• https://getdailyart.com/...an-dongen/maria-lani

    Hem Pablo Picasso hem de Hollandalı ressam Kees van Dongen 1900'lü yıllarda Paris'e taşındı. Dili iyi bilmedikleri ve kültüre aşina olmadıkları için toplumun dışında ve yabancıydılar. Diğer birçok sanatçı gibi Picasso ve Van Dongen de Montmartre'de stüdyolar buldular ve orada etraflarında ne gördüklerini resmettiler: yoksullar, fahişeler ve sokak sanatçıları (yine yabancılar). Ayrıca, Paris'in her yerinde görülebilen sanata aşina oldular. Edgar Degas ve İsviçreli sanatçı Théophile Steinlen de onlara ilham kaynağı oldular.

    Diğer birçok sanatçı arasında öne çıkmak için cesur adımlar atmak gerekiyordu. Picasso ve Van Dongen kısa bir süre sonra renkler, malzemeler ve farklı bakış açıları deneyimlemenin önemli rol oynadığı radikal modernizmi seçtiler. Fovizm, 1907 yılına kadar en yenilikçi stildi, ancak, karşılaştırma yapıldığında, Picasso’nun kübizmi gerçekten devrim niteliğindeydi. Van Dongen’in eseri olan eski bir palyaçonun portresi fovist tarzındadır.

    Dünyanın dört bir yanından bu şekilde çalışan sanatçılar geldiler. Sanatın, en iyi, kişinin kendi zamanını yansıtabileceği fikriyle hareket ettiler. Paris'te, kendine özgü, karakteristik fikirleri olan sanatçıların şekillendirdiği uluslararası bir modernizm oluşturdular. Bu modernizm onlara aynı zamanda hırslı sanat satıcılarına, etkili eleştirmenlere ve zamanın ruhuna ayak uydurmak isteyen uluslararası zengin koleksiyonculara erişebilecekleri bağlantılar sağlamıştır.
  • 304 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Siyasi ideolojiler ile ilgili çok güzel bir yazı...

    Herkes teknik direktör, herkes politikacıdır güzel ülkemde. Memleketin her köşesinde geçmişten günümüze siyaset konuşulur. Ama bir de kavram karmaşası var ki akıllara zarar. 3-5 ideolojik kelam sözlere zenginlik katar ama kullanımı yerinde midir, tartışılır. Nitekim geçenlerde yapılan bir araştırmada kendini ateist diye tanımlayanların %61’inin Allah’a inandığını şaşkınlıkla karşılamıştık. Oysa benzer bir durum uzun yıllardır siyasi jargonla bize içten içe göz kırpıyor. Çok yakından tanıdığım bir kişinin (X) sözü ile bu yazıyı kaleme almaya karar verdim.


    X - Çevreme benim ideolojimi sorduğunuzda alacağınız yanıt Muhafazakâr olduğum yönündedir. Oysa ben “Rasyonalist Neoliberal Sosyal Demokrat” olarak kendimi tanımlıyorum. Kesinlikle Muhafazakâr değilim.


    Burada amacım ideolojileri değerlendirmek değil, kavramların kullanımını değerlendirmek diyerek bir girizgâh yapalım. Sizleri de kısa bir süre siyaset gözlüğünüzü çıkararak yazıyı değerlendirmeye davet ediyorum.

    Ülke de oy potansiyeli en yüksek 2 partinin ideolojileri ile başlayalım;

    1. partimiz Adalet ve Kalkınma Partisi. Bu partinin ideolojisi nedir diye sorduğumuzda aslında kendi tabirleriyle de “Muhafazakâr Demokrat” en yoğun karşılaşacağımız yanıt olacaktır.

    2. partimiz Cumhuriyet Halk Partisi. Yine sonuç sabit, herkesin “Sosyal Demokrat” dediğini duyar gibiyim.

    Gelelim bu tabirlerin partinin hareketleriyle, izlediği politikayla uyumuna;


    Maalesef ülkede Muhafazakârlık ile Dindarlık eşdeğer kabul ediliyor. Lâkin siyaset dili açısından muhafazakârlık çok farklı ve günümüz AK Partisiyle çok da ilgili değil. Muhafazakâr ve Demokrat kavramlarını siyaset literatüründe incelediğimizde farklı sonuçlarla karşılaşıyoruz. Muhafazakâr kavramını basitçe tanımlamak gerekirse mevcut durumu muhafaza etmeyi öngören, yenilikçi karşıtı ideoloji biçimidir. Statükoculuk kavramına yakın olduğunu da ifade edebiliriz. Statükoyu muhafaza etmek gibi. Oysa 2002 seçimlerinden sonrasına bakınca farklı sonuçlarla karşılaşıyoruz. Ana Muhalefet Partisinin (CHP) en büyük eleştirisi sistemi ele geçirmeye yönelik yenilikler peşinde olmasıydı. Hatta yeni anayasa, kürt açılımı, cumhurbaşkanlığı seçimleri ve başkanlık sistemi başlı başına ülke açısından devrim niteliğinde adımlar. Doğrusu yanlışı tartışılır, ki tartışılmalıdır ama statükonun değişimine yönelik adımlar olduğu açık. Bu yeniliklerin hemen hemen tamamına karşı çıkan bir Ana Muhalefet Partisi var. Sırf bu hareketlerden yola çıkarak ülkede Muhafazakâr bir politika izleyen partinin AK Partiden ziyade CHP olduğunu söyleyebiliriz. Muhafazakârlık sistemin türüne ve değiştirilmek istenen yapıya göre iyi ya da kötü olarak kabul edilebilir. Burada AKP ya da CHP’nin izlediği politikayı eleştirmekten ziyade 2002 sonrası izlenen politikaların siyasi jargona göre hangi sınıfa girdiğini belirtmek istiyorum.


