• 456 syf.
    ·3 günde·6/10
    Bir kitabı çok beğenince fazla diyecek bir şey bulamıyorum, fazlasıyla etkilenmiş olduğum için ne söylesem olumlu ve biraz bu yüzden de eksik. Uzun zaman sonra bu kadar canımı sıkan bir kitap olunca kısa da olsa bir inceleme yazmak istedim. Kitabın çok akıcı okurken de insana iyi vakit geçirmeyi sağlayan keyifli bir eser olduğu konusunda herkes hemfikirdir herhalde. Bununla birlikte hem kitaptaki karakterler hem de onların duygusal derinlikleri okuyucuya iki boyutlu bir şekilde yansıtılmış, bu da gerçekçiliğini azaltıyor. Kadınların fiziksel güzellikleri temel alarak yapılan tasvirleri daha da can sıkıcı. Başkarakterin ise olağanüstü bir insan gibi kurulmuş olması ayrıca hoşuma gitmeyen bir ayrıntı ki zaten kitapta insanların eşit olmadığına dair ince vurgular yer alıyordu. Beni rahatsız eden bir başka şey de aşırı ırkçı ve cinsiyetçi söylemlerin yer almasıydı, cinsiyetçi deyince genelde akla daha çok kadınlara yönelik söylemler gelse de benim burada kastettiğim erkeklerin iktidarsızlığına yönelik imalar. Siyasi olayların veriliş şekline gelince, birçok okuyucuya göre bu 20.yüzyıl siyasi tarihine -en azından belli bir tarihe kadar- merak uyandırmak açısından güzel bir yol sayılabilir. Yine de üniversitede siyaset bilimi eğitimi alan bir kişi olarak tam da bu kısımlar oldukça bilimsellikten uzak, bu yüzden de bir hayli yanıltıcı buldum. Çünkü olayların anlatımı yalnızca bir tarihsel bağlam oluşturmuyor, ahlaki bir iddiada da bulunuyor, elbette bu bir roman yani akademik bir çalışma değil ama yine de insan daha iyisini bekliyor işte. Bu kitapla ilgili çok fazla olumlu yorum okuduğum için bu kitabı alırken fazla düşünmedim, bu noktada kendimi de biraz hatalı buluyorum. Evet, eğlenceli vakit geçirdim bir noktaya kadar ancak bu psikoloji ve tarih bilimi açısından yüzeysel kalan kitabın bunun dışındaki hiçbir beklentimi karşılamadığını da söylemek zorundayım.
  • 521 syf.
    ·Beğendi·8/10
    #kitapsarikamisagidenyol
    #yazar #özhaneren
    #alfayayinlari

    Silahlar gelicek olan teftiş için sağlanmış bu bölük ve alaylı yüzbaşı (isimsiz) göze girmeyi amaçlamış bu yüzden sacitle aralarında askere nasıl davranmaları konusunda ters düşmüşlerdir.Bencil bir kişiliğe sahip olan (isimsiz) askerin durumuyla ilgilenmediği gibi yeniliklerden de habersizdir.Eski usellere göre komutanlak yapar bunun için sacitin'de yapmasını ister.Dogru olan hiç bir şeyi üst komutanlara sınıra gitme korkusu yüzünden kağıt üzerinde tam gibi görünen hiç bir yanlışı komutanlarına söylemez.
    O günlerde kar yağmaya başlar.Bayramdaki izin süresince bölüğe,3.ordu komutanı Hasan İzzet paşadan bir telgraf gelir...Osmanlı filosuna Rusların saldırdığını bildirir.Birliklerin her an teyakkuz halinde olmasını ister.Bu telgraftan yüzbaşı panikler.
    Askerin bir kısmı Erzurum'dan pasinler'e Hasankale hareket etmesi emri verilir.Yüzbaşı pasinler'e gidecek olan sacit'ten bir isteği olup olmadığını sorar.
    Askerler sınıra yollanmıştır.Teyyare saldırısında bölüğünden iki şehit üç yaralı vardır.Cehennem sırtları adı verilen yerde cephenin merkezinde görev yapıcaklardır.Ryapıcaklardır.Ruskarın karşı saldırısında Sacit yaralanır bir er kendini siper ederek bölüğe kadar taşır.Kısa zamanda iyileşen Sacit bölüğü ile en uç noktaya ulaşır.Ancak öbür bölükler çekilmek zorunda kalınca bölgede tek bölük olarak kalır.Ayrıca miralay Gültekin'den gelen emirde geri çekilmesi istenir.Sacit istemeden geri çekilir miralay kendisinin emirlerini geç uyguladığı için divan-ı harbe vermekle tehdit eder tartışma esnasında mirliva çıkagelir ve miralaya hatalı olduğunu neden birlikleri geri çektiğini sorar.Kasım ayı bitmiştir.Artık kara kış iyiden iyiye bastırmıştır.Bu arada komuta kademesinde de değişiklik olmuş.Enver Paşa'nın teftişinde bulunmak üzere geleceği bildirilir.Bu duruma sacit çok sevinir çünkü eksiklikleri paşaya söyleyebilicektir.Teftiş sırasında yapılan bir toplantıya katılan Sacit,başkumandan vekili ile Hasan İzzet Paşa'nın tartışmasına şahit olur paşa saldırının ertelenmesini ister.

