• Gözlerinizi okşayarak sizi uyandıran güneşin güzelliğine inanıyor musunuz? Hayata bir kere daha yeniden doğdunuz demektir.
  • yeniden hayata dönmeni istiyorum ki seni bizzat öldürebileyim
  • şimdi.. bir derin mavide akşam oluyor
    gök mavi, deniz mavi
    mor dağlar, yeşil ağaçlar mavi
    bozuk düzen mavi gecelerden sesleniyorum sana
    ne opera aryaları,
    ne beşinci senfonisi Beethoven'ın
    bir yalnızlık marşıdır çalıyor uzakta
    gün ışığı arkamızda kaldı bak
    tanyerinde unuttuk gözlerimizi
    gel artık,
    hayata yeniden başlayalım.
    gel artık,
    bu mavilikte kimseler görmez bizi.
    Ümit Yaşar Oğuzcan
    Sayfa 24 - Özgür yayınları
  • 392 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Kitapta bir üstün insan olan zerdüşt, tanrı'nın ölümü neticesinde kendindeki gücü sezen ve yaşamına tekrardan bir mana katma aşamasında gelen insanın bir üst evriminin simgesidir. bu anlamda zerdüşt temsili olarak üstün insan, “geleneksel ahlakı, köle ahlakı olarak değerlendiren, eşitlik kavramına karşı çıkıp, ahlaki değerlendirmelerin son çözümlemede insanın gerçek doğasına, insandaki güçlü olma isteğine dayanması gerektiğini öne süren insanlık düzeyi; insanın evrimin bundan sonraki aşamasında ortaya çıkacak bir insan tipi olarak, değerleri gözden geçirme, yeni baştan yaratma ve güçlü olma isteğini hayata geçirme cesaretinde olan insan için kullanılan deyimdir” 

    nietzsche'ye göre, bu ideal insan şuuruna hakim olmak, mutlak değerlerle bezenen, özgürlük ilkesini başka bir varlığın hükmüne teslim edilen ve kitlesel yığın psikolojisi içerisinde bulunulan bir zeminde çok zor olacaktır. öyleyse, bu durum için ilk olarak, insanın kendini tanıması ve kendi farkındalığını deşifre etmesi için toplum/halk/sürü sıfatlarıyla isimlendirilen bu zeminde yaşaması ve onların şifrelerini çözmesi gerekecektir. bu noktada sorulacak soru sürünün kim olduğudur.

    sürü; kendine dayatılan bilimum değerlere razı olan, güç istenci niteliği bastırılmış olan, farklı olmaktan korkan, kendine ait müstakil bir niteliği olmayan ve varlığını ancak başka bir varlıktan hareketle anlamlandırmaya çalışan evcilleştirilmiş bir insan grubudur. bu grup içinde yaşamını sürdüren insan da yaygın olarak tanrı ve kanun önünde eşit kabul edilmiş ve kendisine dayatılan ahlak normlarını tartışmasız benimsemiştir. bayatlamışlığa, sıradan olmaya kucak açan ve bunun sonucu olarak bilincini eriten sürü insanı, soyutlanmaktan korktuğu için uyumsuzluğun bir faturası olarak ortaya çıkan yalnızlığın ve yabancılaşmanın olduğu bir yaşam tarzından kaçınmıştır. 

    bu bağlamda, hem kendi ben'inde, hem de yaşadığı dünyayı algılamada bir güç sergilemeyen insan, zaman içerisinde bir çöküşün eşiğine gelmiş; psikolojisi ve fizyolojisi bozuk bir ucubeye dönüşmüştür. tam olarak bu noktada, insanın bu umutsuzluğunu ve tükenmişliğini sezen, koruma refleksiyle sürünün içinde bir prestije sahip olan ruhban sınıf, onu rahatlatmak için devreye girer. bu kitle, insanın içgüdülerini kontrol altına almaya ve onu evcilleştirmeye uğraşmakla sürüye uyumlu, aynı zamanda tanrı ve kendilere bağlı bir varlık konumuna getirirler. fakat, insan, yetisinin başka insanlara teslim edildiğini ve doğuştan kendisine verilen gücün de silindiğini kavramasıyla birlikte, bir mücadele içerisinde bulunduğu çöküntüye yeniden döner. bu baskılanmış ve sıkıştırılmışlık psikosu içinde, önüne konulan dini ve ahlaki değerleri sorgulaması ve yüzleşmesi neticesinde, koltuk değneği olarak kabul ettiği tanrı'yı öldürerek kadim dini ve kültürel inançlarına karşı nihilistçe bir tutum sergiler. bu ölçüde, kitlesel yığın içerisinde bir insan gibi değil de bilinçten mahrum bir hayvan gibi yaşadığını kavrayan ve edindiği farkındalık şuurlu ile ben'inin farkına varan bu insan, hayvan boyutundan üstün insan boyutuna, kitlesel yığın içinde gerilen bir ipten geçerek ulaşır.

    farkındalığa varan bilinciyle, kitle yığınının değerlerine ayak direyen ve onlardan farklı bir değerler düzeni geliştiren üstün insan, bu tutumuyla yalnız ve yabancı bir varlık olarak kitlenin içinde yaşamını sürdürmeye devam eder. onun kitle içinde bu tutumu, bir yeniliğin ve dönüşümün neticesi olmanın ötesinde, ontolojik bir özellik göstererek, yaşamın amacına doğru yol alır. bu ölçüde, ulu bir gaye ile yola çıkan üstün insanın edindiği bu aşkın konumu anlatması için, kendi ben'ini keşfedemeyen ve iradesini kullanamayan insanlara ihtiyaç duyduğu ve onları uyandırmak istediği görülür. nietzsche, bu bağlamda böyle buyurdu zerdüşt'te toplumu kendisiyle yüzleştirmek ve bunun neticesinde bilinçlendirmek için pagan döneminin mistik figürlerinden olan zerdüşt'ü üstün insan olarak seçmiştir. 

    ontolojisini ilk olarak içgüdülerin özgürce kullanımıyla oluşturan zerdüşt, üstün insan ilkesini anlatmak için toplumun içine karışır ve onları sahip oldukları değerler konusunda bir şüpheye düşürür. bu izah eyleminde zerdüşt'ün bilincinin onların bilincinden çok üstün olduğunu düşünmesi bir narsisizme, narsisizmi de onun tek başınalığına ve yabancılaşmasına neden olur. bunu bir yük olarak görmeyen zerdüşt, yalnızlığını bir ayrıcalık gibi kabul eder ve panayır halinde yaşayan insanlardan farklı bir tutum sergiler.
  • Genç Şehzade, gece ve gündüzlerinin her saniyesini, çocukluğunda kendisini alıp boğmaya götürmüş olan celladın ayak seslerini beklemekle geçirdi. Ve her saniye ölüp her saniye yeniden dirildi.
    Aklında ölmek ya da yaşamak dışında hiç bir şey yoktu.Bu yüzden hiç bir bilgiye, hiç bir hünere ve zevke değer vermedi. Çünkü onu hayata bağlayacak olan her şey bir saniye sonra sonsuza kadar yarım kalabilirdi.