    Demokrat kısmı ise ülkemde en önemli ideoloji türüdür. Çünkü hemen hemen her kesimin sahiplenmeye çalıştığı bir ideoloji tipi. Ülkenin birbirine karşıt iki partisinin dahi (AKP, CHP) kendilerini tanımlarken Demokrat ifadesini kullanmasından da bunu rahatlıkla görebiliyoruz. Demokrat, adından da anlaşılacağı üzere demokrasi yanlısı diye ifade edilebilir. Demokrasi, halkın kendi kendini yönetmesi gibi klişe bir tabirden ziyade daha gerçekçi bir tabirle konuya giriş yapmak istiyorum. Demokratlık, azınlıkların haklarının korunduğu çoğulculuk olarak tanımlanabilir. Tıpkı Başbakanın diline doladığı “Azınlığın, çoğunluğa tahakkümünün ortadan kaldırılması” diyebiliriz. Nitekim Cumhurbaşkanlığı seçiminin meclisten ziyade halka seçtirilmesi de Demokratlık kavramının son 10 yıldaki en önemli adımı niteliğindedir diyebiliriz. Cumhurbaşkanlığının Cumhur tarafından seçimine muhalefet eden anamuhalefet partisinin ise Cumhurdan çekiniyor olması, demokrasiden korkması anlamına gelebilir. Ayrıca azınlık haklarında bazı kesimlerin taviz diye nitelendirdiği yeniliklerde azınlık haklarının korunduğunun kanıtı. Dolayısıyla AKP’yi demokrat olarak nitelendirebiliriz. Her ne kadar son dönemdeki kızlı erkekli ev tartışmaları ve yolsuzluk sonrası izlenen temel politikalarında demokratlıktan öte bir diktatorya havası görülse de genel itibariyle izlenen politikanın Demokratlıkla örtüştüğü söylenebilir. Dolayısıyla yaygın kanının aksine AKP’yi Demokrat ve CHP’yi de Muhafazakâr olarak tanımlamak çok da yanlış olmayacaktır.


    Peki sosyal demokrat nedir? Farklı bir kavram. Öyle ki siyaset bilimciler bile net değil. Kimi sosyal ve demokrat kelimeleri eş zamanlı kullanılamaz derken, kimi ise sosyalizmin diğer adı olarak kabul ediliyor. Hatta sosyalizmi öngören tarihteki bazı ideolojilerin parti isimlerini sosyal demokrat şeklinde ifade ettiğini biliyoruz(Alman Sosyal Demokrat Partisi, 1875). Sosyal demokrasinin, sosyalizmden temel farkını sermaye sınıfını dışlamaması olarak kabul edebiliriz. Nitekim Bolşeviklerin Sovyet Devriminde ihtilalci sosyalistler kendilerini sosyal demokratlardan ayırmak için kendilerini komünist parti diye tanımladıklarını biliyoruz. Sosyal demokratlık daha temel bir ifadeyle “sosyalist liberallik” olarak da algılanabilir. Evet, farklı bir kavram daha ortaya çıktı, “Liberallik” J


    Liberallik Türkiye’deki siyasi tarih açısından önemli yere sahiptir. İçeriğini güzel ülkemde %80’inin bilmediği bu ideoloji aslında güzel ülkeme çok tanıdık. Şöyle ki, yoldan çevirdiğiniz kişilere sorsanız Türkiye’nin Atatürk’ten sonraki en beğendiğiniz iktidarlar hangi iktidarlardır diye alacağınız yanıtlar büyük ölçüde Menderes, Özal ve Erdoğan iktidarlarıdır(Özellikle ilk dönemleri). Liberallik kavramının Türkiye’deki karşılığı da yine bu 3 kişiyle özdeşleşmiştir diyebiliriz. İşte bu nedenle Liberallik güzel ülkemin en çok taraf bulan ve en az tanınan ideoloji türü. Öyle ki, Liberal Demokrat Parti diye kapı gibi Liberalliği adına yansıtmış bir parti var ve oy yüzdesi kuruluşundan itibaren hiçbir seçimde %0,41’i geçememiştir. Biraz da ideolojisini ifade edememekten bu halde olduğunu söyleyebiliriz. Ya da AK Partinin dile getirmese de liberal politikaları izlemesi olarak da düşünebilirsiniz.


    Peki, nedir bu Liberallik? Kelime anlamı özgürlük olup temelde iktisadi ve siyasi açıdan özgürlüğü hedefler. Farklı bir bakış açıında göre sanayileşmeyi öngören batı tarzı toplumsal ideoloji türü veya sanayi toplumunun ve ekonominin başrolde yer aldığı, bunun yanı sıra otoriteden ziyade sivil özgürlükleri ilke edinen ideoloji olarak tanımlayabiliriz. Hatta Özgürlük Bildirgesi olarak tanınan “Magna Carta Libertatum”, Liberalliğin çıkış noktalarından olarak kabul edilmektedir. Bir de neoliberallik kavramı vardır ki o da olayı daha karmaşık hale getirmemek için basitçe liberallik kavramının gelişmiş modeli diye tanımlanabilir. Türkiye siyasi tarihi incelendiğinde özellikle ekonomik açıdan Liberal yaklaşımları ile Menderes, Özal ve Erdoğan tanınmaktadır diyebiliriz.


