• 504 syf.
    ·14 günde·Beğendi·10/10
    YOK EDİLİŞİMİZİN ADIMLARINI ÖĞRENİN!!
    DİKKAT!! UZUN VE DEHŞET SAÇAN BİR İNCELEMEDİR.

    Zor, yorucu, akıl almaz, dehşet verici ve yok oluşumuzun nasıl gerçekleştiğine tanıklık edeceğimiz bir inceleme geliyor. Dikkat! Bu incelemeyi okumadan önce paketli gıdaları, market ürünlerini, istediğiniz her şeyi yiyin!!! Politikayı, ülkelerin adlarını, tüm kuruluşları, Türkiye’yi, gıda sektörünü, sağlık sektörünü, ilaç sektörünü, ekonomiyi, bilimi her şeyi düşünün. İncelemeden sonra nasıl uyutulduğumuzu, tüm dünyayı nasıl yönettiklerini, tüm insanlığı nasıl kandırdıklarını duyunca nasıl düşüneceksiniz? Yazarın da benzetmesi gibi korku filmi izleyeceğinizi (okuyacağınızı) düşünün. Başlayalım..
    Rockefeller ailesini duyan var mı? Dünyadaki küresel şirketlerin en kirlisi, en güçlüsü, en büyük yöneticisi.. ABD, İngiltere, Fransa, Arjantin, Hollanda, İsrail, Almanya, Türkiye ve daha nicelerini avucunun içine alan küresel şirket (ABD ile işbirliği içinde) . Tohumu, kimyasal ilacı, petrolü ve finansı elinde bulunduranların en büyüğü ROCKEFELLER ailesi..‘‘dünya imparatoru’’ ‘‘yeni dünya düzeni’’ kavramları onlara ait.. Yeni dünya düzeninin içeriğini öğrendiğinizde sizler de benim gibi dehşete kapılacaksınız. Rockefeller diyor ki: ‘‘Sahip olmak hiçbir şeydir; kontrol her şeydir.’’ Ve bu söylemlerini harfiyen uygulayıp, amaçlarına insanları, ülkeleri kandırarak gerekçeler sunarak ulaşan, ulaşmaya devam eden, dünyadaki çoğu şeyin kontrolünü elinde tutan bit aile.. bizi ABD yönetmiyor, dünyayı Rockefeller ailesi yönetiyor!

    Şimdi kitabımız Rockefeller ailesini biraz tanıttıktan sonra gıda sektörüyle başlıyor anlatmaya. GDO’lu tohumu duyanlar var mı? GDO=Genetiği Değiştirilmiş Organizma. Bir bitkinin bir genini değiştirdiğinizde tüm genler etkilenir, böylece genler arası işbirliği bozulur. Değişimden sonra gen başka protein üretiyor. Böylece canlılar hiç bilmedikleri, vücudun bağışık olmadığı, sindiremediği yeni proteinlerle karşılaşıyorlar. Yani sofralarımıza gelen o domates, pirinç, mısır, çay, tütün, tavuk, kırmızı et, balık, sigara, kuru yemişler, zeytin, peynir, sucuk, salam, sosis, süt, yumurta, yoğurt, meyve suyu, patates, makarna, hatta yediğiniz ekmek ve dahası yüzlerce, binlerce ürünlerin neredeyse tamamı GDO’lu.. Hiç öyle şaşırmayın!! Şöyle ki marketteki o hormonlu diye adlandırdığımız domates GDO’lu olduğu kadar köyde yetişen domates de GDO’lu.. Nasıl mı?

