• Aşkın sahibi, ben insanın sırrıyım, insan ben’im sırrım buyurdu Şahım
    Yarın kaygısına itmeyen bir duan varsa teheccüt vaktine gel dedi Ulular
    Ben değilse, kim? Şimdi değilse ne zaman? Aşkın davetlisi şems vakti d/okunur duada kendiyle dedi Pirim
    Mutlu olma sanatı, mutluluğu ortak ismet olan şeylerden çıkarma gücünde yatar dedi Mirim
    Harikulade gecede güneşi görmek, dünyanın tüm gizemlerinin anahtarıdır dedi Sır Katibi
    Bir adım varsa, bir iz olmalı. Eğer karanlık varsa, ışık olmalı dedi Meczup
    Sevilmeyi sevmek karar almak için ideal mekân duada açılmayı bekleyen birçok kapı var dedi İhtiyar Bilge
    Yetim ve öksüzlerin çoğaldığı dünyada, gülmek bizim gibilere göre değil dedi Hırkasız Derviş
    Merhamet et, çünkü bu nurdan yaratılmış vücuda taştan gönül yakışmaz dedi Üçler
    Ötesini söylemeyeceğiz şems vakti öyle güzel cevaplar geldi ki, g/özlerinden okuduk geceyi dedi Yediler
    Merdinimiz duayla mesafe alıyoruz teheccüt vakti dedi Kırklar
    Kim, öğrencilerden şikayet ederse ona inanmayın dedi Erenler
    Nuh tufanı gibi kendi kendine yazar kimsesizler mezarlığında bu şiiri ölüm dedi Zahit
    Allah’ın ve Resul’ünün hükmünde ağlayan bir çocuğun güzelliğidir kurtuluşa erenler’in teslimiyeti dedi Abdal
    Saklı gerçekler arasında veriliş tarzı hediyenin kendisinden önemlidir. Ancak insanlar genellikle tersini yapar dedi Miskin
    Sevilmeyeni sevebilmek erdemdir dedi Deliler Şeyhi
    Ve bir dikenci geçti onu b/ekliyor duada kana kana aşk şarabından içenler teheccüt vakti misafirlerini dedi Aklı Kıt Adam
    İyice yorgun düşmüş rüzgarlı gece, belleği belli belirsiz dünü anımsayanlar, uzaktır bugüne dedi Münzevi
    Bir anıdır hiçlikten oluşmuş, kimi zaman geri dönüyor güne kar taneleri gibi dedi Sufi
    O uzak şaşkınlık içinde kıpırtısız ışık bir mezartaşına yansıyınca boş pencereden dedi Naib
    Ve çocuk diri b/akardı geceye, şaşırırdı üst üste yığılmış gözyaşları orada mutluluğa ait her şey dedi Neyzen
    Bir b/aşka yaşamdı ve hiçlikten kimi zaman geri dönen dualar kar taneleriyle şaşkın ışıklar gibi geri dönüyor dedi Garib Çoban
    O v/aktin mucizesi daha derin zamandan, bir akşam ona rastladım gecenin sisinde dedi Türbedar
    Hep kaçıyor benden, uzaklara götürüyor güzel mi bilmiyorum, yitmiş zamanlardan bir ses dedi Ermiş
    Yaşanmış çocukluğun uzak bir anısı çıkageldi şems vakti sabah gibi g/özleri buna, en sevdiğim şeylerin en derinlerinden duada dedi Abid
    Karanlıktaki her şeyi bilebilirim, biraz sessizlik, gürültü yeterli ve her şey aşkla duruyor dedi Fakir
    Ve her şeyden kopmuş hissediyor kendini vakit, biraz sessizlik yeterli kendi gerçek yerinde besmelenin beslemesini dinliyorum bir su akışında dedi Aşk
    (Y.ed - Böyle Nereye Gidiyorsun Aşık)


    Engin Demirci Şiirleri © Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.


    https://www.antoloji.com/...r-garib-coban-siiri/
  • Sustu içindeki..
    Yorgun yüzündeki..
    Düştü elindeki...
    Öldü bir melekti.

