• Sağlığında dedemle çok sohbet ederdik. Son derece beyefendi bir insandı. Ölünceye dek ağzından tek kötü kelime duyan olmamıştı. Öyle ki; fırına ekmek almaya giderken bile tıraş olup kravatını takar, titizliği ile anneanneme adeta fenalıklar getirirdi. Dün onunla rüyamda konuştum!..

    Önce biraz Atatürk’ten söz ettik..O’nu İzmir’e geldiğinde bir iki kez görmüştü. Nasıl görmesin?O,Yunan’la işbirliği yapanların,geceleri dağdan inip sessizce gırtlağını kesen Uzun Hasan’ın oğluydu..
    O zamanlar ‘Atatürk geliyor!’ dendiğinde insanlar görebilmek için kendi deyimiyle senelerdir aradığı kanlısına denk gelse ‘sonra görüşürüz’ deyip meydanlara koşarmış. -Neden koşardınız dede? (derin bir iç çekti)
    -Nasıl anlatayım oğlum.Yunan’ı bilmeyene,düşmanı bilmeyene bunu anlatmak zordur.Yaşamayan bilmez. Ben küçüktüm. Babamı,yani senin koca dedeni pek göremedim.Hep dağlardaydı vatan derdine.
    Annem bütün gün yolunu gözlerdi.Ama ne zaman ben de özleyip yanına otursam,’Baban bugün gelmez,haydi git sen oyna sokakta’ der,beni kovarken gözlerinden bir damla yaş süzülürdü. Dediği gibi de oldu,babam hiç gelmedi,ama annem hep bekledi..
    Bana baban öldü demediler.Şehit oldu dediler.Tabii nereden bileyim,şehit nedir diye sordum,Mustafa Kemal’in emrinde savaşıp geri gelmeyenlere şehit denir dedi o sıra yaşlı bir dede. ‘Yani ölmedi mi babam?’diye sordum. ‘Onlar ölmezler,onlar ölmezler,onlar ölmezler!’diyerek gitti..
    Ben de o günden sonra babamı hep Mustafa Kemal’in ordusunda görevde diye düşündüm. İşte hal böyleyken bir gün ”MUSTAFA KEMAL İZMİR’E GELİYOORR!” dediklerinde,babamı görecekmişim gibime geldi,çok özlemiştim,dört beş saat hiç dinlenmeden koşarak şehir meydanına vardım..
    Ben memlekette o kadar çok insan olduğunu hiç bilmiyordum,kalabalıktan insanlar birbirini eziyordu.Ama küçük olduğum için milletin kollarının bacaklarının arasından ne yöne gittiğimi dahi bilmeden kendimi en önde buluverdim!
    Alsancak tarafından bir kalabalık,bazı arabalar görüldü Tam o esnada yanı başımda duran dev gibi bir asker ”KEMAL PAŞAA!!” diye öyle bir bağırdı ki,gelenin Atatürk olduğunu,arkasındaki kalabalığın içinde de babamın olduğunu düşünerek hem heyecandan,hem de gururla ”BABAM GELİYOOORR!” diye bağırdım.
    Herkes ağlıyordu ben de ağladım.. Kimisi ellerini havaya kaldırmış dua ediyor,kimisi olduğu yerde sevinçten havalara zıplıyor,kimisi bayrağı,kimisi toprağı öpüyor,kimisi hiç anlam veremediğim bir şeyler söylüyordu ama hepsinin ortak bir noktası vardı,kime baksam ağlıyordu..
    Kalabalık bize yaklaştığında O’nun çok yakınına kadar yaklaştım.Gülümsüyordu,herkese el sallıyordu,bazen yanında oturan tanımadığım kişiye sertçe bir şeyler söylüyor,o kişi de arabanın yanında yürüyen başka bir kişiye bir şeyler söylüyordu.Bir an göz göze geldik.
    Bana baktı,sonra başkalarına baktı,yine bana baktı.O an işte tam o an babamı gördüm. Sadece bir bakmakla bir insan her şeyi anlayıp,her şeyi anlatabilir mi?Demek ki olabiliyormuş.Sordun ya neden koşardınız dede diye,sen olsan koşmazdın sanki!
    İşte bundan koşardık,herkes de bundan koşardı.. -Anladım.Dede artık öyle değil biliyor musun? -Nasıl?.. Öyle değil ne demek? -Artık Atatürk deyince sizler gibi heyecanlanmıyorlar,hatta bazıları hakaret bile ediyorlar.. (gülümsedi) -Onlar o zaman da vardı oğlum,yeni bir şey değil ki..
    Mustafa Kemal vatanı kurtardı,yine hepsi iyi demedi sadece sustu..Şimdi zapt olsa yine dönerler..Köpeğe havlama,haine kahpelik yapma denmez..Bana bir bakışla her şeyi anlayıp,her şeyi anlatan adam sanıyor musun ki bunları anlamadı bilmedi?
    Boş ver sen,yolunda git,hepsi bir gün mecbur kalıp katılır.Hain kısmı başı sıkışmayagörsün,hepsi senden benden Atatürkçü olur.. -Rahatladım dede,teşekkür ederim. -Dede? -Efendim oğlum? -Hatırlıyor musun emekli maaşın yetmediği zamanlarda anneannem dere kenarından topladığı otları kendi yaptığı salçası ile pişirirdi,ne güzeldi,ne lezzetliydi o yemekler değil mi?
    -Çook. Hamarat kadındı Allah rahmet eylesin sağ olsaydı yine yapardı.. -Yapamazdı dede şimdi o dere bile yok,üstü beton kaplı artık,ot falan da kalmadı her yer ev inşaat doldu.Pazarda bile yok artık öyle şeyler,olanı da zaten insanlar alamıyor..
    Pazarcılar satamadığı ürünleri çöpe döküyor,geç saatlerde fakir fukara topluyor -Nasıl yahu nimet çöpe atılır mı hiç? -Dede ne yapsınlar satamayınca taşımak da ayrı masraf,mecbur atıyorlar,en sonunda da batıyorlar.. -Yazık. Bak üzüldüm şimdi,keşke anlatmasaydın.. -Dahası da var.
    Mesela soğan İran’dan patates Suriye’den ithal ediliyor artık her şey ithal:) -İthal ne? O ne demek? -Yani bizde olmayan yiyecekler başka ülkelerden getiriliyor.
    -Borçları vardır bize ondandır. -Yok dede yok borç değil,bizim çiftçi ekemiyor,ekse de biçemiyor,biçse de fiyatından dolayı satamıyor,satmaya kalkışan da işte böyle çöpe döküyor.. -İthal demek.
    -Evet ithal. -Dede?.. -Dede ses ver?…. -Dede?…
    -ALINTIDIR-
  • 208 syf.
    ·37 günde·10/10
    "Evine git ve boşandığın ilk kocanı, bir jette öldürülen ikinci kocanı ve kendi beynini uçuran üçüncü kocanı düşün, evine git ve yaptırdığın bir düzine kürtajı düşün, evine git ve bunu düşün, lanet olası sezaryenlerini ve senden nefret eden çocuklarını da! evine git ve bütün bunların nasıl olduğunu, bunu durdurmak için ne yaptığını düşün. Evine git, evine git!"
    Herkes gibi bende etkilendiğimi söyleyeceğim elbette. Şöyle bir gerçek var ki hepimizi böyle bir gelecek bekliyor. Teknolojnin ilerlediği zaman dilimindeyiz. Evet kitap karşıtı olan bir dünya insan kurgulanmış peki bazı kitaplar için karşıt olmak kurguda size de doğru gelmedi mi ? Ben gerçekten de insanları saçma sapan duygulara sokan ya da insana bir anlam katmayan kitapların yok edilmesine hak verdim. Sanmayın ki her kitap için değil. Kurguda ki halk mutluluğuna, nefsine aç bir halk. İnsan mutluluk, üzüntü, acı, korku, nefret üzerine yaratılmış varlık. Bunları insanlar üzerinde ortaya çıkaran kitaplar değil insanın kendisidir. Yazar neyi göstermek için yazdı bu romanı bilmiyorum ama benim gördüğüm buydu. İnsanları kitaplar etkilemez. İnsanoğlu her şeyin bir yazıdan ibaret olmadığını farkında olacak kadar özel bir beyne sahiptir.
    Çıkardığım tek anlam Teknolojinin insan beynini sömürdüğü. Beyinle kalmamış insani duyguların yitirilmesine sebep olmuş. Okunması gereken ama yakılmaması gereken bir kitap.
  • Yanlış insandan doğru duygular çıkarmak için uğraşmıyorum artık.!
    Ne kimseyi değiştirmeye çalışıyorum ne de eskisi gibi kafama takıyorum. Hayatın bana öğrettiği bir şeyler var. Bir insanın hamurunda kötülük varsa onu hangi suyla yoğurursan yoğur arındıramıyorsun. Bu böyle..
    Vaktinde çok çabaladım birilerinin hayatında güzel bir yer edinmek için. Kendimden çok ödün verdim, hatalar yaptım.. Ama hiç yaranamadım.
    Mesela çok merak etsem ‘boğuyorsun’, az merak etsem ‘umursamıyorsun’ oldu. Çok kıskansam ‘bıktırıyorsun’ oldu, az kıskansam ‘sevmiyorsun’… Birinin üzerine ne kadar düşersen o kadar çok uzaklaşıyor senden. Ne kadar mutlu etmeye çalışırsan o kadar memnuniyetsizliği artıyor. Bazı şeyleri akışına bırakmanın en iyisi olduğunu zamanla öğrendim.

    Dedim ya, eskisi gibi takmıyorum artık.
    Bu hayatta hiç kimse vazgeçilmez değil.! Birilerinin egosu okşansın diye kendi gururumuzu hırpalamanın bir anlamı yok. Hak edene gönül, hak etmeyene yol vermeyi bilmeli insan.
    İşte o zaman değerli oluyorsun.!
  • [..] Odintsova Bazarov’a baktı. Solgun yüzünü acı bir gülümseme kaplamıştı. “Bu adam beni sevdi!” diye düşündü Anna Sergeyevna ve ona karşı içinde bir acıma hissetti, candan bir tavırla Bazarov’a elini uzattı. Bazarov da onu anlamıştı. “Hayır!” dedi ve geri çekildi. “Ben yoksul bir adamım ama şimdiye kadar hiç sadaka almadım. Hoşça kalın, efendim, Tanrı size sağlık versin.” “İnanıyorum ki, son kez görüşmüyoruz,” dedi Anna Sergeyevna elinde olmayan bir hareketle. “Dünyada neler olmaz ki!” diye cevap verdi Bazarov, eğilerek selam verdi ve çıktı. “Demek, kendine bir yuva kurmaya karar verdin ha?” dedi Bazarov, aynı gün Arkadiy’e, yere çömelmiş çantasını hazırlarken. “E, ne yapalım? İyi iş. Yalnız boşu boşuna kurnazlık ettin. Ben senden bambaşka bir davranış beklerdim. Ya da bu durum seni de şaşırtmıştır belki, ne dersin?” “Doğrusu, senden ayrıldığımda ben de bunu beklemiyordum,” diye cevap verdi Arkadiy, “ama sen de downloaded from KitabYurdu.org 315 neden kurnazlık ediyor ve ‘iyi iş’ diyorsun? Sanki ben senin evlilik hakkında ne düşündüğünü bilmiyor muyum?” “Ah, sevgili dostum!” dedi Bazarov. “Neler söylüyorsun! Ne yaptığımı görüyorsun: Çantamda boş yer kalmış ve ben oraya kuru ot koyacağım; hayat çantamızda da aynı şey söz konusudur; içini neyle doldurursak dolduralım, yeter ki boşluk kalmasın. Kızma lütfen, hatırlarsan, Katerina Sergeyevna hakkında ne düşündüğümü biliyorsun zaten. Başka bir küçükhanım sırf akıllıca iç geçiriyor diye adı akıllıya çıkar; seninki ise kendini tutuyor, hem öyle bir tutuyor ki seni de avucunun içine alacak, zaten de öyle olması gerekir.” Çantanın kapağını kapattı ve yerden kaldırdı. “Şimdi sana bir kere daha elveda diyorum... çünkü kendini kandıracak bir şey yok: Biz ebediyen ayrılıyoruz, bunu sen de hissediyorsun... akıllıca davrandın; sen bizim acılarla dolu, buruk, serseri yaşamımız için yaratılmamışsın. Sende ne atılganlık ne öfke var ama gençlere has cesaret, bir de coşku var; bu bizim işimize yaramaz. Asilzade kardeşiniz soylu bir uzlaşmadan ya da soylu bir öfkeden öteye gidemez, bunlar ise boş şeylerdir. Örneğin sizler dövüşmezsiniz ve kendinizi birer koçyiğit sanırsınız, oysa biz dövüşmek istiyoruz. Ne yapalım! Bizim tozumuz senin gözünü yakar, bizim çamurumuz, senin üstünü başını kirletir, sen daha bizim boyumuza yetişemedin, elinde olmadan kendine downloaded from hayranlık duyuyorsun, kendi kendine küfretmek hoşuna gidiyor; bize ise bunlar sıkıcı geliyor, bizim elimize başkalarını ver! Bizim başkalarını yok etmemiz lazım! Sen iyi bir çocuksun ama yine de yumuşak huylu, liberal bir beyzadesin, – e valatu, 70 babamın dediği gibi.” “Benimle ebediyen vedalaşıyorsun, Yevgeniy,” dedi Arkadiy kederle, “benim için söyleyecek başka sözün yok mu?” Bazarov ensesini kaşıdı. “Var Arkadiy, başka sözlerim de var ama onları söylemeyeceğim, çünkü bunlar romantizm dolu, iğrenç şeyler. Bir an evvel evlen; yuvanı kur, çok çok çocuk yap. Akıllı çocuklar olacaklar, çünkü seninle benim gibi değil, zamanında doğacaklar. Ha! Görüyorum ki atlar hazır. Gitme zamanı! Herkesle vedalaştım... Ee, kucaklaşalım mı, ne dersin?” Arkadiy, eski akıl hocası ve arkadaşının boynuna atıldı ve gözlerinden yaşlar boşandı. “İşte gençlik bu demektir!” dedi Bazarov sakin sakin. “Ama ben Katerina Sergeyevna’dan umutluyum. Bak görürsün seni nasıl teselli edecek!” “Elveda kardeşim!” dedi Arkadiy’e, arabaya bindikten sonra ve at ahırının çatısına konmuş bir çift kargayı göstererek ekledi: “Bak işte! Şunları incele!” “Ne demek istiyorsun?” diye sordu Arkadiy. downloaded from KitabYurdu.org 317 “Nasıl? Tabiat tarihi konusunda o kadar kötü müsün, yoksa karganın en saygın, ailesine en düşkün kuş olduğunu unuttun mu? İşte sana bir örnek!.. Hoşça kalın sinyor!” Araba zangırdamaya başladı ve hareket etti. [..]
  • 1.Kural

    Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sende korku ve utanç içindesin çoğunlukla...Yok eğer Tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.

