• bütün o yollardan tek başıma geçtım Naz dilek bezleri asılı ağaçların altından
    yazıtı çalınmış çeşmelerin başından
    gümüş yüzüklü parmaklarından Anadolu'nun

    bütün o yollardan tek başıma geçtim Naz koyup başımı sise yemyeşil uykular uyudum Kaçkariar'da
    uçan kemençeler gördüm düşümde ve tombul memeli kızlar
    Sinop’ta yüzme bilmeyen yavru tekneler yapıyordu
                    hünerli elleriyle Doğan Usta Amasra denizden yatağına uzanmıştı
              saçlarını dağıtmış bir prenses gibi Ordu yaylalarında ateşböcekleri yağdı bir gece üstüme sandım ki çocuğum. bahçemize inmiş yine yıldızlar dağılmamış çaydanlığın buharı üzmemiş annemi babam Göynük’te bir sokağa vermişler adımı, soyadımı unutmuşlar kimse tanımadı orda yürürken bu yüzden beni olsun. dedim içimde gezinen bahara olsun, saat kulesi arkadaşım ya, yeter bana

    bütün o yollardan tek başıma geçtim Naz

    beyaz bir Selçuklu atının sırtında girdim Saruhan’a dönerken semazenlerle mavi bir kelebek olup uçtum öidürdü beni taşlarda yankılanan neyin sesi

    Koza Han’a baharat indiren develerden

    ipek Yolu’nun haritasını istiyordu ipekböcekleri oysa bilmiyordu, bilmiyordu kimse gelip gittiği yeri

    bütün o yollardan tek başıma geçtim Naz

    beyaz bir Urartu aslanı gibi karşıma çıktı kar altında Van şeker olup düştüm bir bayram sabahı

    Çataklı çocukların buz tutmuş avuçlarına

    Ağrı Dağı’nı başı bulutsuz gördüm ki kışın

    diz çöküp af diledim tırmandığım bütün dağlardan Doğu Beyazıt'ta kardanadam yapıyordu bir kız babasına benzemediğini bile bile

    Hakkari yolunda Tilma’nın ellerini kesiyorlardı Hoşap Kalesi'nin benzerini yapmaması için bilmiyordu barbarlar

    sonsuz kökleri vardır

    yaratan ellerin

    bütün o yollardan tek başıma geçtim Naz

    Hasankeyf’ten tutsak bir kartal gibi baktım Dicle'ye

    Harran’da Samanyolu’nu sırt çantama doldururken yıldızların şiir okuduklarını duydum

    ve ağladım huğların arasında

    uzaklarda kavalını gömen bir çoban

    silahını gömen bir dağlı

    sevdiğini gömen bir kadın

    Gaziantepli sedef kakma ustaları

    Alleben'in sularına bırakıyorlardı

    yaptıkları küçük sandıkları içlerinde ben sen

    nerdeysen

    bütün o yollardan tek başıma geçtim Naz

    son cırcırböceğini dinledim Fethiye'de

    _ kayalıklardan bakarken Kelebekler Vadisi'ne bağırdım avazım çıktığı kadar:

    “Yaşasın Akdeniz! Yaşasın Likya!"

    İztuzu’nda burnunu öptüğüm denizkaplumbagası “aşk bir kumdur" dedi bana,

    “sıcacık bir kum, denize bakarken güneşi unuttuğun"

    bütün o yollardan tek başıma geçtim Naz yanımda

    bana yazdıgın

    ve açmaya cesaret edemediğim mektupla dilerim ki bir rüzgâr gibi geç dünyadan bir rüzgâr gibi _

    bütün aşk mektuplarını birer birer açan
    Kolektif
    Sayfa 33 - Akgün Akova
  • Hasan-ül Basrî'nin (R.A.) bildirdigine göre Peygamber'imiz (S.A.S.) ölümü,

    "Onun sikinti ve acisini anlatirken «onun yol açtigi aci üçyüz kiliç darbesininkine bedeldir". buyurdu.

