• Anne Kafamda Bit Var

    Kitapta sözü edildiği gibi siyasi bir suçlamayla bir yıl kadar
    Ceza evinde kalmıştır. Dönemin sıkı yönetim mahkemesinde yargılanıp beraat etmiştir.
    Bu kitap onun ilk ve tek kitabıdır. Kitapta tutuklanma süresinden ilk sorgulanmasına oradan selimiye kışlasına gidişine oradan da mahkemeye çıkıp tutuksuz yargılanmasına karar verilmesiyle yeniden özgür oluşu anlatılır... Bu süre içinde başından geçenlerin ne kadarı kurgu ne kadarı gerçek bilinmemektedir. Fakat kendisi doğruca olanı yazdığını iddia eder. 1980'lerin en karışık döneminde yaşadığını söylediği bu olayları 90'ların sonunda kaleme almıştır.
    Bir solukta bitirilecek bir eserdir...

    Okunmalı....

    Vesselam.
  • "Çoğunluk sessiz olmasaydı zaten iktidarda onun gerçekten temsil eden bir yönetim olacaktır..."(Jill Lepore)
  • Yönetim psikolojisi üzerine yazılmış bir ders kitabı olmasına rağmen bunun çok ötesine geçen, adeta insanlık tarihini irdeleyen, elinize aldığınızda bir daha bırakamayacağınız bir kitap, bir başvuru kaynağı.
    Yazar bu kitabında sadece ülkemizden değil, Sümer, Babil, Roma, Fransa, Nazi Almanya’sı, ABD ve bütün dünyadan örnekler vererek, kazanma hırsını, sömürüyü, aşırı, gereksiz tüketimi ve insanların nasıl güç ile paraya tapar hale getirildiğini örneklerle anlatıyor.
    Ve günümüz Türkiye’sini de çok iyi anlatan şunları da ilave ediyor: “Günümüzde büyük akıllar bireyin aklının yerine geçmekte ve onun yerine düşünmektedir. Bunlar ortaya çıkan yeni tanrılardır.
    İnsan bu tanrılar yüzünden ve sayesinde düşünmekten bir kez daha vaz geçer ve aklını bu Akıl’lara teslim eder.”
  • "Insan ırkı uygarlikta,ahlak ve bilgelikte ne kadar ileriye giderse ..
    ..yönetim ve otoritenin izleri ..o ölçüde kaybolacaktır..
  • Gerçek demokrasi hiçbir zaman var olmamıştır ve olmayacaktır.