    2.Kural

    Hak Yol' unda ilerlemek yürek işidir,
    akıl işi değil. 
    Kılavuzun daima yüreğin olsun,
    omzun üstündeki kafan değil.  
    Nefsini bilenlerden ol,
    silenlerden değil!

    3.Kural

    Kuran dört seviyede okunabilir. İlk seviye zahiri manadır. Sonraki batıni mana. Üçüncü batıninin batınisidir. Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye.

    4.Kural

    Kainattaki her zerrede Allah'ın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü O camide, mescidde, kilisede, havrada değil, her yerdedir. Allah'ı görüp yaşayan olmadığı gibi, O'nu görüp ölen de yoktur. Kim O'nu bulursa sonsuza dek O'nda kalır.

    5.Kural

    Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. "Aman sakın kendini" diye tembihler.  Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: " Bırak kendini, koy gitsin! " Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!

    6.Kural

    Şu dünyadaki çatışma, ön yargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. Aşk dilsiz olur.

    7.Kural

    Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, Hakikat' i keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.

    8.Kural

    Başına ne gelirse gelsin karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, O sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Dileğin gerçekleşmediğinde de şükret.

    9.Kural

    Sabretmek öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. Allah aşıkları, sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder. Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir..

    10.Kural

    Ne yöne gidersen git, -doğu, batı, kuzey ya da güney- çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün! Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.

    11.Kural

    Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz. Senden yepyeni taptaze bir "sen" zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.

    12.Kural

    Aşk bir seferdir.  Bu sefere çıkan her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa değişir. Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.

    13.Kural

    Şu dünyada semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda sahte hacı hoca şeyh şıh var. Hakiki mürşit seni kendi içine bakmaya ve nefsini aşıp kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir. Tutup da ona hayran olmaya değil.

    14.Kural

    Hakk'ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. "Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir" diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?

    15.Kural

    Allah içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldür. Tek tek her birimiz tamamlanmış bir sanat eseriyiz. Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksiklerimizi gidermemiz için tasarlanmıştır. Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.

    16.Kural

    Kusursuzdur ya Allah, O'nu sevmek kolaydır. Zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir. Unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir. Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, Yaradan'dan ötürü yaradılanı sevmeden, ne layıkıyla bilebilir, ne de layıkıyla sevebilirsin.

    17.Kural

    Esas kirlilik dışta değil içte, kisvede değil kalpte olur. Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır. Yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir.

    18.Kural

    Tüm kainat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir. Şeytan, dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk değil, bizzat içimizde bir sestir. Şeytanı kendinde ara ; dışında başkalarında değil. Ve unutma ki nefsini bilen Rabbini bilir. Başkalarıyla değil, sadece kendiyle uğraşan insan, sonunda mükafat olarak Yaradan'ı tanır.

    19.Kural

    Başkalarından saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan, önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin. Yakında gül yollayacak demektir.

    20.Kural

    Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.

    21.Kural

    Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı. Farklılıklara saygı göstermemek kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, Hakk' ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.

    22.Kural

    Hakiki Allah aşığı bir meyhaneye girdi mi orası ona namazgah olur. Ama bekri aynı namazgaha girdi mi orası ona meyhane olur. Şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan, suret ile yaftalar değil.

    23.Kural

    Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret. Kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki, ağlar perişan olur onun için. Kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar. Ya aşırı kıymet verir, ya kıymet bilmeyiz. Aşırılıktan uzak dur.

    24.Kural

    Mademki insan eşref-i mahlukattır, yani varlıkların en şereflisi, atttığı her adımda Allah'ın yeryüzündeki halifesi olduğunu hatırlayarak, buna yakışır soylulukta hareket etmelidir. İnsan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile gene başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.

    25.Kural

    Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama. İkisi de şu an burada mevcut. Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başlarsak, cennetteyiz aslında. Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak, nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.

    26.Kural 

    Kainat yekvücut, tek varlıktır. Her şey ve herkes görünmez iplerle birbirine bağlıdır. Sakın kimsenin ahını alma, bir başkasının hele hele senden zayıf olanın canını yakma. Unutma ki dünyanın öteki ucunda tek bir insanın kederi, tüm insanlığı mutsuz edebilir. Ve bir kişinin saadeti, herkesin yüzünü güldürebilir.

    27.Kural

    Şu dünya bir dağ gibidir. Ona nasıl seslenirsen o da sana sesleri öyle aksettirir. Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır. Şer çıkarsa, sana gerisin geri şer yankılanır. Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece sadece güzel sözler et. Kırk günün sonunda göreceksin her şey değişmiş olacak. Senin gönlün değişirse dünya değişir.

    28.Kural

    Geçmiş, zihinlerimizi kaplayan bir sis bulutundan ibaret. Gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi. Ne geleceğimizi bilebilir, ne geçmişimizi değiştirebiliriz.

    29.Kural

    Kader hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten "ne yapalım kaderimiz böyle" deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatına hakimsin, ne de hayat karşısında çaresizsin.

    30.Kural

    Başkaları tarafından kınansan, ayıplansan, dedikodun yapılsa hatta iftiraya uğrasan bile, o ağzını açıp da kimse hakkında tek kötü laf etme. Kusur görme. Kusur ört.

    31.Kural

    Hakk'a yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı. Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir. Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık, kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp... Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız. Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar, kimimiz ise ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar.

    32.Kural

    Aranızdaki bütün perdeleri tek tek kaldır ki, Tanrı'ya saf bir aşkla bağlanabilesin. Kuralların olsun ama kurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma. Bilhassa putlardan uzak dur dost. Ve sakın kendi doğrularını putlaştırma! İnancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama!

    33.Kural

    Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen HİÇ ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutanda benlik zannı değil hiçlik bilincidir.

    34.Kural

    Hakk'a teslimiyet ne zayıflık ne edilgenlik demektir. Tam tersine, böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir. Teslim olan insan çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır, emin bir beldede yaşar.

    35.Kural

    Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz. Mümin içindeki münkirle tanışmalı, Tanrıya inanmayan kişi ise içindeki inananla. İnsan-ı kamil mertebesine varana kadar gıdım sıdım ilerler kişi. Ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır.

    36.Kural

    Hileden, desiseden endişe etme. Eğer birileri sana tuzak kuruyor zarar vermek istiyorsa, Tanrı da onlara tuzak kuruyordur. Çukur kazanlar o çukura kendileri düşer. Bu sistem karşılıklar esasına göre işler. Ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer. O'nun bilgisi dışında yaprak bile kıpırdamaz, Sen sadece buna inan!

    37.Kural

    Tanrı kılı kırk yararak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır. O kadar dakiktir ki, sayesinde her şey zamanında olur. Ne bir saniye erken, ne bir saniye geç. Her insan için biz aşık olma zamanı vardır, bir de ölmek zamanı.

    38.Kural

    "Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım?" diye sormak için hiç bir zaman geç değil. Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün. Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa, yazık. Her an her nefeste yenilenmeli. Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.

    39.Kural

    Noktalar sürekli değişse de bütün aynıdır. Bu dünyadan giden her hırsız için bir hırsız daha doğar. Ölen her dürüst insanın yerini bir dürüst insan alır. Hem bütün hiç bir zaman bozulmaz, her şey yerli yerinde kalır merkezinde... Hem de bir günden bir güne hiç bir şey aynı olmaz.

