• 408 syf.
    Gerçekten güzel bir kitap olmuş. "Yolun sonuna mı geldik?" sorgusunu yapıyor ve sayfaların arasında kayboluyorsunuz. Bu gece nöbet tutmaya hazır mısınız?
  • Yazar: https://1000kitap.com/JayGarrick
    Hikaye Adı : Gerçek mi? Yalan mı?
    Link: #30248726

    Hey sen ya da sen hayır hayır siz! Baylar sizlere, sen dediğim için özür dilerim lakin beni dinlemeniz gerek. Sizlere gerçeği anlatmayacağım üstüne üstlük anlatacaklarımla gizleyeceğim de. Evet, bunu yapacağım hatta bu hususta yalan bile söylemekten çekinmeyeceğim. Çünkü ben soylu bir insan değilim, çıkarlarım uğruna bunu hep yaparım. Sizden tekrardan özür diliyorum baylar ama buna mecbur olduğumu bilmenizi isterim.

    Gerçek yalanlarla gizlenebilir mi? Belki evet sizden gerçeği muzipçe yalanlarla gizleyebilirim, yarattığım yeni gerçekle sizin saygınızı bile kazanabilirim ama ya sonrası? Kurduğum gerçekle ne kadar baş edebilirim ya da kendi yalanımın gerçeğim olması beni hiç mi korkutmuyor? Şimdilik bu sorunun cevabını anlatacaklarımın sonuna bırakıyorum.

    Benim adım Mavi, hayatım boyunca hep dürüst oldum ve hayat, bu dürüstlüğüme mukabil her seferinde yüklü bir hesap çıkardı karşıma. Hepsini ödedim baylar, borçlu kalmayı hiçbir zaman sevmedim. Kimi zaman acı çektim, tek gerçeğim acı oldu kimi zamansa kişiliğimden ödün verdim rezil oldum. Hayat, beni sevmedi baylar, gizliden gizliye hep arkamdan vurdu, sinsice davrandı mert dövüşmeyi bilmiyordu ya da işine gelmiyordu diyelim.

    Bense her yediğim darbe ile daha ne kadar yerin dibine geçebilirdim bilmiyorum. Esasen insanlardan kendimi soyutlamak, hayatın acımasız müdahalelerine karşın güzel bir çözüm olmuştu. Tüm varlığımı kitaplara verip, kendim gibi olan karakterlere ağlamak, kendime ne kadar acımadıysam onlara o derece acımak ve gözyaşı dökmek en güzel, en kestirme çıkış yoluydu. Daha kestirmesi de vardı ama ben onu beceremedim.

    Hayatın uzaktan bakıldığında sıra dağların çizgileri gibi bir hiddetlenip bir durulacağını düşünürdüm. Fakat işler hiçte düşündüğüm gibi ilerlemiyordu. Sahiden ilk dağın tepesine varıp acının ve rezilliğin doruğunu tattıktan sonra bende diğer insanlar gibi rahat edebilecek miydim?

    Hayır baylar rahat edemeyecektim çünkü hayat acımasız olduğu kadar gaddardı da. Başka bir yol bulmak gerekiyordu ve ben bu yolun yalandan taşlarla örülü olduğunu bilmiyordum. İlk yalanımdan sonra müthiş bir rahatlama hissine kapıldığımı hatırlıyorum. Yalanlar, yavaştan hayatıma giriyor sahte mutluluğuyla tüm benliğimi sarıyordu.

    Üniversite ikinci sınıftaydım şu an tam yılı hesaplayamayacağım ama bundan altı sene evveli olması lazım. Kampüs kantinine henüz varmış, görevliden açık bir çay istemiştim. İşte o esnada gözlüklü, saçları oldukça toplu, esmer bir kız yaklaştı ve benimle konuşmak istediğini söyledi. İsteğini kabul ettim, çayımı alıp bir masaya konuşmak üzere geçtik. Bir arkadaşı olduğundan söz bahsi açtı, kızın beni çok sevdiğini, annesini yeni kaybettiğini ve babasıyla beraber yaşadıklarını anlattı. Annesini kaybetmenin onu ne kadar sarstığını, arkadaşının haline çok üzüldüğünü ekledi sözlerine. Ardından onu mutlu etmek için benden onunla konuşmamı en azından biraz olsun hayata tekrardan tutunması için benden böylesine bir taleple ricada bulundu.

