• Hayatını Seçmeye ve yeniden başlamaya var mısın.?

    Yeni Youtube videom yayında...😇
    İzleyip abone olmanızı ve paylaşmanızı rica ederim. Sevgiler 🙏

    https://youtu.be/TqhjvLFM4Uw
  • Hepimizin bildiği üzere zor zamanlar geçiriyoruz .
    Musibetler bizim kendi ellerimiz ile yaptıklarımızdan(günahlardan) ötürü meydana gelir.
    Peygamberimiz bu gerçeği şöyle açıklamıştır.
    “Her bir insan hata edici/günah işleyicidir. Ancak hata işleyenlerin en hayırlısı tevbe edip Allah’tan affını dileyendir.”
    Bizler başımıza gelen bunca musibete karşı aldığımız maddi tedbirlerin yanı sıra manevi tedbirler de almalıyız bu musibetler bize de her an değecek gibi düşünmeli ve asıl yurt olan ahiret için her an hazırlıklı olmalıyız bu konuda yapacağımız en önemli şeyin hiç şüphesiz TEVBE etmek olduğunu bilelim. Geçmişimizi terk edip tevbeye yönelelim inşAllah . Sonrasından ise herkes kendi eksiğini bildiğinden ötürü eksiklerimizi tamamlamaya koyulalım ve bol bol okumaya devam edelim bu süreçte evlerimizi birer DARÜL ERKAMA çevirelim .
    Bizler hayatın yoğun akışı içerisinde ailemizi çoluk çocuğumuzu kendimizi ihmal ettik bu süreci ev hapsi olarak değil de ALLAH tarafından gönderilen büyük bir fırsat olarak görelim :)
  • Mahmut ucan
    Mahmut ucan Sinek Isırıklarının Müellifi'yi inceledi.
    @Mahmut_ucn·12 Eyl 2018·Kitabı okumadı
    Sinek ısırıklarının müellifi isme bak üstad ya herhangi bir kitapçı da görsen ismi için dahi edinilirdi bu kitap ve sağolsun bir hediye olarak geldi kapımı çaldı. Hediyeye de gönderene de selam olsun.
    Her isim içindekileri tanımlar ama bu isim hem içindekileri hemde bizim hayatımızın içindekileri tanımlıyor. Kitabın esas karakteri Cemil örneğin öyle uf aman aman bi hayat sahibi değil hatta hayati bazılarımız için istenmeyecek türden de olabilir. Cemil in ve çevresinin yaşadıkları sinek ısırıklarını Barış Bıçakçı bize aktarıyor. Kitabın içini öyle uzun uzun anlatmayacam açıp okuyun azıcık ama iki üç nokta var ki peeeh ilkli toplu konut yaşamını aktardığı kısım ikincisi her ölümün bir cinayet olduğu izlenimi bir yaşlı kadın üzerinden verdiği kısım üçüncüsü kitabın adının geldiği kısım dördüncüsü eşi ile olan heryer beşinci ve son olanı arkadaşının kendi eşini aldattığı yerde Cemil in kendini check etmesi.
    Kitabın sonu ise tam bir umuda inanç ile son buluyor. Nohuttan gelen bir çıt sesine yüklenen anlam evet kaybettiğini düşündüğün noktada gelen umut sesi hadi yeniden başlamaya var mısın? Vesselam
  • Yazar: Murat Ç
    Hikaye Adı : Acıdan Doğar İnsan
    Link: #31082705
    Müzik Parçası : Orion

    Bir yıl önce…

    Gözlerini açmaya çalıştığında biraz sızladığını hissetti. Elini yanağına götürdü, yüzünde pütürlü bir şeyler olduğunu hissetti. Sanki denize girmiş ve kızgın güneşin kor alevinde deniz suyu yüzünde kurumuş gibiydi. Birden aklına dün akşam geldi ve gözünden birkaç damla gözyaşı özgürlüğüne kavuşurcasına yanağından aşağıya doğru süzüldü. Elinin tersi ile akan şeffaf sıvıyı silmek istedi ama yüzünün tuz yüzünden sızladığını hissetti… Gözünü kapadı ve dün geceyi düşündü.