    Peygamber'imize (S.A.S.) bir gün ölüm acisi hakkinda sormuslar, O da buyurmus ki:

    "En kolay ölüm; yünlü kumasa batmis dikene benzer. Yünlü kumasa batmis diken, yaninda yün lifleri söküp almadan çikar mi?"

    Yine Peygamber'imiz (S.A.S.) bir gün agir bir hastayi ziyaret ederken buyurur ki:

    «— Ben bunun ne çektigini biliyorum. Tek tek bütün damarlari ayni anda ölüm sancisi içindedir.»

    Hz. Ali (K.V.) mücâhidleri savasa tesvik ederken öer ki; «Eger öldürmezseniz, ölürsünüz. Nefsimi kudret elinde tutan Allah (C.C)'a yemin ederek söylüyorum ki: "Bin kiliç darbesi indirmek, bana göre yatakta ölmekten daha kolaydir."

    Evzci (R.A.) der ki. «Duydugumuza göre ölü tekrar dirilip mezarindan dogrüluncaya kadar, ölüm acisi çekmeye devam eder.»

    Seddat Ibni Evs (R.A.) der ki; «Mü'min için dünya ve âhiretin en korkunç olayi ölümdür. Onun acisi, testere ile biçilmekten, makas ile dogranmaktan ve kazanda kaynamaktan daha siddetlidir. Eger ölü diriltilerek yasayanlara basindan geçenleri anlatsa, dünyalilar ne yiyip içip eglenebilir ve ne de uykudan tad alabilirdi.»

    Zeyt Ibni Eslem'den, o da babasindan naklen rivayet olunur ki: «Mü'min dünyadaki ameli ile ulasabilecegi derecelerden birisine ulasamamissa kendisine siddetli ölüm acisi çektirilir de ölümün sarsinti ve acisi sayesinde cennetteki derecesini elde eder.

    Kâfirin de karsiligi verilmemis bir iyiligi varsa cani kolay alinir da iyiliginin sevabini tüketerek cehenneme gönderilir.»

    Bir çok agir hastalara ölmek üzere iken neler hissettiklerini sormayi aliskanlik haline getiren bir ma'rifet ehline komada iken:

    «Sen ölümü nasil buluyorsun?» diye sorarlar. Cevabi söyle olur: "sanki gökler yere kapaklanmis ve sanki canim ignenin deliginden çikiyor."

    Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

    «— Ani ölüm, mümin için rahata kavusma ve agir günahkâr için de hayiflanma vesilesidir.»

    Mekhul'den rivayet olunduguna göre: Peygamber'imiz {S.A.S.) buyuruyor ki:

    «— Ölünün bir tek kili gök ve yer halki arasina düsse hepsi, Allah (C.C)'in izni ile, ölürdü. Çünki ölünün her kilinda ayri bir ölüm vardir, ölümün degdigi her canli da ölür.»

    Rivayet edildigine göre: "ölüm acisinin bir damlasi yeryüzü daglarina düsse hepsi erirdi."

    Rivayet edildigine göre Hz. Ibrahim (A.S.) ölünce ulu Allah (C.C) ona: «Ey dostum, ölümü nasil buldun?» diye sordu. Hz. Ibrahim (A.S.) de «Yas yüne batirilmis geri çekilen sis gibi» diye cevap verdi. Bunun üzerine Allah (C.C.) ona: «Üstelik biz onu senin için kolaylastirdik.» buyurdu.

    Yine rivayet edildigine göre ruhunu Allah (C.C) teslim ettigi zaman Rabbi Hz. Musa'ya (A.S.) «Yâ Musa, ölümü nasil buldun?» diye sorar. Musa de su cevabi verir: «Kizartilmak üzere canli canli tavaya konmus ne ölüp huzura kavusan ve ne de uçup kurtulabilen bir serce gibi hissettim.»

    Baska bir rivayete göre de «Kendimi kasabin eli altinda canli canli yüzülen bir koyun gibi hissettim» diye cevap verir.

