• Düşünüyorum da, farkına varmadan
    Sessizce, kendiliğinden
    Sevmişim meğer onları ben, inanmışım
    Katılmışım hatta türkülerine kendimce
    Uzaktan uzağa...
    Şükrü Erbaş
    Sayfa 128 - Ankara, 1985-1986
  • Bir gün olsun dokunup kendi ellerimizle
    Aklımızla yüreğimizle duygularımızla
    Anlamadık...
    Şükrü Erbaş
    Sayfa 127 - Ankara, 1985-1986
  • Korktuk, neden korktuğumuzu bilmeden
    Büyük heyecanlardan korktuk, küçük rahatlardan
    Uzun yolculuklardan, yakın acılardan
    Kurumlașmıș ne varsa güzeli ve geleceği kuşatan
    Korktuk hepsinden...
    Şükrü Erbaş
    Sayfa 127 - Ankara, 1985-1986
  • Biz o çocukları hiç anlamadık
    Biz o çocukları tanımadık hiç...
    Şükrü Erbaş
    Sayfa 127 - Ankara, 1985-1986
  • "Biz o çocukları hiç anlamadık
    Biz o çocukları tanımadık hiç..."
    Şükrü Erbaş
    Sayfa 127 - Kırmızı Kedi Yayınevi
  • Orta ve Modern Çağ Avrupa'sı çerçevesi içinde, banka kuşkusuz ex nihilo bir yaratı değildir. Eski Çağ bankayı ve bankacıları bilmektedir. İslam alemi çok erkenden Yahudi borç vericilere sahip olmuş ve Batı'dan çok önce, X.-Xl. yüzyıllarda, kambiyo senedi gibi kredi araçlarını kullanmıştır. XIII. yüzyılda, hıristiyan Akdeniz'inde, sarraflar ister fuardan fuara giden gezginler, isterse Barselona, Cenova veya Venedik gibi yerlere yerleşmiş olsunlar, ilk bankacılar arasında yer almışlardır. Federigo Melis'e göre Floransa'da, ve kuşkusuz diğer Toskana kentlerinde, banka ticari şirket ve kumpanyaların verdikleri hizmetlerden doğacaktır. Bu işlemde, krediyi talep eden ve “pasif' olan muhatabını zorlayan “aktif" şirket belirleyici olacaktır. Sermaye kiralayıcı, bu süreç esnasında, ilke olarak kendine yabancı bir alanda, dolaylı bir yere sahip olmaktadır.
    Fakat bu köken sorunlarını bırakalım. Kamu bankalarının (Barselona'da Taula de Cambis, 1401; Cenova'da Casa di San Giorgio, 1407, bu kurum bankacılık faaliyetini 1458-1596 arasında durduracaktır (Banco di Rialto, 1587; Amsterdam Bankası, 1609; Venedik Banco Giro'su, 1619); belirleyici bir şekilde ortaya çıkmalarından önceki ve sonraki özel bankaların genel evrimini de bir yana bırakalım. 1694'te kurulan İngiltere Bankası'ndan önce, kamu bankalarının yalnızca mevduat ve hesap aktarımıyla uğraşıp; borç, avans, yönetim veya bizim portföy dediğimiz işlere bakmadıkları bilinmektedir. Oysa bu faaliyetler, çok erkenden özel bankaların, örneğin di scritta denilen Venedik bankalarının veya XVI. yüzyıla ilişkin sicillerin korunduğu şu Napoli bankalarının uğraş alanı olmuşlardır.
    Fakat burada hedefimiz, bu özel tarihler üzerinde durmak değil de, kredinin ne zaman ve nasıl kurum haline gelmeye uğraştığını; ve bankacılık faaliyetinin ne zaman ve nasıl, ekonominin egemen konumlarına kaydığını görebilmektir. Batı'da kabaca, üç kez, göze görünür bir şekilde olmak üzere, banka ve kredinin anormal bir şişkinlikleri meydana gelmiştir: 1300'ler öncesi ve sonrasında Floransa'da; XVI. yüzyılın ikinci yarısında ve XVII. yüzyılın ilk iki onyılında Cenova'da; XVIII. yüzyılda Amsterdam'da. Acaba, güçlü bir şekilde harekete geçmiş olan ve az veya çok uzun vadede, belli bir finans kapitalizminin zaferini kanıtlıyora benzeyen bir evrimin, üç kez yarı yolda kilitlendiği sonucu çıkartılabilir mi? Bu evrimin tamamına ermesi için XIX. yüzyılı beklemek gerekecektir. Demek ki, bu üç deney, üç geniş ölçekli ve sonra da sonuca varmak üzere, üç başırısızlık veya en azından, üç aşikâr geri çekilmedir. Niyetimiz, bu üç deneyi en kalın çizgileri içinde görerek, her şeyden önce aralarındaki ilginç çakışmaları belirlemektir.