    Böylesi olgun bir yönetim insanların harcı değil.
    Jean-Jacques Rousseau
    Sayfa 63 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 21.Basım
  • Haydi biraz ses getirelim! Sadık, bir ara şekil yapıyordun kanka, ne oldu masonluk kitapları bitti mi gene eski sevgiline (Türk Klasikleri demek istiyor) dönmüşsün gibi çok yakınlarımdan çok sağlıklı destekler gördüm. Şimdi bu konuyu açmanın vakti geldi. Başımdan savacağımı beklemediniz heralde.
    Filibeli, döneminin en garip yazarlarından desek yeridir. Mevcut yönetim (Abdülhamid) karşıtı olduğu kadar İttihatçılara da karşıtlığıyla bilinen bir kişidir. 39 yaşında hayata gözlerini yuman Filibeli ile bu yakınlığımız nereden peki? Ekim 1914 de bakırdan zehirlenmesi üzerine bir konuşmada kulaklarımıza gelen Masonluk – Farmasonluk tartışmalarını ve tehlikelerini o dönemde açık açık ele alan ilk kişi olması bunun sebebi diyebiliriz.
    Kitabımızda bize hangi bakış açısını yansıtıyor yazarımız. Buna gelelim. Türkçe olarak bakarsak ‘Hayal Derinliği’ diyebilir miyiz? Deriz. Romanımızda kahraman kişi olarak ilk ağızdan okuduğumuz Raci bizlere neyi kanıtlıyor? Felsefe. Felsefe bizleri gerçek mutluluğa ulaştıramaz. Gerçek mutluluk Allah’a ulaşarak bulunabilir diyor yazarımız. Bir konuda fikrimiz olacaksa, dinimiz ve zikrimiz bu konuda neler söylüyor önemli olanın bu olduğu, felsefenin tamamen zaman kaybı olduğundan bahsediyor yazarımız.
    Burada mutlaka anlaşılması gereken bir konu var. 2 x 2 veya 2 + 2 = 4 demek ve toplam ile çarpım bahsini tartışmak değil amacımız. Burada amacımız 2 + 2 hesaplayıp 6-7-8 bulmak için çırpınanlara laf anlatmaya çalışıyor aslında. Bunu kavramak lazım onu anlamaya çabalarken.
    Böylelikle güzel bir kitaba veda ediyoruz. Sağlıcakla kalın, esen kalın efendim..
  • Acaba Atatürk günün birinde CHP'nin iktidardan düşebileceğini hiç aklına getirmiş midir?
    Ve de CHP'ye bıraktığı İş Bankası hisselerinin sorun çıkaracağını?
    CHP bu hisselerden "temettü" alamıyor, bu para Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu'na gidiyor...
    Ama CHP, "kurucu hissedarlardan birinin mirasçısı" sıfatıyla İş Bankası yönetim kuruluna adam atıyor! Hem de sembolik olarak bir kişi falan değil, tam dört kişi.
    CHP dediğim, Kılıçdaroğlu yani.
    Tuhaf değil mi?
    Tuhaf. Çarpık mı?
    Çarpık. Yakışıksız mı?
    Yakışıksız.
    Bir partinin herhangi bir bankaya ortak olması yasak, ama CHP'ye serbest.
    Üstelik de "finans-kapitale" ortak olan parti, kendini "solcu" diye pazarlamaya çalışan ve birçok ahmağın da buna inandığı bir parti...
    Bankacı solcular!
    Lenin'in Moskova'da dükkân açıp patates satması gibi bir şey...
    Canım ona bakarsanız "kişiye özel" kanun da çıkarılamaz ama Türkiye'de çıkarılabiliyor! Biz bize benzeriz efendiler.

    ***
    Atatürk banka hisselerini CHP'ye bırakmakta hiçbir sakınca görmemişti.
    O dönemde CHP ile devlet "özdeşti"...
    İçiçe geçmişti, ayırılamıyordu. Parti ilkeleri anayasaya girmişti, partinin il başkanı aynı zamanda o ilin hem valisiydi, hem de, sıkı durun, Kızılay başkanı!
    Yani aslında Atatürk hisselerini bir anlamda devlete bırakmış oluyordu!
    Paraları da TTK ile TDK topluyordu, bunlar da devlet kurumlarıydı...
    Dolayısıyla, ana fikir devlete bırakmaksa, bugün bunların hazineye devredilmesi uygundur.
    Yani Atatürk, parayı devlet malı CHP'nin cebinden alıp bir başka devlet cebine "aktarmış" oluyordu sadece...
    Eh, o dönemde bunda da bir "beis" yoktu.
    Sorun, CHP iktidardan gidince çıktı.
    CHP'nin elinde olan birçok devlet malı, devlete geri alındı. Menderes iktidarının ilk yılları, CHP'yi devletten "kazımakla" geçmiştir!
    Ayrıntılarını CHP'nin eski "emanetçi" genel başkanı Altan Öymen'in anılarından öğrenebilirsiniz. Öymen, elden giden mallara acı acı ağlıyor.
    Bürokrasi ve onun partisi CHP bunu asla affetmedi. İntikamını nasıl aldığını da 1960 yılının olaylarına bakarak hatırlayabilirsiniz.
    ***
    Atatürk'ün kendi banka hisselerini kendi partisine bırakmış olması tartışılıyor da, Atatürk'ün "bizatihi banka kurucusu ve hissedarı olabilmesi" nedense hiç tartışılmıyor! Bunda sakınca görülmüyor.
    O para Hintli Müslümanlar'ın (sonradan Pakistan yani) emperyalizme karşı mücadelede kullanılsın diye toplayıp gönderdikleri paraydı... Halife İngilizler'in elinden kurtarılsın diye!
    Ama milli banka kurmak da bir nevi emperyalizmle mücadeledir ağabey.
    Üstelik, ortada halife mi kalmıştı?
    Keşke Osmanlı Bankası'na kendi hesabına yatırmasa ve bu parayı aktararak kurduğu İş Bankası'ndan kendine hisse ayırmak yoluna hiç gitmeseydi...
    Makbule Hanım'a da maaş bağlamış.