• ne diyeyim allahım
    ben sana biraz platoniğimdir biliyorsun
    ben bu şüpheyi sırtıma yük edindim, öyle yürüdüm,
    gocunmam da yükümden beni bilirsin.
    ama bunlar çok iştahlı allahım ve görüyorsun nasıl da dünyevi.
    bunlarmış senin kulların öyle diyorlar biz de kürenin üveyi.
    öyle mi?
    oysa allahım bilirsin ben en çok yeryüzünü,
    ve başımı yatırınca toprağa, gökteki yıldızları da,
    işte böyle bilirsin çok güzel yapmıştın bu yeryüzünü.
    bizim köydeki gibi.
    allahım bunlar tokileri seviyor, betonları, hızlı trenleri.
    oysa ne acelemiz var, ben ki bunca agnostiğim yine de biliyorum
    ordaysan nasılsa geleceğiz yanına geri.
    diyor ki, yasalar getirdim, gıcır gıcır, delik deşikti eskisi
    anlıyoruz ki yasalar dümdüz ediyor ciğerimizi
    diyor ki, yasaklar getirdim ama senin iyiliğine canımın içi
    diyor ki, üç beş ağacı kesmişim, indir bindir bütün yaz boyu,
    keseriz tabii bunda ne var diyor,
    insan önce bir minnet duyar.
    oysa allahım toprağa bassın ayaklarımız fena mı olur,
    istiyoruz ki sokağımızda bir ağaç gölgesi.
    diyor ki, boynuzlu köprü yaptırdım gelip geçmeye
    haliçin ortasına bak nası’ seksi.
    allahım sen bunlara akıl fikir ver diyeceğim ama
    vardır senin bir bildiğin illa ki.
    allahım işte görüyorsun bunları, eyübün sabrı nedir,
    rızanın fazladan şeftalisi ne?
    bilmiyor. bilmiyor nedendir zeynebin yakarısı.
    ben ki sana bunca platoniğim ama canıma yetti artık
    valla bak biz mi düşeceğiz hep iskelelerden
    başlarına yık şunların bu metropolleri.

    birhan keskin
  • Ne diyeyim allahım
    ben sana biraz platoniğimdir biliyorsun
    Ben bu şüpheyi sırtıma yük edindim, öyle yürüdüm,
    gocunmam da yükümden beni bilirsin.
    Ama bunlar çok iştahlı allahım ve görüyorsun nasıl da dünyevi.
    Bunlarmış senin kulların öyle diyorlar biz de kürenin üveyi.
    Öyle mi?
    Oysa allahım bilirsin ben en çok yeryüzünü,
    ve başımı yatırınca toprağa, gökteki yıldızları da,
    işte böyle bilirsin çok güzel yapmıştın bu yeryüzünü.
    Bizim köydeki gibi.
    Allahım bunlar tokileri seviyor, betonları, hızlı trenleri.
    Oysa ne acelemiz var, ben ki bunca agnostiğim yine de biliyorum
    ordaysan nasılsa geleceğiz yanına geri.

    Diyor ki, yasalar getirdim, gıcır gıcır, delik deşikti eskisi
    Anlıyoruz ki yasalar dümdüz ediyor ciğerimizi
    Diyor ki, yasaklar getirdim ama senin iyiliğine canımın içi
    Diyor ki, üç beş ağacı kesmişim, indir bindir bütün yaz boyu,
    keseriz tabii bunda ne var diyor,
    İnsan önce bir minnet duyar.
    Oysa allahım toprağa bassın ayaklarımız fena mı olur,
    istiyoruz ki sokağımızda bir ağaç gölgesi.

    Diyor ki, boynuzlu köprü yaptırdım gelip geçmeye
    haliçin ortasına bak nası’ seksi.
    Allahım sen bunlara akıl fikir ver diyeceğim ama
    vardır senin bir bildiğin illa ki.

    Allahım işte görüyorsun bunları, eyübün sabrı nedir,
    rızanın fazladan şeftalisi ne?
    Bilmiyor. Bilmiyor nedendir zeynebin yakarısı.
    Ben ki sana bunca platoniğim ama canıma yetti artık
    Valla bak biz mi düşeceğiz hep iskelelerden
    Başlarına yık şunların bu metropolleri.
  • https://m.soundcloud.com/...irak-yorumeser-gokay