    Rivayet edildigine göre Peygamber'imiz (S.A.S.) ölmek üzere iken sonra alnini silerek

    «Allah'im! Ölüm krizini benim için kolay kil» diye dua ederdi.

    Hz. Fâtima {R. Anha) bu arada «Âh babacigim, aci çekiyor» diye aglamaya baslayinca Peygamber (S.A.V)'imiz ona:

    «bu günden sonra babana aci yok» diyerek teselli etmisti.

    Hz. Ömer (R.A.) bir gün Kâ'b-üî Ahbar'a (R. Anhuma) «Bize ölümden bahset» dedi. Kâb da «Peki, yâ emirelmüminin. ölüm çok dikenli bir agaç dali gibidir, bu dal insanin karin bosluguna sokulmus, her diken bir damara takilmis. Arkasindan güçlü - kuvvetli bir adam bu dali geri çekmis, böylece dal aldigini almis, biraktigini birakmis dedi.

    Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

    «— Mü'min kul, ölümün sikinti ve krizine karsi çare bulur. Onun eklemleri «Selâm sana. Kiyamet Günü yeniden bulusmak üzere birbirimizden ayriliyoruz» diye birbirleri ile selâmlasirlar.»

    Buraya kadar Aliâh dostlari ve O'nun yakinligin] kazananlar hesabina ölüm krizinin ve acisinin keyfiyetini anlatmaya çelistik. Ölüm onlar için bile böyle olunca bizim gibi günahkârlarin hali acaba nice olur? Ölüm krizi ile birlikte pespese baska felâketler ile de yüzyüze gelinir. Ölüme eslik eden baslica felaketler üçtür:

    Birincisi, yukardan beri anlattigimiz gibi siddetli can çekismedir.

    Ikincisi, ölüm melegini (Azrail (A.S)'i) apaçik görmek ve bu görmenin kalbe salacagi korku ve ürpertidir. Ölüm melegini günahkâr bir insanin ruhunu alirken büründügü kilik içinde, en dayanikli kimseler bile görse buna tahammül edemez.

    Rivayet edildigine göre Hz. Ibrahim (A.S) bir gün Azrail (A.S)'e «Günahkâr insanin canini alirken büründügün kiligi bana gösterebilir misin?» diye sorar.

    Azrail (A.S.) ona «Bunu görmeye dayanamazsin» diye cevap verir.

    Hz. Ibrahim (A.S.), «Dayanirim, sen göster» diye israr edince Azrail (A.S) ona «8asini çevir» der.

    Bir müddet arkasini döndükten sonra tekrar yüzünü dönünce Hz. Ibrahim (A.S.), kapkara yüzlü, saclari diken diken, kötü kokulu, siyahlara bürünmüs, agzindan ve burun deliklerinden ates ve duman çikan bir adam ile karsilasarak yere baygin düser.

    Ayilinca Azrail (A.S.), ilk kiligina dönmüstür. Hz. Ibrahim (A.S.) ona der ki. «Ey ölüm melegi, günahkâr insan ölüm ansnda senin bu kiligin ile yüzyüze gelmekten baska bir felâket ile karsilasmasaydi, bu ona yeterdi» der.

    Ebû Hureyre'nin (R.A.) rivayet ettigine göre Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

    "Hz. Dâvûd (A.S.) esine karsi kiskanç bir erkek oldugu için kendisi evden çikarken karisinin üzerine kapiyi kilitlerdi. Bir gün kapiyi kilitleyip gittikten sonra karisi basini kaldirinca yabanci biri ile yüzyüze gelir. Bunun üzerine kadIn hizmetçilere; «Bu adami kim içeri aldi, eger Dâvud gelirse ondan çekecegi var» der. Bu arada Hz.Dâvud (A.S) çikagelir, yabanciyi görür, ona «Sen kimsin?» diye sorar.