    Son olarak ülkemizde yer alan bir çıkmazdan bahsedip konuyu sonuçlandıracağım. Şöyle ki, ülkemizde yerel bölge milliyetçiliği (Ulusçuluk, nasyonalistlik) ve sosyalist ideolojisi ile tanınan Barış ve Demokrasi Partisini incelediğimizde iki karşıt görüşü aynı anda barındırdığını görüyoruz. Evet, hem sosyalist hem de nasyonalist. Nedense aklıma Adolf Hitler’in “Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi” geldi. Bir de İtalyan Sosyal Cumhuriyeti’nin Duçe’si Mussolini’n Ulusal Faşist Partisi var ki akıllara zarar. Konuyu burada kesmekte fayda var sanırım J


    Bir de güzel ülkemde ideolojik simgeler var ki en büyük çıkmazı da o oluşturuyor. Bu ülkede hem Müslüman, hem Osmanlıyı seven hem de Atatürk’ü seven biri olamazsınız. Hepsi bir siyasi partinin tekelinde. Böyle şey olabilir mi Allah aşkına. Zaten bu tekelleştirmenin sonucu olarak bugün çatışıyoruz. Solcuları dinsiz, dindarı Şeriatçı ve Atatürk düşmanı, Osmanlıcıyı da Osmanlının yönetim anlayışına ters olarak Turancı kabul ediyor ötekileştiriyoruz. Düşünmeden yaygın kanı ile hareket ediyoruz, hem de en çok düşünmesi gereken kişiler olarak. Oysa Malcolm X’in dediği gibi “Ben gerçeğin peşindeyim, kimin söylediği önemli değil. Ben adaletin peşindeyim, kim için veya kime karşı olduğu önemli değil.” diyemiyoruz maalesef. Söz de öyle olsak da özde olamadığımız kesin.


    Herşeyden önemlisi ideolojilerin çıkış noktasıdır. Her ideoloji halkın, devletin, milletin daha iyiye doğru hareket etmesini amaçlayan hareketlerdir. Kimi A yolunu, kimi B yolunu, kimi ise C yolunu takip eder ve hedef her zaman aynıdır. O yolun daha hayırlı, faydalı, olumlu katkı yapacağını düşünen farklı ideolojiler var, bu şekilde düşünmeliyiz ve saygı duymayı öğrenmeliyiz. Ben ülkemde genel anlamıyla olumsuzluğunu öngören bir ideoloji olduğuna inanmıyorum, inanmak istemiyorum. Benim düşünceme göre bir yol diğerine göre çok dolambaçlı, çok tuzaklarla dolu olabilir ama her yolun hedefi aynıdır. Nitekim başkasına göre de benim takip ettiğim yolun çok daha zorluklarla dolu olduğu gerçeğini unutmamak gerekiyor. Bizde ise temel mantık senin gibi düşünmeyeni ölümüne eleştirip, eleştirinin ötesinde ötekileştirmek ve devamında şiddete başvurmak. Oysa kendi ideolojisini neden seçtiği veya bir diğer ideolojinin artılarını eksilerini tartışan yok. Yani ideolojiler değil ideolojistler savaşıyor. Hâl böyle olunca dinlemeyen, dediğim dedik tavırlarla (kelimenin tam anlamıyla) mutaassıp oluyoruz. Sağcı, solcu, muhafazakâr, sosyalist, milliyetçi, liberal farketmez, mutaassıp (bağnaz) oluyoruz. Bu sayede dindarlıkla uzaktan yakından ilgisi olmayan mutaassıp (bağnaz) kavramını da dindarlıkla eşdeğer görenlere sinyal göndermiş olup yazımı yine bir söz ile sonlandırmak istiyorum.



    Siyasetle ilgilenmeyen aydınları bekleyen sonuç, cahiller tarafından yönetilmeye razı olmaktır. Asıl önemli olan ve memleketi temelinden yıkan, halkını esir eden, içerdeki cephenin suskunluğudur..! Mustafa Kemal ATATÜRK
  • Entelektüel Sözcükler

