• Çeyizi kitap olan kadınlarla evlenin.
    Murat bardakçı
  • 160 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    Bir de sevgilim vardır, pek mukteber;
    İsmini söyleyemem,
    Edebiyat tarihçisi bulsun.

    Orhan Velinin Nahit Gelenbevi isimli bir hanıma yazdığı mektupların derlendiği  kitapdır.Kitapta biri telgraf olmakla birlikte 63 mektubun 34'ü 1947 ,3'u1948 ,10'u 1949 ,8'i 1950 yıllarına ait 7'sinde ise tarih bulunmuyor.Kitabı ilk elime aldığım zaman okumak ve okumamak arasında kalmıştım aklımda başka bir kitap okuma düşüncesi vardı. Aradığım kitabı bulamayınca bende kaderime razı gelip açıp okuyayım dedim .Hepimizin bildiği gibi Orhan Veli şiirleriyle ön plana çıkmış edebi bir kişiliktir. Bir çok şiiri hemen hemen ezbere okuruz .Hemen hemen de hepimiz bir şiir okurken acaba şair ne yaşadı yada neler yaşadı bunları yazdı diye merak ederiz. Bu kitap tamda Orhan Velinin  bircok şiirinde yatan anlam perdesini aralıyor .

    Gelgelelim Orhan Velinin çok sevgili Nahit Hanımına ;
    Ankara ve İstanbul' da öğretmenlik yapan Nahit Hanım, eğitimci Halil Vedat Fıratlı ve şair Arif Damar ile evlilikler yaşamıştır

    Cemal Süreyanın ;

    "Cumhuriyet dönemi küçük burjuva duyarlığının anası. Trenle yolculuk coşkusu. Atatürk'ün yanı başındaki ni­sanlı kız. Orhan Veli yanında mahzun durur.
    İlk eşi Halil Vedat Fıratlı, Yahya Kemal'in öğrencisiydi.Orhan Veli de o eşinin öğrencisi. Gülten Akın ise kendisinin
    öğrencisi. Ve kendisi sonradan Arif Damar'la evlendi. Bir sanat albümü Nahit Hanım'ın evi. 1930 dedin mi, Hasan Ali Yüce, Sabahattin Ali, Peyami Safa çıkar; 1940 dersin, Orhan Veli, Oktay Rifat, Melih Cevdet, Sabahattin Eyuboğlu 1950 dedin mi, Edip Cansever, Metin Eloğlu, Alp Kuran; 1960, Gürdal Duyar.
    Yahya Kemal'le de yemek yemiş, günümüzün en genç şairlerinden küçük İskender'le de. Özellikle şairlere yakın.
    Dostlukla berkitilmemiş aşkı aşk saymaz. Dostluk için de aforizmasını belirlemiş: Herkesin yeri ayrı. Yaşama felsefesine dönüştürmüş bunu.Benzersiz biri Nahit Hanım.Eşi, karşılığı yok. Hiç değilse
    kendi konumundaki kişiler arasında."

    sözleriyle tanımladığı Nahit Hanımı;

    Orhan Veli ise şu sözlerle anlatmıştır ,

    Hiçbirine bağlanmadım
    Ona bağlandığım kadar.
    Sade kadın değil, insan.
    Ne kibarlık budalası,
    Ne malda mülkte gözü var.
    Hür olsak der,
    Eşit olsak der.
    İnsanları sevmesini bilir
    Yaşamayı sevdiği kadar.

