• Vuslat

    Kumsalda ayaklarıma vuran dalga
    Denizin üstündeki Martı
    Sahile vuran şişe içinde minik not
    Şişeyi alınca elime
    Kelebekler uçuştu gönlümde
    Şişe elimde gözlerim ufka bakarken
    Acaba dedim acaba
    Olabilir mi !!??
    Bu sıcaklık ve kalbimdeki uçuş uçuşlar
    Sebepsiz olamazdı
    Nazikçe açtım şişenin kapağını
    Evet işte onun el yazısı
    Sıcaklığı aşkı sevdası
    İçim alev alev yangın yeri
    diye yazmış
    yokluğundan diye
    devam etmiş sonrasında
    Bir ses deniz dalgası sesi arasında nağmeli
    Kulagıma ulaşan o kadife ses
    Sevda kokulu sevgi dolu
    Az sonra nefesin
    Ah yıllardır özlemin içimde
    Yoksun hala sensizim ...
    Vuslatı beklıyorum
    Bugün mü desem
    Yarın mı
    Tek bildiğim
    Vuslat çok yakında ...
    Elvedan merhabam olacak
    Günüm seninle dolacak
    Hayatım senin olacak
    Vuslat çok yakında ...


    İnçi Kayar
  • Buralarda yoksun!
    Ama bir yerlerde hala,
    İyi ki varsın"...!

    Sabahattin Ali
  • YAŞ 5 Anne ve babamın birbirlerine bağırmalarının beni ne kadar korkuttuğunu öğrendim.

    YAŞ 7 Meşrubat içerken gülersem içtiğimin burnumdan geleceğini öğrendim.

    YAŞ 12 Bir şeyin değerini anlamanın en iyi yolunun bir süre ondan yoksun kalmak olduğunu öğrendim.

    YAŞ 13 Annemle babamın elele tutusmalarının ve öpüşmelerinin beni daima mutlu ettiğini öğrendim.

    YAŞ 15 Bazan hayvanların kalbimi insanlardan daha fazla ısıttığını öğrendim.

    YAŞ 18 İlk gençlik yıllarımın keder, şaşkınlık, ıstırap ve aşktan ibaret olduğunu öğrendim.

    YAŞ 24 Aşkın kalbimi kırabileceğini ama buna değer olduğunu öğrendim.

    YAŞ 33 Bir arkadaşı kaybetmenin en kestirme yolunun ona ödünç para vermek olduğunu öğrendim.

    YAŞ 36 Önemli olanın başkalarının benim için ne düşündükleri değil benim kendi hakkımda ne düşündüğüm olduğunu öğrendim.

    YAŞ 38 Eşimin beni hala sevdiğini, tabakta iki elma kaldığında küçüğünü almasından anlayabileceğimi öğrendim.

    YAŞ 41 Bir insanın kendine olan güveninin, başarısını büyük oranda belirlediğini öğrendim.

    YAŞ 44 Annemin beni görmekten her seferinde sonsuz mutluluk duyduğunu öğrendim.

    YAŞ 46 Yalnızca minik bir kart göndererek bile birinin gönlünü aydınlatabileceğimi öğrendim.

    YAŞ 49 Herhangi bir işi yaptığımdan daha iyi yapmaya çalıştığımda, o işin yaratıcılığa dönüştüğünü öğrendim.

    YAŞ 50 Sevgi, evde üretilmemişse, başka yerde öğrenmenin çok güç olabileceğini öğrendim.

    YAŞ 53 İnsanların bana, izin verdiğim biçimde davrandıklarını öğrendim.

    YAŞ 55 Küçük kararları aklımla, büyük kararları ise kalbimle almam gerektiğini öğrendim.

    YAŞ 64 Mutluluğun parfum gibi olduğunu, kendime bulaştırmadan başkalarına veremeyeceğimi öğrendim.

    YAŞ 70 İyi kalpli ve sevecen olmanın, mükemmel olmaktan daha iyi olduğunu öğrendim.

    YAŞ 82 Sancılar içinde kıvransam bile başkalarına basağrısı olmamam gerektiğini öğrendim.

    YAŞ 90 Kiminle evleneceğin kararının hayatta verilen en önemli karar olduğunu öğrendim.