    abesle iştigal: Yersiz, yararsız işlerle vakit öldürmek
    absorbe: (Enerji, kuvvet vb. için) Soğurma, yutma, içine alma, yutma.
    adaptasyon: Uyarlama
    adapte: Uyum
    afaki: Belli bir konu üzerine olmayan, dereden tepeden (konuşma)
    ajitasyon: Duygu sömürüsü yapma
    ajite: Duygu sömürüsü, kışkırtmak, körüklemek
    akabinde: Arkasından, hemen arkadan
    akustik: Yankı bilimi.
    aktivite: Etkinlik, faaliyet
    aktüalite: Güncellik. Günün olayı veya konusu
    aktüel: Güncel
    aleyhtar: Karşıtçı, karşı görüşlü
    alicenap: Cömert, onurlu, şerefli
    almanak: Yıllık.
    ambiyans: Durum, ortam, çevre, atmosfer, hava.
    amorf: Biçimsiz.
    anbean: Her an, zaman ilerledikçe
    anekdot: Kısa öykü, hikayecik. Olağanüstü olaylarla ilgili anlatı
    angaje: Bağlamak
    angaje etmek: Bağlanmak
    anomali: Belli bir ölçüye, belli kurala uymama durumu.
    antipatik : Sevimsiz, itici, soğuk.
    antrparantez: Söz arasında, sırası gelmişken. Ayrıca.
    araf: Cennet ile cehennem arasında bir yer. Mecazi olarak "ara"
    arafta kalmak: Arada kalmak
    aranje: Düzenlemek.
    arena: Alan. Siyasi çekişmelerin geçtiği yer
    argüman: Delil, kanıt, tez, iddia, sav
    arketip: İlk (kök) örnek, ilk ve özgün biçim
    aroma: Hoş koku
    arz etmek: Sunmak, saygı ile bildirmek
    asimile: Benzeşmek, kendine uydurmak
    asparagas: Uydurma
    atıf: Gönderme, ilişkili bulma, bağlantı
    avangart: Öncü, yenilikçi
    ayrışmak: Birbirinden ayrılmak, birliği bozulmak
    ayrıyeten:
    aysberg: Buz dağı
    badire: Birdenbire ortaya çıkan tehlikeli durum
    bağlam: Herhangi bir olguda olaylar, durumlar, ilişkiler örgüsü veya bağlantısı
    bendeniz: Alçak gönüllülük ile "ben" anlamında kullanılır
    betik: Yazılı olan şey, kitap, yapıt
    beyanat: Demeç, bildiri
    beyhude: Yararsız, anlamsız, boşuna
    beynelmilel: Herkes tarafından kabul edilen
    bienal: İki yılda bir yapılan, yılaşırı.
    bilahare: Sonra, sonradan, daha sonra
    bilakis: Tam tersine, aksine
    bilhassa: Özellikle
    bilmukabele: Birinin söylediği söze karşılık söylenen "ben de, size de, sizlere de" anlamında kullanılan bir söz
    binaen: Dayanarak, -den ötürü, -den dolayı
    binaenaleyh: Bundan dolayı
    bu bağlamda:
    bundan mütevellit: Bundan meydana gelmiş, ileri gelmiş
    çağrışım: Bir düşünce, görüntü vb.nin bir başkasını hatırlatması
    çıkarım: Belli önermelerin kabul edilen ya da gerçek olan doğruluklarından ya da yanlışlıklarından, başka önermelerin kabul edilen ya da gerçek olan doğruluk ya da yanlışlıklarını çıkarmak.
    data: Veri.
    defaatle: Defalarca, tekrar tekrar
    defakto: Bilfiil, fiilen, hakikatte, gerçekte veya pratikte
    defans: Savunma
    defaten: Defalarca
    dejenerasyon: Bozulma
    dejenere: Bozulmuş, soysuzlaşmış
    deklarasyon: Bildiri
    deklare: Bildirmek
    demagoji: Laf ebeliği, lafazanlık
    demo: Tanıtım için olan
    departman: Bölüm
    desise: Aldatma, oyun, düzen, hile
    despot: Buyurgan, zorba.
    destinasyon: Gidilecek yer.
    determinist: Bir olgunun aynı koşullar ve aynı bileşenler dahilinde her zaman aynı sonucu vereceğini ve bu durumun her zaman öngörülebileceğini söyleyen görüş, belirlenimcilik.
    detone: Ses kayması, ses tonunu bulamama
    devinim: Zaman içinde durum değiştirme. Hareket
    deyim yerindeyse: Söylenen sözün uygun olması umuduyla
    dezenformasyon: Yanıltma, bilgi çarpıtma.
    diaspora: Azınlıklar ve bunların yaşadıkları yer veya yurt.
    dikte: Birine isteklerini zorla kabul ettirmek. Bir başkasına söyleyerek yazdırma ve yazdırılan yazı
    dogma: Belli bir konuda ileri sürülen bir görüşün sorgulanamaz, tartışılamaz gerçek olarak kabul edilmesi.
    doğaçlama: Önceden düşünüp hazırlanmadan içe doğduğu gibi söyleme veya bir şey yapma
    doktrin: Öğreti
    doküman: Belge
    donatı: Teçhizat, araç gereç
    done: Veri, bilgi.
    duayen: Alanının uzmanı, işinin erbabı
    duyumsamak: Duyular aracılığıyla bir şeyi algılamak
    edinim: Kazanma, kazanç
    efor: Çaba, gayret, güç
    efsun: Büyü
    egale: "Bir rekoru yinelemek" anlamındaki egale etmek sözünde geçer
    ego: Ben.
    egoist : Bencil.
    egzotik: Yabancı bir ülkeden gelme, bulunduğu yörede bulunmayan, yabancıl
