakla onur duyduğum, Matematik Doçenti, Sayın Dr. Bâkî Baykara, her zamanki nezâketleri ile esirgemeden, özel arşivlerinde olan Fahreddin Dede'nin "Mektûbât" isimli defterinin teminine ve yayınına izin verdiler. Bir süreliğine, Selman Tüzün Dede'min akrabası, değerli dostumuz, Nöroloji Doçenti Sayın Dr. Destîna Yalçın'da bulunan ve hassâsiyetle muhafaza edilen defter, konuya olan duyarlılıklanyla kısa zamanda elimize ulaştırıldı. Tercümesi Sayın Prof. Dr. Mehmet Akkuş tarafından yapılan bu eser de neşre hazır hâle getirildi. Şeyh Hüseyin Fahreddin Dede Efendi, Hak'ka yürümesinden 98 yıl sonra âdetâ, "Bir gizli hazîneydim, bilinmeyi istedim." sırrı ve sıfatına bürünüyordu. Bu sebepten sevgili babam Andaç Arbaş'ın seneler boyu oluşturduğu özel arşivindeki belgelerden aldığım bilgileri Sayın Mehmet Akkuş'un kurgusunu bozmadan, kitabın girişindeki Beşiktaş/Bahâriye Mevlevîhâneleri tarihçesi ile Hüseyin Fahreddin Dede'nin hayatı bölümlerine ilâve ederek, elde olan Mevlevîlik tarihinin düne dâir izlerini bugünün kültür tarihine kalıcı olarak taşımaya gayret ettim. Bestekâr Hüseyin Fahreddin Dede Efendi'nin, günümüze ulaşan fakat ne yazık ki bazıları hiç bilinmeyen, icrâ edilmemiş eserlerinin notaları ile başka bestekârlar tarafından Fahreddin Dede'nin güfteleriyle bestelenmiş eserlerin notalarını da Dede'mizin eserinin sonuna ekleyerek kendilerine ait ulaşabildiğimiz bilgilerin bir arada bulunmasını sağlamaya çalıştım. Notalar ile ilgili görüş paylaştığım, Mevlânâ Kültür ve Sanat Vakfı'nın kuruluşunun ilk gününden beri birlikte çalıştığımız değerli dostumuz, T.R.T. İstanbul Radyosu sanatçısı Kudümzen Sayın Vahit Anadolu, tesbît ettiği eserleri bir araya getirdi; notalar Sayın Dr. Semrâ Özgün'ün özverili çalışmalarıyla bilgisayar ortamına aktarıldı. T.R.T. İstanbul Radyosu'nun değerli kanun sanatçısı saygıdeğer büyüğüm Sayın Cüneyd Kosal, eserler hakkında araştırma ile yazılan notaların tetkikini yaptılar. 6 Nişâbûr makâmında besteledikleri Mevlevi Âyîn-i Şerîfi'nde, âyîn bölümlerinden biri olan III. Selâm'ın güftesinin Hüseyin Fahreddin Dede Efendi'ye ait olduğunu belirterek bu bölümün kitapta yayınlanmasına izin verdiler. Gazi Üniversitesi, İngiliz Dili Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim Görevlisi Neyzen Necdet Özkılavuz'un her an yetişen yardımları ile bilgisayar teknik problemleri aşıldı. Hüseyin Fahreddin Dede Efendi'nin yayınlanacak kitabı ile ilgili bilgi arz ettiğim, saygıdeğer büyüğüm, ney'inin latif sesi, huzûr-ı Mevlânâ'da ve heryerde, duâlanmın arasında ilâhî bir nefes gibi gezinen, zamanın "Kutbü'n-Nâyi" muhterem Niyâzi Sayın Beyefendi, kitabın ilk tercüme çalışmalarını