• Oysa ülke içindeki egemen din dışındaki dinden gruplara birtakım hakların verilmesi 19. yüzyıl yönetim ve siyasetin dışında bir olay değildir.
  • Okulda çalışan psk danişmanların , psikologların başucu niteliğinde bir kitap.. Okb li bir danışaninız varsa yapacağınız terapide yol gösterici uygulamalara sahip
  • Üçüncü iyi devlet biçimi de Aristoteles’in politeia demekle kastettiği demokrasidir. Ancak bu yönetim biçiminde de varolan tehlike, bir demokrasinin kolayca bir ayaktakımı egemenliğine dönüşebilmesidir.
    Jostein Gaarder
    Sayfa 133 - Pan Yayınları 17. Baskı
  • Siyasi Rejimler
    Siyasi Rejimler kitabı Paris Hukuk ve İktisat Fakültesi Profesörü Maurice Duverger'in küçük bir inceleme kitabı, Duverger'in bu kitabını iki farklı baskıdan takip ettim, birinci olarak Remzi Kitabevinden çıkan Yaşar Gürbüz çevirisi; bu çevirinin dili biraz ağır olabilir ama cümleleri daha düzgün ve kolay anlaşılır ancak benim elimde olan 2. baskıda bir çok basım hataları var, sayfalar tekrar ediyor ve yerine geçtiği sayfa eksik oluyor. Diğer baskısı ise İletişim Yayınları, Cep Üniversitesi serisinden çıkan Teoman Tunçdoğan çevirisi ki bu baskı için de cümlelerinin kelimeleri daha tanıdık ama anlaşılması daha zor diyebilirim, bu baskıda da bir yerde sayfa atlanmış, İletişim Yayınları kitabı Fransız kültür hayatında önemli olarak belirttikleri Ne Biliyorum serisinin Türkçeleştirmesi kapsamında okuyucuya sunuyor. Remzi Kitabevi ise kitabı Kültür Serisi adı altında, Duverger'in 4 yıl öğrencisi olmuş birisinin çevirisiyle sunuyor.

    Duverger, dünyada üniversitelerde kitapları en çok okutulan düşünürlerdenmiş, ben bu kitabı üzerinden bu özelliğine yorum yapacak olursam; benim açımdan Duverger'in en ilgi çekici özelliği uygulanan yönetim ile yazıtsal kaynaklar bakımından güzel bir ayrımla konuları incelemesi; bunu zaten Duverger kitabının başında belirtiyor, söylüyor ki, bu devirler en çok yasa yapılıp en çok çiğnendiği zamanlardır, o da genelde akademisyenlerin yaptığı sadece bilimsel incelemeyi bırakıp olaylar, tarihsel yapılar tepkiler açısından devlet kurumlarını ve yönetim yapılarını inceliyor.

    Kitap ilk başta yönetim, yönetilen, yöneten, demokrasi gibi kelimelerin yoğunlaştığı bir anlatımla rejim incelemesinden çok teorik incelemelere gidiyor, daha sonrasında dünyayı etkileyen İngiliz rejimini genellikle Fransa ve Kıta Avrupası geneliyle karşılaştırarak anlatıyor, burada yaptığı anlatımda, bu ülkede bu yapı şu şekilde düzenlenmiş demek yerine toplumsal farkları, oluşum, gelişim farklarını açığa koyarak okuyucunun zihninde daha mantıklı bir kurgu oluşmasını sağlıyor.

    İngiliz rejiminden sonra en uzun süredir uygulanmakta olan Amerikan Anayasasından yine bahsettiğim şekilde oluşum dinamikleriyle, toplumsal süreçleriyle bahsederek bunu da Güney Amerika ülkeleri ve yine Kıta Avrupası ülkeleri açısından karşılaştırarak incelerken bu ülkelerdeki İngiliz etkilerini de göz önüne koyuyor.