    İlkin bunun doğru bir davranış olmayacağını düşündüm ama sonraları bu talebin ciddi anlamda mantıklı olduğu kanısına vardım. Ertesi gün gidip o kızı buldum. Kız çok güzel değildi ama kara gözleri, oldukça masum olan yüzünde elmas gibi parıldıyordu. Saçları dağınıktı ama zannediyorum ki toplu olsa bu kadar yakışmayacaktı. Ne yapmalıydı, esasen bu hususta oldukça acemi olduğum için kızla nasıl iletişime geçebilirdim bilmiyordum. Yaklaşık iki ders zili sonrası yine kararsız bir vaziyetle dolaşırken kıza gayri ihtiyari omuz attım. Göz göze geldik ben manasız bakarken o gülümsüyordu.

    Ertesi gün gözlüklü kız koşarak yanıma geldi. Arkadaşının dünkü çarpışma olayını kendisine defalarca anlattığını söyledi. Çok defa teşekkür etti ama işi daha ileri götürmek gerekiyordu. Bu anlamda bir plan yaptık. Gözlüklü kız arkadaşıyla bir kafeye gidecekti bende tesadüfen oraya girmiş bulunacak ve ondan dünkü olaya istinaden özürlerimi kabul etmesini isteyecektim. Neyse okul çıkışı planladığımız gibi kafeye gittim. İlkin gözlerim onların masasını aradı çünkü mekânın uzak bir köşesinde cam kenarına oturmuşlardı neyse ki geçte olsa fark ettim. Gözlüklü kızla göz göze geldik, arkadaşı da durumu fark etti ve bana döndü, bir an ne yapacağımı şaşırdım. Yüzüme mahcup bir gülümseme yerleştirdim ardından elimi kararsızlıkla yarıya kadar kaldırıp masalarına doğru hareket ettim. Yaklaşık iki saat falan sohbet etmiştik ki en son gülüşmeler, komik hatıralar havada uçuşuyordu. Öyle candan bir gülümsemesi vardı ki gözlerine bakarken heyecanlanıyor, elim ayağıma dolaşıyordu. O gün, ertesi gün için okul kantininde çay içmek üzere sözleştik ve ayrıldık…

    Günler onunla beraber hızla geçiyordu. Tanışmamızın dört ay sonrası yine buluşmak üzere sözleşmiştik ama o gün gelmedi. Telefonlarıma da cevap vermedi. Ertesi gün okula vardığımda onu yine bulamadım. Gözlüklü kızın yanına gidip onu sordum. Bir bilgisi olmadığını söyledi ama muhakkak benden gizlediği bir şeyler vardı. Onsuz üçüncü günü bekleyemeyecektim. Yüreğime bir ağırlık çökmüş rahat vermiyordu. Dersleri zaten dinlediğim yoktu. Sınıfın arka sıralarından birine oturup ruhumu, pencerenin aralığından özgür bırakıp onunla olan anılarımıza yolluyordum. Ne yazık ki şimdinin sıkıntısını geçmişin güzel anılarıyla örtbas etmek mümkün değildi. Sıkıntım büyüyor, nefes dahi alamıyordum.

    Şimdilerde bile o gün; o sıkıntıyla zaman nasıl geçti hala anlam veremiyorum. Geceyi yatağımda tavanı izleyerek geçirmiştim. Doğrusu o tavanı bir tiyatro sahnesi yapıp sabaha kadar hatıralarımızı oynatmam zamanı az da olsa hızlandırmış mıdır bilmiyorum. Gözler şişmiş vaziyette okula vardım. Hemen sınıflarına gittim. Gözlüklü kız oradaydı. Nerede olduğunu sordum ayrıca benden bir şeyler gizlediğini de söyledim. Üzgün bir ifadeyle bana bakarken aniden başını kaldırıp ardıma baktı, birinin yaklaştığını hissediyordum. Evet, kesinlikle bu oydu çünkü daha o gelmeden kendine özel kokusu gelmişti bile. Kalbim güm güm vurmaya, ellerim titremeye başladı. Arkama döndüğümde onu gördüm ama gözlerindeki o parıltı yoktu artık. Bir şeyler söylemeye yeltendim belki söyledim de hatırlamıyorum, o heyecanla sesim titredi sözlerim yarım kaldı bakışı altında ezildim. Her şeyi bildiğini ama bana kızgın olmadığını söyledi. Bir süre gözlüklü kıza baktı muhtemelen kızgınlığı onaydı. Sonrasında teşekkür etti. O donuk gözlerine yaşlar doldu ama dökülmedi. Bendeki çaresizliği anlatmam ise asla mümkün değil. Arkasını döndü ve bir daha ardına bakmadan ayrıldı.

    Baylar, onu orada son görüşüm olduğunu söylemiş olsam bana inanır mısınız? İnanın lütfen sonradan gözlüklü kızdan öğrendiğime göre babasının işlerinden dolayı farklı bir şehre gitmişler. Bir daha da haber alamadım kendisinden.