    ehemmiyet: Önem anlamında, ehemmiyetli önemli olarak da kullanılabilir
    ekarte: Saf dışı etmek, konu dışında tutmak
    ekoloji : Çevre bilimi.
    ekipman: Donanım
    eklektik: Her sistemin sunduğunun en iyisini almak denilebilir felsefi olarak. Seçmeci
    ekseriyet: Çoğunluk, çokluk
    ekstrem: Aşırı, uç, sıradışı.
    elimine: Eleme
    elzem: Zorunlu
    empati: Aynı duyguları paylaşma, duygudaşlık
    empoze: Dayatmak
    enformasyon: Bilgilendirme, danışma, tanıtma. Haber alma, haber verme, haberleşme
    enstantane: Anlık. Bir fotoğrafın çekildiği kısa süre.
    enstrüman: Çalgı. Mali belge.
    entegre: Bütünleşmiş
    entrika: Bir işi sağlamak veya bozmak için girişilen gizli çalışma,
    entropi: Enerjinin tesadüfen, düzensiz ve geriye dönüşümsüz olarak dağılması
    epik: Destansı
    ergonomik: Kullanışlı
    esasen: Zaten
    esasında: Aslında demenin farklı bir yolu
    estetik: Güzellik duygusuna uygun olan, sanatsal.
    etik: Ahlaki, ahlakla ilgili
    etnik: Bir topluluğun oluşturduğu, kültürel gruba özgü her türlü özellik
    ezoterik: Gizemli. Yalnızca sınırlı, dar bir çevreye aktarılan (her türlü bilgi, öğreti).
    farazi: Varsayımsal
    farkındalık:
    fenomen: Olağanüstü şey, harika
    fikstür: Yarışma veya karşılaşmaların zamanını ve sırasını belirleyen çizelge
    filhakika: Gerçekten, doğrusu, hakikaten
    fizibilite: Herhangi bir yatırımın sağlayacağı kazanca değer olup olmadığının saptanması için yapılan çalışmalardır
    flora: Bitki örtüsü.
    fonetik: Ses bilgisi
    format: Biçim
    fraksiyon: Parti içi karşıt grup, parça.
    fütursuzca: Önemsemeyerek, aldırmayarak
    fütürist: Gelecekçi.
    garantör: Güvence veren
    gark olmak: Gömülmek, batmak, boğulmak
    gayri ihtiyari: İstemeyerek, düşünmeden, elinde olmayarak
    gayri tabii: Olağan dışı
    gelgelelim: Ne var ki
    gıyabi: Bir kimse bulunmadığı sırada yapılan, verilen. Uzaktan, görüşmeden olan
    global: Küresel, dünya çapında
    haddizatında: Aslında
    hakikaten: Gerçekten
    handikap: Engel
    harikulade: Eşi görülmemiş, şaşkınlık oluşturan, olağanüstü
    hiç şüphesiz:
    hinterlant: İç bölge, arkabahçe.
    hipotez: Varsayım
    hiyerarşi: Aşama sırası. Sıralanım. Makam sırası, basamak, derece düzeni, aşama sırası
    husus: Konu
    hülasa: Özetle, kısacası
    içselleştirme: Etrafta olan biteni kabullenmek, yadırgamamaya başlamak; çıkan sonuçları yorumlayıp, içe aktarmak anlamında kullanılır
    idol: Kayıtsız şartsız bağlanılan ve sevilen şey.
    ilinti: İki şey arasında ilgi, ilişki, bağ.
    ilintilemek: Bir şeyle ilgili kılmak, bağ ve alaka kurmak.
    illüstrasyon: Resimleme.
    imaj: Görüntü
    imge: Düş, hayal. Genel görünüş, izlenim, imaj
    imitasyon: Taklit
    inisiyatif: Öncelik, üstünlük
    inovasyon: Yenilik
    ironi: Söylenen sözün tersini kastederek kişiyle veya olayla alay etme
    ironik: İroniye dayalı
    irrite: "Sinirlendirmek, rahatsız etmek" ve tıp alanında "tahriş etmek, kaşındırmak" anlamında irrite etmek birleşik fiilinde kullanılan bir söz
    ismi ile müsemma: İsminin içerdiği manayı karakter olarak bulundurma hali
    istinaden: Bir görüşe, bir düşünceye dayanarak. Bir söyleme göre
    jakoben: Demokrasi yanlısı. Tepeden inmeci
    jakuzi: Yıkanma havuzu.
    jaluzi: Şeritlerden oluşan perde.
    jargon: Belli bir zümreye veya meslek grubuna özgü günlük konuşmada kullanılan kelimeler bütünü, ağız
    jenerasyon: Kuşak, nesil
    jenerik: Tanıtma adı ya da yazısı.
    kadim: Eski zamanlara ait
    kadirşinas: Değerbilir.
    kampüs: Yerleşke
    kalibrasyon: Ölçümleme.
    kalifikasyon: Ustalık kazanma, vasıflı nitelikli olma.
    kanalize olmak: Tek bir hedefe kilitlenmek, odaklanmak
    kanıksamak: Çok tekrarlama sebebiyle etkilenmez olmak, alışmak
    kaos: Karışıklık
    kaotik: Kaos, karmaşık olma durumu, kargaşa hali.
    kapı aralamak: Bir konuya giriş yapmak, karşısındakini hazırlamak
    karakteristik: Bir kimse veya nesneye özgü olan (ayırıcı nitelik), tipik.
    kariyer: Meslek, uzmanlaşma
    karizma: Büyüleyici özellik
    karşın:
    keza: Nitelenecek herhangi iki ayrı şeyde nitelemenin tekrarlanmaması için ilk şey nitelendikten sonra ikincinin niteliğinin de aynı olduğunu belirtmek için "oda öyle, aynı biçimde" anlamlarında kullanılır