    Dün gece – 23:23

    Mustafa dün eve geldiğinde kendini iyi hissetmiyordu. Kafasını kurcalayan, onu huzursuz eden bir şeyler vardı. Telefonunu kablosuz hoparlör ile eşleştirdi ve listeden hızlıca bir seçim yaptı. Cliff Burton’ın ölmeden önce yazdığı son parça, ORION’dı. (https://youtu.be/c8qrwON1-zE) Metallica için büyük bir kayıptı. Ondan sonra Bass Gitar’da pek dikiş tutturamamışlardı. Gelen onca yetenekli gitariste rağmen her zaman Cliff’in gölgesinde kalmışlardı. Bu şarkı Mustafa için çok önemliydi. O’nu hatırlatıyordu ve eve geldiğinde yaptığı ilk iş bu şarkıyı açmak oldu. Birlikte kaç kere dinlemişlerdi bilmiyordu, odada yankılanan müziğin melodileri kulağına geldiğinde, içini acıtan bir şeyler olmuştu.

    Mustafa Bar’a baktı, daha sonra kahve makinesine baktı. Seçimini kahveden yana yapmıştı. Kaçmak yerine yüzleşmek demekti bu. Özel olarak getirttiği kahve çekirdeklerini kendisinin taze taze çektiği kahveden iki kaşık kahve makinesi koydu, su miktarını ayarladı ve tek bir fincan kahve almak için 3 dakika bekledi. Kahve demlendikten sonra makineden ses geldi. Yeni demlenmiş kahve kokusu buram buram evi sardı ve Mustafa kahvesini eline alıp, camın kenarında duran şehir manzarasına ayarlanmış koltuğuna oturdu. Yağmur yağıyordu ve damlalar cama vuruyor, yavaş yavaş aşağıya doğru süzülüyordu. Şehrin ışıkları cama yansıyor, yağmur taneleri ile birlikte hayat buluyorlardı. Derin bir nefes aldı Mustafa ve kendisiyle konuşmaya başladı.

    “Akşam için sözleşmiştik. Kadıköy’de yemek yiyecektik. Arkadaştık ve bundan ötesi için hiçbir beklentim yoktu, onun da öyle bir düşünceye girdiğini hiç sanmıyordum. Sonuçta sadece arkadaştık. Hayatımızın bin bir türlü anında, yediğimiz onca tokat bizim bu duygulardan uzak durmamızı sağlamıştı. İkimizin de düşünceleri bu konuda aynıydı ve aynı göz ile bakıyorduk dünyaya. Ta ki, o akşam Kadıköy’de buluşup, yemekten sonra biraz yürüyünceye kadar. Yürürken içimde bir huzur vardı ve onu tarif etmek imkânsızdı. O yürüyordu, ben anlatıyordum. Çenem düşmüştü, kendime şaşırsam da tutmak istemedim ve cümleler kendi kendine akmaya başlamıştı. Kendimi mutlu hissediyordum. Nedeni belirsiz bu duygu tüm vücudumu kaplamıştı. Bu gecenin asla bitmesini istemedim, onu asla bırakmak istemiyordum. Artık onunla birlikte geleceğe bakmak istiyor, onun elini tutmak istiyordum. Hayatımın geri kalanına benim değil, onun yön vermesini istiyordum. Kalbimin bir sahibi olduğunu hissediyor ve bunu yürekten istiyordum. Yavaş yavaş arabaya gidiyorduk, saat geç olmuştu ve onu eve geç bırakmak istemiyordum. Daha ilk günden bahaneler üretip, önümüzde ki yılların geç kalmalarını bahanesiz bırakmak istemiyordum. Bunlar hızlıca zihnimden akıyor ve kendi kendine ortaya çıkıyordu.”
    “Geç oldu, eve geç kalmanı istemem.” dedim. “Gülerek karşılık verdi, sen nasıl istersen” dedi. O bunu söylediğinde içimden bir çığlık koptu sanki, “seni sonsuza kadar yanımdan ayırmak istemiyorum.” diyen bir çığlıktı bu. Arkadaşlığın yolu, sevgide kesişmişti.

