• 368 syf.
    ·28 günde·8/10
    Köy hayatını, köy insanlarının yaşamlarını ve içsel gerçeklerini anlatan harika bir kitap. Kahramanlar o kadar güzel yansıtılmış ki hangi köye sapsanız onlardan birini şimdi bile görürsünüz. Onlarla kızıp, onlarla yorulup, onlarla mutlu oluyorsunuz. hele Kır Abbas… Bu adama hem çok kızıyorsunuz hem de çok seviyorsunuz. Ve Öğretmen Rıza’nın, muhtarın, Yusuf Oğlan’ın, Senem Gelin’in ve köylülerin de hakkını yememek lazım. Hepsi ama hepsi aslında bizim çok yakınımızda. Tabi yaşadıkları sıkıntılar da.

    Fakir Baykurt’tan köye ve köylüye dair bir başyapıt… Küçümsenen, beğenilmeyen köylünün neler yapabileceğini, nasıl yoktan var ettiğini görüyoruz. Bu güzel işlerin devlet tarafından destekleneceği yerde köylünün engellerle karşılaştığını gördüğünüzde düzene bir kez daha sövüyoruz. Romandaki kaplumbağa imgesi ve kaplumbağalara dair bölümleri okuduktan sonra gördüğümüz her kaplumbağada Tozak köyünü, Kır Abbas’ı hatırınıza getirip hüzünlenmemek elde değil.

    Yazılmış en iyi köy romanlarından biri ‘Kaplumbağalar’. Alevi köyünde geçiyor hikaye. Ama diyelim yoksulluk var, diyelim apaçık bir köy gerçeği var. Çırılçıplak bir cehalet var, ama zararsız, şehre çıkınca kendini belli eden, ama köyde sırıtmayan. Mesela çok ciddi bir tespit var ki; bugün hala geçerliliğini koruyan ve ciddi bir çoğunluğu ilgilendiren bir tespit. Şehirden tapu için gelen memurlara yumurta pişirir köylüler ve ‘şehirli’ bir memur yumurta yerken, bir tavuğun heladaki dışkıları eşelediğini görür yumurtayı yiyemez. Bu bir statü göstergesi, mesela bu bir imgeye dönüşür, tiksinmek olarak zuhur eder.. Sonra küçümsemek olarak zuhur eder. Halbuki o memur da aslında köylüdür. Halbuki tavuğun dışkıyı eşelemesinin bilimsel bir açıklamaya ihtiyacı yoktur. Bunu herkes bilir. Yumurta daha güzel olur öyle. Ama o memur ve onun gibiler geldikleri yerleri çabuk unuturlar ve kötü birer eleştirmen olurlar. Toplumsal dönüşüme en ufak katkıları yoktur.
    Öte yandan köylü ciddi bir çaresizliğin içerisinde kıvranmaktadır. Köye kil satmak için gelen adamın, kadınların çocukların önünde:’İyi-si-kil-in haaa!’ diye bağırmasına dahi ses çıkaramaz.
    Daha buna benzer birçok şey var elbette. Ama kaderine terk edilmiş bir sınıf, köylü sınıfı, kendi kendine birşeyler yapmak istiyor ve yapıyor da.. Fakat kendi kendine pek birşey yapamayan üst sınıfların, üst düzey yöneticileri, küçük hesapların peşinde koşan küçük adamlar oldukları için hiçbir fırsatı kaçırmazlar. Hikaye de bunun üzerine kuruludur. Çok can yakan bir sonu olan bu kitabın satır aralarında birçok mesaj var.

    Beni Fakir Baykurt ile tanıştıran “Kaplumbağalar” romanınıdır. Okuduğum en iyi köy romanları arasında sayabilirim. Çorak Tozak Köyü’nün yoksul ama kanaatkar, cahil ama çalışkan insanları, Kır Abbas ve Eğitmen Rıza’nın önderliğinde canlarını dişlerine takıp elele vererek, bir üzüm bağı yeşertirler köylerinde. Bağı kurarken kendilerine “nasıl biliyorsanız öyle yapın” diyen bir “Devlet Ana” vardır. Lakin bağlar yeşerip, üzümler küfelere dolduğunda, üzümü yemek isteyen, aynı zamanda bağın da hesabını soran bir “Devlet Baba” çıkar karşılarına…
    Bu muhteşem köy romanını okurken, ilk satırından son satırına kadar siz de bir Tozak köylüsü olursunuz. Bağ çapalanırken yorulur, üzümlerin olmasını beklerken sabırsızlanır, bağbozumu yaparken sevinirsiniz. Fakat kitabı bitirdiğinizde bağından edilmiş bir Tozaklı olmanın hüznü ruhunuza bu kitaptan yadigar kalacaktır.

    Toplumcu gerçekçilik anlamında yazılan önemli bir eser. Toplumsal mesajlar veren güzel eserdir. Okumanızı tavsiye ederim