    Kitaptan:
    Çar ll.Nikola(11Eylul1919,fransa Büyükelçisi M.paleologue'a...)

    Sarıkamış'a giden yol,sarıkamış'ın rusları'ın eline geçtiği 93 harbi(1877-78 Osmanlı Rus harbi) ve sonrasında memleketimizde yaşanan trajedinin,Türkleri"Moğollar,Anadolu'nun Fuzuli işgalcileri"olarak gören ruslardan Rümeli'yi, İstanbul'u,Anadolu'yu ve sarıkamış'ı kurtarmanın 40 yılın acı dolu hikayesidir.

    Sarıkamış'a giden yol ,o yıllarda yangınlarla başlayan ve babalarından,dedelerinden, çaresizlik hatıralarıyla büyüyen çocukların,çocuk gönüllerini yıkan intikam ateşiyle Harbiye'de,Askeri Tibbiye'de okuyanların,Enverlerin,Niyazilerin,Bahaettin şakirlerin,hikayesidir.

    Ama sarıkamış'a giden yol,en çok 'Allahuekber Dağlarında,bir gecede ve tek kurşun atmadan donarak ölen 90.000 askerin harbi'tanımından çok daha farklı olarak gerçekleşmiş olan sarıkamış harbinin hikayesidir.
  • 416 syf.
    ·19 günde·Puan vermedi
    Birinci kitabı bitirdikten sonra herkes gibi Frodo ve Sam’in yelken açtığı maceraları diğer yüzük kardeşliği üyelerinin aksine daha çok merak ettim ve endişelendim. İkinci kitapta yer alan birinci kısımda orklara esir düşen Merry ve Pippin, Orta Dünyanın en eski ırkı olan Ağaçsakalla tanışan yüzük kardeşliğinin diğer üyelerine yer veriyor. Gandalfın ortaya çıkması Frodo ve Sam hariç diğer yüzük kardeşliği üyelerinin tekrar bir araya gelmesini sağlıyor.