    40.Kural

    Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım mecazi mi, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani mi diye sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur. Aşk'ın ise hiç bir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur. Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır merkezinde, ya da dışındasındır hasretinde.
  • * ALLAH v&e İLİM *
    ALLAH bu mucizeli kitabın ilk satırlarını bana yazdır dı için ona çok şükürler olsun hamdolsun rabbim olan allahu tealamıza . hayatın şifresini buldunuz da herşeyi çözülücek diyor samet olan allahu tealamız ilim bizi bu akşam başka bi galaksiye götürcek hazırlıklı olmamız gerek koç burcu bugün dünya ya eş değer özelliklerine sahip tabi bu olay siz okumaya başladında gercekleşcek sizlere bu kitapta içimden ve bildiklerimle sizlere sunucam aslında ben bu kitabın yazarı allah olmasını istedim ama olmaz ki dedi ben dünyada diyilim senin görevin bu dedi bakın bu kitabı sizlerle çalışmış olucam hepimiz birbirimize yardım edicez bakın başka bi kitaplarda var bu işin sonunda onlarda allahın bize hediye edicek hepimizin müjdesi 16.09.2013 tarihli başbakanlığa gönderilen kargo kitaplar ilk bunu okuyıcaz sonra onlar bize yol göstericek söz veriyorum size hepimizin eğer ki allaha boyun eğip onun ipine sımsıkı tuta bilirsek rabbimize itatkar bi kul olursak bakın görün hayatımız nasıl güzelleşicek dünyada afedilmiş olucaz ahirete gidip gelmedim :) daha önce ama allahıma güvenim sonsuz orada var bu tüm alemlerin içinde bi uyarıcı varsa demekki bende bu işe baş koyduysam ellerimle kalemi mi tutuysam tutup hata yazdıysam bunları sizlere ulaştırdıysam demek ki herşeyin bi anlamlı kuran olan gün yüzüne cıkmayan kitap var peygamberler var allah var kitaplar var daha acıklanmayan ilim var herşey var isteseydi mevlamız yaratanımız allahımız dünya yı yarattım ahirete gidiceksiniz demez di o varya herşeyi kuşatmıştır bakmayın bu olaylara hepsinin gercekten bi anlamı var gidin önümüz yaz zaten gezin istanbulu o evliyaları zatları mukaddes insanların kabirlerini kuranı kerim de yeryüzünde bi dolaşın eskilerin hali ne olmuş diyo bizim dolaşmamızı istiyor rabbimiz (kuran-ı kerim)de allah de ilk emir sanırım bu sonra kelimeler gene aynı gibi ama allah ki olur birleştirelim deki allah de allah ki allah de ki allah dediki allah deki cıkıyor yüce kitabımız kuranı kerimimiz de bakın bugün günlerden pazartesi 2017yılı haziran ayının 5 deyiz yani 6.05.2017 yılı saat 20.45 size ne göstericem buldum bi buluş nedemek istiyo allahın izniyle bi göz atalım bu arada ramazanınız bayramlarınız herşeyiniz kabul olsun doğum günleriniz de kutlu olsun. kandileriniz mübarek olsun kabristandakiler de huzurla dolsun https://www.youtube.com/watch?v=F_7rYAu9ckw
    (Biz, kaderi, "Allah'ın sırlarından bir sır" olarak görmediğimiz gibi; Hz. Peygamberin de bu konudaki tartışmaları ve kendisine soru sorulmasını ya-sakladığına dair rivayetleri şüphe ile karşılıyoruz. Probleme makul bir izah tarzının bulunabilmesi için, hareket noktasının doğru belirlenmiş olması lazımdır. Kader insanın meselesi olduğuna göre, insandan hareket etmek durumundayız.
    Bu dünyada insan eli kolu bağlı mahkûm bir varlık mıdır? Yoksa çeşitli seçenekleri olan hür bir varlık mıdır? Her şeyi yapıp-eden Tanrı ise, in-san neyi yapıp etmektedir?4 Eğer insan, rotası çizilmiş bir varlıksa onda iradenin olmasına, aklın bulunmasına gerek var mıdır?
    Sorumluluğu olmayan varlıklar gibi, insandan da mihaniki olarak hareket etmesi mi istenmiştir? Ya da varoluşunun gayesini bilinçli olarak yerine getirmesi mi beklenmektedir?
    Mutlak varlık Allah'tır. Ancak, insan da bir varlıktır ve Allah'tan ayrı bir varlıktır. Şahsiyeti, aklı, iradesi bulunan ve sorumlu olan bir varlık. İn-sanı bu şekilde yaratan da Allah'tır. Kâinatta yaratılan her varlığın, kendisi-ne has bir kaderi bulunmaktadır. İnsanın kaderi de iyilik ve kötülük işleyecek tarzda yaratılmış ve kendisine akıl ve irade verilmiş olmasıdır. İnsanın gayesi Allah tarafından tespit edilmiş olmasına rağmen, bu hedefin gerçekleştirilmesini Allah, insana bırakmıştır. İnsan, aklı, iradesi ve tecrübesi ile bu gayeyi gerçekleştirebilecek imkâna sahiptir. Amacı gerçekleştirip gerçekleştirmemekte insan serbest bırakılmıştır: Yani, insana bu hürriyeti Allah vermiştir5. İnsan Allah tarafından yaratılmış fakat onun tarafından kurulmamıştır. Kısaca, insan; bilinçli sorumlu ve hür bir varlık olup, Allah tarafından yeryüzünde görevlendirilmiştir6.
    Âlemde olan ve olacak olanlar -bunlara insan davranışları da dâhildir- Allah tarafından tespit edilmiş ise, bu aynı zamanda Allah'ı da atıl bırakmaktır. Her şeyin ezeli program dâhilinde cereyan etmesi durumunda, ilahi faaliyet için de imkan kalmamaktadır. Hâlbuki Kuran: "Onu her an yeni bir iş meşgul eder" buyurmaktadır. Ezelde bizim için tespit edilenin dışında davranma imkânımız varsa bu tespitin, yoksa iradenin, hürriyetin ve sorumluluğun anlamı olamaz. Kısaca; klasik kader anlayışı, yalnız insanın varoluşunu anlamsız kılmamakta, ayni zamanda, Allah'ı da atıl hale getirmektedir.
    Allah, insanı kendi elinde oyuncak bir varlık olarak mı, yoksa akıllı ve vicdanlı, yani özgür ve sorumlu bir kul olarak mı yaratmıştır? Bu mesele üzerinde düşünmek gerekir. Kaldı ki, insanın hür ve sorumlu bir varlık olmasını Allah dilemiştir. Eğer insan daha önceden belirlenmiş bir yoldan gidiyor ve "Alemde olup biten her şey Allah tarafından tayin edilmiş" ise, "Allah tarafından tayin edilmiş bir şey başka bir tarzda ve başka bir 'düzende"11 olamayacağından insan için iradi-gayri iradi ayrımının yapılmasına da, Allah'ın kainata müdahale etmesine de gerek kalmayacaktır. Bu durumda, insanın yaptıklarından sorumlu olmasının12 dahi bir anlamı olmayacaktır. Bu neticeyi, Kuran'ın ortaya koyduğu dünya görüşü ile uzlaştırmaya imkan yoktur. O halde, kader kavramının keyfi olarak kullanılmasına Kuran müsaade etmiş midir?
    İslam öncesi Arap toplumunda da kader hususunda değişik görüşler vardı. Ezeli tespit ve tayini benimseyenler olduğu gibi, buna karşı çıkarak insanın hür olduğunu kabul edenler de bulunmaktaydı.13 Aslında, kader konusunda bu iki karşıt kutup, insan topluluklarında her zaman kendiliğinden ortaya çıkmıştır.14 Çünkü insanoğlunun, kendi kusuru neticesi ortaya çıkan en basit şeyleri dahi kadere yüklemesi, onun kolayına gelmektedir. Gerçekten de kader kavramı, aklını kullanmak istemeyene sığınma imkanı vermekte ve insanın kendi kendini hipnotize etmesine yaramaktadır.
    Hz. Peygamber döneminde; kader meselesinin sahabe arasında konuşulduğu, hatta Hz. Peygamberin, kader konusunda kendisine soru sorulmasını ve sahabe arasında tartışma yapılmasını yasakladığına dair haberler nakledilmistir15. Bu yasaklamaya rağmen; kader hususunda Hz. Peygambere isnat edilen ve hadisçilerin "sahih" olarak nitelendirdikleri hadisleri, hadis kitaplarında sıkça görmek mümkündür. Kader ile ilgili birkaç hadisi örnek olarak zikretmek faydalı olacaktır.
    Hz.Peygambere isnat edilen bir hadiste, Hz. Peygamberin, Allah'tan üç şey istediğini ve Allah'ın ikisini verdiğini bildirerek, "Müslümanlar arasında isyan olmamasını istedim, fakat Allah bunu kabul etmedi.16 buyurduğu nakledilmiştir. Keza Hz. Peygamber: "Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır bir fırka hariç, hepsi cehenneme girecektir."17 buyurarak, İslam ümmetinin geleceğinden haber vermektedir18. Müslümanlara haksızlıklar karşısında tepki göstermemeyi emreden bir hadiste Hz. Peygamber: "...sizler benden sonra bencillik göreceksiniz. Bana ulaşıncaya kadar sabredin."19 Başka bir hadiste; Hz. Adem'i cennetten kovulmasından dolayı kınayan Hz. Musa'ya, Hz. Adem'in: "Allah'ın beni yaratmadan kırk sene önce takdir ettiği bir şey için mi beni kınıyorsun?"20 dediği nakledilmiştir. Başka bir hadiste: "Allah cennet ehlini, cennet ehli olarak babalarının sulbünde yarattı."21 buyrulmaktadır. Diğer bir rivayette de Hz. Peygamberin: "İnsan cehennem ehlinin amelini yapar; ta ki onunla cehennem arasında bir zir'a kaldığında; kitap onun önüne geçer de cennet ehlinin amelini yapar ve cennete girer. İnsan cennet ehlinin yaptığı ameli yapar, ta ki onunla cennet arasında bir veya iki zir'a kaldığında, kitap onun önüne geçer de Cehennem ehlinin amelini yapar ve cehenneme girer."22 Bu durum karşısında, salih amel yapmanın faydasının ne olduğunu soranlara ise, Hz. Peygamberin, "amel yapınız. Herkes ne için yaratıldıysa ona göre işi kolaylaştırılır."23 cevabını verdiği bildirilmiştir. İnsan sorumluluğunu esas alıp, kaderciliğe karşı çıkanlar da hadislere konu olmuştur. Hz. Peygamberin, "Kaderiye bu ümmetin Mecusileridir."24 buyurduğu dahi nakledilmiştir. Ümmetinden kaderi yalanlayacak topluluk olacağını25 bildiren Hz. Peygamberin ". . . Küfrün anahtarı ancak kaderi yalanlamaktır."26 dediği rivayet edilmiştir.
    Yukarıda zikredilen hadislerle insan sorumluluğunu nasıl uzlaştıracağız? Bu tür rivayetlerin Hz. Peygambere isnat edilmesinin arkasında, Hz. Peygamberden sonra Müslümanlar arasında meydana gelen tatsız olaylara mazeret bulma ve farklı görüşlere sahip grupların, birbirlerini suçlama çabalarının bulunduğu sanılmaktadır.27 Hadis külliyatının, genelde, insan sorumluluğunu anlamsız kılan bir yaklaşımı telkin etmesi, Emevi yöneticilerinin kader anlayışı ile paralellik arz etmektedir. Hadislerin yazıya geçirilmediği bir dönemde, böyle bir yönetimin olması, Müslümanın geleceğini de olumsuz yönde etkilemiştir. Bugün, bilebildiğimiz ve elimizde mevcut olan en eski hadis kitabi, imam-i Malik'in Muvatta'sıdır.
    Bu eser Emevi Devleti'nin yıkılmasından sonra toplanmıştır.28
    Sahabe Dönemi'nde de kader konusunda zaman zaman tartışmaların yapıldığı bildirilmektedir. Bu devirde yapılan tartışmalardan birkaç örnek vererek, konuyu biraz daha açmak faydalı olacaktır. Şam tarafını ziyarete giden Halife Ömer, Şam'da veba salgını olduğunu haber alınca şehre girmekten vazgeçerek, buradan uzaklaşılması gerektiğini bildirir. Bunun üzerine Şam tarafında bulunan ordunun komutanı Ebu Ubeyde, kaderi gerekçe göstererek, Hz. Ömer'in uzaklaşma önerisini eleştirir.29 Hatta, Hz. Ömer'e, "Allah'ın kaderinden mi kaçıyorsun? diye sorar. Onun bu itirazına Halife: "Evet Allah'ın kaderinden Allah'ın kaderine kaçıyorum."30 karşılığını verir: Görülüyor ki; Hz. Ömer'in kader anlayışı ile Ebu Ubeyde'nin kader anlayışı çok farklıdır. Ebu Ubeyde'ye göre, her şey Allah tarafından ezelde tespit edilip, programlandığı için kaderden kaçmak mümkün değildir. Hz. Ömer'e göre ise, ezelde tespit edilenler imkânlar olduğu için veba hastalığı olan yere girenin, bu hastalığa yakalanması da Allah'ın kaderi, bu hastalığın olduğu yere girmeyerek ondan kaçanın kurtulması da Allah'ın kaderidir.
    Nitekim, Ebu Ubeyde ve Yezid b. Ebi Süfyan gibi, birçok ileri gelen sahabe veba hastalığından öldü32. Vebadan kaçan Hz. Ömer ise yaşamını sürdürdü. Müslümanlardan bir grup tarafından muhasara edilen Halife Osman, hilafetten ayrılmasını isteyenlere karşı, kaderi gerekçe göstererek, isteklerini reddetmişti.
    Ancak, ayni gerekçe ile isyancıların halifeyi taşa tutmalarından sonra, Hz. Osman'ın, onların kaderi gerekçe göstermelerini kabul etmediğini görmekteyiz.
    Hz. Ali'nin kader konusundaki düşüncesi daha açıktır. O, Allah'ın emir ve nehiylerinin konusu olan fiillerde, Allah tarafından önceden belirlenmiş bir hususun olamayacağını, aksi halde, Allah'ın kitap göndermesinin, peygamber göndermesinin, emretmesinin, nehyetmesinin bir anlamı kalmayacağını bildirmiştir. Ayrıca, kaderin ancak insanın sorumlu olmadığı konularda olacağını açıklayarak, kader kavramı ile insan sorumluluğu arasındaki ilişkiye de dikkat çekmiştir35. İnsanın sorumlu olduğu hususlarda ise "kader, iyi işi yapmak, kotu işi yapmamakta insanı serbest bırakmaktır."36 Yani, kader insanın neticesinden lehte ve aleyhte sorumlu olduğu fiillerinde hür olması ve istediğini yapabilmesidir. Hz. Hasan da irade hürriyeti ile sevap ve günah arasında bağı kurmuş ve insan fiillerinde önceden tespite karşı çıkmıştır.37 Ona göre, ön tespit irade hürriyetini ve dolayısıyla insan sorumluluğunu ortadan kaldırmaktadır.
    Halife Ali'ye karşı, kendine has metotlarla; yürüttüğü mücadeleyi kazanan Muaviye, Hicretin 41. yılında Emevi Devleti'ni kurdu38. Emevi yönetimi, kuruluşundaki gayri meşruluğun sıkıntısını, kader kavramının arkasına sığınarak gidermeğe çalışmış ve kaderci düşüncenin gelişmesi için elinden geleni yapmıştır. Çünkü onlar, kaderciliği siyasi geleceklerinin garantisi olarak görüyorlardı. Kaderci düşüncenin gelişip yayılması için ilk adımlar, bizzat devletin kurucusu Muaviye tarafından atılmıştı39 Muaviye'nin, Halife Ali'ye karşı isyanının, savaşının tutarlı dini ve siyasi gerekçesi yoktu. Onun tek sığınağı kader kavramı kalmıştı. Bu kavram öyle bir sığınaktır ki, ona hem zalim, hem de mazlum beraber sığınabilirler. Bir yandan zalimin zulmünün sebebi, diğer yandan mazlumun acizliğinin gerekçesi olabilmektedir.
    Emevi Devleti'nin yöneticilerine karşı gelmek, kadere dolayısıyla Allah'a karşı gelmek olduğundan, karsı gelenin öldürülmesi helal olmaktadır.40 Muaviye'nin oğlu Yezid halka şöyle seslenmişti: "Ey insanlar, sizin uğraşmanıza gerek yoktur. "Allah bir isi beğenmediği zaman onu değiştirir..."41 Allah bizi değiştirmediğine göre, Allah'ın istediğine karşı çıkmaya sizin hakkınız olamaz. Size düşen itaat etmek, Allah'ın iradesine rıza göstermektir.42 Emevi halifeleri, sadece Allah'ın ezelde yazdığı yazıyı, yani, "Allah'ın kaderini infaz" ettiklerini belirtiyorlardı.43