     Nahit Gelenbevi Orhan Velinin 36 yıllık kısa yaşam serüvenin en büyük aşkıdır
    Kitap da Orhan Velinin yazdığı mektuplara
    yer verilmiştir ,birde Nahit Hanımın Orhan Veliye yazıp ama göndermediği mektup bulunmaktadır(Orhan Velinin vefatından 3 gün önce yazdığı bir mektup).Mektuplar öyle sıcak  ve samimilikle yazılmış ki insanın hayran kalmaması elde değil .Bütün heycaniyla o mektupalari bekleyen ve onca özlem, hasret biriktiren  Orhan Velinin her ne kadar mektupari geciktiren ve bazen de kısa mektuplar yazan Nahit Hanımı her defasında kızamaması ona sevkatle yaklaşması beni derinden etkiledi .Çok zor dönemler geçirmesi bazen mektubu yollayacak parası olmaması,hatta o soğuk havalarda üzerine giyecek bir hırkasının  olmaması çok istemesine rağmen bir türlü para bulamayıp çok sevdiği Nahitinin yanina gidemesi ayrı yerlerde olmaları aşağıdaki şiirinde bahsettiği gibi;


    İçkiye benzer bir şey var bu havalarda;
    Kötü ediyor insanı, kötü.
    Hele bir de gariplik oldu mu serde,
    Sevdiğin başka yerde,
    Sen başka yerde ...

    ve çaresizliği ,kitabı okurken insanın gözlerinde yağmurlarla neden oluyor .Bazı mektupların sonunda Nahit hanıma gönderdiği  şiirlerle karşılaşıyorsunuz resmen ödül gibi.En az şiirleri kadar yazdığı bu mektuplarda kesinlikle birer şah eser.Her ne kadar mektubun birinde Nahit Hanımın "Ben ne mektupar aldım" demesine sitem ederek

    "Ama ne çare ki onlar mektup, benimki hakikat. İş mektup yazmaya kalsa, yani mesele sadece bir edebiyat meselesi olsa ben de bir şeyler söyleyebilirim. Ama ne yapayım ki mesele benim için bir edebiyat meselesi değil."
    desede bu mektupların hepsi birer edebi eser.

    Bu sıcak ve sevgi dolu mektupları kesinlikle okumanızı isterim ,isterim ki masum ve gerçek sevginin olduğuna inanabilesiniz.

    (Bazı kısımlarda kitabın ilk bölümünden alıntılar yaptım)
  • Hızlı adımlarla benden önce vapura biniyor orta boylu biri. Alper Sapan’ın boyu uzun muydu acaba?

    Yan tarafımdaki genç adam dikkatle denizi izliyor. Okan Pirinç en son ne zaman vapura binmişti?

    Bir kadının elinde çay bardağı var. Ferdane Kılıç kahve içmeyi sever miydi?

    Füniküler beklerken gözlüklü biri bana doğru yürüyor. Veysel Özdemir’in gözleri ne renkti?

    Koşarak bir kadın gelip kendini içeri atıyor. Nazegül Boyraz aceleci miydi?

    İncecik dal gibi bir kadın usulca elini tutuyor yanındaki genç adamın başını yaslıyor omzuna merdivenleri çıkarken. Hatice Ezgi Sadet’in bir sevdiği var mıydı?

    30 can… 30 yürek…

    Gitti…

    Parça parça edildi…

    Boyu nasıldı? Gözleri nasıl gülerdi mesela? En sevdiği şarkı neydi? Son okuduğu kitap? Sinirlenince ne yapardı, kahkahası nasıldı? Yüzlerce soru var…
    Hiçbirinin yanıtını bilemeyeceğiz…

    Parça parça ettiler onları… Paramparça ettiler…
    Radyodaki ses “uzuvları çatılara uçanlar var” diyor. Oyuncak topladıkları elleri koptu… Kütüphane yapacak ayakları yok. Nefesleri yoooook…

    Oyuncak götürüyorlardı, kütüphane yapacaklardı… Hayat inşa etmeye giderken hayatlarından oldular…

    Bu ülke tarihi yeni yaşamı müjdelemek için yaşamından geçen çocukların hikayeleriyle dolu. Parça parça edilen çocukları resimleriyle tanışıyoruz her gün… Her gün yeni biri ekleniyor… Kalbimiz o kadar büyük ki hala bütün bunlara rağmen, bütün bu acılara rağmen durmuyor. Öyle sağlam ciğerlerimiz varmış ki tüm bu alçaklığa rağmen nefes alabiliyoruz…

    Parça parça…

    Kalabalık İstiklal… İğne atsan yere düşmüyor… Bir türlü yutkunamıyoruz… Öyle ferah bakamıyoruz hiç kimseye, hiçbir şeye… Gökyüzü dar… Kalbimizi hiçbir yere sığdıramıyoruz…

    Dört genç ellerindeki flamaları bir kenara bırakıp sarılıyorlar…

    Bırakamıyorlar birbirlerini göğe bakıyorlar.