    Kahvesinden bir yudum aldı Mustafa. Gözü dolmuştu. O günleri hatırlamak yüreğini yakıyordu. İçinde fırtınalar kopuyor, her anı zihninden geçiyor ve beynine bir çivi çakılıyordu. Buğulu gözlerinden yavaş yavaş bir damla süzüldü, dudağı titredi, gözünü kapattı bir damla daha düştü aşağıya doğru, derin bir nefes aldı ve nefesi kesilir gibi oldu. Yaşlar artık birbiri ardına gelmeye başlamıştı. Kendini tutamıyordu ve buna gücü yetmiyordu. Gözyaşlarının yanına hıçkırıklar eklendi, nefes alması zorlaşırken, hafif bir kasılma hissetti ve karnına kramplar girdi. Elindeki kahve bardağını son anda sehpaya koydu ve ani bir hamle yaparak arkasına yaslandı. Kramplar yavaş yavaş geçerken gözyaşları sel olup akmaya devam ediyordu. “Neden?! ” “Neden?! ” “Lanet olsun, neden?” sözleri duyuldu ve kendisini düşlerin içinde buldu yeniden.

    “Seni Seviyorum” dedi, “Seni Seviyorum” dedim. İlk akşamdan sonra tam beş ay geçmişti ve bu sihirli sözcük ağızlarından çıkmıştı. Gözlerinin içine bakarak söylemişlerdi bu kutsal sözcüğü. Onlar için anlamı büyüktü, hayata aynı göz ile bakıyor yedikleri içtikleri ayrı gitmiyordu. Aynı evde kalmıyorlardı ama birbirilerini sürekli görebiliyor, aynı olan izin günlerini birlikte geçirebiliyorlardı. İstedikleri gibi yaşıyor ve sevgilerini paylaşıyorlardı. Gözleri birbirlerinden başka bir şey görmüyordu.

    “Senden önce hiç yaşamamışım ben” dedim. “Senin varlığın ile birlikte yaşadığımı hissediyorum artık” dedi. “Sen olmasaydın, karanlığın içine gömülmüş, yaşamdan hiçbir beklentisi olmayan, hayata umutsuz bakan bir kız olarak yoluma devam edecektim. Sen olmasaydın, içimde ki bu güzel duygu olmayacak, asla ortaya çıkmayacaktı. Şimdi sen varsın ve geri kalan hiçbir şey umurumda değil” dedi. Mutluluktan içim içime sığmıyordu, bunun gerçek değil de hayal olduğunu düşünüyor, düşünüyorduk. Çünkü yaşadığımız her şey gerçekti. Birbirimizden hiçbir şey saklamıyor sadece birbirimiz için yaşıyorduk. Artık hayat BİZden ibaretti. Varsa yoksa ikimizdik, başka hiçbir şey aklımıza dahi gelmiyordu.

    Kahvesinden bir yudum daha aldı Mustafa, gözyaşları üzerine akmış ve üzeri sırılsıklam olmuştu. Ne kadar süredir ağladığını kendisi de bilmiyordu. Bugün onun için yıpratıcı bir gün olmuş ve olmaya devam ediyordu. Telefonu açtı ve kendi yazdığı yazılara baktı. Bir tanesini seçti, hıçkırık ve gözyaşı eşliğinde zorla okumaya çalıştı.