    Emevi yöneticilerinin kader kavramına sığınma taktikleri, Müslümanlar arasında değişik tepkilerin doğmasına sebep oldu. Ma'bed b. Halid el-Cühem, Gaylan ed-Dimeşki ve Yunus el-Esvari gibi düşünen alimler, yönetimin desteklediği düşünceyi yüksek sesle eleştirerek; Emevilerin tanımladığı kaderin olmadığını, yapılan zulmün Allah'tan değil, idarecilerden kaynaklandığını ve halkın bu zulmü ortadan kaldırabileceğini, belirttiler44. Nitekim bu düşünce halk arasında yayıldı. Emevi yöneticileri; başta yukarıda zikredilen alimler olmak üzere, kendileri gibi kaderi anlamayanların ileri gelenlerini katlettiler.45 Kaderci düşünceyi kabul etmeyenler, olaylarda insan sorumluluğunu benimsediklerinden, siyasi idare için tehlike teşkil ediyorlardı. Çünkü "Kader Doktrini" politikayla yakından ilgiliydi.46
    Hasan el-Basri de kader konusunda Emevilerin destekledikleri düşünceye karşı çıkmıştı. Fakat kendi düşüncesini açıkça ortaya koymamıştı.47 Şehristani, Hasan Basri'nin kader hususundaki görüşlerinin, kaderi kabul etmeyenlere benzediğini, bildirmektedir48.
    Emevi halifelerinin istediği şekilde kader kavramını yorumlayan Ca'd b. Dirhem, Cehm b. Safvan gibi yazarlar da vardı. Bunlara göre, "bütün fiillerde cebir olduğu gibi mükâfat ve ceza da cebirdir."49 Bu düşünceyi savunan ekole Cebriye Mezhebi, denmektedir. Bu mezhebe göre, hiçbir şeyden kaçınma imkânı yoktur. "Ne kadar çalışılırsa çalışılsın meydana gelecek bir şey önlenemeyeceği gibi, meydana gelmeyecek olan bir şey de meydana getirilemez."50 Cebriye'den Hüseyin b. Muhammed en-Neccar: "Allah; kulun hayır, şer, güzel ve çirkin amellerini yaratandır. Kul da o amelleri kesbeder",51 fikrini ileri sürerek; mezhebinin görüşlerini biraz yumuşatmıştır. Cebri düşüncenin, zamanla diğer mezheplere de sirayet ettiği görülmüştür. Bu düşünce şekline göre, olayları izah etmek çok kolaydır. Sahabe arasında siyasi çıkar çekişmelerinden doğan tatsız olaylar dahi, Allah'ın ezeldeki yazgısının yerine gelmesi olarak açıklanmıştır.52 Bundan dolayı da onların hatalarının araştırılmaması istenmektedir.53 Çünkü, onların bir kusuru yoktur. Allah'ın, ezelde takdir ettiği kaderi yerine getirmişlerdir.
    İslam ümmetinin en büyük şanssızlığı, hadislerin toplanarak kayda geçirilmediği bir dönemde, meşru yönetimi isyan sonucu devirerek kurulmuş bir yönetimin, kaderci düşünceyi desteklemesi olsa gerektir. Hadis külliyatının kaderci karaktere bürünmesinin arkasında bu olgu yatmaktadır. Düşünen Müslüman, Peygamberi ile karşı karşıya getirilmiştir. Hadisçilerimiz ise nakledilenleri değil, nakledenleri araştırmakla meşgul olmuşlardır: islam kültürünün teşekkül devrinde meşruluk sıkıntısı çeken siyasi yapının, islam ümmetinin geleceğini de ipotek altına alması bu hadisçilerin sayesinde gerçekleşmiştir. Bugün Müslümanlar hadis problemi ile de karşı karşıyadırlar. Müslüman'ın dünya görüşünün ortaya konması için tek olgu olması gereken Kuran-ı Kerim'in karşısına, hadis yedek bir olgu olarak çıkarılmış, hatta onun gibi bir olgu olduğu dahi ileri sürülebilmiştir54. Böylece, Kuran olgulardan biri durumuna düşürülmüştür. Olgular çoğalınca da İslam’ın hayata intibak esnekliği kaybolmuş ve hayata alternatif bir dünya görüşü halini almıştır.

    Kur'an'ın muhatabı insan aklıdır. Bundan dolayı insandan düşünmesini istemektedir.55 Kur'an'ın anlaşılmasında kültür seviyesi de önemlidir. Herkes kültürü nispetinde ondan istifade edebilir. Onu şartsız okumak, yararlanma imkanını artırmaktadır. Ancak, genelde Müslümanlar, Kur'an'ın ne dediğinden ziyade, kendi düşüncelerini doğrulamak için Kur'an'dan deliller aramışlar, neticede her birinin dayanağı Kur'an olduğu iddia edilen birbirine zıt görüşler ortaya çıkmıştır. Mesela, kaderciliği savunanlar da, insanın sorumlu olduğu fiillerinde ezeli tespitin olmadığını belirtenler de, bunların arasında uzlaşmacı bir tavır takınanlar da görüşlerinin doğruluğunu ortaya koymak için, Kur'an'ın ayetlerini delil getirmişlerdir. Kur'an'ı bir bütün olarak ele almayı düşünmemişlerdir. Hatta, bir konuda ayetlerin azlığına ve çokluğuna göre; çoğunluğun telkin ettiğini sandığı anlamdan yana tavır aldıklarını ileri sürenler dahi vardır56.
    Kur'an'ın ayetlerini, hiçbir insanın kendi arzusuna göre anlamaya hakkı ve yetkisi yoktur. Her insanın, Kur'an'ın muhatabı olması keyfiyeti, insana onun ayetlerini istediği doğrultuda yorumlama yetkisi vermemektedir. O halde, insan Kur'an ayetlerini nasıl anlayacaktır? Bu konuda ölçüleri neler olmalıdır? Kur'an'ın bir ayetini anlamak için; A-Ayet çerçevesini, B-Siyak-Sibak çerçevesini, C-Kur'an'ın Bütünlüğü çerçevesini,57 D-Kainattaki Fiziki ve Sosyal Kanunlar çerçevesini,58 E-Akli Selim çerçevesini59 göz önünde bulundurmamız gerekmektedir. Yani, bir ayeti anlamak için bu beş esasa dikkat edilmelidir. Anladığımız mananın, bunlardan hiçbirine aykırı olamayacağını bilmemiz lazımdır. Burada bir noktaya da işaret etmek gerekmektedir. Kur'an ayetlerini, yukarıda belirttiğimiz beş ilkeye dikkat ederek kavramaya çalışırsak; "herkese göre Kur'ani doğrular yerine, Kur'an'ın kendi doğrularını"60 ortaya koyma imkânını elde edebiliriz. Bu düşünce doğrultusunda kader problemine Kur'an'ın yaklaşım tarzını tetkik etmeye çalışacağız.
    Kader kelimesi, Kur'an'da; ölçme, güç yetirme, kudret, ölçerek takdir ederek tayin, rızkı daraltma, Allah'ın irade ettiği külli hüküm ve önceden ölçüp-biçip hüküm verme manalarında kullanılmıştır.61 Bu kelimeye bu anlamların dışında; her şeyin olduğu gibi kılınması, kaza ve hüküm manaları yüklenmiştir62. Son iki anlamın Kur'an'da kullanılmamış olması, kelimenin bu iki anlamı sonradan kazanmış olabileceğini düşündürmektedir.63 Kader kelimesinin yerine kaza kelimesi de kullanılmaktadır. Kaza kelimesi Kur'an'da on anlamda kullanılmıştır64; Istılahda; "Kaza; Allah'ım ezelde bütün eşyanın gelecekte ne şekilde olacağını bilmesi, kader ise, bu eşyanın Allah'ın ezeldeki eşya ile ilgili ilmine uygun olarak icat edilmesidir."65
    Kur'an'ın birçok ayetinde geçen kader kelimesi ve bu kelimenin müştaklarının mihverini, "bir olgu dahilinde tayin etmek, her şeyi bir olgu ve nizama göre tanzim"66 etmek teşkil etmektedir. Kader kelimesinin geçtiği ayetlerden hiçbiri, insanın sorumlu olduğu fiillerinin, alın yazısı manasında, ortaya çıkmasından önce takdir edildiği anlamını taşımamaktadır. Kader konusunda yapılan tartışma, Allah'ın kainati belli bir düzen dahilinde yaratmasında değil, işlediği fiillerinden lehte veya aleyhte sorumlu olan insanın, bu yaptıklarının Allah tarafından ezelde tayin ve tespit edilip-edilmediğinde yoğunlaşmaktadır. Eğer kader, "Bu kâinattaki ilahi kanunlardır."67 şeklinde anlaşılsaydı, bu hususta hiçbir tartışma olmayabilirdi. Kâinattaki düzenlemeyi insan fiillerine de teşmil edince, insan hürriyetinin anlamı kalmamaktadır. Hâlbuki insani hür bir varlık olarak yaratan Allah'tır.
    Hürriyet, hem iyiliğin hem de kötülüğün kaynağıdır. Kötülük yapma imkânı olmayanın iyilik yapmasından bahsetmek abes olur. Çünkü; bu durumda iyilik mecburi istikamettir. Seçeneği yoktur, Kader problemine çözüm bulmak için, Allah’ın ilminden değil, insan sorumluluğundan ve dolayısıyla insan hürriyetinden hareket etmek zorundayız.
    Bu konuda hareket noktamız sorunun çözümünde bize yardımcı olacaktır. Önceden tespit, irade konusu olmayan ve insanın sorumlu olmadığı alanlarda olabilir. İnsana bırakılan alanlarda ise kaderi, insanın davranışları belirlemektedir. Yani, insanın sorumlu olduğu hususlarda kaderi insan çizmektedir. Kur'an bu duruma işaretle, "...Bir millet kendini bozmadıkça Allah onların durumunu değiştirmez..."68 "insan ancak çalıştığına erişir"69 buyrulmaktadır.
    Kader konusunda, insanın iradesini ilgilendiren nokta ile tabii ve kevni hadiseleri ilgilendiren ciheti birbirinden ayırmak lazımdır.70 İnsanın dışındaki varlıkların mukadderatlarının tayin ve tespitinde, sorumlulukları olmadıklarından dolayı, bir sakınca yoktur. Ancak, insan sorumlu bir varlıktır. Kur'an bunu şöyle açıklamaktadır: "Doğrusu biz, sorumluluğu göklere, yere, dağlara sunmuşuzdur da onlar bunu yüklenmekten çekinmişler ve ondan korkup titremişlerdir. Pek zalim ve çok cahil olan insan ise onu yüklenmiştir."71 O halde, sorumlu olması cihetiyle diğer varlıklardan ayrılan insanın, sorumluluğu oranında hürriyetinin olması, sınırları Allah tarafından çizilmiş sahada insanın kendi kaderini kendinin belirlediği ortaya çıkmaktadır. İnsan kendi kaderini belirlerken Allah, ona yol göstererek yardımcı olmak için, peygamber ve kitap göndermektedir. Yani; insanın özgür iradesi olduğu için, Allah kuluna teklifte bulunmaktadır. İradenin mecburiyeti demek, irade yoktur demektir. Çünkü mecburiyetin olduğu yerde iradeden söz edilemez. Buna göre, insanın kaderi, iyiliği veya kötülüğü yapacak şekilde yaratılmış olmasıdır.
    Zemahşeri, Furkan suresinin ikinci ayetinin yorumunda Allah'ın takdiri konusunda,"... gördüğün gibi, Allah insanı takdir ettiği bu düzgün şekilde yarattı. Yaratılmasını takdir edip de yarattığı her şeyi farklı olarak yaratmadı."74
    Bu görüşe göre, takdir insanın sorumlu olmadığı alanları kapsamaktadır. İnsanın sorumlu olduğu fiillerinde ise birey, en az iki seçenekten birini tercih edebilecek şekilde hür bırakılmıştır75.
    Kader kelimesi ve müştakları geçmediği halde, kaderci görüşü benimseyenlerin insanın irade hürriyetini kaldırdığını anladıkları ayetler de bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi; "Âlemlerin Rabbi Allah dilemedikçe sizler bir şey dileyemezsiniz,"76 Bu ayet, Onlara göre, insan iradesinde cebrin olduğunu ortaya koymaktadır77. İradedeki cebir ile fiildeki cebir arasında pek fark olmadığından, iradede cebrin olduğunu ileri sürenlere de "Cebriyeci" demekte bir sakınca olmasa gerektir. Eş'ari: "Kullar fiillerinde, hür, ihtiyarlarında (seçimlerinde) mecburdurlar."78 görüşündedir. Bazı yazarlara göre, "irade ve seçimdeki mecburiyet, fiillerde de mecburiyeti gerektirir."79
    Bundan dolayi Eş'ari'nin, "katıksız cebri" olduğu belirtilmiştir80. Gerçekten, söz konusu ayetten insan iradesini selbeden, yani, ortadan kaldıran bir anlam çıkarılabilir mi? Meşiet ile irade aynı manaları taşıyan iki kelimedirler81.
    Bu ayeti, Allah'ın "Sizin dilemenizi dilemesi, iradenizi irade etmesi ile diliyorsunuz."82 şeklinde anlamak lazımdır. Eğer; Allah insana dileme imkânını vermeseydi, insanın dileme hürriyeti olmazdı.
    Size verilen bu irade, Allah'ın size verdiği bir lütfudur. Aksi halde, bir irade hürriyetinden söz edilemezdi.83 Ayetin sibakını da dikkate alırsak, bu anlamın doğruluğu ortaya çıkmaktadır; "Ey insanlar nereye gidiyorsunuz? Kur'an, ancak aranızdan doğru yola girmeyi dileyene ve âlemlere bir öğüttür. "Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe, sizler bir şey dileyemezsiniz."84 Yukarıda da belirttiğimiz gibi, burada ifade edilen husus, insana dileme hürriyetinin Allah tarafından verilmiş olmasıdır.
    Kur'an'ın bir konudaki görüşünü ortaya koymak için, o konu ile ilgili tüm ayetleri dikkate almak lazımdır. Kur'an'da "şae" ve müştaklarının geçtiği birçok ayet bulunmaktadır. Allah'ın dilemesine, cebrî anlam yükleyen müşriklerin gerekçelerini Allah kabul etmemiştir. Onların kabul edilmeyen gerekçelerinin, bazı Müslüman yazarlarca benimsenmesi, din açısından hayret uyandıracak bir tavır olsa gerektir. Allah, puta tapanların, "Allah dileseydi babalarımız ve biz puta tapmaz ve hiçbir şeyi haram kılmazdık." demelerini; "...siz ancak zanna uyuyorsunuz ve sadece tahminde bulunuyorsunuz..."85 buyurarak reddetmiştir. Bir sonraki ayette de; "...0 dileseydi, hepinizi doğru yola eriştirirdi."86 buyurmaktadır. Yunus suresindeki bir ayette, Allah'ın dilemesinin hangi anlama geldiği açıkça ifade edilmektedir. "Ey Muhammed, Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi inanırdı, öyle iken insanları inanmaya sen mi zorlayacaksın?"87 Allah, insanları zorlamadığına göre, yani, onlara hürriyet verdiğine göre, insanları zorlamaya hakkın yoktur. ".. Dileyen inansın, dileyen inkâr etsin."88 Görülüyor ki, bu ayetler insana dileme hürriyetinin verildiğini ortaya koymaktadır
    İnsan yaratılmadan önce, insan fiillerinin takdir edildiğine delil olarak gösterilen diğer bir ayet de [Hadid,22] ayetidir. Bu ayette şöyle buyrulmaktadır; "Yeryüzüne ve sizin başınıza gelen bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce o, kitapta bulunmasın. Doğrusu bu Allah'a kolaydır." Burada "kitap"tan anlaşılması gereken mana nedir? Bir başka ayette "...Yerin karanlıkları içindeki tek bir tane, yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır."89 Yaş ve kuru her şeyin bir kitapta olması, onların varlıkları değil, varlık alanında tabi olacakları kanunlar, kurallar olsa gerektir. Kitap kelimesi bu anlamda başka ayetlerde de kullanılmıştır.90 [Hadid, 22] deki ayeti Zemahşeri, musibetleri yaratmadan önce, hangi durumlarda insanların başına musibet geleceğini tespit etmişizdir, anlamında olduğunu belirtmiştir91 Diğer bir ayette: "Başınıza gelen herhangi bir musibet ellerinizle, işlediklerinizden ötürüdür.." Bu ayete göre, insanın başına gelen musibetten, insanın sorumlu olduğu ortaya çıkmaktadır. Eğer, insanın başına gelen musibet önceden takdir edildiyse, bunda insanın sorumlu olmasını bir manası olamaz. Ya da cebri görüşü benimseyen bir kimsenin ileri sürdüğü gibi, "Bunu böyle Allah yapıyor, fakat bir şey diyemiyoruz."93 şeklinde düşünmemiz gerekir ki; bu da insanın robot olduğunu kabul etmek demektir.
    İnsanın başına iyi veya kötü bir şeyin gelebilmesi, önceden tespit edilen kurallara göredir. Yani; Allah musibetleri yaratmadan, bunları insanlara verirken, hangi esaslara göre vereceğini belirlemiştir. İnsanın başına kendi fiili neticesi felaket gelebildiği gibi, kendi kusuru olmadığı halde de musibet gelebilir. Hatta, Kur'an, Allah'ın denemek için dahi çeşitli musibetler verdiğini bildirmektedir.94 Buraya kadar yaptığımız açıklamalardan; her şeyin ölçüsünün, kanununun ve nizamının Allah tarafından konulduğunu, bu kuralların bir kısmının insan tarafından da bilinebileceğini, bundan dolayı hür iradeli faillerin bu kurallar çerçevesinde hareket etmeleri istenmektedir. Netice olarak, insanlar tarafından bilinebilecek hususların Allah tarafından belirlendiğini ve kanunlarının tespit edildiğini, insanlarca bilinemeyeceklerin ise insan faaliyetleri neticesine göre kaderlerinin insan tarafından çizildiğini ifade etmek mümkündür.