    Amerikan rejiminden sonra ise SSCB rejimini inceliyor ve bu inceleme sırasında da Balkan ülkeleri ve demirperde rejimlerini soğuk savaş etkisi altında ele alıyor, anlamakta en çok zorlandığım bölüm burası oldu diyebilirim çünkü en çok teknik ayrıntıyı burada vermiş yazar, bunun da nedenini büyük ve yeni doğmuş bir yönetim biçimini iyi açıklama çabası olarak gördüm, kitap yazıldığı sırada SSCB dağılmamış ve yazar bu bağlamda olayları inceliyor, Sovyet tipi yönetimleri ise Faşist rejimlerle karşılaştırıyor, burada da felsefe açısından farklı olsalar da aynı teknikle insanlara baskı kurulduğundan bahsediyor, Duverger. Hatta bunu da (İlk kadın Nobel Edebiyat Ödülü sahibi) Selma Lagerlof'un bir yazısından örnekliyerek açıklıyor, "İsa'nın düşmanı ortaya çıktığı zaman, o da İsa'nın görünüşüne bürünecektir...".

    Kitabın sonunda ise Antigone'deki Creon'a atıfla batılı ve sovyet eğilimli rejimlerin davranışlarını benzer bulur, iktidar sahiplerinin Creon'un rüyasındaki gibi insanlara hayvan muamelesi yapma eğiliminde olduklarını belirtir ve kitabı sonlandırır, bu son bana Hayvan Çiftliği'ni hatırlattı...