    Şimdi başa dönelim baylar. Yazının başında sorduğum sorunun cevabını sizlere bırakıyorum. Gerçek yalanlarla gizlenebilir mi? Ya da Yalan, gerçek olduğunda gerçeğin yalan olmadığını nasıl izah edebilirim?
  • Hey sen ya da sen hayır hayır siz! Baylar sizlere, sen dediğim için özür dilerim lakin beni dinlemeniz gerek. Sizlere gerçeği anlatmayacağım üstüne üstlük anlatacaklarımla gizleyeceğim de. Evet, bunu yapacağım hatta bu hususta yalan bile söylemekten çekinmeyeceğim. Çünkü ben soylu bir insan değilim, çıkarlarım uğruna bunu hep yaparım. Sizden tekrardan özür diliyorum baylar ama buna mecbur olduğumu bilmenizi isterim.

    Gerçek yalanlarla gizlenebilir mi? Belki evet sizden gerçeği muzipçe yalanlarla gizleyebilirim, yarattığım yeni gerçekle sizin saygınızı bile kazanabilirim ama ya sonrası? Kurduğum gerçekle ne kadar baş edebilirim ya da kendi yalanımın gerçeğim olması beni hiç mi korkutmuyor? Şimdilik bu sorunun cevabını anlatacaklarımın sonuna bırakıyorum.

    Benim adım Mavi, hayatım boyunca hep dürüst oldum ve hayat, bu dürüstlüğüme mukabil her seferinde yüklü bir hesap çıkardı karşıma. Hepsini ödedim baylar, borçlu kalmayı hiçbir zaman sevmedim. Kimi zaman acı çektim, tek gerçeğim acı oldu kimi zamansa kişiliğimden ödün verdim rezil oldum. Hayat, beni sevmedi baylar, gizliden gizliye hep arkamdan vurdu, sinsice davrandı mert dövüşmeyi bilmiyordu ya da işine gelmiyordu diyelim.

    Bense her yediğim darbe ile daha ne kadar yerin dibine geçebilirdim bilmiyorum. Esasen insanlardan kendimi soyutlamak, hayatın acımasız müdahalelerine karşın güzel bir çözüm olmuştu. Tüm varlığımı kitaplara verip, kendim gibi olan karakterlere ağlamak, kendime ne kadar acımadıysam onlara o derece acımak ve gözyaşı dökmek en güzel, en kestirme çıkış yoluydu. Daha kestirmesi de vardı ama ben onu beceremedim.

    Hayatın uzaktan bakıldığında sıra dağların çizgileri gibi bir hiddetlenip bir durulacağını düşünürdüm. Fakat işler hiçte düşündüğüm gibi ilerlemiyordu. Sahiden ilk dağın tepesine varıp acının ve rezilliğin doruğunu tattıktan sonra bende diğer insanlar gibi rahat edebilecek miydim?

    Hayır baylar rahat edemeyecektim çünkü hayat acımasız olduğu kadar gaddardı da. Başka bir yol bulmak gerekiyordu ve ben bu yolun yalandan taşlarla örülü olduğunu bilmiyordum. İlk yalanımdan sonra müthiş bir rahatlama hissine kapıldığımı hatırlıyorum. Yalanlar, yavaştan hayatıma giriyor sahte mutluluğuyla tüm benliğimi sarıyordu.

    Üniversite ikinci sınıftaydım şu an tam yılı hesaplayamayacağım ama bundan altı sene evveli olması lazım. Kampüs kantinine henüz varmış, görevliden açık bir çay istemiştim. İşte o esnada gözlüklü, saçları oldukça toplu, esmer bir kız yaklaştı ve benimle konuşmak istediğini söyledi. İsteğini kabul ettim, çayımı alıp bir masaya konuşmak üzere geçtik. Bir arkadaşı olduğundan söz bahsi açtı, kızın beni çok sevdiğini, annesini yeni kaybettiğini ve babasıyla beraber yaşadıklarını anlattı. Annesini kaybetmenin onu ne kadar sarstığını, arkadaşının haline çok üzüldüğünü ekledi sözlerine. Ardından onu mutlu etmek için benden onunla konuşmamı en azından biraz olsun hayata tekrardan tutunması için benden böylesine bir taleple ricada bulundu.

