• Ben senin sınırlı gövden ile
    beni sonsuz sarmanı diledim.
    Uykum seninle kışın kolları arasında
    devrilerek dönerek tamamlansın,
    içimde kuzeyin kuşları sussun istedim.
    Kışı ve kışın kalbimde ağırlaşan meyvesini,
    çiy düşmüş, soğumuş, donmuş bir dili
    hatırlamak için
    beni büyüleyen o kimyanın boşluğunda
    durup yalvardım:
    Beni bu siyah boşluğun içine bırakma,
    derin bir zaman istedim senden, ama
    bana onu verme! Ne kışa ne yaza uygun
    kalbim, çatlat aramızdaki donmuş dili,
    yokluğunun sebebini anlatamadım kendime,
    yokluğun ne vakittir karlı bir tepe gibi
    içimde.
    Birhan Keskin
    Sayfa 46 - METİS YAYINLARI
  • Ben senin sınırlı gövden ile beni sonsuz sarmanı diledim. Uykum seninle kışın kolları arasında devrilerek dönerek tamamlansın, içimde kuzeyin kuşları sussun istedim. Kışı ve kışın kalbimde ağırlaşan meyvesini, çiy düşmüş, soğumuş, donmuş bir dili hatırlamak için beni büyüleyen o kimyanın boşluğunda durup yalvardım: Beni bu siyah boşluğun içine bırakma, derin bir zaman istedim senden, ama bana onu verme! Ne kışa ne yaza uygun kalbim, çatlat aramızdaki donmuş dili, yokluğunun sebebini anlatamadım kendime, yokluğun ne vakittir karlı bir tepe gibi içimde.
    Ayağa kalk, yaklaş, dilini döndür ağzında de ki: Ben onunla denizin dövdüğü dilsizzz taşlar üstünde sustuydum.
  • Bir veda hutbesiyle ayrıldın aramızdan; 
    Sonra sahabilerin birer birer ardından, 
    Bizimde bahtımıza acı yanlızlık düştü, 
    Anladım, sensiz bülbül , güle neden küstü. 
    Sene 632;Ne hicranla yıkanmış bir yıl.. 
    Evrenin tüm saatleri ayrılıga kuruldu, 
    Ashabın hıckırıkları tüm şiirlerin fonuydu. 
    Gökyüzüne dokunsan ağlayacak; 
    Zira tüm bulutlar grinin en koyu tonuydu.. 
    Bir tepeye tırmandın ağır ağır, 
    Bu veda haberini duymaktansa ,ahsap razı ebediyyen olmaya sağır!! 
    Ümmetim dedin, ümmetim! 
    Belki bu size son seslenişimdir bilemem,dedin; 
    Ve yangın düştü kalbine yüzbin sahabinin aniden. 
    Korkarım,Ebu Bekir’in saçlarını beyazlatır bu veda, 
    Korkarım,Ömer’in yüzüne tebessüm uğramaz bir daha.. 
    Beldeyi haramda hiçbir ayrılık böyle can yakmadı, 
    Yusuf’ların nur yüzüne hicran beni düştü, 
    Mecnun’ların derdi büyük Leyla’lar anlamadı!! 
    Yetimlerin başını okşayan bir mübarek elin vardı; 
    Sen yoksun! o yetimlerinde saçları tozlara bulandı. 
    Korkarım korkarım bu ayrılık Yakup’ları tekrar kör edecek 
    Korkarım Yusuf’lar tekrar dönecek zindanlara, 
    Ferhat’ların tırnakları dayanır mı bilmem!? 
    Sen gittin! yalancı güneş kaldı ufkumuzu aydınlatmaya çalışan. 
    Tadı yok güllerin artık tadı yok 
    Onlarda yalan…..

    Sen yürürken Mekke sokaklarında adım adım; 
    Ardında gülden güzel kokun kalırdı, 
    Rüzgarlar öpmeden geçemez saçlarını; 
    Ceylanları bile kendinden geçiren güzel gözlerin vardı.. 
    Şimdi yoksun! o güzel kokunuda bizden zalim bir rüzgar aldı. 
    Anaları sütten kesti bu veda, 
    Bebeklerin emdiginin zehirden farkı yok. 
    Ya seher kuşları,kimin için söylesin şarkılarını şimdi? 
    Vefakar örümcegin yeni bir ağ örmeye takati yok! 
    Ömer’in Ömer’in kamburu arttı diyorlar yoklugunun ardından, 
    ALİ’yi dert sardı, dertleşecegi sırdaşı yok!!! 
    Bilal’inde boğazında dügüm dügüm nefesi, 
    Zira çagırırken ümmeti namaza; 
    “Hayyalelfela hayyalelfela…” gelenlerin içinde ümmetin efendisi yok! 
    Şimdi anladım YA RAB! kelebekleri ateşlere sürükleyen aşkının sırrını.. 
    Şimdi anladım YA RAB! kırlangıçlar neden bukadar kısa yaşar.. 
    Şimdi anladım YA RAB! bebekler neden ağlayarak doğar. 
    Sen niye ağlarsın EY OSMAN! 
    Zira senin vuslatın, ömrün kadar…!! 
    Ben yanayım halime bir kandil gibi usul usul.. 
    Zira benim kavuşmam,çok küçük bir ihtimal yar, 
    Çok küçük bir ihtimal ALLAH ‘ım.. 
    Çok küçük bir ihtimal………!!!

    ~Alıntı
  • Ben senin sınırlı gövden ile
    beni sonsuz sarmanı diledim.
    Uykum seninle kışın kolları arasında
    devrilerek dönerek tamamlansın,
    içimde kuzeyin kuşları sussun istedim.
    Kışı ve kışın kalbimde ağırlaşan meyvesini,
    çiy düşmüş, soğumuş, donmuş bir dili
    hatırlamak için
    beni büyüleyen o kimyanın boşluğunda
    durup yalvardım:
    Beni bu siyah boşluğun içine bırakma,
    derin bir zaman istedim senden, ama
    bana onu verme! Ne kışa ne yaza uygun
    kalbim, çatlat aramızdaki donmuş dili,
    yokluğunun sebebini anlatamadım kendime,
    yokluğun ne vakittir karlı bir tepe gibi
    içimde.
    Ayağa kalk, yaklaş, dilini döndür ağzında,
    de ki:
    Ben onunla denizin dövdüğü dilsiz
    taşlar üstünde sustuydum.
    Birhan Keskin