    Ne diyeyim allahım
    ben sana biraz platoniğimdir biliyorsun
    Ben bu şüpheyi sırtıma yük edindim, öyle yürüdüm,
    gocunmam da yükümden beni bilirsin.
    Ama bunlar çok iştahlı allahım ve görüyorsun nasıl da dünyevi.
    Bunlarmış senin kulların öyle diyorlar biz de kürenin üveyi.
    Öyle mi?
    Oysa allahım bilirsin ben en çok yeryüzünü,
    ve başımı yatırınca toprağa, gökteki yıldızları da,
    işte böyle bilirsin çok güzel yapmıştın bu yeryüzünü.
    Bizim köydeki gibi.
    Allahım bunlar tokileri seviyor, betonları, hızlı trenleri.
    Oysa ne acelemiz var, ben ki bunca agnostiğim yine de biliyorum
    ordaysan nasılsa geleceğiz yanına geri.
    Diyor ki, yasalar getirdim, gıcır gıcır, delik deşikti eskisi
    Anlıyoruz ki yasalar dümdüz ediyor ciğerimizi
    Diyor ki, yasaklar getirdim ama senin iyiliğine canımın içi
    Diyor ki, üç beş ağacı kesmişim, indir bindir bütün yaz boyu,
    keseriz tabii bunda ne var diyor,
    İnsan önce bir minnet duyar.
    Oysa allahım toprağa bassın ayaklarımız fena mı olur,
    istiyoruz ki sokağımızda bir ağaç gölgesi.
    Diyor ki, boynuzlu köprü yaptırdım gelip geçmeye
    haliçin ortasına bak nası’ seksi.
    Allahım sen bunlara akıl fikir ver diyeceğim ama
    vardır senin bir bildiğin illa ki.
    Allahım işte görüyorsun bunları, eyübün sabrı nedir,
    rızanın fazladan şeftalisi ne?
    Bilmiyor. Bilmiyor nedendir zeynebin yakarısı.
    Ben ki sana bunca platoniğim ama canıma yetti artık
    Valla bak biz mi düşeceğiz hep iskelelerden
    Başlarına yık şunların bu metropolleri.
  • Bütün insanlar böyle bencil, böyle hasis mi yoksa? İnsanları tanımak iyi şey ama, yetti artık, fazlası da fazla.
    Anne Frank
    Sayfa 142 - İş Bankası Yayınları 5. Baskı
  • Herşey değişir ya ben de değişiyorum
    Gülü içimde soldurdum
    Huzurluyken orada
    Söylenen
    Küçük bir yalan
    Yetti arkamı dönmeme
    Olsun
    Ama yine teşekkür ederim
    Mahvolan gecelere
    Son bir söz söylemek isterim
    Lütfen
    Karşıma çıkmasın
    Beynimi allak bullak olur yine
  • https://i.hizliresim.com/zjy427.jpg

    https://i.hizliresim.com/lq41rg.jpg

    :) Şimdi de diğer şehirlerde ki sahaflara merak saldım..

    Isparta Vamos Kitap'a özenli ve hızlı bi şekilde gönderdikleri için teşekkür ederim..
  • YAMAN DEDE KİMDİR?

    Kayseri’inin Talas ilçesinde Rum esnaflardan iplik tüccarı Yuvan Efendi ile Afurani Hanımefendinin oğlu Diyamandi 1887 yılında dünyaya gelir. Henüz on aylık iken ailesi Kastamonu’ya göç eder. İlk tahsilini Rum Ortodoks Mektebinde yapan küçük Diyamandi, 1901de Kastamonu İdadisi(lise)ne girer. Yedi yıllık idadiyi birincilikle tamamlar. İdadide arkadaşları kendisine “Yamandî Molla” lakabını takarlar.

    Bir Rum çocuğuna neden molla lakabı takılmış, gelin Yaman Dedenin kendi ağzından dinleyelim:

    “Rüştiye birinci sınıfta iken 13 yaşımda idim. Bu sınıfta Arapça ve Farsça dersleri başlar. Bütün dersleri sevmeme karşın Türk Edebiyatı ile birlikte Arapça ve Farsça’ya pek düşkündüm. Rüştiye ikinci sınıfta ders yılının ortalarındayız. Farsça Hocamız, Şeyh Sadi’nin Gülistan’ını okuturdu. Arada sırada başka manzumeler de yazdırırdı. Bir gün siyah tahtaya yazdığı birkaç beyit kalbimi tutuşturmaya yetti. O beyitleri bugün gibi hatırlıyorum. Mesnevi’nin ilk beyitleri idi:

    “Bişnev in çün şikayet mî küned
    Ez cüdâyîhâ hikayet mî küned

    Kez neyistân ta mera bübrideend
    Ez nefirem merd ü zen nalideend”

    “Dinle neyden ki hikayet etmede
    Ayrılıklardan şikayet etmede”

    Tahtaya yazılan ismi bana pek tatlı geldi. Okunan beyitler beni derinden sarstı. Son beyit ise içimi yaktı. O an içimde yanmaya başlayan aşk ateşini kelimelere dökmekte aciz kalıyorum.”