    Floransa'da Duecento'da ve Trecento’da, kredi bizzat kentin tüm tarihini, ama aynı zamanda, Floransa’nın rakipleri olan diğer İtalyan kentlerinin, tüm Akdeniz'in ve Batı'nın bütününün tarihini de gündeme getirmektedir. En azından, Floransa'nın büyük ticari ve bankacılık kumpanyalarının yerleşik hale gelmelerini XI. yüzyıldan itibaren anlamak, yani Avrupa ekonomisinin yenilenmesinden itibaren anlamak gerekmektedir; bu kuruluşlar İtalya'yı yüzyıllar boyunca Avrupa'nın bir numarası yapacak olan hareket tarafından sürüklenmektedirler: XIII. yüzyılda Ceneviz tekneleri Hazar Denizinde seyretmekte; İtalyan yolcu ve tüccarları Hind ve Çin'e ulaşmakta; Venedikliler ve Cenevizliler Karadeniz kavşaklarında kamp kurmakta; bazı İtalyanlar Kuzey Afrika limanlarında Sudan altın tozu aramakta; diğer bazıları da Fransa, İspanya, Portekiz, Alçak Ülkeler ve İngiltere’de bulunmaktadırlar. Ve Floransalı tüccarlar, baharat, yün, kap kacak, maden, yünlü, ipekli kumaş alıcısı ve satıcısı olarak heryerdedirler, ama hepsinden fazla, para ticareti yapmaktadırlar. Yarı tüccar, yarı bankacı kumpanyalar, Floransa’da bol miktarda nakit ve nisbeten ucuz bir kredi bulmaktadırlar. Bunun sonucunda, onların ticaret ağlarının gücü ve etkinliği ortaya çıkmaktadır. Telâfiler, hesap nakilleri, aktarımlar, Bruges’den Venediğe, Aragon’dan Doğu Anadolu’ya, Kuzey Denizinden Karadeniz’e kadar, şubeler arasında kolaylıkla yapılmaktadır; Çin ipekleri Londra’da, yün balyaları karşılığında satılmaktadır. .. Kredi, kâğıt, her şey iyi gittiğinde, doruktaki para değil midirler? Bunlar koşmakta, uçmaktadır, bunlar yorulmak nedir bilmemektedirler.
    Floransa şirketlerinin başarısı, uzaktaki İngiliz krallığının kesinlikle fethi, boyunduruk altına sokulması olmuştur. Adayı ele geçirmeleri için Yahudi sarrafları, Hansa ve Alçak Ülkeler tüccarlarını, inatçı rakipler olan İngiliz tüccarlarını ikâme etmeleri ve aynı zamanda, İtalyan rakiplerini devre dışı bırakmaları yeterli olmuştur. Floransa, I. Edward'ın Galler Ülkesi’ni fethini finanse etmiş olan Luccalı tüccarlar Riccardilerin adadaki öncü faaliyetlerini devralmışlardır. Bu tarihten biraz sonra, Floransalı Frescobaldiler, II. Edward’ın Iskoçya’ya karşı giriştiği savaşa avans vermişlerdir, sonra da Bardiler ve Peruzziler III. Edward'ın, Yüz Yıl Savaşları denilecek olan çatışmaya yol açacak faaliyetlerine olanak sağlayacaklardır. Floransalı tüccarların zaferi yalnızca ada hükümdarlarını kendilerine tabi kılmaları olmayıp, aynı zamanda, Floransa’nın arte della lana’sı ve kıtadaki atelyeler için vazgeçilmez olan İngiliz yününü de ele geçirmiş olmasıdır.