    Yabanci da ona «ben kirallardan korkmayan ve onlarin koydugu perdelerle yolu engellenmeyen bir kimseyim» diye cevap verir. Bu cevabi alan Hz. Dâvud (A.S) «Vallahi, o halde sen ölüm melegisin» diyerek oldugu yere yigilip kalir.»

    Rivayet edildigine göre Hz. Isâ (A.S.) bir gün yolda yürürken bir kafatasina rastlar, oyagi ile ona vurarak «Allah (C.C)'in izni ile konus» der. Bunun üzerine dile gelen kafatasi söyle konusur. «Yâ Rûhullah! Ben falan zamanda kraldim. Bir gün basimda tacim, çevremde muhafizlarim ve devlet adamlarim bulundugu halde tahtimda oturuyorken ansizin karsima ölüm melegi çikti.

    Böylece bütün canli uzuvlarim üzerimden ayrilarak canimla birlikte ona gitti. Keski bütün o kalabalik çevrem olmasaydi, keski o kadar hareketli münasebetler içinde degil de yalniz basima yasasaydim.»

    «— iste âsilerin basina gelen musibet budur. Bu musibet itaatkârlarin basina gelmeyecektir.»

    Peygamberler ölüm melegini görenin içine düstügü dehseti degil, sadece ölüm krizini anlatmislardir. Oysa ki, insan ölüm melegini rüyasinda görse ölünceye kadar yemeden içmeden kesilir, ölüm aninde ve o korkunçlukta görmenin dehsetini var hesap et.

    Allah (C.C)'a kulluk görevine bagli kalanlar ise ölüm melegini en güzel ve alimli görüntüsü ile görürler.

    Ikrime'nin Ibni Abbas'dan (R. Anhuma) rivayet ettigine göre Hz. Ibrahim (A.S) kiskanç bir zat idi. Evinde müstakil bir ibadet odasi vardi. Çikarken bu odanin kapisini kilitlerdi. Bir gün içeri girince odanin ortasinda bir yabanci ile karsilasir. Yabanciya «seni evine kim aldi?» diye sorar.

    Yabanci «Sahibi içeri aldi» diye cevap verir. Hz. Ibrahim (A.S), «sahibi benim» der.

    Yabanci «Senden de benden de daha önce evin mülkiyetini elinde tutan beni içeri aldi» diye karsilik verir. Bunun üzerine Hz Ibrahim (A.S) ona, «Bana mü'minlerin ruhlarini alirken büründügün kiligin ile görünür müsün» diye rica eder. Ölüm melegi «Peki. o zaman arkani dön» der.

    Hz. Ibrahim (A.S) de arkasini döner. Bir müddet sonra yüzünü dönünce bir gene ile karsilasir. Hz. Ibrahim (A.S) hadiseyi naklederken yüzyüze geldigi delikanlinin yüz güzelligini, elbisesinin alimliligini ve güzel kokusunu zikretmisti. Gördükleri karsisinda ölüm melegine «mü'min ölüm aninda sadece senin yüzünle karsilassa bu mükâfat ona yeterdi.» der.

    öiüm sirasinda karsi karsiya gelinecek bir diger gelisme de iki muhafiz melegini görmektir. Bu konuda Süeyb (R.A.) der ki:

    «Duydugumuza göre hic bir kimse emellerini yazan iki muhafiz melegini görmeden can vermez. Eger adam kulluk görevine bagli kalmss biri ise melekler ona «Allah (C.C) bizden yana sana hayir versin. Sizi nice iyi mecliste otururtun ve nice iyi amelin islenisine sahit eyledin» derler.

    Eger adam günahkâr biri ise ona «Allah (C.C) bizden yana sana kötülük versin. Bizi nice kötü yerlerde oturmek zorunda biraktin, nice kötü isleri ister istemez görmemize sebep oldun ve nice kötü sözü duymamiza yol açtin. Bu yüzden Allah (C.C) hayrini vermesin» derler.

    Iste bu anda ölmek üzere olan kimsenin gözieri sirf o meleklere dikilir ve artik bir daha dünyayi göremez.