    İlkin bunun doğru bir davranış olmayacağını düşündüm ama sonraları bu talebin ciddi anlamda mantıklı olduğu kanısına vardım. Ertesi gün gidip o kızı buldum. Kız çok güzel değildi ama kara gözleri, oldukça masum olan yüzünde elmas gibi parıldıyordu. Saçları dağınıktı ama zannediyorum ki toplu olsa bu kadar yakışmayacaktı. Ne yapmalıydı, esasen bu hususta oldukça acemi olduğum için kızla nasıl iletişime geçebilirdim bilmiyordum. Yaklaşık iki ders zili sonrası yine kararsız bir vaziyetle dolaşırken kıza gayri ihtiyari omuz attım. Göz göze geldik ben manasız bakarken o gülümsüyordu.

    Ertesi gün gözlüklü kız koşarak yanıma geldi. Arkadaşının dünkü çarpışma olayını kendisine defalarca anlattığını söyledi. Çok defa teşekkür etti ama işi daha ileri götürmek gerekiyordu. Bu anlamda bir plan yaptık. Gözlüklü kız arkadaşıyla bir kafeye gidecekti bende tesadüfen oraya girmiş bulunacak ve ondan dünkü olaya istinaden özürlerimi kabul etmesini isteyecektim. Neyse okul çıkışı planladığımız gibi kafeye gittim. İlkin gözlerim onların masasını aradı çünkü mekânın uzak bir köşesinde cam kenarına oturmuşlardı neyse ki geçte olsa fark ettim. Gözlüklü kızla göz göze geldik, arkadaşı da durumu fark etti ve bana döndü, bir an ne yapacağımı şaşırdım. Yüzüme mahcup bir gülümseme yerleştirdim ardından elimi kararsızlıkla yarıya kadar kaldırıp masalarına doğru hareket ettim. Yaklaşık iki saat falan sohbet etmiştik ki en son gülüşmeler, komik hatıralar havada uçuşuyordu. Öyle candan bir gülümsemesi vardı ki gözlerine bakarken heyecanlanıyor, elim ayağıma dolaşıyordu. O gün, ertesi gün için okul kantininde çay içmek üzere sözleştik ve ayrıldık…

    Günler onunla beraber hızla geçiyordu. Tanışmamızın dört ay sonrası yine buluşmak üzere sözleşmiştik ama o gün gelmedi. Telefonlarıma da cevap vermedi. Ertesi gün okula vardığımda onu yine bulamadım. Gözlüklü kızın yanına gidip onu sordum. Bir bilgisi olmadığını söyledi ama muhakkak benden gizlediği bir şeyler vardı. Onsuz üçüncü günü bekleyemeyecektim. Yüreğime bir ağırlık çökmüş rahat vermiyordu. Dersleri zaten dinlediğim yoktu. Sınıfın arka sıralarından birine oturup ruhumu, pencerenin aralığından özgür bırakıp onunla olan anılarımıza yolluyordum. Ne yazık ki şimdinin sıkıntısını geçmişin güzel anılarıyla örtbas etmek mümkün değildi. Sıkıntım büyüyor, nefes dahi alamıyordum.

    Şimdilerde bile o gün; o sıkıntıyla zaman nasıl geçti hala anlam veremiyorum. Geceyi yatağımda tavanı izleyerek geçirmiştim. Doğrusu o tavanı bir tiyatro sahnesi yapıp sabaha kadar hatıralarımızı oynatmam zamanı az da olsa hızlandırmış mıdır bilmiyorum. Gözler şişmiş vaziyette okula vardım. Hemen sınıflarına gittim. Gözlüklü kız oradaydı. Nerede olduğunu sordum ayrıca benden bir şeyler gizlediğini de söyledim. Üzgün bir ifadeyle bana bakarken aniden başını kaldırıp ardıma baktı, birinin yaklaştığını hissediyordum. Evet, kesinlikle bu oydu çünkü daha o gelmeden kendine özel kokusu gelmişti bile. Kalbim güm güm vurmaya, ellerim titremeye başladı. Arkama döndüğümde onu gördüm ama gözlerindeki o parıltı yoktu artık. Bir şeyler söylemeye yeltendim belki söyledim de hatırlamıyorum, o heyecanla sesim titredi sözlerim yarım kaldı bakışı altında ezildim. Her şeyi bildiğini ama bana kızgın olmadığını söyledi. Bir süre gözlüklü kıza baktı muhtemelen kızgınlığı onaydı. Sonrasında teşekkür etti. O donuk gözlerine yaşlar doldu ama dökülmedi. Bendeki çaresizliği anlatmam ise asla mümkün değil. Arkasını döndü ve bir daha ardına bakmadan ayrıldı.

    Baylar, onu orada son görüşüm olduğunu söylemiş olsam bana inanır mısınız? İnanın lütfen sonradan gözlüklü kızdan öğrendiğime göre babasının işlerinden dolayı farklı bir şehre gitmişler. Bir daha da haber alamadım kendisinden.

