• 318 syf.
    ·10/10
    Yalniz "Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana" yı değil de "Bir Ada Hikayesi" ni tamamını değerlendirmeye çalışarak sizler le paylaşmak istedim.
    Yaşar Kemal in dört ciltten oluşan Bir Ada Hikayesi adlı eseri tek kelime harika. ''Halkların Kardeşliği'' SEVGİ ile olur(un) romanını yazmış. Güzel bir şey yapmak istersen tabi ki bunun temeli sevgidir, hemen herkes de temelini sevgiden oluşturur,ifade etmek istediğini sevgi temelli olur ama hiç kimse Yaşar Kemal gibi yalın ve derin dile\yazıya dökmemiş tir.Ne tarafa dönsen kırım ne tarafa dönsen zulüm. İşte böyle bir savaşın hemen ertesinde küçücük bir adada yaşanır her şey. Filmlerde görüp te inandırıcılığın olmayan (şirinlik olsun diye abartıldığını düşünürdüm) o küçük şirin sahil kasabalarının sevgi dolu hayatlarına inandım. Yaşar Kemal anlatırsa böyle anlatır diyeceğimiz bir anlatı olmuş. O kadar farklı insan o kadar farklı kültür bir araya getiriliyor ve mayalanıyor.Bu sadece yalın bir sevgi ile oluyor. Kültürleri öyle güzel anlatıyor ki kabak çiceği dolmasını ilk defa duydum yani varlığından Bir Ada Hikayesi sayesinde haberim oldu. Ama o kültüre hayran kaldım, Yaşar Kemal kabak çiçeği dolmasını anlatır en sevdiğin yemek kabak çiçeği dolması olur Yaşar Kemal inciri anlatırsa en sevdiğin meyve İncir olur ve Yaşar Kemal dengbêjleri(Kelime anlamı söz söyleyen, anlatıcı. Anlatıcılar toplumu ve bireyi her yönü ile anlatır kimi zaman bir insanın duygularını düşüncelerini, yaptıkları hataları kahramanlıkları kimi zaman da toplumun sosyal kültürel yaşamını tarihi ve güncel olayları hikaye, türkü ve ya masallaştırarak anlatır)anlatırsa hiç bilmediğin bir dil ve kültür olsa da hayran kalırsın. Feqîyê Teyran dan Lokman Hekime Anka kuşu dan Arap Emirlikleri nin kalıtsal inançlarına her şey ama he şey var yerli yerinde ve güzel varlar.
    Yezidi katliamı bir soykırımdır ve insanlık tarihinin kara bir lekesidir. Bu zulme şahit olan Poyraz Musa ile bunu iliklerimize kadar hissediyoruz. Savaşın en hafif sonuçlarından biri olarak kabul edilen mübadelenin aslında ne kadar büyük bir zulüm olduğunu onları yaşayanlardan öğreniyoruz. Yaşar Kemal i herkes okumalı bence çünkü o Türkiye nin samimi bir Dengbêj i dir. İYİ Kİ GEÇTİN BU DÜNYADAN YAŞAR KEMAL VE İYİ Kİ ANLATTIN. ÇOK ŞÜKÜR Kİ SEN ANADOLU'LUSUN.
  • "Fırat " diyordu, "Fırat, günlerce, aylarca insan ölüleriyle doldu da taştı. Fırat suyu kan akıyor baksana. Dicle," diyordu." Dicle günlerce, aylarca insan ölüleriyle doldu da taştı. Dünyanın bütün kartalları, çöle indiler,çölde insan etine doydular. "
  • 145 syf.
    ·4 günde
    Benim için incelemesi zor bir eser olacağını hissediyorum Bekir Yıldız’ın ‘ve Zalim ve İnanmış ve Kerbela’ isimli eserinin. Çünkü hem eserde anlatılanlar yaşanmış dehşet verici gerçekler, hem de karakterlerin anlayışları günümüzde hâlâ sağ. Hüseyinler hâlâ ayakta dimdik, zalim ve kollarını dört bir yana dolamış Yezidler’in zulmü karşısında. İncelemede zorluklar yaşamamın bir diğer önemli sebebi ise konunun bir din ile yakından temas halinde olmasıdır. Benim dini tercihlerimden ötürü -İnceleme şeklimden Alevi olduğum düşünülebilir. Ancak Alevi değilim. Dinler ile görüşümü Türkiye’nin şu koşullarında kendime saklamayı daha doğru buluyorum.- de, bir inceleme kaleme alması zor bir eser ‘ve Zalim ve İnanmış ve Kerbela’. Eser adından da anlaşılabileceği üzerine 10 Ekim 680 yılında gerçekleşen Kerbela Katliamı’nı ve öncesinde gerçekleşen olayları konu ediniyor.

    Eğitim almakta olduğum bölümün ‘Tarih’ olması sebebiyle elbette ki Kerbala Katliamı’nı bu alanda eğitim almamış birçok kişiye oranla daha iyi biliyorum. Ancak bu konuda hiçbir edebi eser okumamıştım daha evvel. Edebi bir bakış açısı ile gerçekleri okumak beni derinden etkiledi. Aslında aklımda Kerbela Katliamı ile ilgili bir eser okumak yoktu. Bu eseri 1000kitap’da bir yazarın (Kusura bakmasın şu an ismini hatırlayamıyorum.) alıntısını görmem ile okumaya karar verdim. İyi ki de bu kararı almışım.