    Ölüm aninda karsilasilan felâketlerin üçüncüsü ise yunahkârlarin cehennemaeki yerierini görmeleri ve bu görmeden önce korkmalarudur. Çünkü onlarin ölüm krizi esnasinda butun enerjileri bosalmis ve kendileri canlarinin çikisina boyun egmislerdir.

    Fakat insanlar ölüm meleginin yüksek sesli bildirisini duymadikça ölmezler. Olüm meleginin bu bildirisi «Ya, ey Allah (C.C)'in düsmani, cehennem sana müjdeler olsun» ve «Ey Allah (C.C)'in dostu, cennet sana müjdeler olsun» seklindedir.

    Iste derin akil sahiplerinin ölüm korkusu bu sebeplere dayanir.

    Nitekim Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

    «— Hiç biriniz akibetini ögrenmedikçe. Cennet veya cehennemdeki yerini görmedikçe dünyadan ayrilmaz.»
    (Mekaşefetul kulub sahife,225)
  • "...rahmetli Hüseyin Rahmi gibi dantel örmek istedi canım."
  • Bu siteyi sadece okuduğum kitapları takip etmek amacıyla kullandım bugüne kadar. Bundan sonra da o şekilde kullanacağım. Küçük yavrum var pek de zamanım yok. Bu sebepten inceleme yazamıyorum ve okuyamıyorum. Kitap okumak bile benim için büyük iş. Alıntı yapmak daha kolay oluyor ve geriye dönüp baktığımda kitaplarımdan küçük parçalar okumak istiyorum. Bu amacım dışına çıkmak da istemiyorum. Neyse... Yine bu gece alıntı yaptıktan sonra şöyle bir bakayım ne var ne yok diye dedim. Karşıma Peygamberimizin Sünnetleri diye bi ileti çıktı. Ve okurken akıl tutulması yaşadım resmen. Yastıkla uyumaktan sebze yıkamaya kadar bir sürü gündelik işler aslında. Hatta bazıları yaşamsal faaliyetler diyebiliriz. Ve yazan kişi kaynak da belirtmemiş. Ordan burdan alınıp bir şeyler yalan yanlış şekilde yazılmamalı buraya. Birileri oturmuş ve resmen dalga geçer gibi yazmış. Herkes de yorum olarak allah razı olsun vs. Arkadaş "sorguladığında kafir olursun. Din sorgulanmaz." Yazmış. Yahu bu insanların inandığı dinin kutsal kitabında "hiç akletmez misiniz, düşünmez misiniz" yazıyor. Bilime ve bilgiye rahatlıkla ulaşabileceğimiz şu çağda ışıkları kapatanlara rağmen yeni ışıklar yakmalı. Çok okumalı...Doğru okumalı...Herkese iyi okumalar dilerim.
  • Selamlar 1k dostlarım,

    https://i.hizliresim.com/7D1dGL.jpg

    Okuyanlarınız hatırlayacaktır, Temmuz ayında kitaplığıma katılan 4 yeni kitabı tanıtırken 1k'nın kitap seçimlerindeki etkisinden bahsetmiştim. Ağustos ayı kitap alışverişimde bu etki artarak devam etti:) Ben de bu tip paylaşımları, fırsat bulabilirsem düzenli hale getirmeye karar verdim. İşte Ağustos ayında aramıza katılan yeni dostlarım;

    1- Vayhin Gölgesinde Kimlik İnşası - Ramazan Kayan

    Bu eserin kitaplığıma dahil olması Slh hocam sayesinde oldu. Kendisi bu alanda gerçekten de çok birikimli bir insan. Onun önerdiği ve listeme dahil ettiğim daha pek çok kitap var. İnşallah yavaş yavaş alacağız hepsini.

