anisa

anisa
@yesilanka
Okur, yazar, çevirir, gezer. instagram.com/yesilankaa
The breeze feels nice and the grass smells like home. Everything is quiet, humming with energy, her paws are full of power. Thinking about nothing, sleeping the whole day… When she sleeps, the lion’s entire world is sleep. So she sleeps… She gives herself to sleep… And nothing else exists, not a single thought, only sleep. It is as it when she’s asleep, sleep and the world are one and the same. That was how I slept when I was little.
Kitap Alıntısı
+Why does the night have to be so beautiful? -“Because at night only half the world remains?”
Hiçbir yerde
Çünkü en nihayetinde ortamın, mekanın, ışığın, duvarların hiçbir önemi yok. Gökyüzünün, yağmurun altında, yazın duru suyun içinde olmanın önemi yok. Trende ya da otomobilde, birbirinden kopuk, denizanası sürüsü gibi yayılmış bulutlar arasındaki uçakta… Durağanlık da neymiş, daima ve yalnızca hareket halindeyim, varma, dönme ya da yola çıkma beklentisindeyim. Ayağımın altında hep boşaltılacak bir bavulu var, kucağımda bir çanta, içine tıkıştırılmış bir kitap, biraz para. Sonunda geçip gitmediğimiz bir yer var mı? Yönünü şaşırmış, kaybolmuş, uzaklaşmış, tutarsızlaşmış, yoldan çıkmış, altüst olmuş, yitmiş, yerini şaşırmış, toprağından sökülmüş, yabancılaşmış: Birbirine aşina sıfatlara kendimi aşina buluyorum. İşte meskenim, işte beni doğuran kelimeler.
İnsanoğlunu değiştirebilmek için, ‘insan ruhu’nu tarihin örsünde döverek yeniden biçimlendirmeye çalışmak değil, örsün kendisini değiştirmek gerekir. Ancak bunu yaparak -‘salt kusursuzluk’a değilse bile- hiç olmazsa daha iyi bir şeylere ya da -hadi kimseleri yok yere umutlandırmış olmayayım!- daha az kötü bir şeylere ulaşabiliriz, bunun başka yolu yok.
Sayfa 317·Kitabı okudu
Hiçlik
Tren hız kesip oh der gibi bir ses çıkararak yavaşlamaya başladı. Romatik soluklanır gibi soluyor, frenleri basan tekerlekler gıcırdayayarak daha uzun aralarla tıkırdayorlardı ama görünürlerde hiçbir şey yoktu. çocuk öykülerinden fırlamışa benzeyen halleriyle sanki vahşi doğayla alay ediyor gibi görünen o küçücük, derme çatma ahşap tren istasyonlarından biri bile yoktu ortada. Kilometrelerce uzaktaki mosmor ufuk çizgisinin önünde hiç de doğal görünmeyen bir beyazlık halinde dört bir yana doğru uzanan kardan bir örtü var çevrede yalnızca, o kadar. Issızlığın kalbinde, hiçbir yerin tam ortasındayız. ‘Hiçbir yer’ -tıpkı ‘hiçlik’ gibi- insanın yüregine kapkara delikler oyan bir kavram. Eh biz de ‘hiç’in enginliği içinde ‘hiçbir yer’in sancak uçlarına doğru yol almıyor muyuz? 
Sayfa 261·Kitabı okudu