    Kerbela Katliamı hem dünya tarihini hem de İslam tarihini derinden etkileyen bir olaydır. Bir avuç aç, susuz fakat ‘inanmış’ insanın, koskoca bir ordu ile karşı karşıya kaldıkları yerdir Kerbela. Mevki, makam, şön, şöhret ve zenginlik hırsının gözlerini bürüdüğü zalimlerin, İslam peygamberi Muhammed’in torunu Hüseyin’i katlettikleri, Hüseyin’in kardeşi Hasan’ın oğullarının katledildiği, Ali’nin oğullarının katledildiği yerdir Kerbela. Çöldür ama kumlar yaştır. Yaştır, çünkü bu kumlar kan ile gözyaşları ile sulanmıştır. ‘İnanmış’ların, ‘zalim’e, Yezid’e, boyun eğmediği yerdir Kerbela.

    Günümüzde de olduğu gibi tarihin her döneminde zalimler de, mazlumlar da olmuştur. Bu zıtlık hep süregelmiştir. Bu eserde de haksız zalimler ve haklı mazlumlar var. Haksız zalimler: Muaviye bin Ebu Sufyan ve oğlu Yezid. -Lanet olsun Yezid’e...- Haklı mazlum ise: Hüseyin ve yoldaşları. Her iki taraf da bazı şeyleri simgelemektedirler. Muaviye ve Yezid, zenginliği, zalimliği, orduları, kaba gücü, baskıyı, zulmü, halkı ve hakkı hiçe saymayı, saltanatı, yalancılığı simgelerken; Ali, oğlu Hüseyin ve Hasan ise zalime -Muaviye ve Yezid- karşı direnmeyi, mazlumdan yana olmayı, hukukun ve kişinin üstünlüğünü, halkı ve hakkı, Muhammed’in yolunu simgelemektedirler. Ayrıca bir de halk vardır ki Bekir Yıldız eserinde halkı da çok net ifadeler ile anlatmıştır.

    Eser Halife Ali’nin şehit edilmesi ile başlamaktadır. Ali’nin öldürülmesinin ardından, Muaviye bin Ebu Sufyan ve Hasan halife ilan edilmiştir. Hasan’ı halk desteklerken; Muaviye’yi ise ordu ve güç desteklemektedir. Kanlı olayların olmasını istemeyen Hasan, Muaviye’nin gücü elinde topladıkça zalimleşeceğinin farkına varamaz ve ona biat eder. Aslında Hasan iyi niyetlidir çünkü Müslüman kanı aksın istemez. Fakat büyük bir yanılgıya düşmüştür. Zalimin güç kazanmasına fırsat verilirse, o zalim daha fazla kan akıtır ki gerçekten de hep öyle olmuştur. “Korkarım hep böyle olacak. İdamlar, işkenceler çoğaldıkça, insanlar sinecek. İnsanlar sindikçe de, idamlar, işkenceler daha çok artacak.” Syf. 97. Burada daha fazla tarihi olaylara yer vermek istemiyorum. İsteyen okuyucular ister kitabı okuyabilirler, isterlerse çeşitli kaynaklardan araştırabilirler. Bir tarih öğrencisi olarak Bekir Yıldız’ın anlattıklarının tarihi veriler ile çelişmediğini ve güvenilir olduğunu söyleyebilirim.

    Eserin anlatım biçimine gelirsek dilini gayet sade buldum. Ayrıca okuyucuyu, yoran betimlemeler ve aşırı uzun cümleler ile sıkmamış Bekir Yıldız. Diyaloglarda sanki gerçekten Muhammed’i, Ali’yi, Muaviye’yi, Yezid’i, Hasan’ı ve Hüseyin’i dinlediğimizi hissettirmiş ki bu bence çok çok büyük bir başarıdır. Ayrıca karakterleri de tanıtışını da başarılı buldum. Yezid’in ilk anlatıldığı paragraf hem insanda büyük bir iğrentiye yol açıyor hem de günümüzde, gündelik hayatlarımızda yer alan Yezid benzerleri kişileri akla getiriyor. Hüseyin ve yoldaşlarının, toplam 72 kişinin, Kerbela’da kuşatıldıkları kısmı kaleme alış tarzı ise tek kelimeyle muazzam. Hüseyin’in dedesi (Muhammed) ve babası (Ali) ile konuşmaları, yanındakilerin inançlarından dönmeyerek zalime itaat etmemeleri, çölün o kavurucu sıcağı gerçekten çok başarılı bir şekilde anlatılmış. Elbette o zalim olayı yaşayanlar kadar hissedemeyiz fakat eseri okurken o çölde Hüseyin ve yoldaşları ile birlikte Kerbela Çölü’nde susuzluktan kavrulduğunuzu bir nebze de olsa hissedebiliyorsunuz.

    Bu eser ile ilgili daha neler söylemek isterim inanın bilmiyorum ancak gerçekten etkisi altında kaldığım bir eser. ‘Zalim’in, ‘İnanmış’ın ve ‘Kerbela’nın çok başarılı bir şekilde anlatıldığını dile getirererek sözlerimi sona erdirebilirim sanırım. ‘ve Zalim ve İnanmış ve Kerbela’ isimli eseri okumamış herkese tavsiye ederim. Okumuş olanlara da ne mutlu bu kadar değerli bir eseri okumuşlar, bu kadar acı bir olayı öğrenmeye çalışmışlar. Ne mutlu hakkın, haklının, adaletin, doğrunun, mazlumun, aklın ve vicdanın yolunda olanlara! Lânet olsun Yezidler’e, Yezidleşenlere, adaletin terazisini bozanlara ve Yezid yolunda yürüyenlere!...

    “Korkusuzluğum nedendir? Çünkü bilirim ki, zalimin zulmünü, inanmışlığın direnci er geç yener. Bugün yenemezse, yarın yener.” Sayfa: 122