    Kader konusunda karşımıza çıkan önemli husus, Allah'ın ilmi meselesidir. Kainatın nizamını ve ondaki kanunları, Allah'ın, önceden tespit ettiğini ve bunlarda bir değişiklik olmadığını ve olamayacağını Kur'an bildirmektedir. "...bütün tabiat, Allah'a "otomatik bir irade" ile itaat eder."96 Acaba insan da buna dâhil midir? İrade verilerek diğer varlıklardan ayrılan insanın, sorumlu olması hasebiyle de başka varlıklardan ayrıldığı bilinmektedir. Tartışma, önceden tespit edilenlerin içine, iradeli ve sorumlu varlık olan insanın fillerinin girip-girmeyeceği meselesidir. Başka bir ifade ile kâinattaki nizamın, insanın iradesine ve fiillerine teşmil edilip edilemeyeceğidir. İnsanın sorumlu bir varlık olduğu inkâr edilmeden, bu düzenlemenin insan fiillerine teşmil edilmesi mümkün değildir. İnsanın sorumlu bir varlık olduğu veri olduğuna göre Allah'ın yasası, insan cinsi için ezelde çizdiği sınırlar içinde ferdin hür olmasıdır. Bu anlamda, insan için yalnız Allah'ın çizdiği kaderden değil, kendisinin, ailesinin milletinin ve diğer milletlerin çizdiği kaderlerden de bahsetmek mümkündür. Ancak, insanlar tarafından çizilen kaderleri, insanın aklını kullanarak değiştirmesi de söz konusudur. İnsanlar tarafından çizilen kaderlerin, çeşitli sebeplerden dolayı, Allah'a yüklenmesi, kader kavramının keyfi olarak kullanıldığını ortaya koymaktadır.
    İnsana irade veren ve onu hür kılan Allah'tır.97 Allah, hür iradeli insanı yaratmakla; kendi iradesini, insan davranışları konusunda kısıtlamıştır. Eğer Allah, insanı özgür kılmak için, insan davranışları hususunda, iradesini sınırlandırıyorsa; ona kendi "plan ve projelerini hazırlama imkanı vermek için bilgisini de sınırlıyor demektir."98 Kaldı ki Descartes (Dekart) da Allah'ın bilmesini ve irade etmesini bir ve aynı şey saymaktadır.99 İnsan için sorumluluk esas ise hürriyet de esastır. İnsan hürriyetini korumak, en azından Allah'ın ilmine zarar gelmesin endişesi kadar önem arz etmektedir. "İnsan hem mecbur hem de mesuldür. Bu iki durum arasında görülen çelişki kaderin sırrı olarak kalacaktır."100 tarzındaki bir düşünceyi, Kur'ani esaslarla uzlaştırmak mümkün değildir.101 Allah'ın, hem insanların düşünmelerini hem de aklını devre dışı kalmasını istemesini izah etmek mümkün olmasa gerekir.
    Allah'ın, insanın neticesinden sorumlu olduğu davranışlarını önceden bilmesi, insanın hürriyetine, bilmemesi ise Allah'ın ilmine zarar vermektedir. Allah'ın ilminin cebri gerektirmediğini ileri sürmek, problemi çözmemektedir. Hatta bazı yazarlar, cebrin Allah'ın ezeli ilminden kaynaklandığını belirtmektedirler.103 Fikirlerimizi ortaya koyarken tutarlı olmak zorundayız. Aklın ilkelerine aykırı bir şeyin, Kur'an'a uygun bir görüş olacağını düşünemeyiz. "Söz gelişi, insanın fiilleri de dahil olmak üzere her şeyin önceden bilindiğini, kesin olarak tayin ve tespit edildiğini öne süren bir görüşle, insanda irade hürriyetinin varlığını öne süren görüşü bir ve aynı anda savunamayız. Ortada giderilmesi gereken bir tutarsızlık bulunmaktadır."104 Daha önce de belirttiğimiz gibi, Kur'an'ın ayetleri gibi akıl da Allah'ın ayetidir. Allah'ın ayetlerinin birbirini nakzetmesi düşünülemez. Nitekim Kur'an-ı kerim'de 275 yerde, "düşünmüyor musunuz? Akıl erdiremiyor musunuz?" diye sorulmakta; 200 yerde de bizzat "düşünme ve tefekkür" emredilmekte 12 yerde "dolaşarak, araştırıp ibret alma" önerilmekte ve 670 yerde de ilme teşvik yapılmaktadır.105
    Bilmenin olabilmesi için fiili bir durumun olması lazımdır. Ortada fiili ve gerçek bir durum olmadığı zaman bilmenin olmaması Allah için bir eksiklik olur mu? İnsanın iyilik veya kötülük işleyecek tarzda yaratılmış olması, insan fiillerinin planlanamayacağının kanıtı olamaz mı? Hürriyet verilerek diğer varlıklardan ayrılan insanın, neticesinden sorumlu olduğu davranışlarında da Allah'ın ilminde istisna olması düşünülemez mi? İnsan davranışları ile Allah'ın ilmi arasında ilişki kuran Mutezile'den Muhammed b. Numan: "Allah, ancak takdir ve irade ettiği şeyi bilir. Takdirden önce bir şeyi bilmesi imkânsızdır. Eğer kulların fiillerini bilmiş olsaydı, onları imtihan etmesi ve denemesi imkânsız olurdu."106 görüşünü ileri sürmüştür.
    Yine Mutezile'den Hişam b. Hakem Bakara-143. Al-i imran-140,142. ve 167. Tevbe-16. Hadid-25. Ankebut-3 ve 11. Muhammed-31. Cin-28. ayetlerini delil getirerek, "Allah Teâlâ hadisatın hudusunu ancak vukuu anında bilir, Çünkü bu ayetler Allah’ın bu şeyleri ancak hudusu sırasında bildiğini ifade ediyor."107 demiştir. Farabi ve İbni Sina gibi Müslüman filozoflara göre, Allah'ın ilmi, objesini var kılan bir bilgidir. Yani, "Allah'ın bilmesi yaratması demektir"108
    Bu konuda Muhammed ikbal de; ilahi bilgide suje-obje ilişkisi yoktur. Allah'ın bildiği şey olur. Allah'ın bilgisinin, "kendi objesini yaratan bilgi" olduğunu söylemektedir.109 Görüldüğü gibi, beşeri bilgi ile ilahi bilgi mahiyet itibariyle de farklıdır. "İlim, ma'luma tabidir"110 görüşü insan bilgisi için söz konusu iken, ilahi bilgi için geçersizdir.
    Kader meselesine Allah'ın ilmi açısından değil, insanın sorumluluğu cihetinden bakmalıyız. Allah yüce bir değerdir. Fakat insanın bizzat kendisi de bir değerdir. Allah'ın çizdiği sınırlar dahilinde insan serbestçe hareket etmektedir.111 Bu açıdan baktığımızda "kader, bir şeyin kendi içinde var olan güç, onun yaratılışının derinliklerinde saklı bulunan ve gerçekleştirilebilecek olan imkanlardır."112 Ezeldeki tayin ve tespitin değil insanın hürriyetini, ilahi faaliyet imkanını da ortadan kaldığını ileri süren İkbal, Rahman suresinin 29. ayetini delil getirerek, Allah' her an bir işin meşgul ettiğini, bildirmektedir.113 İlahi hayatta "yeniliğin" söz konusu olduğunu belirten İkbal, "her yaratma fiilini, önceden tespit ve tayin edilmiş bir fiil olarak değil, yeni bir hadise olarak görür."
    Kader problemi ile yakından ilgili olan bir diğer konu da kulun fiilinin yaratıcısı olup-olmaması meselesidir. Bu tartışmanın temelinde "yaratma" kelimesine yüklenen değişik anlamlar yatmaktadır. İnsanın yaptıklarından sorumlu olduğu gerçeğinden hareketle Mu'tezile; "kul fiilinin yaratıcısıdır." Görüşünü benimsemişti. Maveraünnehir alimleri, bu görüşünden dolayı Mu'tezile mensuplarının, Mecusilerden daha şiddetli kafir olduklarını iddia etmişlerdi.115 Kendileri ise kulun fiilini, kulun Allah ile birlikte yaptığını söylüyorlardı116. Maturidi'ye göre de kula, fiilinin yaratıcısı denemez117. Maturidi Mezhebini benimseyenlerin, fiilde kulun sorumluluğunu ortaya koymak için, irade-i cüz'iyyeye ağırlık verdiklerini ve cüz'i iradenin mahluk olmadığını ileri sürdüklerini görüyoruz. Cüz'i iradenin mahluk olmadığından neyi kastettiklerini anlamak mümkün değildir. Acaba cüz'i iradenin olmadığını mı ifade etmek istemişlerdir?
    Eğer böyle bir irade varsa, bunun Allah tarafından yaratılmış olması gerekmektedir. Eger cüz'i irade yoksa, Maturidiler insan sorumluluğunu nasıl izah edeceklerdir? Bu, izaha muhtaç bir mesele olarak durmaktadır.
    Es'arilerin durumu daha açıktır. Kullar iradelerinde mecburdurlar.119 Bu düşünceye göre insan sorumluluğunu ispatlamak da mümkün olamamaktadır.
    Kur'an'a göre, "yaratma" kelimesini insan için kullanmak mümkün mü? Bu kelimeyi Kur'an'ın, Allah'tan başka varlıklar için kullandığını görüyoruz. [Maide/110] de; Hz. İsa'ya hitaben, "...sen iznimle, çamurdan kuş gibi bir şey yaratmış, ona üflemiştin de iznimle kuş olmuştu..." buyrulmaktadır. [Ankebut/17]de, "...aslı olmayan sözler yaratıyorsunuz..." [Mü'minun/14] de; "yaratanların en güzeli olan Allah ne uludur." [Saffat /125] de ise, "Yaratanların en güzeli olan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı tapıyorsunuz." buyrulmuştur. Kula yaratmanın verilemeyeceğini ileri sürenler de [Zümer/62]de: "Allah her şeyin yaratanıdır"120 [Saffat/ 96] da "Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır"; [A'raf /54], “..bilin ki, yaratma da emir de Allah'ın hakkıdır." buyrulmasını delil getirmektedirler. Hiçbir Müslüman'ın, Kur'an'ın bir ayetini, diğer bir ayetine karşı olacak şekilde anlamaya ve yorumlamaya hakkı yoktur.
    Bunu bizzat Kur'an'ın ayeti yasaklamaktadır. Böyle bir anlayış, Kur'an'ın Kur'anlığını tartışma konusu yapmak demektir. [Nisa /82] de: "Kur'an'ı durup düşünmüyorlar mı? Eğer O Allah'tan başkasından gelseydi, Onda çok aykırılıklar bulurlardı." buyrulmaktadır. "Kur'an'da ihtilaf olmadığı için, bizim Kur'an'ın ayetlerini birbirine aykırı olacak şekilde anlamaya yetkimiz olmasa gerektir.
    Yaratma (Halaka) kelimesini, yukarıda zikredilen her iki grup ayetlerin anlamlarını kapsayacak şekilde yorumlamak mümkündür. Kelimenin sözlük manası bize bu imkanı veriyor. Yaratma kelimesi; yoktan var etme ve vardan var etme anlamlarına gelmektedir.121 Ham maddesi, malzemesi bulunmayan şeyi var kılmak olan "yoktan var etme" gücü yalnız Allah'a aittir.122 "Vardan var etme"nin ise yapma ile karşılanabileceğinden, bunun yoktan var edilmiş şeyler üzerinde bir tasarruf, bir şekil değiştirme olduğunu, insanın yaratmasından bunun anlaşılacağını, dolayısıyla insanın gücü içerisinde olduğunu123 kabul etmek mümkündür. Daha önce de belirttiğimiz gibi, Kur'an'ın ayetlerini bir bütün olarak ele almadığımız zaman; yanlış neticelere varmaktayız. Görülüyor ki, Kur'an Allah'ın dışında yaratmayı kabul etmektedir. Bu durumda, kul fiilinin yaratıcısıdır, demekte bir sakınca olmasa gerektir.
    Allah ile kulun ortaklasa kulun fiilini gerçekleştirdiğini benimsemekten, insanın, fiilinin yaratıcısı olduğunu kabul etmek daha tutarlıdır. Kulun kendisinin yaratılması başka şey, fiilinin yaratılması başka şeydir: Davranışlarında hür bir varlık yaratmak; davranışları da programlı robot bir varlık yaratmaktan daha zor olsa gerektir. Bundan dolayı, kendi fiilini yaratacak kulu yaratmak, ilahi kudretin şanına daha çok layıktır. İslam'ın teklifleri irade hürriyetine ve imkana dayanır. Allah insana bir güç vermiştir. Bu gücün iyiliğe veya kötülüğe kullanılması insanın elindedir, iyiliğin veya kötülüğün yapılabilmesi imkanı kaderdir. Hürriyetin olabilmesi için çeşitli imkânlar olmalıdır. "Hürriyet, insana Allah tarafında verilmiş bir haldir. Neden Allah yaratıklar arasında insana hürriyet tanımıştır? sorusu Mutlak Varlığın fiiliyle ilgili olduğu için, insan tarafından cevaplandırılamaz."124 Ancak, "insan hem mecburdur hem de mesuldür. Bu iki durum arasında görülen çelişki kaderin sırrı olarak kalacaktır."125 tarzındaki yorumlara katılmamız söz konusu olamaz. Çünkü, İslam’da hiçbir konuda insan aklına aykırı izahların yapılmasına imkan yoktur. İnsanoğluna akıl denen nimeti veren de Allah, insandan düşünmesini, aklını kullanmasını isteyen de Allah'tır. "Gayba iman"ı aklın ilkelerine aykırı şeylere inanmak olarak anlayanlar da bulunmaktadır. Hâlbuki Kur'an gayba imanı isterken, insandan aklını kullanmasını da istemiştir.126 İnsanoğlu Allah'ın yarattığı bir varlık olup127 onun yanında bir değeri vardır. Dünyayı imar etmekle görevlendirilmiştir.128