    Sen sen sen giderken…
    Kalbim burda kalırken…
    Ellerim sessiz soğuk ve suskun öyle dururken…
    Yalnızlık gittiğin yoldan bana geri gelirken,
    Gözlerinden yaş yerine sessiz harfler damlarken,

    Sen sen sen giderken…
    Ben ben ben kalırken…
    Ayak seslerinle bütün camlar pencereler inerken…
    Bir veda saçlarımdan tutup beni yerlerde sürüklerken...
    Yüzümde ne acı ne keder sana son kez bakarken...

    Sen sen sen giderken…
    Bir kalp burda kalırken…
    Bir şehri bir tekmeyle benim üstüme yıkarken…
    Bir dua dudaklarımdan düşüp paramparça olurken…
    Sen sen sen giderken…
    Ben ben ben kalırken…

    Sustu içindeki..
    Yorgun yüzündeki..
    Düştü elindeki..
    Öldü bir melekti.

    Yağmur gecenin karanlığını gökten söküp atarken,
    Rüzgâr vurup bulutlarına beyaz şimşekler çakarken,
    Uykusundan uyanmış çocuklar korkmuşlar ağlarlarken...
    İçlerinden biri neden! “tanrı çok mu üzgün ki !” derken,
    Göç yollarında kuşlar kaybolmuş ölürlerken,
    Bir deniz kıyısında bir adam hâlâ onu sayıklarken,
    Gökyüzüne açılmış eller birer birer kapanırken,

    Sen sen sen giderken…
    Bir meleği öldürürken.!


    veda etmeden gidilmez çocuk!
    bu vedadan sayılmaz çocuk!
    bir melek ölürken...
    öyle sessiz durulmaz çocuk!


    Sustu içindeki..
    Yorgun yüzündeki..
    Düştü elindeki..
    Öldü bir melekti.


    CEM ADRİAN💎
  • Anam 91 yaşında, yaklaşık 2 seneye yakındır hizmetindeyim, beraber yaşıyoruz son demleri.
    Babam rahmetli olalı 20 yıl olmuş, hayat sür’at peyda etmiş, değirmen çarkını çeviren yüksekten oluk içinden akan su gibi boşalıyor pervanelere. Soruyor kardeşler bazan tanışmalarda,

    -Ne iş yapıyorsun”

    Diyorum;

    -Eskiden, Kapıcıydım”şimdi bakıcıyım.

    -Nasıl yani? Yeni bir iş dalımı.

    - Hayır hayır kardeşim öyle değil bu meslek. İnsanlık var olalı Allah’ın üzerimize koyduğu aslî vazifelerimizden bir taneside bu. “Ana-Babaya isyan etmemek ve onlar yaşlandığında Üff.. bile demeden hizmetinde bulunmak değil mi? Nefis avukat, akla hemen serpiştirip kelimeleri, sıralıyor peş peşe olumsuzlukları. Zaman ahirzaman. Eee.. Şehirde yaşıyorum. Başka, 3 çocukla 70 m2 dairede üstelikte kiradayım. Evde çalışan yalnız benim, hanım ise çocuklara zor yetişiyor, malûm şimdiki gelinlerde kaynana kahrı çekmiyor.

    Sordum;

    -Kardeşim kaç yaşındasın sen?

    - 60

    -Köyden geldin şehire değil mi?

    -Evet.

    -Gel dertleşelim bir, çünkü aynı hayatı yaşamışız seninle. Ortak yönlerimiz çok. Nefis hizmette geriye çekildiği için nisyan perdesini üzerimize serivermiş, gaflet kumuna sokmuş kafamızı. Bu başımızın tacı olan analarımız bizi doğurduğunda bu köylerde; kıtlık vardı, yoksulluk, hastalık vardı. Üstelik taş binadan yapılmış ortasında tandırlı tek odada 5 çocuklu bir aile barınır, orası hem yatakhanedir, hem oturma odası hem mutfak ve “çağ “denen bir bölümünde banyo, bitişiğinde “yüklük”.

