• Yüreği sevmek, denizi sevmek gibidir.
    Biz yürekleri, denizleri sevmiyoruz, bilmiyoruz.
    Bilsek uzaktan bakıp doymayız.
    Biz sadece bakmayı seviyoruz.
    Sevda uzaktan bakmaktır diyoruz.
  • 176 syf.
    ·Puan vermedi
    Gecenin bu saati neyin kavgasıydı bu. Sabahı bekleyemez miydi? Tezhip için edindiğim ince uçlu siyah kalemimi ,düşmana saldırmaya hazır asker edasıyla , bu saatte beni masaya oturtan ve hiç susmayan sese mağlup oluşuma kızgın, defterimi yırtarcasına elime aldım ve aklıma ne geliyorsa karalamaya başladım.Sahi saat kaç? 1'i 34 geçiyor. 2'ye 26 var. Hangisini yazmalıydı? Geçmek mi iyi varmak mı diyeceğim olmuyor. Sahi ,bu kelimeyi de kullanışım.Neden kalmak demiyoruz 34 geçmek 26 kalmak .Geçmek ve varmak. Ah şu aptal küçük şeylere takılma takıntım. Her neyse beni uyutmayan neydi Sebastian ve Sabahattin kavgası. Kıymetimi bilin sevgililerim. Sizin için ardımda sıcacık battaniyemi bıraktım ve bir genç kadının tombul yanaklara kadar yumuşak yatağımdan kalkıp bu satırları karalıyorum.Sırf kavganız bitsin diye. Kendimi düğün gecesi yakalanmış ve zorla zaptedilmiş asker kaçağı gibi hissediyorum. Gözü yaşlı sevgilim bana kavuşmak için sabahlardan beridir bekleyen, tavşan tüyünden yumuşak, kollarını Avşar kızlarının beliklerinin belinden aşağısı salınması misali iki yana açmış, koynuna beni almaya hazır, kuş tasvirleriyle bezeli battaniyem , nerede hata yaptım der gibi bakıyor ardımdan. Şu kitabı elime almış olmasaydım, hangi kadınla yasak meyvenin kaçıncı ısırışındaydım Tanrı bilir. Şimdi ise aklıma bir çingene delikanlı ile değirmencinin kızında.Ne büyük aptallık!! Kavuşamayan kırlangıç aşıklar da cabası. O değil de kitabı da yarıda bıraktım, uyku da tutmadı .Yazıyorum işte! Yine aşık oldum galiba, galiba değil kesin. Yine ölü(!) ve kötü (!)bir adama.ya Ahh acaba ölü sevicilikte kaçıncı seviye!? Temuçin, Yakup Cemil, Sebahattin ve II. Sabahattin .Ha bir de roman karakterleri var. Onlara aşık olabilme manyaklıgına henüz bir isim konuladuysa da bilmiyorum. Biricik aşkım Sebastian...
    Yeni bir aşka yelken açacağımdan habersiz şişeden alınan ilk yudumla sarhoş olanların yahut afyonu yeni patlamış afyoncu heyecanıyla kendimi biraz uyuşturmak ,hayali alemlerde az takılmak için elimi kitaplağa attım ki ( bu işe biraz heyecan katmak peşindeyim hep)Fantezi(!) olsun sırf diye gözlerimi kapattım ve bir tane çektim .Sabahattin Ali /Değirmen. İlk öykünün sonunda kafesi açılmış kuş misali kalbim göğüs kafesinden uçuverdi ve biz ardından bakakaldık. Yanaklarımda çocukluk aşkımı aldatmanın verdiği utançla Michael Ende'ye bir kaçamak bakış attım. Adamım öyküm bitmiyor ama aşkın bitebiliyormuş. Sebastian'ın boynu bükük , tılsımlı kolyesi avucunda, hayal kırıklığıyla baktığını gördüm,harf denizlerinin arasından.... Heyhat! Kalbim avucumdan çıkmıştı. Ortamı gerginliğini kirpik uçlarımda hissedebiliyordum.
    Sebastian dedim.Sebastian.. Biliyorsun hep ilkaşkım olarak kalacaksın. Sebastian, bilmiş bir sırıtışla, hiç oralı olmayaraktan çömeldiği yerden kalktı. Kitap dükkanındaki amca ile dertleşmeye gideceğini umdum. Tılsımlı kolyesini geride bırakmıştı .Yataktan fırlayıp kolyeyi boynuma geçirmeyi düşündüm.. Hop! Bir çocuğun yönettiği imparatorluğa ışınlan... Değirmencinin kızının olmayan kolu tarafından tutulduğunu hissettim. Taa 1929'dan seslenen bir kızcağız.Kızcağız(!) Asıl acınacak halde olan kendimken.Atmaca gibi bir aşığa sahip olan kadından kızcağız diye bahsetmek.Ne hadsizlik ama!