    Şöyle ki; tarlada yetişen domatesin tohumu yerli üretim değil. Çiftçi kendi tohumunu ekemiyor. Onun yerine devletimizin başındaki bizi düşünen şahıslar (!) daha ucuza daha çok gelir edeceğini, maliyetinin az kazancının fazla olacağını ve gelişeceğini ve en çok da ipleri bu küresel şirketlerin eline verip, AB’ne gireceğimiz inancıyla ‘tarım ülkesi Türkiye’nin yok edilişine imza attılar. Küresel şirketlerin kuralları, yasaları ile bugün onların tohumlarını kullanarak onların istediği şekilde üretim yapmamızı, hangi ürünü ne kadar üretip ne kadarını ithal edeceğimizi karar veren bu şirketler sayesinde (!) doğal bir şeyimiz kalmadı. Tohumunuzu biz vereceğiz dediler verdiler, onu ekin dediler ektik, bu kadar ekeceksiniz dediler ektik, yerli üretim yapamazsınız dediler yapmadık.. Onlar dediler bizler yaptık (Devletin başındakiler kararlarımızı verdi.) peki sonuç? Şeker pancarı, pamuk, zeytin, mısır, buğday, tütün, balık ve daha bir çok ürünün ihracatı yapılırken şimdi bu ürünleri ithal ediyoruz.. bizim mısırımızı, pamuğumuzu, buğdayımızı, zeytinimizi alıp Gdo’lu ürün haline getirip bize ucuza (ucuzla başlayıp arttırarak devam ettiler) sattılar. Depolarında kalan ürün fazlalarını bize sattılar, katkı maddelerinin zararları ortaya dökülüp satışları azalan ürünleri de bize sattılar. Üstelik zararları çok ciddi olan ürünler başka ülkelerde yasaklanmasına rağmen biz kabul ettik, ürünleri denetleme ihtiyacı duymadık, rüşvetler kirli paralarla ürünlere onay verdik, aldık; vatandaşımızın sofralarına, midelerine koyduk. İçlerindeki katkı maddelerinin zararlarını anlatmaya kalksam bitiremem. Bugün şeker hastalığından, böbrek yetmezliğinden, kısırlıktan, bebek ölümlerinden, engelli çocuklardan, kolesterolden, çölayak hastalığından, baş ağrısından, romatizmalı hastalıklardan, depresyondan, vitamin eksikliklerinden, sinir sistemi hastalıklarından, alzheimerdan, kanserin her türlüsüne kadar tüm hastalıklarda bu ürünlerin parmağı var!! Etkileri kanınızı dondurur.

    Kuş gribi, domuz gribinin ortaya çıktığı zamanları hatırlayın, sonradan aşıları ortaya çıktı hatırlarsınız.. AH!! Bu hastalıkların oluşmasına sebep olup sonra da iyilik meleği gibi tedavisi için çıkarılan o aşıların asıl niyetlerini bilmiyorsunuz. Bende bilmiyordum. Dünyadaki tüm ilaç sektörünün işleyişi, ilaçları satmak için insanları hasta etmek gerek politikası işleniyormuş… iyileştirilmiyormuşuz, yok ediliyormuşuz!! Sadece tohum meselesi değil ki ? Tarımda kullanılan binlerce ilaç, gübre… bunları da onlar üretiyor(hepsi kimyasal maddelerden). Ürünlerin kalitesinin düşmesinin baş sebeplerinden biri de bu. Bugün yediğimiz binlerce ürünün eski tadının olmaması neden kaynaklanıyor sanıyorsunuz? Ve bunun üçüncü basamağı da ilaç sektörü zaten. Bir taşla üç kuş vuruyorlar. 1.) tohum satıyorlar 2.) tohumunu kullananlara kimyasal ilaç satıyorlar 3.) bu tarım sonucu hastalananlara ilaç satıyorlar.

    Bir de açlık yalanı var dünyada… Oysa dünyada üretilen gıdanın neredeyse yarıya yakını israf olmakta… ya ekonomik dengesizlikler ?? kimse bunları konuşmuyor.. İsrafın getirdiği açlık var sadece. Sonra da bu şirketler çıkıp diyor ki ‘‘bu ürünler açlığı ortadan kaldırmak için, bu ilaçlar, bu izlenen politikalar hep bunun için. Yalanın en alası burada saklı işte.. Açlığı meydana getirenlerle, açlığı ortadan kaldıracağız adı altında insanları yok edenler yine aynı kişiler. Amaç açlığı ortadan kaldırmak değil, amaç o insanları yok etmek, hasta insanları, zayıf insanları yok etmek!!

