• Bırakmayın yoldan çıkarmasınlar sizi
    Angarya ve sömürü için!
    Korku neden?
    Bütün hayvanlar gibi öleceksiniz siz de
    Ondan ötesi olmayacak.
  • 784 syf.
    ·13 günde·10/10
    Liza Knapp'ın önsözünde bahsettiğine göre, Dostoyevski notlarında Prens Lev Nikolayeviç Mışkin'i "kutsal çılgın" olarak tanımlar. Ardından şöyle yazar Knapp: Kutsal çılgın tiplemesi Aziz Paulus'un havari mektubuna dayanır ("Biz İsa uğruna çalışan çılgınlarız, fakat sen İsa'da bilgeleşiyorsun"). Kutsal çılgın, azizlikle, dünyeviyattan uzak olmayla, toplumun kıyısında kalmışlıkla bağdaştırılmıştır.
    Bu Prens'i güzel tanımlıyor: Toplumun kıyısında kalmışlık. Lev Nikolayeviç o kadar iyi niyetli, saflığı öylesine bozulmazdır ki içinde bulunduğu toplum tarafından garipsenir, budala diye anılmaya başlar. Bir nevi onların kıyısında kalmıştır, onlardan biri değildir. Ona her ne kadar budala da deseler, ileriki sayfalarda neredeyse tüm karakterler onun aslında budala olmadığını, belki de hepsinden çok kafasının çalıştığını fark ederler, bir karakter "Size nasıl budala diyebiliyorlar?" diye sorar.
    Lev Nikolayeviç Mışkin'i Aleksey Karamazov'a benzetmiştim, ama şöyle bir fark var ki bu karakterin iyiliği ayartmalarla tehlike altında değildir. Alyoşa ne kadar kardeşi İvan'ın tanrıtanımaz söylemleri, arkadaşı Rakitin ve Gruşenka'nın işbirliği ile vs. yoldan çıkarılmaya çalışıldıysa Mışkin de o kadar bu tehlikelerden uzak kalmıştır ve adeta bozulmuş toplumda dirilen İsa gibidir. Alyoşa ayartmaların farkındadır, hayata uyum sağlamıştır ve kendine söz geçirebiliyordur. Mışkin ise hasta olduğu için evlenemeyeceğini bile düşünür, normal bir insanın turkularına ve arzularına yabancıdır. İnsanlar onun iyiliğine saldırmaz, onun iyiliğini garipserler.
    Karamazovlardan bir benzerlik daha kurulabileceği karakter var: İvan Karamazov. Mışkin olayları, belki de o kusursuz iyiliği sebebiyle tarafsız yorumlayabiliyor. Bu da denildiği gibi İvan Karamazov'un yapmak istediğini, yani olaylarda kalabilmeyi başarabildiği anlamına gelir. İvan, "Hiçbir şey anlamıyorum, anlamak da istemiyorum. Olaylarda kalmak istiyorum. Anlamamaya karar vereli çok oluyor. Anlamak istersen olaylardan sıyrılman gerekir, oysa ben sadece olayda kalmak istiyorum," demiş, bir şeyi yorumlamanın nesnel olamayacağını söylemişti. Mışkin olayları kitapta diğer karakterlerin yapamayacağı kadar akılcı yorumlayabiliyor. Okurken, aslında onun çoğu şeyin farkında olduğunu fark ediyoruz.

    Rogojin'in "Senin acıma duygun belki de benim aşkımdan daha güçlü!" repliği Dostoyevski'nin, insanın arınması için acı çekmesi gerektiği fikrini ortaya serer, zira Mışkin Nastasya hakkında, onun fotoğrafını gördüğü andan itibaren hep "acı çekmiş bir kadın" diye düşünür, bir yerde şöyle der: "Neşeli bir yüzü var, ama çok acı çekmiş, öyle değil mi?"
    Nastasya'ya acıyan Mışkin onu kurtarmak istemektedir; Nastasya da "alçalmadan onu kurtarabilecek tek kişi"nin Mışkin olduğunun farkındadır; ne var ki kirli geçmişinden kopamaz ve gururlu da bir kadın olduğundan Mışkin'le evlenmez. Çünkü o alçalmayı isteyecek kadar alçakgönüllü, fakat alçaltılmaya dayanamayacak kadar da onurludur.
    *
    Kitabın tekrar tekrar okunası diğer bir kısmı da bence İppolit Terentyev'in itirafları. Ölümün kaçınılmaz olduğu dünyaya karşı yazılmış en etkileyici isyan olabilir bu. İvan Karamazov, çocukların öldüğü, acı çektiği bu dünyayı reddettiğini söylüyordu, İppolit de artık kendisinin bir yeri olmadığı o dünyaya isyan ediyor. Ayrıca İppolit'in kendisine sorduğu "En iyi nasıl ölebilirim?" sorusuna Prens şöyle dokunaklı bir yanıt verir: "Yanımızdan geç ve mutluluğumuz için bizi bağışla!"
    *
    Bu roman için aşk kitabı deniyor fakat ben hiç de aşk kitabı okur gibi hissetmedim. Çok daha farklı bir şeydi, hatta Dostoyevski'nin dediği gibi "bütünüyle güzel bir insanı" anlatıyordu.