    "Peki, her şeyden sıkıldığında ne olacak?
    Hiç düşündün mü?
    Beni başkalarında mı arayacaksın,
    O boş gözlerde, bana mı bakacaksın,
    Soğuk ellerde beni mi tutacaksın,
    Hissiz dudaklarda beni mi öpeceksin,
    Sahi ya, hiç düşündün mü?
    Beni başkalarında mı arayacaksın?
    Hiç bulamayacağın bir ev gibi,
    Hiç varamayacağın bir yol gibi,
    Hiç hissedemediğin bir rüzgâr gibi,
    Dokunamadığın ten gibi,
    Beni başkalarında mı arayacaksın?
    Kadıköy'ün sokaklarında yürüyecek,
    İçine düşen hüzünde beni bulacaksın,
    Hatırlayacaksın o güzel günleri,
    Ama yanında benim sıcaklığım olmayacak,
    Beni başkasının yanında mı arayacaksın,
    Onun gölgesinde, hemen yanı başında,
    Sorduğu sorulara cevap veremeyerek,
    Beni mi düşüneceksin,
    Söylesene;
    Beni başkalarında arayacak ama bulabilecek misin?"

    Kendi yazdığı bu yazıyı okuduğunda yüreği daha fazla dayanamadı Mustafa’nın ve geceye acı ile devam etmemeye karar verdi. Oturduğu koltuktan kalktı, kahve bardağını mutfağa bıraktı, telefonundan yeni bir şarkı listesi açtı ve yatağa geçti. Gözyaşları içinde uyumaya çalıştı, ne kadar sürdüğü belli olmayan bu bekleyiş, ağır üzüntü ile birleşince gözleri kapandı.

    Uyumadan önce söylediği son sözler şunlardı; “Hayatıma hiç çıkmayacak gibi girdin. Her şeyimi kendine odakladın, nefesim oldun, hayatım oldun, yaşamım oldun, aldığım nefes, gülüşüm oldun, hüznüm oldun, mutluluğum oldun, dünyaya baktığım gözüm oldun. Neden, neden gittin, neden beni bıraktın. Neden beni sahipsiz, kimsesiz bıraktın. Ben ne yaptım sana, söyle seni sevmekten başka ne yaptım? Söyle, lütfen söyle, lütfen...“ Son sözlerini tamamlarken, hıçkırıklar gözyaşları ile birleşerek ona engel oldu ve öksürmeye başladı, bir an olsun yatakta doğruldu ve kendine gelmeye çalıştı. Yastığa başına tekrar koyduğunda ağzından şu sözcükler çıktı.

    “Seni çok özledim, her şeyden çok. İyi ki vardın, iyi ki varsın. Sensizliğin içinde kaybolmuş, karanlığın için de yolumu kaybetmiş olsam da iyi ki hep var oldun. Seni seninle sevdim, sen gittin, seni sensiz sevmeye devam ediyorum. İyi ki vardın, iyi ki var olmaya devam et. Beni düşünme, belki, belki bir gün acıdan yeniden doğarım. Seni Seviyorum, hayatımda olduğun her an için teşekkür ederim. Seni Seviyorum…”

    Ve Mustafa uykuya daldı… Acının içinde, acı dolu bir sabaha uyanmaya, acı dolu bir güne başlamaya uyanmak için uyudu…

    Mustafa zor da olsa uyudu uyumasına ama bu söz tüm çıplaklığı ile karşımızda duruyordu:

    “Kaç yaşında olursan ol, uyuyunca geçecekmiş gibi gelecek. Kaç yaşında olursan ol, uyuyunca geçmeyecek...”~Cesare Pavese
  • Kendinizden bir şeyler bulacağınızı düşündüğüm ikinci hikayem ile sizlerleyim.. İlk Hikayem--> #30131366

    “Acıdan Doğar İnsan”

    Bir yıl önce…

    Gözlerini açmaya çalıştığında biraz sızladığını hissetti. Elini yanağına götürdü, yüzünde pütürlü bir şeyler olduğunu hissetti. Sanki denize girmiş ve kızgın güneşin kor alevinde deniz suyu yüzünde kurumuş gibiydi. Birden aklına dün akşam geldi ve gözünden birkaç damla gözyaşı özgürlüğüne kavuşurcasına yanağından aşağıya doğru süzüldü. Elinin tersi ile akan şeffaf sıvıyı silmek istedi ama yüzünün tuz yüzünden sızladığını hissetti… Gözünü kapadı ve dün geceyi düşündü.