    YAŞ 95 Öğrenmem gereken daha pek çok şeyler olduğunu öğrendim.
  • "... arz ve talebin bir anlamı varsa, yaşam dünyadaki en ucuz şeydir. Su, toprak ve hava için yalnızca çok diyebiliriz; ama doğmayı talep eden yaşama gelince bunun sınırı yok. Doğa savurganın teki. Balıkları ve bunların milyonlarca yumurtasını ele al. Bu açıdan kendini ve beni ele al. Belimizde milyonlarca yaşam ihtimali var. Yeterli zaman ve fırsatı bulabilseydik ve içimizdeki doğmamış yaşamların sonuncusuna değin her birini kullanabilseydik ulusların babaları olur ve kıtaları doldururduk. Yaşam mı? Pöh! Hiçbir değeri yok. Ucuz şeylerin içinde en ucuzu. Her yerde dilencilik ediyor. Doğa onu bol keseden saçıyor ortalığa. Nerede tek bir yaşam
    için yer varsa, binlercesinin tohumunu ekiyor oraya ve kendi yaşamı, geriye en güçlü ve en pisboğaz yaşam kalıncaya dek yaşamı yiyip tüketiyor."
    "Darwin okumuşsunuz," dedim. "Ama var olma mücadelesinin, yaşamın ahlaki kaygı gütmeksizin yok edilmesi tezinize izin verdiği kanaatine varıyorsanız, onu yanlış yorumlamışsınız demektir."
    Omuzlarını silkti. "Demek istediğin şeyin, bunu yalnızca insan yaşamıyla ilişkilendirmek anlamına geldiğini biliyorsun; çünkü et, tavuk ya da balığa gelince bunları en az benim ya da bir başkası kadar yok ediyorsun. Ve sen öyle hissetsen ve bunun nedenini gerekçelendirsen de insan yaşamının farklı olması için bir neden yok. Ucuz ve değerden yoksun bu yaşam için neden pintilik edeyim ki? Denizde kendilerine yetecek gemiden çok daha fazla sayıda tayfa var, kendilerine yetecek fabrika ve makinelerden daha çok işçi var. Karada yaşayan sen, yoksullarınızı kentlerin varoşlarında oturttuğunuzu ve üstlerine açlık ve bulaşıcı hastalıklar saldığınızı; ama geriye hâlâ, ne yapacağınızı bilemediğiniz, bir ekmek kırıntısı ve bir lokma et (yaşam yok ettiği) için ölen çok sayıda yoksul insanın kaldığını bilirsin. Bir iş fırsatı için yırtıcı hayvanlar gibi birbiriyle dövüşen Londralı dok işçilerini gördün mü hiç?"
    Güverte merdivenlerine yöneldi, ama son bir söz için başını çevirdi. "Yaşamın tek değerinin kendisine biçtiği değer olduğunu biliyor musun? Ve de gereksinimi kendi lehine yonttuğu için bu değer elbette gereğinden fazla biçilir. Yukarı çıkarttığım o adamı ele al. Kendini sanki çok değerli bir şeymiş gibi düşünüyor, elmasların yakutların ötesinde bir hazine sanki. Sana göre? Hayır. Bana göre? Hiç de değil. Kendisine göre? Evet. Ama ben onun takdirini kabul etmem. Ne yazık ki kendini fazla önemsiyordur. Doğmayı talep eden yığınla yaşam var daha. Düşseydi ve beyni petekten sürülen bal gibi güverteye saçılsaydı dünya için hiçbir kayıp oluşmazdı. O dünyanın umurunda değildi. Onun gibilerden bol bir şey yok. Yalnızca kendine göre değerliydi o ve bu değerin bile ne kadar uyduruk olduğunu göstermek için, ölü birisi olarak içinde kendini yitirdiğinin farkında değil. Bir tek kendisi kendini elmaslardan ve yakutlardan değerli buluyordu. Bir kova deniz suyuyla akıp gitmek için güverteye saçılan elmaslar ve yakutlar yok oldu ve o elmaslarla yakutların yok olduğunu bile bilmiyor. Hiçbir şey yitirmez, çünkü kendini yitirmesi bilgiyi de yitirmesi demek. Anlamıyor musun? Diyecek bir şeyin var mı?"
    Jack London
    Sayfa 67 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 6. Basım (2018), Çeviren: Fadime Kâhya