    kırılma noktası: Bir olay veya gelişmenin ulaştığı en duyarlı an, değişmeye en müsait olduğu durum
    klasifikasyon: Sınıflandırma
    klon: Kopya.
    kombinasyon: Birleştirme.
    kompanse: Dengelenmiş
    kompetan: Uzman, yetkili.
    kompleks: Karmaşık
    komplike: Karmaşık, çözülmesi ve anlaşılması güç
    konfirmasyon: Doğrulama, geçerleme, onaylama
    konjonktür: Bir ülkenin ekonomik ve siyasi durumunu ifade eden bir kelime
    konsantrasyon: Yoğunlaşma
    konsensüs: Görüş birliği, bir noktada anlaşma, uzlaşı
    konsept: Kavram. Tarz. Anlayış, görüş
    konsültasyon: Doktorların fikir alışverişi, danışım.
    kontrast: Karşıt, karşıtlık
    koordinasyon: Eşgüdüm, uyum
    koordine: Çeşitli işler arasında bağlantı, uyum ve düzen sağlama, eş güdüm
    kozmik: Evrensel
    kozmopolit: Farklı etnik kökenlerden insanları içinde bulunduran
    kripto: Gizli, saklı, şifreli.
    kriter: Ölçüt, kıstas
    kuvvetle muhtemel: Büyük bir ihtimal
    kümülatif: Toplam
    lakırdı: Laf, söz. http://www.lafsozluk.com
    lakin: Ama, ancak
    lanse etmek: Öne sürmek, sunmak
    lansman: Tanıtım.
    literatür: Edebiyat, kaynak, yazın
    makro: Büyük, geniş
    malayani: Boş ve yararsız, saçma
    mamafih: Ama, ancak
    mantalite: Anlayış, zihniyet
    marjinal: Aykırı, sıra dışı
    markaj: Tutma, gölgeleme.
    maruzat: Mevki, makam veya yaş bakımından büyük birine sunulan, bildirilen dilek veya bilgi, sunuş
    mecmua: Dergi
    menfi: Olumsuz, negatif
    mental: Zihinsel
    meta: Mal, ticaret malı, sermaye
    metafor: Mecaz. Bir şeyi başka şey ile benzetmeye, kıyaslamaya, anlatmaya yarayan mecazlar
    metamorfoz: Başkalaşma.
    metropol: Büyükşehir, anakent
    mevzubahis: Söz konusu ile benzer anlamda
    mezkur: Adı geçen, sözü edilen
    mikro: Küçük, dar
    milenyum: Binyıl.
    minval: Biçim, yol, tarz
    misyon: Özel görev
    monoton: Tekdüze, sıkıcı
    motivasyon: İsteklendirme, güdüleme
    motive: İstek
    motto: Slogan, özdeyiş
    mönü: Menü
    muallak: Asılı, sonuca bağlanmamış, sürüncemede kalmış
    muamma: Anlaşılmayan, bilinmeyen şey, bilmece
    muazzam: Çok büyük, çok iri, koskoca
    muğlak: Anlaşılması güç
    muhammen: Oranlanan, tahmin edilen
    mutedil: Ilımlı
    mutlak: Kendi başına var olan, hiçbir şeye bağlı olmayan, bağımsız, saltık, salt, arı
    mübalağa: Abartma
    mükellef: Sorumlu, vergi yükümlüsü
    mülahaza: Düşünce
    mülemma: Alaca renkli, renk renk. Bulaşmış, sıvanmış
    müspet: Olumlu, pozitif
    müsterih: Bütün kaygılardan kurtulup gönlü rahata kavuşan, içi rahat olan
    müstesna: Dışında, ayrı, hariç tutularak
    mütebessim: Gülümseyen güleç
    mütedeyyin: Dindar
    müteessir: Üzüntülü
    mütemadiyen: Ara vermeden, sürekli olarak
    naçizane: Önemsiz, değersiz
    namütenahi: Sonsuz, ucu bucağı olmayan bir biçimde
    natürel: Doğal
    ne var ki:
    nitekim: Sonuç olarak
    norm: Kural olarak benimsenmiş
    nüans: İnce ayrım, ayırtı
    nükte: İnce anlamlı söz, düşündürücü espri
    objektif: Nesnel, tarafsız
    obsesif: Takıntılı.
    ofansif: Atak yapmaya dayalı.
    olgu: Birtakım olayların dayandığı sebep veya bu sebeplerin yol açtığı sonuç, vakıa
    oportünist: Fırsatçı.
    opsiyonel: Seçmeli, isteğe bağlı
    optimist: İyimser
    optimizasyon: En iyi duruma getirmek
    optimum: En elverişli, en iyi olan.
    orijin: Köken, başlangıç, kaynak, soy, sop
    oryantasyon: Yönlendirme. Uyumlanma. Eğitme.
    otantik: Eskiden beri mevcut olan özelliklerini taşıyan
    otokritik: Öz (kendini) eleştiri
    öngörü: Bir işin ilerisini kestirme veya bir işin nasıl bir yol alacağını önceden anlayabilme.
    öykünmek: Birinin yaptığı gibi yapmak, birine veya bir şeye benzemeye çalışmak, taklit etmek
    özgün: Yalnız kendine özgü bir nitelik taşıyan, orijinal.
    paradigma: Değerler dizisi, dizi
    paradoks: Çelişki, aykırı düşünce
    parametre: Değişken
    partikül: Parçacık
    pejmürde: Eski püskü, dağınık, perişan
    pek tabi:
    periyodik: Süreli, dönemli
    periyot: Süreli
    perküsyon: Vurmalı çalgı.
    perspektif: Bakış açısı
    plankton: Sularda yaşayan mikroskobik canlılar.
    platform: Alan
    plaza: İş merkezi
    polemik: Tartışma
    potansiyel: Gizli kalmış, henüz varlığı ortaya çıkmamış olan, gizil. Gelecekte oluşması, gelişmesi mümkün olan