    Dün gece – 23:23

    Mustafa dün eve geldiğinde kendini iyi hissetmiyordu. Kafasını kurcalayan, onu huzursuz eden bir şeyler vardı. Telefonunu kablosuz hoparlör ile eşleştirdi ve listeden hızlıca bir seçim yaptı. Cliff Burton’ın ölmeden önce yazdığı son parça, ORION’dı. (https://youtu.be/c8qrwON1-zE) Metallica için büyük bir kayıptı. Ondan sonra Bass Gitar’da pek dikiş tutturamamışlardı. Gelen onca yetenekli gitariste rağmen her zaman Cliff’in gölgesinde kalmışlardı. Bu şarkı Mustafa için çok önemliydi. O’nu hatırlatıyordu ve eve geldiğinde yaptığı ilk iş bu şarkıyı açmak oldu. Birlikte kaç kere dinlemişlerdi bilmiyordu, odada yankılanan müziğin melodileri kulağına geldiğinde, içini acıtan bir şeyler olmuştu.

    Mustafa Bar’a baktı, daha sonra kahve makinesine baktı. Seçimini kahveden yana yapmıştı. Kaçmak yerine yüzleşmek demekti bu. Özel olarak getirttiği kahve çekirdeklerini kendisinin taze taze çektiği kahveden iki kaşık kahve makinesi koydu, su miktarını ayarladı ve tek bir fincan kahve almak için 3 dakika bekledi. Kahve demlendikten sonra makineden ses geldi. Yeni demlenmiş kahve kokusu buram buram evi sardı ve Mustafa kahvesini eline alıp, camın kenarında duran şehir manzarasına ayarlanmış koltuğuna oturdu. Yağmur yağıyordu ve damlalar cama vuruyor, yavaş yavaş aşağıya doğru süzülüyordu. Şehrin ışıkları cama yansıyor, yağmur taneleri ile birlikte hayat buluyorlardı. Derin bir nefes aldı Mustafa ve kendisiyle konuşmaya başladı.

    “Akşam için sözleşmiştik. Kadıköy’de yemek yiyecektik. Arkadaştık ve bundan ötesi için hiçbir beklentim yoktu, onun da öyle bir düşünceye girdiğini hiç sanmıyordum. Sonuçta sadece arkadaştık. Hayatımızın bin bir türlü anında, yediğimiz onca tokat bizim bu duygulardan uzak durmamızı sağlamıştı. İkimizin de düşünceleri bu konuda aynıydı ve aynı göz ile bakıyorduk dünyaya. Ta ki, o akşam Kadıköy’de buluşup, yemekten sonra biraz yürüyünceye kadar. Yürürken içimde bir huzur vardı ve onu tarif etmek imkânsızdı. O yürüyordu, ben anlatıyordum. Çenem düşmüştü, kendime şaşırsam da tutmak istemedim ve cümleler kendi kendine akmaya başlamıştı. Kendimi mutlu hissediyordum. Nedeni belirsiz bu duygu tüm vücudumu kaplamıştı. Bu gecenin asla bitmesini istemedim, onu asla bırakmak istemiyordum. Artık onunla birlikte geleceğe bakmak istiyor, onun elini tutmak istiyordum. Hayatımın geri kalanına benim değil, onun yön vermesini istiyordum. Kalbimin bir sahibi olduğunu hissediyor ve bunu yürekten istiyordum. Yavaş yavaş arabaya gidiyorduk, saat geç olmuştu ve onu eve geç bırakmak istemiyordum. Daha ilk günden bahaneler üretip, önümüzde ki yılların geç kalmalarını bahanesiz bırakmak istemiyordum. Bunlar hızlıca zihnimden akıyor ve kendi kendine ortaya çıkıyordu.”
    “Geç oldu, eve geç kalmanı istemem.” dedim. “Gülerek karşılık verdi, sen nasıl istersen” dedi. O bunu söylediğinde içimden bir çığlık koptu sanki, “seni sonsuza kadar yanımdan ayırmak istemiyorum.” diyen bir çığlıktı bu. Arkadaşlığın yolu, sevgide kesişmişti.