    Fakat sevgili bir vücutta bulunmayan bir şeyi kendisinde taşımaya tahammül etmeyerek onu koparıp atabilmek işte adaşım ,yalnız bu sevmektir!
    Dedim..Evren de benim kadar duygulanmış olmalı ki gözlerini kapattı ve bir anda heryer karardı. Yoo dostlar akşam olmadı zaten gecenin koynundayız. Sadece ışıklar gitti ve bu biçare aşık çığlık çığlığa kalmış olabilir biraz. Gayet normal çünkü kitaptan okuduğu son hikaye Birdenbire Sönen Kandilin Hikayesi
    Hikayenin adına baktım ve kitabı masaya bıraktım. Okuduğum son hikaye değilmiş ama kırmızı saçlı iskeletin elini heran omzuma atmaya hazır olduğuna yemin edebilirim. Dedim.. Ve çat ışıklar geldi.(elektrik mi demeliydim ?) Elini omzum yerine düğmeye koymayı tercih ettiyse kırmızı saçlı, sakallı iskelet.Bu bile benim olduğum yerde irkilmeme yetti yalnız. Bu gecelik bu kadar mesai yetmez mi tatlı iskelet .Vedalaşsak diyorum...
    Kokusu beynime kadar işleyen bir karanlık vardı.
    Adamım tüm zihnimi eline aldığında yemin edebilirim! Kaşına ,gözüne değil betimlemelerine hasta oldum!
    Siyah elbiseli adam;"Pek mi korktun?" diyordu."Niçin,
    niçin korkuyorsun?Senden, yeni hayattan büsbütün ayrı bir şeydiye mi ? Fakat bu aptallıktır, onun bizden farkı, bizim ondan farkımız nedir ki? Hiç... Bak eğil de bak.. Bu dişler yok mu , bu muntazam dişler, onların arasından, şimdi bizim konuştuğumuz şeylere benzemeyen ne tatlı sözler çıkardı, bilsen... Düşünüyor musun ki bakmaya tiksindiğin bu dişleri görebilmek için onun tebessüm etmesi nasıl sabırsızlıkla beklenirdi! Tahmin edebilir misin ki, boğazına dolanacakmış gibi seni korktun bu saçların güneş altında ne hayat dolu parlayışları vardı!?
    Tekrar yazının başına döndüm.Ne anlatıyordum sahi ben ?! Sabahattin Ali, Sabahattin ismini çok sevgili Prens Sabahattin ' den almıssın.Şu sıralar Sabahattin denilince aklıma gelen ilk adam. Sosyoloji kitabının arasında uzanan kırmızı fesi görmemezlikten gelmeye çalışıyorum...
    ..., başını bir köpeğin sırtına dayayarak uyuyanları ve ...
    Aptalların tahakkümüne, günahsızların cezalanmasına; faziletin susmasına ve ihtirasların gürültüsüne,hikmet ehlinin takdir edildiğine ve nadanların alkışlandığına şahit oldu.
    Sabahattin Bey seni biraz araştırdım asla haddim değil bu kanıya varmak ama neredeyse seninle aynı yollardan geçmişiz gibi gibi. İlk önce bir Türkçe takılmışsın sonra bir komünizm, Rus yazarlar vesaire. Sanki orada takılı kalmışsın gibi ya da ömrün vefa etmemiş mi demeli? Doğrusu şuan tamamen yanlış da konuşuyor olabilirim. Bu mevzuyu doğru düzgün araştırmadım çünkü. Dada kitabı bile bitirmedim ki .Aslında Kuyucaklı Yusuf'u okumuştum öncesinde ama üstadım hikayelerinin tadı bir başka .
    Aynı gibi gibi, konusuna gelince bizim de hızlı zamanlarımız olmadı değil şimdi. Gözlerimi kitaplığa çevirdim.Atsız serisi hazır ve nazır bekliyorlardı. Gökalp'in ardı sıra dizilmiş.Bozkurtlar'la Ruh Adam'ın arasından Atsız'ın hüzünlü gözlerle baktığını görebiliyordum. İçimizdeki Şeytan'ı hemencecik yorganın altına sakladım. Okunacak kitaplar listeme İçimizdeki Şeytanları karalıyıverdim .Sonra nedense bir cesaret,"yeşil gözlü kadınlara şiir yazmaya devam et sen! "dedim. Biz zaten kahverengi gözlüler olarak toprağı ve ölümü hatırlatırız değil mi? Maviler deniz, yeşiller orman ,biz toprak.Hayır dostum şair dediğin sadece Tanrı 'nın yarattığı evreni kopyalamaz.Ben dostum kahve gözlü vir güzele tutulduysam.Göğüm ve denizim onun gözlerinin rengine boyanmıştır derkeb gök gürültüsü ile irkildim ve kendime geldim biran.Istediğın kadar hayal kur genç adam istersen Güneş de kahverengi de bugun ama ben buz gibiyim maviyim der gibi gürledi sanki.Aslında gök yazarken halihazırda bir gökgürültüsü yoktu ama gürültüye gelince birden gök gürledi. Beni yalancı çıkarmadığınız için teşekkür ederim ;yağan yağmurda ,yıldızların utanmaz bakışları ve Ay'ın kıskançlığı altında sevişen romantik bulutlar.İki âşık bulutun kavuşmalarının verdiği mutluluk gözyaşları, evimizin çatısına yoldan çıkarmak üzere öpücükler kondururken, camımda tüylerinin ıslanmasından şikayetçi kedilerin sitemkar iç çekişleri. Hâlden anlamaz canım bu kediler !! Bir de Mart ayında olacağız ! Kendime geldim Kürşat sen kadın değilsin niye kadın ağzından yazıyorsun!? Shakespeare'in kahkahaları kulağımda çınlıyordu.