    Kur'an'ın şartlı okunması birtakım yanlış değerlendirmelerin yapılmasına, yol açmaktadır. Mesela Gurabi; "Kur'an'da bazı ayetlerin cebre ve bazı ayetlerin de hürriyete delalet ettiğini "129 ileri sürmektedir. Hüseyin Atay da aynı görüşe katılarak; "insana tam sorumluluğu yükleyen ayetler olduğu gibi, her şeyi Allah'ın yaptığını bildiren ayetler de vardır."130 demektedir. Muhtemelen bu hatalı anlayışların sebebi, Kur'an'ın ayetlerinin, Kur'an'ın bütünlüğü içerisinde değerlendirilmesi esasından hareket edilmemesi olsa gerektir. Kur'an'ın bölünerek anlaşılmasına131, ayetlerinin birbirine zıt olacak şekilde yorumlanmasına132 bizzat Kur'an karşıdır. Kader konusunda da birbirlerine zıt ayetlerin olması düşünülemez. Allah'ın insana kitap ve peygamber göndermesi; emretmesi, nehyetmesi insanın hürriyetinin olduğunun en açık delilidir. "İnsan iradesini inkâr ederek, Kur'an'ın mutlak insan davranışının cebrini savunduğunu ileri sürmek, yalnız Kur'an'ın tümünü reddetmek değil, aynı zamanda, bizzat temelini de yok etmek demektir."133
    Takdir ile yakından ilgili bir diğer husus da "kötülük meselesi" olsa gerektir. Bu problemin de ortaya çıkış sebebi, insan sorumluluğu esas alınmayıp, Allah'ın "kudretinden hareket edilerek, bunun da yanlış değerlendirilmesi olarak görülmektedir. Allah'ın, insanı iyilik ya da kötülük yapacak şekilde yaratması; Allah'ın iyiliği veya kötülüğü yaratması olarak değerlendirilmiştir. Hâlbuki Allah, iyiliğin de kötülüğün de kanunlarını koymuş, iyiliğe gidecek yolu insanlara tavsiye etmiştir. Kâinat nötrdür. İyi veya kötü, dış âlemde var olan şeyler değil, insan davranışlarının ölçüleridir. İslam'ın dualizmi, insanın kendi içindedir.134
    Kainatta tek bir esas, Allah'ın kanunları caridir. Maturidi; "Şerrin takdiri şer değildir" görüşünü ileri sürerek, bu noktaya işaret etmek istemiştir. Bu durum, Kur'an'da açıka belirtilmektedir. Nisa suresini 78. ve 79. ayetlerinde: "...Onlara bir iyilik gelirse: "Bu Allah'tandır." derler, bir kötülüğe uğrarlarsa "Bu, senin tarafındandır" derler. Ey Muhammed de ki: "Hepsi Allah'tandır." Bunlara ne oluyor ki, hiçbir sözü anlamaya yanaşmıyorlar? Sana ne iyilik gelirse Allah'tandır, sana ne kötülük gelirse kendindendir..." buyrulmaktadır, İyinin Allah'tan kötünün ise nefisten olması esası; iyiliği Allah'ın, kötülüğü ise nefsin telkin ettiğini ortaya koymaktadır. Hepsinin Allah'tan olmasına gelince, iyiliğin ve kötülüğün reel varlıklarının değil, kanunlarının Allah tarafından konulduğunu ifade etse gerektir. Kur'an'da bu tür ifadelere sık sık rastlamak mümkündür. Mesela: Rahman suresinin 21. ayetinde: "Denizde yürüyen dağlar gibi gemiler Allah'ındır." buyrulmaktadır. Gemilerin Allah'ın olması ne demektir? Bu soruya Lokman suresinin 31. ayetinde açıklık getirilmektedir. "Gemilerin denizde Allah'ın lütfuyla yürüdüğünü görmez misin?" Yani Allah'ın kanunları sayesinde o gemiler denizde yürümektedirler. Demek ki, gemiler Allah'ın koyduğu kanun sayesinde denizde yüzebiliyorlar. Zümer suresinin 7. Ayetinde Allah'ın, kullarının inkârından razı olmadığı bildirilmektedir. Allah'ın razı olmadığı fiilin, kullar tarafından yapılmasını nasıl izah edeceğiz? Razı olmadığı fiili Allah niçin önlememektedir? Hâlbuki insanlara iyiliği emretmelerini, kötülüğü nehyetmelerini bildirmiştir.136 Allah, kendi yapmadığı şeyi niçin bizden istemektedir? Yoksa, "kötülüğü önlemek istiyor da gücü mü yetmiyor?" "Gücü yetiyor da önlemek mi istemiyor?"137 diye düşünülebilir? Bu tür sorulara tutarlı cevap vermek için hareket noktamızı iyi tespit etmemiz lazımdır. Önce, iyilik ve kötülüğün ayrı ayrı yaratılması ile, iyiliği veya kötülüğü yapabilecek kabiliyette bir varlığın yaratılmasının; hangisinin daha büyük bir kudretin işi olabileceğine karar vermek gerekir. Şüphesiz, her ikisini de yapabilecek varlığı yaratmak, daha büyük bir kudretin işidir. O halde Allah insanı nötr olarak yaratmıştır.138 İyilik ve kötülük, insanın hür iradesi ile işlediği fiiller neticesinde ortaya çıkmaktadır. İmtihanın gereği de budur.139 İnsanın kaderi, onun bu kabiliyette yaratılmış olmasıdır.140
    Kader konusu içerisinde müzakere edilen bir diğer mesele de "ecel" olayıdır. Hiçbir insanın sonsuza değin yaşama imkanı yoktur.141 Her nefis ölümü tadacaktır.142 İnsan cinsi için dünya hayatı sürelidir. Bu süre ne kadardır? Bu sure nasıl sona ermektedir? Her insan için bu süre farklı mıdır? Maktul eceliyle mi, yoksa ecelini doldurmadan mı ölmüştür? Eceliyle öldüyse, katilin suçu nedir? gibi sorular insanları meşgul etmektedir. Bunlara da daha önce belirttiğimiz esaslar dâhilinde kısaca temas edeceğiz.
    Ecel kelimesi, lügatte müddet; süre gibi anlamlara gelmektedir.143 Ecel kelimesi ve müştakları birçok ayette geçmekte olup, bu kelimenin mihverini, sözlük manasına uygun olarak "süre, müddet" anlamları teşkil Bu ecel kavramı yalnız insanlar için değil, milletler için, Güneş ve Ay için, hatta, yer ile gök arasında bulunan her şeyin belli bir eceli olduğunu147, kısaca, her şeyin vakti ve suresinin belirlendiğini148 ifade etmek için kullanıldığı görülmektedir. Kelimenin bu kullanım alanları, insan ecelinden neyi anlamamız gerektiği konusunda bize ipuçları vermektedir. Tartışmanın özünü, Allah'ın, insan cinsi için bir ecel mi, yoksa her bir insan için ayrı ayrı eceller mi tayin ettiği sorusuna verilecek cevap oluşturmaktadır.
    Tespit edilen ecel, herhangi bir müdahale olmadığı zaman, insanın yaşayabileceği zaman dilimidir. Dünyaya gelen her insanın, yaşaması gereken sureye "ecel" yani, tabii ömür diyoruz. Bu, insan cinsi için takdir edilmiştir. Ragıp İsfehani; insanın ecelini, Allah'ın dünya hayatında hiçbir insanı, daha fazla bırakmadığı sınıra ulaşması olarak belirtmektedir. Ayrıca, kılıçla kesilme, boğulma ve yanma gibi illetlerle bu surenin kısaltıldığını ileri sürmektedir.149 Doğan her insanın, bu süreyi yaşama imkanı vardır. Çeşitli sebeplerden dolayı, bazı insanların ecelleri kısaltılmaktadır. Bunun kuralları da Allah tarafından konulmuştur: Fatır suresinin 11. ayetinde: "...Ömrü uzun olanın çok yaşaması ve ömürlerin azalması şüphesiz kitaptadır..." buyrulmaktadir150.
    İnsan ölümsüz olmadığına, yani, her insanın mutlaka öleceğine göre, bir insanı öldüren niçin bu fiilinden dolayı sorumludur? Zaten ölecek olan insanı öldürmek neden suç olsun?
    Kur'an'a göre, insan öldürmek büyük bir suçtur.151 Bu durumda, insan öldürmek fiilinin suç olması Kur'ani bir veridir. O halde, fiildeki insan sorumluluğunu nasıl izah edeceğiz? Burada Kur'an'da belirtilen ecel kavramından hareket ederek, meseleyi kısaca ortaya koymaya çalışalım: Acaba insan, Allah'ın insan cinsi için belirlediği sureyi kısaltabilir mi? insana bu imkân verilmiş midir? Birçok ayette; belli bir süreye kadar ertelemeden söz edilerek, bu surenin sonunda artık insana ilave bir sürenin (yaşama imkânının) verilmeyeceği buyrulmaktadır.152
    Kur'an'da: "Allah insanları haksızlıklarından ötürü yakalayacak olsaydı, yeryüzünde canlı bırakmazdı. Fakat onları belli bir sureye kadar erteler. Süreleri dolunca onu ne bir saat geciktirebilirler ne de öne alabilirler."153 buyrulmaktadır. Sürenin bitiminde uzatma yapılamayacağını anlıyoruz. Fakat ecelin öne alınmamasını nasıl anlayacağız? Demek ki, Allah insanın ecelini öne de almamaktadır. Bir kısım insanların doğal ömrünün tamamlanmasını engelleyen Allah değildir. Bundan dolayı, insanın ecelini tamamlaması için gerekli tedbirlerin alınması mümkün olmaktadır. Gelişmiş ülkelerde ortalama ömrün uzun, az gelişmiş ülkelerde kısa olması olgusu; bunu açıkça ortaya koymaktadır. İnsanın ecelini tamamlamasını engelleyen maniler keşfedildikçe ve gerekli önlemler alındıkça, Allah'ın insan cinsi için belirlediği sureye ferdin daha çok yaklaşması mümkün olacaktır. Görülüyor ki, maktul ecelini tamamlamamıştır. Öldürme fiili katile aittir. Bu fiile Allah'ın karışması söz konusu değildir. Kul, Allah'ın kendisine verdiği hürriyet sayesinde fiilini işleyebilmektedir. Ca'fer es-Sadik'ın; "Kulu yaptığından dolayı kınayabildiğin, kulun kendi fiilidir. Kınayamadığın ise Allah'ın fiilidir."154 dediği bildirilmiştir. Bu görüşün isabetli olduğu görülmektedir. Çünkü Allah'ın katıldığı fiilde, onun yarattığı kulu sorumlu tutmak tutarlı bir izah olmasa gerekir. Allah'ın takdir ettiği hususta kulun sorumlu olmasının bir anlamı olmadığı gibi, kulun tedbir almasına da imkan yoktur. Bu konuda Allah'ın kaderi, kulun fiillerinde hür olmasıdır. Aksi halde; insanda akil ve iradenin bulunmasının bir manası kalmayacaktır.)
    evet okudu allah bizlere ne mucizeler yaratıyor bu okudum yazı mucizesiydi hayat gercekten anlatılmıyor ama emin olun ki başbakanlığa gönderilen kargo 2 koli siyah poşet olan sayın cumhurbaşkanı recep tayyip erdoğan adına gönderilmiştir gercekten ben ne yazı yazardım arapca nede kitap okurdum allah kuranı kerim ayetinde böyle buyuruyor. sizlere böyle bi kitap yazıcamı aktarıcamı hiç sanımıyordum benim amacım sizlerden bi üçret almak diyil hakkı haykırmak onu cardığı yola davet etmek yol göstermek allah gösteriyorum benim bi mucizemde kolumda damarlarımda yazıyor zalim yazıyor kuranı kerimi cize biliyorum oda benim mucizem rabbimin verdi bi ilat latinceden cevrilmiş harfleri kelimeleri yazıları ilme aktarıyorum rabbimin izniyle ilim ve bilim üzerine çalışıyorum allahu teaLA cok iyi bi allah cok düşüncsel cok da yüce ve büyük sonsuzdur o yaaa bence zatınla bakiymiş zatını cok merek ediyorum kendini ders calışırken evimde kendini gördüm hata görmeden önce nete araştırma yapıyordum senin evine 2 kitap bide cd bıraktık diyordu evet cd buldum sanctum diye bi fillim esa-ala mağarası bunun projesini de sayın kırgın çiçekler deki dizi adı songül gercek adı gökçe akyıldız kardeşime yoladım allah onada bi hediye verdi insan beyyni ilim bilim ışığı allahın indirdi kırmızı bi kitabı o coğaltacak yani allah hepimizi kapsayan bi ilim ayırtmış yani kendine stok deriz ya hani oda bu ilmi kılavuz olarak kulanıyor. ben bu kitapları ve nete söylenen cd leri ne oldunu araştırken rabbimizi gördüm vallahi de billahi de allahımızı gördüm arada bi gözlerimi kaptıyorum o geliyo direk gözümün önüne 0.9.07.2013 salı akşam 9.30 sularından beri hep allahımızla konuşuyorum onla aramız cok iyi hep beni kendime darma dumandım önceden benimde herkez gibi yanışlarım oldu pişmanım evet cezamı cektim şimdi aslanlar gibi görevimin başındayım sizleri kurtarmam rabbime giden yolu göstermem boynumun borcu sizleri ilk böyle uyarmak istedim rabbim cok başka kitaplar indirdi ve bu kitapların içeriyi ilim ve bilim . . . .