    Kahvesinden bir yudum aldı Mustafa. Gözü dolmuştu. O günleri hatırlamak yüreğini yakıyordu. İçinde fırtınalar kopuyor, her anı zihninden geçiyor ve beynine bir çivi çakılıyordu. Buğulu gözlerinden yavaş yavaş bir damla süzüldü, dudağı titredi, gözünü kapattı bir damla daha düştü aşağıya doğru, derin bir nefes aldı ve nefesi kesilir gibi oldu. Yaşlar artık birbiri ardına gelmeye başlamıştı. Kendini tutamıyordu ve buna gücü yetmiyordu. Gözyaşlarının yanına hıçkırıklar eklendi, nefes alması zorlaşırken, hafif bir kasılma hissetti ve karnına kramplar girdi. Elindeki kahve bardağını son anda sehpaya koydu ve ani bir hamle yaparak arkasına yaslandı. Kramplar yavaş yavaş geçerken gözyaşları sel olup akmaya devam ediyordu. “Neden?! ” “Neden?! ” “Lanet olsun, neden?” sözleri duyuldu ve kendisini düşlerin içinde buldu yeniden.

    “Seni Seviyorum” dedi, “Seni Seviyorum” dedim. İlk akşamdan sonra tam beş ay geçmişti ve bu sihirli sözcük ağızlarından çıkmıştı. Gözlerinin içine bakarak söylemişlerdi bu kutsal sözcüğü. Onlar için anlamı büyüktü, hayata aynı göz ile bakıyor yedikleri içtikleri ayrı gitmiyordu. Aynı evde kalmıyorlardı ama birbirilerini sürekli görebiliyor, aynı olan izin günlerini birlikte geçirebiliyorlardı. İstedikleri gibi yaşıyor ve sevgilerini paylaşıyorlardı. Gözleri birbirlerinden başka bir şey görmüyordu.

    “Senden önce hiç yaşamamışım ben” dedim. “Senin varlığın ile birlikte yaşadığımı hissediyorum artık” dedi. “Sen olmasaydın, karanlığın içine gömülmüş, yaşamdan hiçbir beklentisi olmayan, hayata umutsuz bakan bir kız olarak yoluma devam edecektim. Sen olmasaydın, içimde ki bu güzel duygu olmayacak, asla ortaya çıkmayacaktı. Şimdi sen varsın ve geri kalan hiçbir şey umurumda değil” dedi. Mutluluktan içim içime sığmıyordu, bunun gerçek değil de hayal olduğunu düşünüyor, düşünüyorduk. Çünkü yaşadığımız her şey gerçekti. Birbirimizden hiçbir şey saklamıyor sadece birbirimiz için yaşıyorduk. Artık hayat BİZden ibaretti. Varsa yoksa ikimizdik, başka hiçbir şey aklımıza dahi gelmiyordu.

    Kahvesinden bir yudum daha aldı Mustafa, gözyaşları üzerine akmış ve üzeri sırılsıklam olmuştu. Ne kadar süredir ağladığını kendisi de bilmiyordu. Bugün onun için yıpratıcı bir gün olmuş ve olmaya devam ediyordu. Telefonu açtı ve kendi yazdığı yazılara baktı. Bir tanesini seçti, hıçkırık ve gözyaşı eşliğinde zorla okumaya çalıştı.