    Kitaba genel olarak baktığımda başarılı bulduğum iki yönünden birisini yukarıdaki açıklamalarımda görüyorum ve tekrarını kısaca yapacağım, teorik ayrımlardan çok uygulama incelemesi yapması ve bunu da bir bilim adamı tarafsızlığıyla yapması benim Duverger'e saygı duymama ve onun eserlerine istekle yaklaşmama yol açacak diye düşünüyorum. Diğer başarılı bulduğum yön ise ince denebilecek bir kitapta bu bilgileri özlü bir şekilde sığdırması, kesinlikle okuduğunuz 100 küsür sayfadan daha çok şey kazanacaksınız bu kitaptan, tavsiye ederim.
  • Devletin dört ana direğinden ( din,adalet, yönetim, hazine) biri sarsılacak ya da güçsüz düşecek olursa, insanların işi Tanrı'ya kalmıştır artık.
  • Hani hep deriz ya; ''Batı'nın 100 yıl gerisindeyiz'' diye. İşte bu metoforu anlamak için bu eser muhakkak okunmalı.Eseri okuduktan sonra kitabı asıl okuması gerekenlere ithafen ''bu eseri asıl onlar okumalı'' cümlesini kurmayı pek sevmiyorum. Hele ki bu cümleyi ''Arapların Gözünden Haçlı Seferleri''ne nakletmek (kitabı okuyanlarca biraz ilginç gelecek belki..) bence bu eser için hiç de uygun değil. Evet, eser isminden de anlaşılacağı üzere düpedüz tarih türünde bir eser fakat eseri okuduktan sonra Doğu'nun özellikle Orta Doğu'nun 1000 yıllık uyuşukluğunun teknik ve de sosyolojik nedenlerini bu eşsiz kaynaktan öğrenme şansını yakalıyoruz. Dünyaya gözlerimizi açtığımızdan beri içimize işlemiş olan Doğu'nun başarısızlığı,ezikliği; Batı'nın (bence haklı olarak) üstünlüğünün 1000 yıl öncesinde tam tersi bir durumda olduğunu bu eserde görebiliriz.Eseri okurken yaşadığımız çağda da etkisini yitirmeyen bazı toplumsal hassasiyetlerimizi görünce duruma şaşırmakla birlikte bu durumun Müslüman toplumlarında kalıtsal bir yapıya dönüştüğü kanısına vardım. Frenkler'in binlerce km uzaktan gelip Orta Doğu'yu yakıp yıkarken, insanlar katledilirken duruma isyan eden Bağdat'ta bulunan dönemin bir kadısı duruma isyan edip tam da Ramazan Ayı'nda insanlar Cuma namazı çıkışında 'Ramazan Ayı'na aldırış etmeden yiyip içmeye başlar.Bir andan çevresinde öfkeli halk birikmeye başlar, askerler kendisini tutuklamaya gelir.Kadı da binlerce Müslüman katledilirken sesleri çıkmayan insanların bir kişinin oruç bozmasının neden onları bu kadar rahatsız ettiğini haykırarak kalabalığa serzenişte bulunur. Tabi kimsenin ağzını bıçak açmaz.[syf:62] Tabloya bakınca demogoji unsurunun Müslüman toplumlarının kalıtsal bir özelliği olduğunu görüyoruz. Eserde yaşadığımız coğrafyada yaşanan savaşlara,katliamlara bakınca bu coğrafyanın, topluma hiçbir zaman huzurlu bir uyku verecek gözü yokmuş gibi duruyor.Tabi binlerce yıl öncesinden Orta Doğu'yu yönetenlerin yönetim anlayışları da yaşanan katliamların,ölümlerin bence en büyük sorumlusu.Bence eserde dikkat çekmemiz gereken en önemli yer Haçlıların fethettikleri yerleri uzun yıllar boyunca bir iç savaş yaşamadan idare etmeleri.Frenkler yurtlarında binlerce km uzakta, bilmedikleri yerleri kanla,katliamla fethedip yerleşirken tarih kitaplarında sadece 'Eski Türk Devletleri' diye hepimize ezberletilen devletleri eserde anlatılan şekliyle okuyunca çağı neden geriden takip ettiğimiz sorusuna cevap bulmuş oluyoruz.Kitapta, Frenkler fethettikleri yerlere yerleşirken dönemin Bağdat'ında 30 ay içinde 8 farklı hükümdar tarafından el değiştirdiğine dikkat çeker.Dönemin İbnü'l-Esir denilen Vekanüvüsü: ''Sultanlar pek anlaşamıyordu,Frenkler ülkeyi bu sayede ele geçirebildiler, diyecektir [Syf:64] Eseri mükemmel kılan bir diğer bölüm eserin 'Sonsöz' bölümü. Bittikten sonra bu bölüm cila gibi geldi.Amin maalouf'ın mükemmel çıkarımları var.
    ''Araplar Batı'dan gelen fikirlere açılmayı reddetmişlerdir.Uğradıkları saldırının belki de en yıkıcı etkisi bu alandadır.İşgalci açısından topraklarını fethettiği halkın dilini öğrenmek bir hünerdir;istilaya uğrayan halk açısından fatihlerin dilini öğrenmek ise bir taviz,hatta ihanettir.Gerçekten de çok sayıda Frenk Arapça öğrenirken,birkaç Hıristiyan dışında memleket nüfusu Batılıların dillerine kulaklarını tıkamışlardır'' [Syf:241] Çıkarıma bakınca modern çağımızda bile resmin pek değişmediğini görüyoruz ve ''gel de umutsuzlanma'' diyorum kendi kendime.Bu kadim topraklarda bir zamanlar her alanda üstündük;bilim,sanat, metamatik tıp..''Haçlılar' bir zamanlar çok üstün olduğumuz bu alanlardan bir şeyler kapıp bunları geliştirmekle uğraşırken bizler de bin yıldan beri doğumdan itibaren çocuklarımıza düşmanlık tohumları ektik hala da ekmeye devam ediyoruz. Eğer bu eseri belli sınıfın özellikle okumasını istersek bence ülkeyi yönetenlere tavsiye etmemiz daha yerinde olacak:) Çünkü yönettikleri ülkelerde seçtikleri politikalar 1000 yıl öncesindeki müslüman toplumların yaptıkları hataları tekrarlar nitelikte. İş işten geçmiştir belki ama bu gözyaşı dolu toprakları hak ettiği yerde görmek umuduyla...;)
    ~İyi Okumalar~