    Evet bunca yapılan şeylerin amacı sadece para mı kazanmak? Dünyayı mı yönetmek? Değil! Gelelim duyduğumuzda bizi hayrete düşürecek o saklı gerçeğe.. Asıl gerçek amaca.. Kısırlık neden çoğalıyor? Hastalıklar neden artıyor? Ölümcül hastalıklar neden artıyor? Neden bazı şeyler hep ucuz? (örnek tavuk..) bunları birleştireceğimiz noktaya geliyorum şimdi.. Öjeni nedir? Açıklayayım hemen: sağlıksız ceninleri ayırıp, sağlıklı ceninler yetiştirmenin yollarını arayan, bilimselliği tartışmalı akım.. özetle bu akımın amacı üstün insan ırkı yaratmak!! Doğumlar kontrol altına alınsın, sadece zekilerin daha çok çocuk yapmasına izin verilsin, daha zeki insan toplumu oluşturulsun, hasta engelli zayıf olan insanlar ölsün.. Zayıf olanı beslemeye ve kaynakları tüketmesine izin vermeye gerek yok diyorlar.. Bir de dünya nüfusundaki artışı da biliyorsunuz.. kısırlaştırıyorlar çünkü biliyorlar ki dünya 2050 yılında 10 milyar insana yetmeyecek.. Eee bunu bizim kadar onlar da biliyor. Kısırlaştırmanın amacı üremeyi yok etmek. Dünyada ‘‘ari ırk’’ nüfusunu arttırıp gelişmemiş ülkelerde nüfus planlaması yapmak amaçları arasında.(
    nüfus planlama: zayıf olan soyların sistematik şekilde imha edilmesi!) İmha edilecek olan ırk kalitesiz beslenen (gdo’lu ürünlerle beslenenler) ırk, yoksul ırk.. Yani sen, ben, kardeşin, ailen, sevdiklerin, akrabaların, bizler… Hayat hakkı dünyayı ve bu sistemi yönetenlere ve onların hizmetçilerine tanınacak.

    Dikkat edin! Robotlar artık çoğalıyor.. İnsana ihtiyaç giderek azaltılıyor.. ''Gereksiz insan'' modern kıyımla yok ediliyor. Daha iyi daha zeki daha sağlıklı ve sorunsuz insanları kendileri istediği kadar yetiştirecekler. İstiyorlar ki dünya ‘‘ari ırk’’ dedikleri ‘‘seçilmişler’’e kalsın. Hastalıkların tamamen son bulması için çalışmaları, ölümsüzlüğü aramaları kim için sanıyorsun? Seni, beni yaşatmak için değil, kendileri için Uyanın artık!! Onlar ‘‘saklı seçilmişler’’ dünyayı paylaşmak istemiyorlar. Onları biz seçmedik, onlar yok etmek için bizi seçti, biz de izin verdik… OKUYUN!! GÖZÜNÜ AÇIN!! OKUTTURUN!!
  • Jo içeri getiriliyor, Bayan Pardiggle'ın Tokahupu Kızılderililerinden değil; Borrioboola-Gha'yla bir alakası olmadığından Bayan Jellyby'nin kuzucuklarından değil; uzakta olduğu, tanınmadığı için yumuşamamış; yabancı diyarların yetiştirdiği orijinal bir vahşi değil; sıradan yerli malı. Kirli, çirkin, bütün duyuları taciz ediyor, bedenen sıradan sokakların sıradan bir mahluğu, ruhen bir inançsız. Pisliği yerli pislik, kanını emenler yerli parazitler, vücudunda yerli yaralar, giysileri yerli paçavralar; İngiliz ikliminin ve toprağının mamulü yerli cehalet tabiatındaki ölümsüzlüğü yok olup giden hayvanlarınkinden de daha değersiz kılıyor. Öne çık Jo, bütün uyumsuzluğunla öne çık! Tepeden tırnağa alakaya değer tek bir şeyin yok. [Bayan Pardigle ve Jellyby; hayırseverliklerini Afrika ve Amerikadaki yoksullara yöneltirken bir kilometre ötedeki yerli yoksulları farketmeyen hanımlar.]
    Charles Dickens
    Sayfa 610 - e-kitap