    Bazen açılır gibi olduğu halde gözlerimin üzerine tekrar düşen bu perde ne zaman büsbütün kalkacak?
    Gibi gibi mevzusuna hâlâ açıklık getirmedim.Dediğim gibi ikimiz de bir ara Türkçü takılmışız sonra komünizme kaymalar.Ben komünizmde pek takılamadım.Çünkü kitabım yoktu.Kitapları alınca tekrar mutlaka döneceğim.O ara Freud aklımı çeldi . Nietzsche' ye ne ara kapıldım bilmiyorum ama içinde bir oblomov besleyen biri için nihilizm insan için dünya neyse odur abi .
    Belki de hiç alakaları yok. Ne dediğimi bilmiyorum ki !Az önce kahkahayı patalatan hangi yazar/şair di acaba? Bir hışımla kitaplığa döndüm. Hepinizi çekmeceye kaldırım ya da kutularım ona göre !
    Allah'ım deliriyor olabilir miyim ? Faust cevabı senden bekliyorum. Sabahattin Ali iyice zıvanadan çıkardın beni adamım! Harika betimlemelerin var.Çok çook kıskandım..!
    Erkek cevap verdi:
    "Zaten seni burada tek başına görünce benim gibi düşündüğünü anlamıştım. Doğru değil mi ama ?Şu dünyayı adamakıllı görmeden, dünyanın ne olduğunu adamakıllı anlamadan, buradan gidecek olduktan sonra ne diye buraya geldik sanki? Yaşadığımızın farkına varmayacak olduktan sonra ne diye yaşıyoruz?
    Dişi tasdik eder gibi başını salladı :
    "Etrafıma göz gezdirince.." dedi ."Ben de senin gibi, dört tarafa koşan kırlangıçlardan başka bir şey görmüyorum. Ben de bunlardan mıyım diyorum,sonra da bunlardan değilim galiba diyorum.Onlar da beni pek istemiyorlar .Ne yapayım ,burada oturup etrafa bakıyorum... Dostum Ali ,aramıza sarı bir yaprak girmedi. Bakışın ellerimde ve okuyorum, anlamaya çalışıyorum. Anlayabiliyor muyum, bilmiyorum. Soğuk rüzgarı da ardıma aldım ki, bana şimdiden çıkıp ,oraya sizlerin yanına katılmakta güç versin; sözlerini ,sözlerinizi daha iyi anlayabileyim.Biz ,şair- yazar erkekler olarak aynı kaderi paylaşıyoruz zannımca.Senin de söylediğin gibi ..Kadınlar benden hoşlanıyorlar fakat beni sevmiyorlar.. ..Ve bende onların asıl, bayıldıkları gurur ve teenniden , ağırlıktan eser yoktur.
    İnsan yaprak yaprak kirpik perdelerinin ardından bakan bir çift hayran gözün aşkla bakmasını istiyor yahut şiirlerini alkışlamaktan kızarmış ellerde kendine ait bir yüzük arıyor .Nerede,
    biz onlara ancak dost ancak derttaş.Bizim omuzlarımız dostum ,onların kahkahaları ile bir ileri bir geri atılan başlarını taşımaktan aciz yalnız kalem tutan ellerimizle başkaları için dökülen gözyaşlarını sileriz.

    Kitaplar yeni tanıdıklarına karşı çok ketum olurlar. Bir kere de onlarla laubali oldunuz mu size malik oldukları her şeyi verirler ve onlar bizim isteyebileceğimiz her şeye is fazlasıyla mâliktirler.
    Saat 3'ü 25 geçiyor.Hiç de 4'e 35 var demiyeceğim. Geçmek daha çok hoşuma gidiyor .Halbuki bir şeylerin var olması daha olumlu. Özellikle zamanın var olması.Sağ bedenlerin içindeki ölü ruhlara tahammül etmeye çalışmaktansa, özgür ve ebedi ruhlarla takılmayı tercih ederim.
    Kürşat ORHUN(Kutay Alpdoğdu)