    pragmatik: Yararcı, faydacı, çıkarcı, menfaatçi.
    prensip: İlke
    prezantabl: Sunulabilir durumda olan. Derli toplu, düzenli. Olumlu özellikleri bir arada bulunduran
    prezantasyon: Sunum, tanıtma, takdim etme
    profil: Kimlik
    prosedür: İşlem. Yöntem
    proses: Süreç
    prototip: İlk örnek
    provoke: Kışkırtma
    prömiyer: İlk gösteri
    rantabl: Gelir getiren, kâr sağlayan, verimli, getirimli.
    rasyonel: Akılcı
    reaksiyon: Tepkime
    realite: Gerçeklik
    reel: Gerçek
    referans: Kaynak, kaynak gösterme.
    rekreasyon: Eğlence ve spor amacıyla yapılan etkinlik, bu etkinliklerin yapılması için hazırlanan yer.
    retorik: Güzel söz söyleme, hitabet sanatı.
    retrospektif: Geriye dönük, geçmişi ele alan.
    reverans: Sahnede selam vermek için dizleri kırarak yapılan hareket
    revize: Yenileme, düzeltme
    rezidans: Konut
    rezonans: Frekansların ya da titreşimlerin başka frekans ve titreşimi etkileyerek kendine benzetmesi, frekansların uyumu.
    rutin: Alışılagelen, sıradan, sıradanlık.
    safsata: Gereksiz söz
    salık vermek: Tavsiye etmek, önermek
    salt: İçinde yabancı bir öğe bulunmayan, yabancı bir şey karışmamış, arı, mutlak
    sansasyonel: Çarpıcı
    sarkastik: Acıtıcı bir şekilde alay eden, ironik.
    sav: İleri sürülerek savunulan düşünce.
    seans: Oturum
    segment: Bölüm
    seleksiyon: 1. Seçim. 2. Ayıklanma. Doğal seleksiyon vb.
    semantik: Anlamları inceleyen bilim, anlambilim
    sempozyum: Belli bir konuda çeşitli konuşmacıların katılımıyla düzenlenen bilimsel ağırlıklı toplantı, bilgi şöleni
    semptom: Bulgu, belirti
    senkron: Eş zamanlı, aynı anda, aynı şekilde hareketle
    sentez: Düşüncenin ayrı öğelerini, ya da ayrı düşünce veya ideolojileri mantıksal bir tarzda bir araya getirme işlemi
    sentezleme: Bir araya getirme, birleştirme
    serzeniş: Yakınma.
    sığ: Ayrıntıya inmeyen, yeterli olmayan, yüzeyde kalan.
    simya: Elementleri altına çevirmek isteyen bir öğreti alanı.
    sinerji: Görevdaşlık, eş etkime, birliktelik. Birkaç insanın bir araya gelip herhangi bir konuda fikir yürütmeleri
    skala: Gösterge çizelgesi.
    skolastik: 1. Düşünmeyi ve düşünerek ortaya çıkan özgür düşünceleri reddederek sadece belli bir kesimin dediklerinin doğru olduğunu kabul eden düşünce sistemi. 2. Orta Çağ yöntemlerine uygun, eski
    slayt: Sunu
    sofistike: Karmaşık, yapmacık, yanıltıcı
    son tahlilde: Sonuç olarak
    söylem: Kalıplaşmış, klişeleşmiş söz, ifade, söyleyiş, telaffuz
    söz konusu: Bahse konu, konu edilen
    spekülatif: Kurgusal, saptırıcı, yanıltıcı
    spesifik: Özellikli, yalnız bir türe özgü olan
    spesiyal: Özel
    sponsor: Destekleyici
    spontane: Anlık. Kendiliğinden. Doğaçlama
    stabil: İstikrarlı, sabit
    stabilize: İstikrarlı. Kararlı bir duruma getirmek, sağlamlaştırmak
    statüko: Süregelen düzenin korunması durumu. Yürürlükteki antlaşmaya göre olması gereken veya süregelen durum
    stokastik: Değişken, rastlantısal.
    suistimal: Görev, yetki vb.ni kötüye kullanma
    sularında: Saat gibi kelimelerle birlikte yaklaşık zaman bildiren bir söz, raddelerinde, civarında.
    sübjektif: Bireyin düşünce ve duygularına dayanan, öznel
    sübvanse: Para yardımı yapmak, desteklemek
    süje: Konu, özne.
    sürrealite: Gerçeküstü
    sürrealizm: Gerçeküstücülük
    sürünceme: Bir işin sonuçlanıncaya kadar boş yere uğradığı gecikmelerin tümü.
    şayet: Eğer
    şerh: Açma, ayırma
    şöyle ki: Açıklama cümlesi başlangıcında söylenir
    takdire şayan: Takdir edilmeyi hak eden
    temaşa: Hoşlanarak bakma, seyretme. Seyredilecek görüntü, görülmeye değer şey
    tenzih: Kusur kondurmama
    teori: Kuram, nazariye
    terminoloji: Terimler dizgesi, terim bilimi
    tevatür: Bir haberin ağızdan ağıza yayılması, yaygın söylenti
    teveccüh: Bir yana doğru yönelme, yüzünü, çevirme. Güler yüz gösterme, yakınlık duyma, hoşlanma
    tezat: Çelişki, karşıtlık.
    tını: Söyleniş biçimi, ses özelliği, vurgu
    trajedi: Facia. Acıklı sonuçlarla bağlanan bir tür tiyatro eseri, ağlatı
    trajikomik: Hem acıklı hem güldürücü özelliği olan olay ya da durum
    trend: Eğilim
    türbülans: Bir sıvının ya da gazın hareket halindeki düzensizliği, çalkantı
