Ne yapacağımı bilemiyordum. “acaba gidip bi kussam rahatlar mıyım?” diye düşündüm. midem aşırı bulanıyordu ama kusacak bir şey de pek yok gibiydi. en son muz yemiştim, biraz da balık kraker. nasıl bir şey çıkaracağımı az çok tahmin ediyordum. kusmayı düşündüğüm tuvalet iğrenç bir umumi tuvalet olduğu için biraz olsun içim rahatladı. “kokudan kusarım zaten benim ekstra bir şey yapmama gerek kalmaz” dedim içimden. biraz önce kolaçan etmiştim, tuvalette kimse yoktu. gidip bu işi halletmeliydim. gittiğimde tuvalet doluydu ve inanılmaz sesler geliyordu içeriden. sanki biri tuvalete girmiş, insan vücudunun ihtişamına dair bütün sesleri çıkarmaya and içmişti. düpedüz özel bir performanstı bu; tek bir sanatçı ve tek bir dinleyiciden oluşan…
Seslerin şiddeti gittikçe artıyor gibiydi, öksürük, osuruk, çlopps, balgam çıkarma, mide gurultuları ve aralarda gelen “ehh, üeeh” gibi nefesliler. napıyoruz biz insanlık olarak, napıyoruz? yiyoruz, içiyoruz, sümkürüyoruz, aşık oluyoruz, espriler yapıyoruz, birtakım siyasi partilere sempati duyuyoruz, ev alıyoruz, facebook’a giriyoruz, terlik bakıyoruz çeşitli dükkanlarda, dayımızı arıyoruz telefonla, sevdiklerimize yalan söylüyoruz ve bunları hiçbir şey olmamış gibi, her şey çok normalmiş gibi herkesin gözünün önünde yapıyoruz. en kötü kendimizi şahit ediyoruz tüm bu yaptıklarımıza. nasıl kaldırabiliriz bunu, nasıl dayanabiliriz tüm bu olan bitene çıldırmadan?
Tuvaletten yaşlı bir amca çıktı. bana gülümsedi. “abdest aldım, namaza yetişecem” dedi. “gerçeği eksik söylemek yalanların en büyüğüdür amca” diyemedim. sıçtı çünkü, kulaklarımla duydum. “ok” der gibi kafamı salladım. tuvaletin kapısını ıslak elleriyle açmış pislik herif. bunu öngördüğüm için tuvalet kağıdıyla tutup kapattım kapıyı. içeri girdiğimde her şey istediğim gibiydi. koku,