    Akmasın diye gözyaşları.

    Yutkunuyorlar…

    Duyuyorum…

    Derin nefes alıyorlar. Hıçkırık tam da boğazda…

    Onlara baktıkça ben bağıra bağıra ağlamak istiyorum…

    Birbirlerine arkalarını dönüp gözyaşlarını siliyorlar. Yüzlerini kapatıyorlar. Ağladıkları görünmesin istiyorlar… Onların arkadaşı, yoldaşıydı… Bir gün önce sadece bir gün önce sarılıp ayrılmışlardı. Hiç hesapta yoktu ya yine de “dikkat edin” demişlerdi. Gülümsemişlerdi onlar da en güzelinden, en temizinden hem de…

    Parça parça ettiler…

    Onları tanıyanların, arkadaşlarının, yoldaşlarının ailelerinin yüreğinde ateşten bir kor var… Hiç sönmeyecek… Birini kaybettiğinizde bir canınızı kaybettiğinizde sizden de bir parça başka bir yere gider. Ondan bir parçayı daha katar öyle devam edersiniz yaşamaya. “Lanet olsun” deyip yaşamaya devam edersiniz. Onun gözleriyle bakar, onun sözlerini hatırlarsınız. O koca gövde yoktur sizi sarmalayan, o minik adımlar yoktur. O telaşlı koşuşturmaca, şen kahkaha… Sessizliğe takılı kalır kulağınız… “Neyin var senin” diyen o sesi kendinize katarsınız. Zaman alır derler zaman yükü alır. Almaz halbuki zaman sadece acıyla o büyük acıyla yaşamayı öğretir… Bir dolu anıyı sırtlayacak sevdikleri şimdi. Bir dolu anıyla yürümeye devam edecek. Gözlerinde yokluğun gölgesiyle…

    Yine de onlar şanslı… O güzel çocukları yaşarken tanıyanlar şanslı…

    Biz hiç tanıyamayacağız onları… Sesleri hafızamızda kalmayacak. Gülüşlerini bilmeyeceğiz. Koyu bir sohbet tutturup, vapura binemeyeceğiz. Kol kola yürüyemeyeceğiz mesela. Sırtına yaslanamayacağız. Bir eylemde karşılaşma ihtimalimiz yok artık, biri kolumuzdan tutup kenara çekemeyecek. Biz ona su veremeyeceğiz…

    Kendi hayatlarını bir kenara koyup hayat kurmaya giden bu serüvenci çocuklarla biz artık hiç karşılaşamayacağız…

    Hiç…

    Parça parça ettiler onları…

    Acının tarifi yok… Zulmün bin türlü hali var…

    Çocuklar oynasın diye günler boyu oyuncak biriktiren çocuklarımızı kaybettik.
    Öyle güzel, öyle temiz çocukları.

    Neşeyle gittikleri yerde parça parça oldu bedenleri parça parça…
    Hala çoğunun ismi belli değil. Kaç kişi bilmiyoruz hala… Hala bize rakam veriyorlar… Rakam… Rakam çok insafsız bir şey oysa… Rakam çok insansız bir şey… Can…
    Parça parça ettiler…
    Oyuncak parçalanır, ama can parçalanmaz!

    Şimdi biz onlara ölü mü diyeceğiz?...

    Su gibi gülüşleri kaldı…

    Parça parça ettiler onları
    Parça parça ediyorlar kalbimizi...
    Ve hala durmuyor…
    Ve hala dünya dönüyor…

    -Leyla Alp