    ütopik: Ütopyaya dayanan, imkansız
    ütopya: Gerçekleştirilmesi imkânsız tasarı veya düşünce.
    varyasyon: Değişim biçim, değişim, çeşitleme
    veciz: Kısa ve etkili söz
    veçhe: Yön
    velev ki: İster, isterse, olsa da, kaldı ki, hatta, "-hadi diyelim öyle oldu" anlamlarında kullanılır
    vesselam: "İşte o kadar, son söz şudur, kısacası" anlamlarında kullanılan bir söz
    yadsımak: İlgili, bağlı bulunduğu bir şeye yabancı kalmak
    yakamoz: Denizdeki parıltı.
    yaşanmışlık:
    yazın: Edebiyat
    yordam: 1. Yatkınlık, alışkanlık, yeti, yetenek, meleke 2. Kılavuz, yöntem, bir şeyin aracılığı. El yordamıyla vb.
    zaruret: Zorunluluk, gereklilik
    zikretme: Adını söylemek, anmak
  • O zamanlarda psikanalitik fikirler dünyası erkeklere aitti; fallusun üstünlüğü, sınırsız, kuşku götürmez ve çürütülemez biçimde kabul görmüştü. Bu kadınların kendi alanlarına ilişkin fikirleri daha önce erkeklerin söylediklerine kıyasla çok daha ileri düzeyde ve yenilikçi olduğu halde, geleneksel psikanaliz onların söylediklerinden hiç etkilenmemiş görünüyordu. Bu görüşler, psikanalitik hareket içinde pek az ilgi gören ve gün ışığına çıkmayan çalışmalar olarak kaldılar. Aslında kadın psikanalistler, kendi alanlarında "ikame anne" ve hastabakıcı gibi çalışmakla görevlendirilmişti; yeni kuramlar öne sürmeleri beklenmiyordu. Penis, anatomik bir gerçeklik olarak kabul edilirken, tüm gücün atfedildiği kapsayıcı bir simge olarak "fallus" terimi kullanılırdı; erkeklerin düşün ve felsefe dünyasında öyle bir egemenlik vardı ki fallusun üstün gücünü kabul etmek doğal bir hal aldı. Kadınların fikirleri, psikanaliz dünyasından değil, kadın hareketinden gelen baskıların bir sonucu olarak ancak son yirmi yılda yeniden canlandı. Bundan önce kadınlar, erkek efendilerinin kuramlarını dinlemek ve onlara boyun eğmek zorundaydılar. Bu alanda çalışan birçok analist, hala, Freud ile Jones arasında kadın cinselliği konusundaki anlaşmazlıklara göndermeler yapıyor; kadın çağdaşlarının fikirlerini, yadsımayla ve buyurgan bir kayıtsızlıkla karşılıyorlar.
  • 184 syf.
    Zezemmmm
    Uzun zamandır kitaplığımda duran ve okumayı hep ertelediğim bir kitaptı. Komşumun bana tavsiye ettiği bu güzel kitap için arkadaşıma teşekkür ederim. Kitap hayatın acı yüzünü bir çocuğun dünyasında işlemesi ve onun diliyle bunu anlatması yönüyle oldukça etkili bir eserdir. Bu anlatımı okurken duygusallığın ağır basımına sebep olmaktadır. Kitap bittiğinde Zeze'yi anlıyorsak çocukların dünyasına adım atmışız demektir. Onların davranışlarındaki hareket noktalarını Saptamak gerektiğini kuvvetle hissettiren bir romandır. Bunların yanında iyi, kötü karakterlerin ayrımının tam yapılmadığı( zeze' nin babasının çocuklarının isteklerini yerine getirmediği İçin Üzülmesenin yanında, onları dövmesi ), karakterlerin özelliklerinin ayrıntıyla verilmeyip yalnızca çocuğun o karekter hakkındaki düşüncesinin verilmesiyle yetinilmiş olması ( Edmundo dayı )Zeze 'nin korkuyla karşılık Güven veriyor. Fakat bunda çocuğun doğru kararda olup olmadığını anlayabileceğimiz bir ayrıntı verilmiyor. Kitabın hangi anlayışla yazıldığı hususunda gelince; daha çok çocuğun duyguları ele alınarak çocuğa içten bir bakış yapılmıştır Bu nedenle yenilikçi anlayışla yazıldığını söyleyebilirim.
  • Tasavvuf ve ihvan
    Evvela bilinmeli ki, İhvan-i muslimin bir fıkıh ya da hadis mektebi değil, bir İslami harekettir. İçerisinde farklı mezheplere mensup Müslümanlar olduğu gibi "selefi" diyebileceğimiz bir grub da vardır. Fakat İhvân'a, "tasavvuf karşıtı, yenilikçi, meshepsiz bir hareket" demek doğru değildir. Zira Hasan el benna'nın bizzat kendisi Şazeli tarikatına mensup, babası Abdurrahman el benna da hem büyük bir muhaddis, hem de tarikat şeyhi idi.
    Hasan el benna, ihvan adına çıkan ilk dergide "tasavvuf" köşesi açmış, yazıları da bizzat kendisi kaleme almıştı. Bu köşede. Tasavvufa yöneltilen eleştirilere cevap vermiş, tevessül gibi itiraz edilen mevzuların İslam'da olduğunu belirtmiştir. Tasavvufun etkisi, ilerleyen yıllarda ihvan da devam etmiştir
    İhsan Şenocak
    Sayfa 213 - Hüküm
  • katılımlar dalgasında bünyeye giren yerli görünümlü yabancı zihinler partide yeni bir hat oluşturmuşlardır bu yeni hat çok daha sonra "yenilikçi hareket" olarak tebaruz etmiştir