    "Peki, her şeyden sıkıldığında ne olacak?
    Hiç düşündün mü?
    Beni başkalarında mı arayacaksın,
    O boş gözlerde, bana mı bakacaksın,
    Soğuk ellerde beni mi tutacaksın,
    Hissiz dudaklarda beni mi öpeceksin,
    Sahi ya, hiç düşündün mü?
    Beni başkalarında mı arayacaksın?
    Hiç bulamayacağın bir ev gibi,
    Hiç varamayacağın bir yol gibi,
    Hiç hissedemediğin bir rüzgâr gibi,
    Dokunamadığın ten gibi,
    Beni başkalarında mı arayacaksın?
    Kadıköy'ün sokaklarında yürüyecek,
    İçine düşen hüzünde beni bulacaksın,
    Hatırlayacaksın o güzel günleri,
    Ama yanında benim sıcaklığım olmayacak,
    Beni başkasının yanında mı arayacaksın,
    Onun gölgesinde, hemen yanı başında,
    Sorduğu sorulara cevap veremeyerek,
    Beni mi düşüneceksin,
    Söylesene;
    Beni başkalarında arayacak ama bulabilecek misin?"

    Kendi yazdığı bu yazıyı okuduğunda yüreği daha fazla dayanamadı Mustafa’nın ve geceye acı ile devam etmemeye karar verdi. Oturduğu koltuktan kalktı, kahve bardağını mutfağa bıraktı, telefonundan yeni bir şarkı listesi açtı ve yatağa geçti. Gözyaşları içinde uyumaya çalıştı, ne kadar sürdüğü belli olmayan bu bekleyiş, ağır üzüntü ile birleşince gözleri kapandı.

    Uyumadan önce söylediği son sözler şunlardı; “Hayatıma hiç çıkmayacak gibi girdin. Her şeyimi kendine odakladın, nefesim oldun, hayatım oldun, yaşamım oldun, aldığım nefes, gülüşüm oldun, hüznüm oldun, mutluluğum oldun, dünyaya baktığım gözüm oldun. Neden, neden gittin, neden beni bıraktın. Neden beni sahipsiz, kimsesiz bıraktın. Ben ne yaptım sana, söyle seni sevmekten başka ne yaptım? Söyle, lütfen söyle, lütfen...“ Son sözlerini tamamlarken, hıçkırıklar gözyaşları ile birleşerek ona engel oldu ve öksürmeye başladı, bir an olsun yatakta doğruldu ve kendine gelmeye çalıştı. Yastığa başına tekrar koyduğunda ağzından şu sözcükler çıktı.

    “Seni çok özledim, her şeyden çok. İyi ki vardın, iyi ki varsın. Sensizliğin içinde kaybolmuş, karanlığın için de yolumu kaybetmiş olsam da iyi ki hep var oldun. Seni seninle sevdim, sen gittin, seni sensiz sevmeye devam ediyorum. İyi ki vardın, iyi ki var olmaya devam et. Beni düşünme, belki, belki bir gün acıdan yeniden doğarım. Seni Seviyorum, hayatımda olduğun her an için teşekkür ederim. Seni Seviyorum…”

    Ve Mustafa uykuya daldı… Acının içinde, acı dolu bir sabaha uyanmaya, acı dolu bir güne başlamaya uyanmak için uyudu…

    Mustafa zor da olsa uyudu uyumasına ama bu söz tüm çıplaklığı ile karşımızda duruyordu:

    “Kaç yaşında olursan ol, uyuyunca geçecekmiş gibi gelecek. Kaç yaşında olursan ol, uyuyunca geçmeyecek...”~Cesare Pavese


    -Devam Edecek-