    2- Onca Yoksulluk Varken - Romain Gary (Emile Ajar)

    Bu güzel kitap da sevgili meltem şen aracılığıyla kitaplığıma katıldı. Eğer Meltem'in bu kitaba yazdığı incelemeyi henüz görmediyseniz tavsiye ederim. #32142939

    3- Palyaço - Heinrich Böll

    Adı sık sık karşıma çıkan bir kitaptı. 1000Kitap İstanbul Okuma Grubu bu kitabı 2 Eylül'de yapılacak Ağustos buluşması (!error) için seçti:) Selman Ç. 'ye güveniyoruz her zamanki gibi:)

    4- Bir Adam Girdi Şehre Koşarak - Tarık Tufan

    Normalde yakın zamanda Tarık Tufan okumak gibi bir planım yoktu açıkçası... Ancak Nephren Ka hanımefendi bu kitaptan tam 49 (yazıyla kırk dokuz) alıntı paylaşınca bir şekilde hipnoz oldum ben de:) Ayrıca kitabı 1k üzerinden okumuş olduğum için yazara da bir telif borcu doğmuş oldu:) Şaka bir yana, Nephren Ka hanıma teşekkür ediyorum sonunda beni Tarık Tufan'la buluşturduğu için...

    5- Kapan - Vüs'at O. Bener

    Belki farketmişsinizdir, şu sıralarda sitedeki her 4 kullanıcıdan 3'ü Vüs'at O. Bener okuyor. ne oluyor, kaçırdığım bir şey mi var diye sorular sorarken Liliyar hanımefendi Vüs'at O. Bener #32384995 etkinliği düzenleyerek imdadıma yetişti:) Bu eser de o etkinlik için alındı.

    6- Herkes Herkesle Dostmuş Gibi... - Barış Bıçakçı

    Türk edebiyatının yeni nesil yazarlarıyla aram çok iyi değil maalesef. Hatta ben bir dönem Barış Bıçakçı ile Tarık Tufan'ı aynı kişi sanıyordum:)))) Şaka şaka... O kadar da cahil değilim... Ancak bu iki yazar özellikle 1k'da o kadar çok karşıma çıktı ki; artık Tufan gibi Bıçakçı ile de tanışma zamanının geldiğini anladım (Bizim Büyük Çaresizliğimiz filmini saymazsak tabii)... Kitap seçimi konusunda ise İpek Kamuran hanımefendinin #32403330 incelemesi bana çok yardımcı oldu.

    7- Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler - Rasim Özdenören

    Rasim Özdenören'in bu eserini de 1k'da keşfetmiştim. Hatta 14 Aralık 2017'de okuma listeme almışım. Sonra epub olarak başladım ve kitap baya ilgimi çekti. Ben de sonunda kitabı kendi kitaplığıma dahil etmeye karar verdim. Kitabı ilk olarak nasıl keşfettiğimi, kimin aracı olduğunu hatırlayamıyorum maalesef ama gıyabında teşekkürlerimi sunuyorum.

    8- Yaşlı Adam ve Deniz (İhtiyar Balıkçı) - Ernest Hemingway

    Buradan itibaren 1k'nın direkt etkisi olmadan seçtiğim kitaplar kalıyor geriye... Çocukluk/gençlik yazarlarımdan biri olan Ernest Hemingway'i uzun zamandır yeniden okumak istiyordum. Böylesine önemli bir yazarın kitaplarının telif hakkının sadece Bilgi Yayınları'nda olması üzücü. Umarım kitaptan soğutacak baskı ve çeviri hataları ile karşılaşmam...

    9- Imperium - Christian Kracht

    Bu kitap ise tamamen sayısal loto niyetine alındı. Hafta sonu incelemesini paylaştığım Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk kitbından sonra çok sevdiğim Ayrıntı Yayınları'ndan bir kitap daha okumak istedim. Araştırırken önüme bu kitap çıktı ve ben de bir şans verdim kendisine. 1k'da henüz hiç kimse okumamış. tek bir alıntı dahi yok. O sayfayı muhtemelen ilk ben yeşillendireceğim:)

    10- Çalışanlar - Ferdinand Protzman

    Bu son eser bir kampanya kitabı aslında. Kitapları satın aldığım siteden en az 100 TL'lik alışveriş yapınca National Geographic'in bu harika seçme fotoğraflardan oluşan Çalışanlar albümü 5 TL'ye geliyor. Piyasa fiyatı ise 35 TL civarında... Çok kaliteli bir baskısı var ama hacim olarak biraz büyük olduğu için kitaplığınızda yer bulmakta zorlanabilirsiniz.