incelediler, kitap ve notaların tashîhâtını lütfettiler. Vakfımızın ilk Yönetim Kurulu üyelerinden, kıymetli dost, Genel Cerrah Sayın Prof. Dr. Yılmaz Kafadar, ilgilerini esirgemeyerek yoğun çalışmalarından vakit ayırdılar. Neyzen Niyâzi Sayın Beyefendi'nin tanıdığı bir gönül dostuna, Seçil Ofset Matbaası'nda sahibi, Sayın H. Salâhi Çiloğlu ile kitabın basımı için görüşmeye, yardımları her an desteğim olan sevgili amcam Aytaç Arbaş ile hep birlikte gittik. Dostluğun sıcak atmosferi, yapılan sohbetler, bu çok özel günde yaşadıklarım, bütün bunlardan duyduğum haz, mutluluk, esere sarfettiğim şahsî gayretler için verilen en yüksek mükâfat, bir lutf-ı ilâhî idi. Hüseyin Fahreddin Dede Efendi'nin "Müntehabât-ı Fahrî' isimli kitabının yayınlanmasında yukarıda kıymetli isimlerini zikrettiğimiz aziz dostlarımıza sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz. Ayrıca, Vakfımızı destekleyen gönül dostlarımıza, T.C. Başbakanlık Vakıflar eski Genel Müdürü Sayın Leylâ Elbruz Hanımefendi'ye, Sayın Sahid Zeki, Sayın H. Hüseyin Turhan, Sayın Devrim Baskmcı'ya, Sayın Altuğ Müftüoğlu'na, bizi destekleriyle teşvik eden yakınlarımız, Vakıf üyelerimiz ve hizmeti geçen arkadaşlarımıza, Mevlânâ Kültür ve Sanat Vakfı adına teşekkürlerimizi sunuyor, hizmetin gerçekleşmesi için bizi yüreklendiren, gayretlendiren, 2009 yılında ebediyet âlemine uğurladığımız, Yenikapı Mevlevîhânesi son Türbedârı, vefâkâr dostumuz Sayın Burhan Öçali, Sayın Abdurrahman Yünal Çelebi'yi rahmetle anıyoruz. Eserin, Vakıf adına yayınına onay veren ve destekleyen, Mevlânâ Kültür ve Sanat Vakfı Kurucular Kurulu Üyesi ve Başkam, sevgili annem Sayın Nurten Arbaş ile Kurucular Kurulu Üyesi kıymetli büyüğüm, Sayın Tülin Alkan Ergin'e teşekkürlerimi sunuyor, Hüseyin Fahreddin Dede Efendi'nin "Müntehabât-ı Fahrî' isimli bu müstesnâ eserinin, Mevlânâ Kültür ve Sanat Vakfı'nın kültür yayını olarak neşredilmesi için yaptığım tüm hizmetleri, Gönüller Sultânı Hz. 7 Mevlânâ'nın Aşkla dolu ilâhî birlik ve aydınlık yoluna, bu aşkı yaşayan ve yaşatan, bizlere insanlık âbidesi gibi erdemli duruşlarıyla örnek olanlara, bugün hiçbiri hayatta olmayan ama rûhâniyetleri bizimle olan kıymetli büyüklerime, muhterem Abdülbâkî Gölpınarlı ve Selman Tüzün Dedeme, Mevlânâ Kültür ve Sanat Vakfı Kurucu Başkanı, sevgili babam Neyzen Andaç Arbaş'a ve Vakfımızın diğer kurucusu, değerli ağabeyim, Neyzenbaşı Ali Doğan Ergin'nin azîz hatıralarına ithâf ediyor, rahmetle anarak himmetlerini niyâz ediyorum. Mevlânâ Kültür ve Sanat Vakfı Genel Sekreteri A. Gülden ARBAŞ 4. 11. 2009 8
Hüseyin Fahreddin El Mevlevi
Sayfa 3 - MEVLANA KÜLTÜR ve SANAT VAKFI YAYINI ☪ Birinci Baskı - Mart 2010
4