    FARKINDA OLMADAN MÜMİN OLMAK

    Farsça dersinde başta Mesnevî olmak üzere Şark İslam Klasiklerinden beyitler ezberleyen, Din Dersinden gayrimüslim talebeler muaf olduğu halde sınıfta oturan ve bir Müslüman gibi İlmihal bilgilerini, Rasûlullah’ın hayatını, inanç esaslarını öğrenen Diyamandi, farkında olmadan içindeki aşk ile mü’min olmuştur. İslam’a duyduğu sevgi gün geçtikçe artmakta, bir taraftan tıpkı Farsça edebi metinler gibi aruz kalıpları ile rubailer, gazeller yazmaya çalışmaktadır. Ancak toplum, okul, arkadaş ve aile çevresinde halen Hıristiyan olarak tanınmaktadır.

    Arapça metinlerle birlikte hadis-i şerif ve bazı ayetleri de ezberlemeye başlar. Yazdığı beyitler, edebiyat hocasının gözünü doldurur. Hocası bir şiirini şu mısralarla övecektir: “Aferin yavrum güzel, hem de pek güzel. Aferin yavrum güzel gerçekten çok güzel… Manevi sûrî füyuzun berter etsin Lemyezel (Allah Manevi sevinç ve ilhamlarını artırsın.)”

    GENÇ BİR AVUKAT

    Liseyi birincilikle bitiren Diyamandi, Arapça ve Farsça hocalarından özel dersler de alır. Üniversite tahsili için İstanbul’a hareket eder. İstanbul’da Hukuk mektebine giren Yamandi Molla, fakülteyi bitirdikten sonra devlet kademesinde görev alır. Bu esnada özel hocalardan edebiyat ve İslamî ilimler okumaya devam eder. Kendi ifadesine göre artık hidayet bulmuş, lisana dökemese bile kalpten Kelime-i Şehadeti çoktan kabul etmiş ve gizli Müslüman olarak yaşamaya başlamıştır. Meşhur mevlevi dedelerinden Ahmed Remzi Dede’den Mesnevî okur. Mesnevi ve şerhlerini (açıklamalarını) kısa sürede okur. Bir yandan devlet kademesinde görevine devam ederken diğer yandan şiir çalışmaları sürmekte, Ankara Radyosunda çeşitli Mevlevi büyüklerinin hayatını anlatan sohbet programı yapmaktadır. Bu programlar, devrin gazete yazarları ve ediplerinin dikkâtini çeker. Kısa sürede edebiyat ve ilim çevrelerinde yer edinir.

    AŞIKLAR KÂBESİ

    Mevlevîler arasında Konya; Aşıklar Kâbesidir. Yaman Dede de kırklı yıllarda sık sık Konya’ya sefer eder. Şeb-i Arus törenlerinin özel davetlilerindendir artık. Biri İstanbul’a gelse ve “Ben Konya’dan geliyorum” dese Yaman Dede “Demek Sultanımızın şehrindesiniz” der; alır, yedirir, içirir ikram eder!… Konya ve Mevlânâ onun için özel aşk bestesinin vazgeçilmez iki notasıdır.

    MÜSLÜMANLIĞINI İLANI

    1942 yılından itibaren, başta azınlıklara mensup kız ve erkek liseleri olmak üzere çeşitli okullarda Türk Edebiyatı ve Farsça okutan Yaman Dede, devlet hizmetinden ayrılmış, eğitimciliğin yanı sıra serbest avukatlık yapmaya başlamıştır. Anadolu’nun çeşitli vilayetlerinde Mevlana konulu konferanslar verir. Ancak halen gizli bir mümindir. Namazını en kuytu semtlerin küçük mescitlerinde kılmakta, Ramazanda gizli oruçlar tutmaktadır. Kızı ve eşi inancından habersizdir. “Tam kırk yıl bazen sahursuz bazen iftarsız oruçlar tuttum, ama ailem bunu hiç bilmedi!..” der hatıratında. Avukatlıktan çok zamanını lise derslerine, gençliğin manevi aşkı tanımasına ayırmaktadır. 15 Şubat 1942 de ismini değiştirir ve Mehmet Abdülkadir KEÇEOĞLU adını alarak nüfus idaresine ismini ve yeni dini İslam’ı tescil ettirir. Bu sırada 55 yaşındadır. Kırk yıldır sakladığı yeni kimliğini kuşanmış, ama o saatten sonra da aile içi sancı başlamıştır.