    ------------------------------

    Evet sevgili 1k dostları, yine sayenizde kitaplığım birbirinden güzel kitaplarla büyümeye devam ediyor. Bu ay da katkısı olan herkese ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

    Herkese keyifli okumalar dilerim...
  • Boğucu biyografi, tarih kitapları vardır. Her sayfada isimler, tarihler... Bir sürü şey. Kim kimmiş, ne neymiş derken her şey birbirine giriyor. Seveni vardır elbette ama mümkün olduğunca kaçıyorum ben böyle kitaplardan. Bir biyografi kitabının incelemesini yazacağım için benim için önemli olan bu konudan başlamak istedim. Kitapta Mustafa Kemal dışında neredeyse başka isim bile geçmiyor. Tam adı gibi. Başından sonuna Babamız Atatürk'e yer var. Kitabı okuma listenize eklemek için tereddüte düşmemenizi öneririm. Her yerde yalanlardan oluşan resmi tarihin yazılmaya çalışıldığı günlerde; Atatürk'e yakın olmuş, onun anılarını birinci ağızdan dinlemiş ve onun fikirlerine tüm kalbiyle bağlanmış bir yazar, gazeteci, politikacı Falih Rıfkı Atay okuyabildiğim için kendimi şanslı hissediyorum.

    Falih Rıfkı, güçlü bir kaleme sahip. Kitap akıcı ve oldukça sade bir dille yazılmış. Günümüzde pek âşina olmadığımız kelimelerin sayısı da yok denecek kadar az. Okuması kolay ve 10 yaşından büyük herkesin anlayabileceğini düşünüyorum. Yani çocuklarınıza, yeğenlerinize de okutun! Okutabildiğiniz tüm çocuklara.

    İçeriğinden bahsetmek gerekirse; kitap, Atatürk'ün çocukluğundan itibaren tüm hayatını ele alıyor. Tabii çok büyük bir kısmı I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı'na yani asker olduğu yıllara ait.
    Daha sonra Atatürk'ün kurtarıcı, cumhuriyetçi ve inkılapçı oluşundan bahsediyor ve bunları anılarla süslüyor.
    Ve Atatürk başlığı altında Atatürk'ün karakter özelliklerinden bahsederek yine bir çok anıyla karşımızda. Bu bölüm kitapta en sevdiğim bölümdü. Ama bu kadar harika sayfalar bittiğinde karşıma "Ölümü" diye bir başlık çıktı ve sarsıcı oldu.

    Ölümü hakkında yazılan bölümden bahsedemeyeceğim. Fazlasıyla acı verici.

    İncelememi çok beğendiğim bir alıntıyla bitirmek istiyorum.
    "Okulda, subaylıkta, politikacılıkta, liderlikte, devlet reisliğinde daima okumuştur. Her zaman evinde bir kütüphânesi olmuştur. Yalnız bilgiye inanırdı. Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi'nin üstündeki yazı, onun bilgiye sarsılmaz inancını gösterir: Hayatta en büyük mürşid, ilimdir."
  • Nasıl da içine çekiyor anlatımları Cengiz Dağcı’nın. Karakterlere bağlanıyorsunuz adeta. Bunu tüm romanlarında hissediyorsunuz. Bu kez dağ psikolojik bir romanla çıktı karşıma. Savaşın içinde ama diğer romanlardaki gibi savaşın ta kendisi değilde geri plandakiler ve psikolojiler ile ilgili bir yapıt. Terasa Zaromb’un savaş dönemindeki yaşadığı çıkmazlar. Yine etkileyici bir yapıt. Yine Cengiz Dağcı.