    Şimdi başa dönelim baylar. Yazının başında sorduğum sorunun cevabını sizlere bırakıyorum. Gerçek yalanlarla gizlenebilir mi? Ya da Yalan, gerçek olduğunda gerçeğin yalan olmadığını nasıl izah edebilirim?
  • 114 syf.
    Annesi Füsun ile başlayan hayatı kızı Füsun ile son bulan Didem. Onun hayatı iki Füsun arasında mekik dokur aslında. O ne çocukken ne de anneyken doyar Füsun’larına.


    24 Temmuz 2011'de aramızda ayrılan Didem Madak giderken bize çok acıyan şiirler bıraktı. Didem Madak’ı okumaya başlayacaksanız eğer öncelikle onun hayatını okuyun derim. Yoksa manasız gelir o en manalı sözleri. Bize sadece üç şiir kitabını bıraktı.
    Kangurular gibi şiirlerini karnında taşıyıp gitti.

    Seninle yolculuğun sonuna geldik.
    Yok hayır hayır!
    Seninle yolun başındayız aslında.
    Artık tüm nesnelerde sen varsın.
    Tüm objelere bir anlam yüklüyorum sayende.
    O savaşçı ruhunu bize de aşılayıp gittin.
    Huzurla uyu.

    Didem Madak’ın ödül töreni sırasında tanıştığı arkadaşı Şükran Yücel’e gönderdiği e-postadaki metin şöyledir:

    “Canım Kızım
    Sana mektup yazacağım.
    Çünkü artık başka bir şey yazamıyorum. Bu konuda pek de dertli değilim doğrusunu istersen. Sen bana belki bugüne kadar yazdığımdan başka türlü bir yazı yazmayı öğretirsin. Kendimi bir sonbahar ağacı gibi hissediyorum. Mutlu bir sonbahar ağacıyım ben. Yere düşen yapraklarımı eğilip topluyorum. Saçıma tutuyorum. Bakın yakışmış mı diye soruyorum. Sonra yaprakları havaya savuruyorum. Ben iki kişilik bir kabilenin me isimli kölesiyim. Çünkü sen acıktığında me diye ağlıyorsun ve bu ismimi seviyorum reis!
    Canım kızım, cehaletimden şair oldum…
    Annesizlikten.
    Sen sakın şair olma!”

    İlk satırları Füsun’a yazılan şiirlerin, son satırları da Füsun’a yazılır.
  • Bazen öyle yorulur ki insan o uçsuz bucaksız dediğiniz yolda yürüse bile hep 4 duvar içindedir.
    Bazen öyle yorulur ki insan o uçsuz bucaksız dediğiniz gökyüzü altında bir dipsiz kuyuda gibi çırpınır ama ne sesini duyan ne gören olur.
    İnsan hayata bir kere gelir ama kaç kez ölür kaç kez hayattan sıkılır bunu hiç hesapladınız mı? Bence insan doğduğu gün yaşar sadece. Sonrası mı? Sonrası ise sadece sonuna giden o yolda yürümektir. Haftalar 7 gün değil de 10 gün olsaydı bir ayda bir gün gecseydi on yılda bir yaş yaşamış olsaydık daha mı az yorulurduk? Daha mı az yaşlanırdık? Peki ya yaşımızın 10-20-50 olması ne ifade ediyor ki? İnsan 20 yaşında iken de 50 yaşında hissedemez mi? İnsan 20 yaşında yolun başında yorulup o yoldan ayrılamaz mı?
    Velhasıl yoruldum yorulduk bir çoğumuz. Benim için hayat bir bardak çayın sıcaklığı gibiydi. Doğduğumda demlikte fokur fokur iken o soğuk bardağın içine dolunca bardaktaki tüm soğuk bedenime işleye işleye beni soğuttu ve zaman da buna destek çıkıp acıttı. Çay acıdı artık dostlar içilmez oldu. Belki bardakta olması hala çay olması çok şey ifade eder ama artık o çay soğuk ve acı. Söylesene çaycı nedir bunun ilacı? İşte geldik işte gidiyoruz bu dünyadan bir insan daha geçti derler de ismini bilmezler. İşte durduk nefes aldık işte kalktık yola koyulduk. Burdan bir yolcu geçti derler yüzünü bilirler de özünü bilmezler. İşte son nefes işte durak. Burda bir garip yaşadı derler evini bilirler de kabrini bilmezler. İşte yazdın işte okuduk derler burda bir yaşanmışlık var derler de halin hatrın bilmezler.
    Yorgunum. Yol çok uzun. Ben yorgunum.