    Fakat İngiltere macerası 1345’te, Bardilerin felâketiyle sona ermiştir. Onlar için “alçı ayaklı devler" denilmiştir, ama gene de dev. III. Edward, bu dramatik yıl esnasında, tıpkı Peruzzilere olduğu gibi, onlara da muazzam bir miktar borçludur (Bardilere 900.000, Peruzzilere 500.000 fiorin), bu tutarın bu iki şirketin sermayeleriyle hiçbir ortak yanı yoktur -bu devasa kredilere, mudilerinin parasını (oran 1’e 10’a kadar çıkabilmektedir) yatırmış olmaları bunun kanıtıdır-. Kronikçi Villani’ye göre, “Floransa tarihinin en vahimi olan" bu felâket, onu izleyen diğer afetler nedeniyle, kentin üzerine çökmüştür. Borçlarını ödeyemeyen III. Edward kadar, XIV. yüzyılı ikiye bölen Kara Veba da bu durumdan suçludur.
    “Bu durumda, Floransa'nın bankacı talihi, Cenova ve Venediğin tüccar talihi karşısında silinmektedir ve rakiplerinin en tüccarı olan Venedik, 1381’deki Chioggia savaşı sayesinde üste çıkacaktır. Aşikâr bir bankacılık modernliğine sahip olan Floransa deneyi, uluslararası ekonomik bunalımı aşamamıştır. Floransa’ya ticari faaliyetleri ve endüstrisi kalacaktır, hatta XV. yüzyılda bankacılık faaliyetini toparlayacaktır, ama artık eskinin dünya ölçeğindeki öncü rolüne sahip olamayacaktır. Mediciler, Bardiler değildirler.
    İkinci deney, Cenova’ya ait olanıdır. 1550-1560 arasında, yüzyılın başının canlı genişlemesinin yanı sıra, Avrupa ekonomisinin belli ölçüde bükülmesi meydana gelmiştir. Amerika madenlerinden gelen beyaz maden akımı bir yandan, o zamana kadar Orta Avrupa gümüş üretiminin efendisi olan büyük Alman tüccarlarını sıkıntıya sokarken; artık daha kıt hale gelen, ama uluslararası muamelelerin ve kambiyo senetlerinin ödeme aracı olarak kalmaya devam eden altın değerlenmiştir. Bu dönüşü ilk anlayanlar Cenevizliler olmuşlardır. Katolik krala borç verme rolünde, Yukarı- Almanya tüccarlarının yerine, kendilerini sunan Cenevizliler, Amerikan hazinelerine el koymuşlar ve kentleri de, Anvers piyasasının yerine, tüm Avrupa ekonomisinin merkezi haline gelmiştir. Böylece bu sıralarda, Floransa’nın XIV. yüzyılda yaşadığından daha garip ve daha modern bir deney gelişmeye başlamıştır. Bu deney temelde kambiyo senetlerine ve fuardan fuara veya piyasadan piyasaya taşınan yeniden kambiyoya dayanmaktadır. Kambiyo senetleri Anvers, Lyon, Augsburg veya Medina del Campo ve başka yerlerde kuşkusuz bilinmekleydi ve bu piyasalar bir geceden ertesi sabaha terkedilmemişlerdi. Fakat Cenevizlilerle birlikte, kâğıt artan bir role sahip olmuştur. Hatta Fuggerlere yakıştırılan bir söze göre, Cenevizlilerle pazarlık yapmak, kâğıtla pazarlık yapmaktır (mit papier), oysa Fuggerlerle pazarlıkta has nakit para (baargeld) söz konusudur. Bunlar, yeni bir tekniğin geride bıraktığı, geleneksel tüccarlara ait sözlerdir. Çünkü Cenevizliler, bunun tersine, İspanya kralına açtıkları avansları Amerikan filolarının geri dönüşünde, sekizlik sikkeler veya gümüş çubuklarla geri alarak, kentlerini beyaz madenin büyük piyasası haline getirmişlerdir. Ve kendi kambiyo senetleri ile, Venedik veya Floransa'dan gümüş para karşılığında satın aldıkları sayesinde, altın dolaşımının efendileri haline gelmişlerdir. Fiili durumda, Katolik krala İspanya'dan gümüş olarak geri alacakları tutarları, Anvers piyasasında altın olarak (savaş ihtiyaçları için, asker ücretleri özellikle altın sikkelerle ödenmektedir) ödeme macerasından yüz akıyla çıkmışlardır.