    Kitabın ikinci kısmımda ise sadece Frodo ve Sam’e yer veriliyor. Frodo ve Sam yelkenlerini Mordor’a açıyor. Mordor için yeni bir yol arkadaşı ediniyorlar. Kıymetlisini dilinden düşürmeyen Gollumu rehberlik etmesi ve Frodoya zarar vermemesi üzerine kıymetlisi, yani yüzük üstüne yemin ettiriyorlar ve yeni yoldaşlarının rehberliği doğrultusunda başlarına geleceklerden habersizlerdir.Mordorun kapılarından geçmek için izledikleri rota doğrultusunda Boromirin topraklarına Minas Trithe giriş yapıyorlar ve beklenmedik olaylar ile karşılaşıp yeni bir dost edinerek rotalarını Gollumun rehberliğinde Minas morgul’a çeviriyorlar. Ve burada Gollumun düzenbazlığı ile mağarada uzun zamandır yaşayan golllumun karşılaştığı ve söz verdiği Dişi ile yani Shelob adlı aç bir yaratıkla karşılaşıyorlar. Shelobun Frodoya yaptıklarına gelicek olursak gerçekten olabilir mi Frodo ölebilir mi mümkün mü bu diye düşündüğüm bir bölümdü. Sheboya karşı zafer elde eden samin beyinin yani Frodonun başında bekleyip öldüğüne kanaat getirmesi ile vardığı kararın yanlış olduğunu öğrenmesi ise çok kısa sürdü. Serinin ikinci kitabında beni en çok etkileyen şey yüzük kardeşliği üyelerinin fedakarlık ve dostlukları,özellikle Samin beyine duyduğu sevgi oldu. Sam Frodo’ya olan sevgisini şöyle ifade ediyor;

    “Onu seviyorum. Böyle işte o; bazen, her nasılsa içindeki parlayıp dışarı sızıyor. Ama ben onu seviyorum, öyle olsa da olmasa da.”
  • 282 syf.
    ·11 günde·Beğendi·10/10
    Yr ülkesinden kocaman merhaba!
    Sahi, hepimiz birer kaçık değil miyiz? Kitabın satırlarını okuyunca Deborah'tan çok da farkım olmadığını hissettim. "Tanrım, diye düşündü, eskiden dünyada nasılsam şuanda da öyleyim -içi yanardağ olan devinimsiz bir dağ."

    Akıl hastanesinin soğuk duvarlarındaki sıcak gülüşleri duydum biliyor musunuz? Kitabın köşelerinde saklı, okuyunca dökülüyor bu sesler.
    Rüzgar suratınızı yalar, kendinize gelirsiniz hani. Bu roman öyle bir etki bıraktı işte.

    Genç kızımız Deborah'ın o küçücük "belki"ye sığınışı okudum. 'O' insanların; yıkmaya, yıpratmaya ne kadar hevesli olduklarını okudum. Tek bir kelimenin nasıl buzlar, yanardağlar, yalnızlıklar serüvenine yol açtığını okudum. Ona sımsıkı sarılmak istedim. Yr ülkesine sığınan kızın limanı olmak istedim.

    Yr dilinde şöyle bir sözcük vardır, biz normalleri kast eder: atumai.
    Atumailer,tökezlemelerine yol açacak aşırı tek bir adım atmazlar. Paket bağladıkları ip hiçbir zaman yarım santim bile kısa gelmez. Trafik ışıkları her zaman onlara uyumludur. Acı, yatağa uzanıp acı çekmeye hazır oldukları zaman ortaya çıkar, şaka da onları güldürmesi uygun olduğu zaman.

    Şiircikle, mizahla harmanlanıp altı çizili cümleleriyle bana yoğun duygular yaşatan bu kitabı çok sevdim. Otobiyografik izler taşıması gerçekliğini daha da hissettirdi. Yr ülkesi kapılarını açtı. Bir hayal dünyası başka nasıl böyle gerçek olabilirdi ki?
  • Önceden her şeyi kestirmeden yapmaya çalışırdım, bazı şeylerle yüzleşsem bile hep bir şeylerden kaçardım. Fakat son birkaç yılda öğrendim ki başarıya giden yolculukta kısa yol diye bir şey yoktur. Geçtiğin o dar, çetrefilli yollar seni öyle güçlü kılar ki seni yıkmak artık çok zor olur.
  • "İki kalp arasında en kısa yol:
    Birbirine uzanmış ve zaman zaman
    Ancak parmak uçlarıyla değebilen
    İki kol.
    Merdivenlerin oraya koşuyorum,
    Beklemek gövde gösterisi zamanın;
    Çok erken gelmişim seni bulamıyorum,
    Bir şeyin provası yapılıyor sanki.
    Kuşlar toplanmış göçüyorlar
    Keşke yalnız bunun için sevseydim seni."
    #Cemal Süreya