    kuran da furkan süresine yorunlaştım ramazan ayında 2013 yılı 10.09.2013 bedir savaşından bi gün sonra vede size şöyle bi ayet söyliyim onunda diyor evet 10.09.2013 tarihinde çarşamba günü kadir gecesiydi ben bi yalan sayesinde buralara kadar geldim bu yaşanmış hikayenin devamı 2013 yılında başbakanlığa gönderilen üstünde allahu teala araştırmanızı istyor 2 4 kilo 2 siyah peşetteki usp flaş beleyin içinde yazılı bulucaksınız ben genede size burda içinizi kalbinizi yüreğenizi ferahlatmak istiyorum iylik hermzan gelir bulur senin yanına ne zaman ne yapsan hep cıkar karşınıza evet sizlere için varım ama unutmayın sizi benden önce rabbimiz hatırlamak vede kendini tanıtmak istedi gördünüz ya -allahı işte o böyle şefkatli böyle merhametli bir yaratan samet semih olan herşeye kadir olan yaratıcı eşi benzeri yok o sonsuz ama artık bişeylerin akla çarpması gerekti oda gizli bi hazineydi bilinmek sitedi furkan süresin başında tüm alemlere bir uyarıcı olsun diye kuluna furkanı indiren diyor allah evet oo furkan musa aleyhiselama da verilmiş bu kitabın şifresi var 387526 bakın telefon tuş takımınıza furkan cıkıyor allahın indirdi kitaplar böyle bi akıl yaratmış size kitapların içindekilerden bahsedeyim en azından ben öbürlerini coğaltırken sizde bu kitabı okuyor olursunuz zaten size bi adres de vericem benim hikayemi ordan da takip ede bilirsiniz ilerleyen satırlarda evet şimdi geldik sizin hayatınıza benim hayatım 4 senedir değişti emin olun bu yazı olan kitapta sizi cok etkilicek cunku ön calışma ön test herkez bu kitapda denencek sonra rabbimin kayıp kitapları gün yüzüne cıkıcak bende haber bekliyorum sayın cumhurbaşkanımızdan bütün yaptım işleri kendisine bizat sunuyoruz allah la beraber sakın ola hayal kırıklına uğramayın cunku o cok başka bişey bu allah ve ilim kitabı SİZİ hayatınızı değiştirceği için sizlere aktarıyorum rabbim olan allahu teala tarafından coğu alimlerimiz hala var allahımıza cok şükür onlar da gerekli calışmaları yapıcandan eminim zaten allahu teala sayın cumhurbaşkanımıza usp flaş beleğin içine yazdı gereken herşeyi bide sayın nihat hatipoğlu hocamızada 2016 yılı ramazan ayında ilk sahur günü bi güvenlikle kendisine iletim 2 gün sonra gene gittim allah ona altan çizgili dosya kağıdına 10 satır altan başalayarak üst 10 çizgiye kadara allahımız bizat kendi yazdı bütün herşeyi gün yüzüne cıkıcak zaten bu kitabıda delil olsun diye canlı yayında acıklıcam umarım herşeyiniz düzelir bide size ilk müjdeyide vermem gerek herhalde allah gene dirilticek ama sonra ailelerimiz ne olur bilmiyorum cünkü okudumuz evlerimiz deki duvarlarda olan takvim de okumuştum 1.bucuk sene önce sanırsam biri kalktın mı hepsi kalkar diyor eve allahın herşeye güçü yeter kuran-ı kerim de allah de yazıyor sa dirilmeyle ilgili surelerin için de yazılı bulunuyor hem öldüren hem dirilten diyor buna da gücü yeter oooo dört mevsim yaratmış mevsimleri bile düşünmüş harbiden helal olsun cok başarılı bi şekilde tabiyatı kurmuş bu iklimler farklı ama her yeni bi sene ,işte gördünüz şu zaman kadar hata duydunuzda cok beklemiş bu gariplimiz o yoksa biz nasıl var ola bilirdik imkansız bakın size ne aktarcam sadece izleyin ve de alt yazıyı okuyun lütfen nasıl bi allahımız var biz düşünmemiz gerekcek artık.
    ( https://www.youtube.com/watch?v=eRGs-mlnLkE )
    furkan bi ayrım ama ne ayrımı sadece ilim üzerine mi kurulmuş çünku kitapta yazıyorki indirdi kitapların birinin içinde sen insan olan bi robotsun diyor bakın ben size onun aktarımını birazda olsa önceden yazıp türkiyedeki tv kanlarına yoladım gercekleşen hikaye sizede aktarıyım bide orayı okuyun ! vede yaşanmış anlatım izleyin https://www.youtube.com/watch?v=kYL7rlZDQmE
    selam tüm kainataki insanlar ben istanbul esenyurt semtin de ikamet etmekteyim ramazan ayı 08 .07.2013 pazartesi tarihinden beri allahu tela tarafından ilim ve bilim üzerine calışıyorum kuranı kerim vede din kitaplarının şifrelerini çözüp sayın cumhurbaşkanımız vede sayın eski başbakanımız ahmet davutoğlu vede sayın başbakanımız binali yıldırıma gönderiyorum kısacası allahu tealamızın kitap dalgıcıyım çok önemli bi konu var yüce rabbim yazmamı istedi efendim bildiniz gibi son 3 senedir ülkemiz ve kainatımızın düzeni değişti iklimler gibi bir çiçek acar sonra onu koklayıp şifa bulursun ya hani bizde şifaya huzura rahatlığa kavuşa bilmemiz için allahu teala kitaplar indirdi allahın saklı kitapları başbakanlığa gönderilen kitaplar hem benden öncekiler hemde bana indirilenler /KURANI kerimde iki ordunun bir biriyle carpıştı gün kulumuza indirdiklerimizi iman edin diyor allah evet ramazan günü bedir savaşı bildiniz gibi furkan süresinin indi tarih öncelikle tüm ekibinize başarılar dilerim gecmiş bayramlarınızın doğum günlerinizi kutlar mübarek olsun dilerim herkeze allahın selamını iletiyorum sevgili değerli Okurlar bu kitaplar bi kitap amerikadaki AHMED HULİSİ adına indi kitabın ismi İNSAN BEYYNİ İLİM VE BİLİM IŞIĞINDA AHMED HULİSİ ADI YAZIYOR kırmızı Bİ KİTAP KİTAPIN İÇİNDE 120 gün sonra beyyin ölümün olcak diyor adam sigaraya öyle bi bağlanmışki bırakamıyor diyor sen elektironik beyinsin sen insan olan bir robotsun nefsime uydum yazıyor kitabın şifresi 387526 furkan cıkıyor telefon tuş takımınıza bakınız tüm kainattaki insanlar hayvanlar sayıp sayamıcamız evrendekiler! allah din ceza hikmet ilim bilim şerif ve yeni bi kuranı kerim vede hüküm af ve ceza kitapları indirdi hata size kurandan söyliyim allahın birinci delili olsun hem sana hemde senden önceki indirdiklerimize iman ederler / furkan süresinin girişinde kısacası 1/ayetinde furkan'ı tüm alemlere bir uyarıcı olsun diye kuluna indiren (Allah) ne yücedir ' 2.cisi furkan süresinin 77.inci ayetinde de demekki inanmadınız cekin azabı diyor bana inanmıyolar ben cok tebliğlik görevimi yaptım ve vefat edene kadarda dinimize hizmet edicem bakın o kitaplara inanmamalarından dolayı başımıza gelenleri bilip görüyoruz yaşıyoruz inşallah kainatca iyi gideriz allahın indirdi kitapları ben başbakanlığa yoladım size tatbin edicem yurt içi kargo gönderi kodu 102672825530 seri sıra no C105547 şuhan kitaplar cumhurbaşkanında acilen ahmed hulisi amcaya haber ucurmamız gerek bismillahirrahmanirrahim Allahu teala hikmet sel bi kitap indirmiştir bu kitabın ismi insan beyyni ilim ve bilim ışığın da kırmızı bi kitap üstünde AHMET HULİSİ YAZIyor ramazanın 11 de bu kitabı anannemin şehremindeki evin vitrinin üstünde buldum kitabın indirilmesi ve için dekiler tamamiyen allahımızın sözleri ve kendi yazmasıdır. kitabın iceriyinden biraz bahsediyim birincisi kırmızı hayvan derisinden yapılmış indirilen bütün kitapları allahımız 3 asırda yazmış 120gün sonra beyin ölümün gercekleşcek diyor nefsime uydum yazıyor sen elektronik beyinsin diyor insan olan bir robotsun diyor kitabın şifresi 387526 her hangibi telefonun tuş takımından bakın furkan cıkıyor şifre bu kitap yüce kitabımız Kur'an'ı kerim de iki ordunun birbiriyle carpıştı furkan günü bedir savaşı günü kulumuza indirdiklerimize inanın diyor allahu tealamız kainatın resulullahın doğum günü peygamberimize allah peygamberlerin sonuncusu diyo bakın kuran-kerim dikkat çekiyor sonu demiyo sonuncusu diyor sonu deseydi bitmiş bidaha uyarıcıda resul de nebi de peygamberde gelmicek demektir sonuncusu diyo nediyo kuran kerim de isteseydik her kavime köye bi uyarıcı gönderirdik madem biz seni sectik evet iki cihanada peygamberimiz için yaratılmıştır nediyo kuranda allah hanginizin daha güzel amel işlicek diye ölümü hayatı yaratım diyor bakın allahın yaratı hiristiyan ve yavudiler kısacası allahımızın yaratı insanlar allah son peygamberi tüm islam alemine diyil her kavmin peygamberi her alem icin yaratmıştır bakın bunu biyerden sizlere kanıtlıcam furkan süresi 1/ayetinde kuluna tüm alemlere bi uyarıcı olsun diye furkanı kuluna indiren Allah'ın Şanı ne yücedir diyor kuranı kerim alak süresinde insanı (embiyodan)kan pıhtısından yaratan diyor kuran allah bize cok şey öğrenin aklınızı kulanın diyor allah akıl vermiş bi cok kisiye ama onlar aklını kulanmaz diyor mavi bi kitapta sen ananın karnında yedi maddeden dolayı zehirlenip şuursuz doğdun için biz seni sectik diyor allah önceki kavimlerin peygamberlerine bana ve tüm kainata indirmiş oldu kitapları zamanı gelince duyurucak... bu yazıda hepimize delil olucak ben allahımı seviyorum allahın ve insanın allahı allahında insanı sevmesi banbaşka bişey allahın sevip yarattı sevmeyipte gene yaratmasında da büyük bişey çünkü her insan dünyada birkezde olsa iylik yapmıştır . bana allah annannem hastandedeyken cıkış kapısına giden yolda böyle söyledi demeki o iyliği karşılında allah yaratıp seviyo insan doğa üstü bir varlık insan tüm canlı ve cansız için (çalışıyor).bunun bilmeniz gerek rahman olan allahta bizler için yaratıyor bu kitapları indirme nedeni yapmamız ve yaşadıklarımız ve yaşayacağımız mavi galaksimiz de olucak olan olaylar karşımıza çıkıyor bu kitapları sayın T.C cumhurbaşkanımıza allahu teala tarafından yoladım yolamadan önce başımda cok olaylar gecti 71+5 gün de okumuşlum var temel bilgiler kitabını toplam 76 gün hikayem sürüyor 16.09.2013 pazartesi tarihinde başbakanlığa yoladım sayın cumhurbaşkanımız recep tayyip erdoğanımıza 2013 yılında başbakan dı şimdi ise dünyanın konuştu başkan oldu ... bizim milletimiz daima diri daima şafaklanan ay yıldızlı bayramız var bu ülke herşeye değer o büyük Allahımız böyle bir müslüman olan coğrafiyemizin bin kaç kıtalı türkiyemize kitaplar indirmiştir ... bu kitaplar gün yüzüne cıkıcak ozaman bu yazıyı delil olarak kulanın ... hocam acı sesizlikten cıkma vakti geldi ALLAH kitaplar indirmiştir 2013 yılında şuhan da T.C cumhurbaşkanındadır. 16.09.2013 pazartesi tarihin de allahu teala tarafından YURT içi kargoyla gönderildi kodu 102672825530 seri sıra no C105547 17.09.2013 salı günüde funda cetin erdiye bi bayan teslim almış sayın recep tayyip erdoğanımıza kitaplar usp flaş belek allahın yeni indirdi kuranı kerim filim cd leri kitaptan cıkardım ilimler bilimler hikmetler hepsi 2 poşet yoladım siyah bi poşettir üstünde allahu teala araştırmanızı istiyor yazan kargo poşeti olan içinde bi cok kitaplar var benim büyük bi hikayem var ben kuranı kerimdeki furkan süresin deki furkanım https://www.youtube.com/watch?v=dwN3zQKy0i8 rabbimden vahy alarak size bu mesajı yazıyorum adım furkan can topaloğlu t.c nom 16775737812 allahın kitaplarını başlama noktası zaman ve biz mavi bi kitaptan başlayın kitap faturası saygı değer nihat hatipoğlu hocamızdadır ramazan da bi güvenlik müdürü tarafından ona yoladım allah sultanahmet meydanına göndermişti 2016 yılının ramazan ayında ''Allahu tealamız gecmişe dayanarak bi konu arz etmek istiyo önceki Yıllar da bugünün geleceyini düşündü için 10.07.2013 ramazanı şerifi mübarek ramazan gününde kitaplar indirmiştir indirdi kitapları t.c sayın cumhurbaşkanı recep tayyip ERDOĞANA allahu teala tarafından yurt ici kargoyla gönderilmiştir 16.09.2013 tarihinde çapa da yurt ici kargo şubesinden 17.09.2013 salı sabahı başbakanlıktaki funda cetin ER adlı bi bayan teslim almış allah bu kitapları ramazanı şerif yani kısacası ramazanda indirdi 2013 yılı allahımız bu ki
  • 176 syf.
    ·4 günde·Puan vermedi
    "İçim bulanıyor, duydunuz mu; bütün bu çirkef şeylerden içim bulanıyor!.."

