• Tillo'da bir gece rüyasında Şeyh Abdülkadir Geylânî Hazretlerini görüyor ve emir alıyor:

    - Mîran aşireti reisi Mustafa Paşayı gör ve ona, doğru yolu göster! Zulümden vazgeçsin, kötülükleri bıraksın ve ibâdete başlasın!.. Öğütlerini tutmazsa senin, onu öldür!

    Said, Mustafa Paşanın çadırında... Paşa gelince herkes ayağa kalkar, fakat Said kımıldamaz.

    - Bu çocuk kimdir? Diye sorar.

    - Meşhur Molla Said... Cevabını verirler.

    Paşa Said'e döner:

    - Niçin geldin?

    - Sana hidayet yolunu göstermeye geldim. Ya dediklerimi yapacaksın, yahut...

    - Yahut?..

    - Seni öldüreceğim! Aldığım emir budur!

    Paşa bir kahkaha atıp şu cevabı veriyor:

    - Bu genç yaşta ilmin her tarafta duyulmuş... Benim çevremde birçok din âlimi var... Eğer bunları susturabilirsen dediklerini yaparım. Yok, eğer onlar seni sustururlarsa atılacağın yer Fırat nehridir.

    Molla Said, Paşanın bu teklifini, muvaffak olduğu takdirde kendisine bir mavzer tüfeği hediye edilmesi şartiyle kabul eder.

    - Mavzeri ne yapacaksın?

    - Sözümü tutmazsan seni onunla öldüreceğim!

    Paşa, harika çapında iddialı bu çocuğa hayrandır. İsteğini kabul eder. Halka hâlinde Molla Said'in karşısına çıkan hocalar, sordukları 40 suale öyle cevaplar alırlar ki, şaşırıp kalırlar ve itiraf ederler:

    - Bizi hakkiyle yenmiş bulunuyorsun! Artık hocamız sensin!

    Sırtında aşiret reisinden aldığı mavzer, sağda, solda, dağlarda, çöllerde devamlı bir yolculuk ve arayıcılık hayatı...
  • Abdurrahim KARAKOÇ

    Bahar mevsiminin o gül çağında
    Sessiz bir gecenin bittiği zaman;
    Köyde kesik kesik it havlaması,
    Dağda kekliklerin öttüğü zaman.

    Muhabbet kıvraklık verirken dile,
    Kaynatır kanımı bu aşk, bu çile..
    Taze bir sabahın müjdesi ile
    Ömürden bir yaprak gittiği zaman.

    Ardıçlı dağlarda kar yama yama,
    Pembe bir kızıllık vurunca cama;
    Camide cemaat uyup imama
    Rabb’i için secde ettiği zaman.

    Gelecektin ela gözlüm, gel emi;
    Kimsesiz odamda beklerim seni.
    Hasret uykusundan uyandır beni
    Yıldızlar uykuya yattığı zaman.

    Ebedi yolculuk güneş doğarken
    Başlasın, yanımda n’olur sen varken..
    “Karakoç, bu sabah öldü” de, erken
    Tanıdıklar sual ettiği zaman.
  • Ya ben gitmek istemiyorum ki Hatay'a...

    Ulan bir kere tutsa şu şansım şu otogarlarda nolur ki, her seferinde ayrı macera ayrı manyaklık. Serçe parmağını sehpa kenarına vurmuş da sesini çıkaramamış komşu kızı gibi öyle tutuyorum sinirimi. Bir kere Ankara Aşti'de kavga ettiydim, adamın şeker tabağını kırdıydım fırlatıp, o sinirle otobüs firmasının müşteri hizmetlerini aradıydım da nolduydu sanki. Aradığım adam kavga ettiğim adamın kendisi çıkınca 'hanfendi beni aradınız' diyince dönüp arkaya bakmıştım da hem rezil olmuştum hem sinir küpü. Hep beni buluyor arkadaş. Kokanı mı istersin horlayanını mı, kitap okuyacaz diye ışık açtığımda oflayıp poflayanından 25 kuruşluk çubuk krakeri ağzında bitmesin diye şap şap iki saat dolaştıranını mı, hiç susmayan bebekleri mi, cam kenarıma göz diken, anında uyuyup kaldığı (!) için müdahale edilemeyen hain yolcuyu mu diyeyim. Sıcak su dökülür korkusuyla çayı yalnız dudak payı kadar veren muavini mi leş gibi sigara içen şöforü mü... Nedir çektiğim lan bu otobüslerden. Binme kzıım o zaman, arabamız vardı da biz mi tasarruf ettik, macera mı arıyorum sanki, otostopla gidilmez ki bu ülkede. Şerefsiz bla bla sürücüsü, söz verip almadı ki.
    Neyse sakin ol şampiyon, bir şey olmayacak de, gönder evrene enerjini, en kötü kaza yapar ölürsün, hayıflanmaya gerek kalmaz. Ben şimdi olumsuzlukların hepsini zihnimden geçireyim de başıma kötü şey gelmesin. Felaketten korunma yöntemim bu benim. Tüm kötü olayları aklıma getiririm yaşanmış gibi, aynısını hayatta yaşamam.

    Bu otobüs de zırt turizm ama kendine uçakmış gibi harfli rakamlı sefer sayısı vermiş ya lan ahaha. Keki etidendir inşallah. Gözünü seveyim kamilim koçum, ulusoyum bir kere de istediğim zaman sefer yapın be. Neyse pozitiz (pozitif) olacağız. Gerginlik yok, açarım Andre Rieu (https://www.youtube.com/...C0yRNRkQQENq3Ey_IblA) , kitabım da tamam, nayn Elif nayn. Otobüs kıyafetlerimi giydiğime boyun kırmayan yastığımı da aldığıma göre başlasın nalet yolculuk. Önceden ayaklarımı toparlayınca sığıyordum ben bu koltuklara , boyum mu uzadı ne? Anamm yanım boş umarım kimse gelmez, amin. Arkadaş gerilmeyeyim diyorum ama bu otobüs de tor tor ses çıkarıyor, umarım yol ortasında itmek zorunda kalmayız.

    Hele binen tiplere bak, en öne vermişler şişman sarışın adamı, bir kere en öne prezentabıl koyarlar, otobüsün vizyonu tipinden tutmadı. Hee ama elinde kitap var, aferim. Aaa rapçi mi lan onun yanındaki ahah süper. Anaa kültürlü otobüse bindim herhalde her birinin elinde kitap görüyorum, kavga çıkmayacak ışıktan demek ki, keşke önlere oturaydım. Ayyy kör de var, kıyamam, yalnız maşallah çene sağlam belli ki adamın oturmasına müsaade etmeden anlattı tüm hayat hikayesini.
    Haydin gidiyoz, o değil de Yediveren Turizm neymiş ya , soyadı zaar, yalnız hostes akrabaları herhalde kızın da soyadı aynı. Benim akrabanın otobüsü olsa hostesliği hakaret sayarım be, ver müşteri temsilciliğini, sioluğunu hey yavrum hey, varan 2 yapardım bee.
    Neyse, şimdilik elveda İstanbul...
    (devamı gelir herhalde)
  • "Mutluluk gidilen yolun üzerindedir, yolun sonunda değil."

    Ve yolculuk baslasin...