    CEKETİ ALIP ÇIKMAK

    Üsküdar’daki evinde bir kış gecesi durumu kızı ve eşine açar. Karısı ve kızı o an feryadı basarlar. Haber Patrikhaneye kadar ulaşır. Dönemin Hıristiyan din adamları, ya Hıristiyanlığa dönmesi ya da karısından boşanması konusunda baskı yaparlar. Karısı bu ikilem karşısında kararlı bir tutum sergileyemez. Yaman Dede, zor ama cesur bir karar alır. Evden ayrılacak, yalnız yaşayacaktır. Yerde dizlere kadar kar, havanın keskin ayaz olduğu bir Şubat gecesi ailesini toplar ve: “Aşkımın bedeli bu yaşananlar. Sizler sakın üzülmeyiniz. Aşk, ıstırapsız olmaz. Size acı vermeye hakkım yok. Bu ev ve içindekiler size kalsın. Elveda!..” Ceketini alıp çıkmıştır artık. Üsküdar, Selamsız yokuşundan iskeleye iner. Sabah ezanına kadar o soğukta sokakları ve sahili arşınlar. Sabah karşıda, Karaköy’deki avukatlık bürosuna geçer. Birkaç gece burada yatıp kalkar. Dostlarının, öğrencilerinin evlerine misafir olur bazı geceler. Kendi ifadesi ile özgürdür artık.

    HOCALARIN HOCASI

    Azınlık okulları yanı sıra İstanbul İmam Hatip Okulu ve Yüksek İslam Enstitüsünde de Farsça derslerine girer. Bugün her biri kendi branşında otorite olan Prof. Dr. Hayreddin Karaman, Prof. Dr. Bekir Topaloğlu, Prof. Dr. Emin Işık, İstanbul Eski Müftüsü Selahaddin Kaya, Osman Nuri Topbaş Hoca Efendi gibi pek çok öğrenci Farsça’yı ondan öğrenir. Mevlana’yı onun gözyaşları içinde verdiği derslerden tanırlar. Allah, Rasûlullah, Mevlana, Konya, Aşk deyince hüzün çöken, hemen ağlamaya başlayan ikinci bir kişinin görülmediği bu zatların beyanlarından anlaşılmaktadır.

    Osman Nuri Topbaş Hoca Efendi, Yaman Dede ile ilgili hatırlarını şöyle anlatıyor:

    İLGİNÇ DAVRANIŞLARI

    Çoğunlukla içe dönük bir hayat süren Yaman Dede, çevresi ile haberleşmede daha çok mektubu kullanır. Büyük fikir adamları ve sanatçılarla olduğu kadar, ders verdiği azınlığa mensup öğrenciler, liseli gençlere de mektuplar yazmıştır. Bunlar edebi ölçüde kıymetli nasihat ve söz sanatları yüklü metinlerdir. Her hafta Pazartesi günleri akşam namazları ile Cuma namazlarını Eyüp Sultan’da kılmayı adet edinmiştir. Cumadan sonra “Haftalık haccımı eda ettim” diyecek kadar Eyüp ziyaretine önem verir. Konyalı Dr. Ali Kemal Belviranlı, ahbaplarından birkaç kişi ile Yaman Dedeyi hasta yatağında ziyaret eder. Dedeye, “Yanan Kalbe Devasın Sen” naatını bestelediğini söyler Ali Kemal Bey. Dede pek memnun olur ve misafirler koro halinde bu naatı okurlar. Önce hıçkırıklara boğulan dede, birden yatağından fırlar, cezbeye gelerek, semazenler gibi dönmeye başlar. Eşi Hatice Hanım içeri girerek:

    “Lütfen okumayın… N’olur kesin… Yakında kalp krizi geçirdi. Bu cezbeyi kaldıramaz.” diye rica etmek zorunda kalır. Bir dönem sevgi kavramını kullanan Mason teşkilatına üye olur Yaman Dede. Kendisinden herhangi bir konuda ilmi rapor hazırlaması istenir. O da safça tutar İslamiyet’in üstünlüklerini anlatan bir rapor yazar. Ertesi gün dedeyi locadan ihraç ederler!…

    İKİNCİ EVLİLİĞİ VE VEFATI

    Dostlarının teşvik ve tanıştırması ile ilkokul öğretmenliğinden emekli Hatice Hanım’la hayatını birleştiren Yaman Dede, eski karısı ve kızını zaman zaman telefonla arayarak hediye ve ikramlarda bulunmayı ömür boyu ihmal etmemiştir. 1962 yılına gelindiğinde çok hasta olmasına karşın Acıbadem’deki evinden Bağlarbaşı’ndaki Yüksek İslam Enstitüsüne derslere gelmeye devam eder. O artık paltosu içinde zayıf, ceset gibi solgun, 75 yaşın yorgunluğuyla bedenini sürüyerek yürümektedir. 3 Mayıs 1962 Perşembe günü “Ölüm asûde bir bahardır” diyerek Hakka yürür. Öğrencileri ve yüzlerce seveninin omzunda Karacaahmet Mezarlığına defnedilir.


    http://www.islamveihsan.com/...man-dede-kimdir.html


    *Manevi sûrî füyuzun berter etsin Lemyezel
    Allah Manevi sevinç ve ilhamlarınızı artırsın, daim kılsın inşallah.