    Zaten ayakta  duramıyor; elindeki bastonla, yanındaki uşakların yardımıyla düşe kalka, zor-bela yürüyorsun. Saçın, sakalın, bıyığın takma; dişlerin protez; gözün ise perdeli...
    On dakika evvel gördüğün, duyduğun bir şeyi; on saniye sonra unutuyorsun. Napoleon arkadaşım, Lord Byron yoldaşım oldu; sonra ise karıştırdım; hayır, onlar değildi diyorsun. Üstüne bir de böyle balık hafızalılığınla övünüyorsun... Hele hele şu çapkınlığın yok mu... Güzel bir kız gördün mü vücudunda su kalmaz; damla-damla damlar ağzından... Sanki birer çeşme gibi akar.. gider... Âh Amca ah... Ama sen bir prens'sin değil mi, hem de bir ayağı mezarda olan prens?.. Avcılar için iyi bir avsın yani...

    Düş görme zamanı gelip geçti amca. Şimdi asıl konuya gelelim; düşten öte düşten ziyade... Gerçekleri konuşmaya başlayalım.

    Ama sen az daha bekle. Senden evvel şu anne (!) bozuntusuna iki çift lâf edeyim, birkaç kelam edeyim de içim rahat etsin. Belki şu gerilmiş olan sinirlerimi az da olsa hafifletmiş olurum bu vesileyle...

    Marya Aleksandrovna... Ama sen bir anne(!)sin değil mi ya?.. "Kimse beni kınayamaz, anne olduğum için" düşüncesine kaptırdın kendini değil mi?..  Çünkü sen tüm bunları kızın için yaptın öyle değil mi?.. "Anne olunca anlarlar beni" dedin... "Âh şu gençler yok mu..." diyerek derinden derine nasıl da iç geçirdin ?.. Ama tüm bunlara rağmen yine de kimseyi kandıramadın değil mi?.. Tüm pilanların bozuldu, yıkıldı, mahvoldu; sen ise, tüm bu yıkımlar sonucu ortaya çıkan;  etrafı zıfiri bir karanlık gibi kaplayan kap-kara toz ve dumanlar içerisinde nefes almakta zorlandın.. zorlandıkça boğuldun.. boğuldukça da bir mum gibi eriyip gittin... Seni seyredenler ise, "Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır!.." Âyetinin azâmetine bir kez daha şahit oldular...

    Evet, anne maskeli şeytan!.. Hiç... Ama hiç acımıyorum sana... Sakın kendimi temize çıkarayım deme. Rûhun çoktan kirlenmiş bir kere... Duygu sömürüsü de yapmaya kalkışma. Ne tür şeytâni duygularla beslendiğin yüzüne aksetmiş âdetâ... Ağlayıp gözyaşı da dökme. O gözlerden akan bir kaşık suda boğulmaya lâyıksın sen... Din'e sarılayım; entrikalarımı din perdesi altında yapayım da; yaptıklarımı kimse kınamasın diye düşündüysen eğer: O yapmacık tavırların senin bedeline tüm yalanlarını ortaya koyuyor; din sömürüsü yaptığını da sağır olmayan tüm kulaklara -sen söylemesen bile- gerçeği haykırıyor... Hele hele "ben kendimi değil, kızımı düşündüm" ayaklarına hiç... Ama hiiiç girme... Senin ne şâşaâlı hayâllerin peşinde olduğunu bilmeyen yok zîra...

    Dahası: Umut vadederek kandırdıkların... Günlerini zehir etiklerin... Yüzüne güldüğün; ama arkasından kin kustukların... Bastırmaya çalıştığın vicdanın... Kalıplaşmış hissiyâtların...

    Sonuç olarak: Sen; ikiyüzlü, yalancı, sahtekâr, alçak, adi, ahlâksız ve vicdansız bir avcısın!.. Belki de melek görünümlü şeytansın!.. Diyeceğim, diyeceğim de ama melek bunun neresinde saklı...

    Gerçi söylediğim bu son sözleri kendi öz kızın da gözünün içine bakarak yüzüne söyledi (Hani onu mal-mülk, şan-şöhret, makam-mevki, prens-prenses, avrupa-mavrupa diye diye kandırdığın; şu balık hâfızalı, neredeyse her âzâsı takma, kız gördüğünde ağzından çeşme akıtan, bir ayağı gorda (mezarda) diğeri ise zorda olan, "nasıl olsa birkaç yıl, bilmedin birkaç gün sonra ölecek, o zaman da sahip olduğu her şey bize kalacak" diye düşündüğün; guya sevdiğin ve önemsediyin bir ihtiyarla evlendirmek istediğini açıkladığın zaman)   ama; içinde en ufak bir şübheye -kızım yanılıyor, ben iyi bir insanım belki de- mahal vermemek  için aynı sözleri ben de söylemek istedim ki için rahat (!) etsin...

    "Fena şeylerle meşguliyet fena tesir eder.
    Fena iz bırakır." diyerek; seninle konuşmayı burada sonlandırıyorum...

    İşte gördüğün gibi amca prens... Bazen, ister düş olsun ister gerçek hayat olsun; böyle şeytanlar her zaman çıkabiliyor karşımıza. Hadi geçmiş olsun. :) Zaten geçti, hem de ebediyen...

    Yazar ve çevirmenler arasında pek de fazla isim tanımıyorum, ama tanıdıklarım arasında  Dostoyevski ve Nihal Yalaza Taluy'un en iyilerden olduklarına bir kez daha şâhit oldum...

    Belki bu kitap hakkında söylenecek bir sürü söz var, ama en iyisi daha fazla uzatmadan sözü burada bitirmek...