    Ceneviz makinesi 1579'da, daha önce sözünü ettiğimiz büyük Piacenza fuarlarının kurulmasıyla, tüm etkinliği içinde örgütlenmiştir. Bu fuarlar toptan ticaretin ve uluslararası ödemelerin çoklu işlemlerini merkezileştirmekte, bu işlerin dearing'ini veya o zamanlar denildiği gibi, scontro’sunu örgütlemektedirler. Bu çok iyi kurulmuş olan makina, ancak 1622’de bozulacak, kısa bir süre sonra da, Ceneviz kredisinin tekelci hükmüne son verecektir. Neden bu çöküş? Uzun zaman sanıldığı gibi, acaba Amerikan gümüş gelişinin azalmasının sonucu mu? Fakat bu bakış açısından, Michel Morineau'nun devrimci araştırmaları, sorunun terimlerini tersine çevirmiştir. Amerikan “hazine"lerinde felâkete yol açacak bir azalma olmamıştır. Ceno- va'ya sekizlik sikke gelişinde de duraklama olmamıştır. Hatta tersine dair kanıtlar emrimizdedir. Cenova değerli maden akımına bağlı kalmaya devam edecektir. XVII. yüzyılın sonundaki ekonomik toparlanmayla birlikte, kent, örneğin 1687’de hâlâ 5 veya 6 milyon pezze de otto emmekte veya bunlar en azından buradan geçmektedirler. Bu koşullarda, Cenova'nın nisbi silinmesi sorunu oldukça karanlık hale gelmektedir. Felipe Ruiz Martin’e göre, Juros alıcısı İspanyollar, Katolik kralın beratlı borç vericileri olan Cenovalı bankacı tüccarların oyunu için gerekli olan sermayeleri sağlamayı durdurmuş olmalıdırlar. Yalnızca kendi güçlerine terkedilen Cenovalılar, İspanya'daki kredilerini, kitlesel olarak ülkelerine getirmiş olmalıdırlar. İşte bu mümkündür. Başka bir açıklama beni çekmektedir: kâğıdın, kambiyo senetlerinin oyunu, ancak eğer bunların aralarında dolaştıkları piyasalar değişken düzeylerdeyse mümkündür; yolculuk yapan senedin değerlenmesi gerekmektedir. Nakdin “bestial larghezza”sı halinde (bu söz o çağa ait birinindir), kambiyo senedi yüksek rayiçlerin tavanına yapışmaktadır. Eğer su aşırı bolsa, değirmenin suya batan tekerleği daha çok döner. Oysa, 1590-1595'ten itibaren, beyaz madenin aşırı bolluğu piyasaları istila etmiştir. Her halükârda, bu veya başka bir nedenden ötürü, Ceneviz senet dağı çökmüş, en azından egemen örgütleme iktidarını kaybetmiştir. Modern tarzda incelmiş bir kredi, Avrupa iş aleminin zirvesine yerleştikten sonra, bir kez daha bu konumda, ancak çok kısa bir süre kalabilmiş, yarım yüzyıl bile dayanamamıştır. Sanki bu yeni deneyler, Eski Rejim ekonomilerinin olanaklarını aşıyorlarmışçasına.
    Fakat macera Amsterdam'da yeniden başlayacaktır.
    XVIII. yüzyılda Amsterdam-Londra-Paris-Cenevre dörtgeni içinde, ticari faaliyetin yukarısında, etkin bir bankacılık egemenliği yeniden kurulmuştur. Mucize Amsterdam’da konumlanmıştır. Kredinin çeşitli kâğıtları burada muazzam, alışılmamış bir yere sahiptir. Avrupa’daki mal trafiğinin tümü, sanki uzaktan komuta ediliyormuş, kredi ve iskontonun canlı hareketleri tarafından çekiliyormuş gibidir. Ama tıpkı Cenova'da da olduğu gibi, eksen üstünlüğünü yüzyılın sonuna kadar sürdüremeyecektir. Hollanda Bankası, paradan rahatsız olarak, Avrupa devletlerine borç vermenin sinsi çarkları içine yuvarlanmıştır. Fransa’nın 1789'daki iflası, Hollanda’nın dakik saati için felâketli bir darbe olmuştur. Kâğıdın egemenliği bir kez daha kötü bir şekilde bitmektedir. Ve gene de her seferinde olduğu gibi, başarısızlık, bir taneye karşılık, yüz sorun çıkartmaktadır. Belki de hareket halindeki mal, hareket halindeki nakit para ve hareket halindeki kredi kâğıtlarının uyum sağlayabilecekleri ve birbirlerine çatışmadan komuta edecekleri, sakin ve kendinden emin bir bankacılık rejimi yaratmak için çok erkendi? Bu durumda bunalım, 1778'den itibaren ortaya çıkan depresyona yönelik ara devre, eşyanın tabiatına göre kaçınılmaz olan bir evrimi hızlandıran bir patlatıcıdan başka bir şey olmamıştır