• Ah Rüveyda!
    Can Rüveyda,

    Hayalinin ardı sıra yollarına düştüğüm...
    ''Hayalinin'' gerçek olsan yollarına düşecek mecalim olur muydu bilmiyor ve sanmıyorum!

    Gerçeğinin, hayalimdeki kadını çizmesinden, öldürmesinden korkuyorum!..

    Seni kelimeler arasında, kelimelerin sancılı ve sihirli dünyasında sevmek ve hep sevilmek daha kolay ve güzel...

    Gerçek hayatla baş edemeyecek kadar yorgunum ve sığınağım ismin...

    İsmin, gri bir odada, hayata açılan bir pencere gibi...Seninle nefes alıyor, seninle kalbimin temposunu duyuyorum.

    Yetmiyor kelimeler seni anlatmaya. Acziyetin biçareliğinde, parlak ay gibi bana bakan varlığının karşısında, sudaki yakamozun dibindeki gölgecikte saklı bir istiridye bile değilim...İncilerim gözbebeklerimde saklı duran ve sessizce süzülenler belki...

    İsminin yanına ne cismim ne ismim kendisine bir yer isteyebilecek cesareti kendisinde bulabiliyor. Bir hayal belki, gizli saklı, utangaç ve ıslak.

    Ne güzeldi o şiir, ''sen bana ezan çiçekleri açarken geldin'' diyordu. Oysa sen bana hiç gelmedin Rüveyda, ben seni kelimelerin sancılı kuytularında, imkânsızlığın zirvelerinde ararken üşüdüm, dondum, yok oldum!

    Sen bana yapraklarım, sararıp solup, dökülürken bile gelmedin!
    Gelsen de neye yarardı ki...Ahı gitmiş vav'a dönmüş halim bu saatten sonra sana ancak yük olabilirdi. Oysa dualarımdan biridir : ''Allah'ım beni kimselere yük ve keder eyleme!Hakkım olmayana meylettirme! Beni bana bırakma! İkram ettiğin akıl ve iman nimetini bir daha geri alma!Dilimi duasız,kalbimi sensiz bırakma!''

    Ömrüme bir Rüveyda konfeti gibi süzülmediyse, sitem etmem, kendimi suçlar, kendimden bilirim. Layık değilmişim demek ki, der hadsizlik etmem.Ama sevmem konusunda bir pranga, bir engel yok. Seni sevmeyi, seninle aşkı, seninle aşkın sahibini sevmeyi sevdim...Leyla'dan Mevla'ya mı..? İnşallah...

    Rüveyda diyorsam, gül yapraklarının burcu burcu kokan koynunda bir iklimden bahsediyorum demektir.

    Rüveyda diyorsam, gökkuşağının renkleri arasında bizim hiç bir yerde duyulmamış bestemizin hicran makamından sana romanlar yazıyorum demektir.

    Rüveyda diyorsam, o beni yakan isminde, koskoca ve masmavi dünyanın ahenginde cenneti hayal ediyorum demektir.

    Sevgili Rüveyda,

    Bu kez sanki yolun sonuna, gelmiş gibi bir his var içimde!..
    Belki son bir mektup daha yazıp, sonra yine kelimeleri, mürekkebin kaynağından alıp, orada yazıp, orada, yani gönül defterimin yaprakları arasında kurutarak yazmayı sürdüreceğim. Son nefese dek.
    Son nefese dek seni seveceğim, sana yazacağım, gelmesen de seni bekleyeceğim.

    Belki kendimi seni aramak, seni beklemek ve seni sevmekle cezalandırıyorum. Ah bu ne güzel ceza bir bilseler!..Bilseler ne hiç olmamış seni kıskanırlardı, ne de bana hüzünlü sözler ederlerdi.

    Gölgesi hüzün bir Murat

    》 Murat Mesut 《
  • Sen de mi çeşmeyi kurutup gittin
    Yılkı atlarını yürütüp gittin
    Rüya mıydı yoksa yağmurda yanmak
    Toprağa düşerken gökte uyanmak
    Gözlerim buzlara saplandı yine
    Demek ki kar yağdı kirpiklerine
    Şimdi bir ıssızda, yar başındayım
    Ölümü sevmenin telaşındayım
  • Susmak bir karanlığın başka bir karanlığa
    Karışıp yanmasıdır bakışlarında senin
    Bir ömrün eylülünde sararmış yine toprak
    Bulut bir bezirgânın saçlarını arıyor
    Ben hangi mağaranın en ücra köşesinde
    Hangi yitik nehrine gömülmüşüm acının

    Bir kez olsun eğil de, denizin kalbine bak
    Susmak yine o yangın, yine mahkûm bir keder
    Nur-ı aynım, ıslak bir karanfil mi gözlerin
    Her yaprağı nazenin, her çizgisi ağlamak
  • Susmak bir karanlığın başka bir karanlığa
    Karışıp yanmasıdır bakışlarında senin
    Bir ömrün eylülünde sararmış yine toprak
    Bulut bir bezirganın saçlarını arıyor
    Ben hangi mağaranın en ücra köşesinde
    Hangi yitik nehrine gömülmüşüm acının

    Bir kez olsun değil de, denizin kalbine bak
    Susmak yine o yangın, yine mahkum bir keder
    Nur-ı aynım, ıslak bir karanfil mi gözlerin
    Her yaprağı nazenin, her çizgisi ağlamak