    Analarımız sabah 3 de kalkar başlar harıl harıl çalışmaya; ahırda hayvanları yemler, tandırı yakar, ekmek pişirir-yemek yapar, bebeğin altını değiştirir gider buz gibi çeşme suyunda elinde “tokuç” örtülüde (kapalı oda) çamaşırı kille yıkar....

    Dur daha bitmedi hayat yeni başlıyor... Varsa “Irgat” onlara azık hazırlar, “hayat”denen avluyu süpürür, bahçeye bostan diker. Karık çeker, akşama herif kahrı çeker. Kaynana-kaynata anam-babam horanta der, hizmette kusur etmez.

    Kışlık lâzım der. Dağdan-bayırdan odun toplar, tarladan saman-çöp çeker, bağdan çubuk toplar odun kırar istif eder. Un öğütür, bulgur yapar-tarhana kurutur, erişte keser, salça kaynatır, pekmez yapar. Anlatmakla bitecek gibi değil... Şimdi dönelim şehrimize; kaloriferli daire olmazsa olmazı, buzdolabı, çamaşır-bulaşık makinasına yer var, televizyon salonda yetmedi bir de mutfakta. Senede bir kaç kez kullanılan salonda şatafatlı koltuklar oturmuş. Kıza-erkeğe ayrı oda. Ana-baba bu hanenin neresinde?

    Koca koca koltuklardan, büyük büyük eşyalardan dairede yer kalmadı değil mi? Bir köşeye çek-yat bile olsa koymaktan acizmiyiz. Kaldı ki yuvamızın en güzel yerini onlar için hazırlamalıyız. Yazık ki çok yazık bize!

    Anadolu anaları yukarda sıralanan işleri ordularla değil, tek başına yapmış kardeşim. Allah’a imanından, teslimiyetten, tevekkülden gelen sırla her türlü zorluğa dayanmış. Çocuklarını büyütebilmek için her cefayı çekmiş. Uff.. bile dememiş. Yememiş yedirmiş, doktor yüzü görmemiş uyumamış başımızda sabahlara kadar nöbet tutmuş, bu kadar yoğun iş içinde; “aman evlâdım Kur’ân okusun, sûreleri ezberlesin, hoca önüne diz çöksün, okulunu okusun cahil kalmasın” diye ne fedakârlıklar...

    Peki biz ne yapıyoruz? Evlâtlar arasında kavga çok böyyük doğrusu; “Bizde yer yok. Hanım çok huysuz boşar beni, çocuklarla ortada kalırım”. Öteki kardeş, “bakacak param yok.” Gelin, “evde herşeye karışıyor rahatsız ediyor. Zaten bende hastayım.“ Bahane çook...

    Bil ki.! Aziz kardeşim. Yaşayan ana-baba yanında yoksa şayet; o hanede bereket yok. Belâ çok. Huzur yok. Muhabbetten eser yok. Sıkıntı hiç bitmez...

    Niye birgün bizimde ele-avuca düşeceğimiz hiç aklımıza gelmez? Görmüyor musun. “Hastalıklar ölümün keşif kolları” bizlere bişeyler fısıldıyorlar. Etme-bulma dünyası. Anamızın-babamızın bize bunca hizmetlerini ne çabuk unuttuk. Sanki armut gibi olduk daldan mı düştük?. Bir çocuk yetiştirmenin zahmetini, aşamalarını bilmiyormuş gibi davranıyoruz. Bir de; para-servet- imkân var diyelim. Bu asrın bir hastalığı da, isterse villası-yalısı-dubleks dairesi olsun, ana-babaya yanında yer yok. İnternette çok bilmiş torunlar araştırmada, keseye uygun nerde “Huzur Evi”var diye...

    Men dakka-dukka. (Yapan-bulur). Toplumumuzun bu yarası çok büyük. Aklımızı başımıza alalım. Cenab-ı Hak “Beli bükülmüş ihtiyarlar olmasa başınıza belâlar sel gibi gelir” meâlinde bize hatırlatma yapmıyor mu? İlla ki bir büyük musîbete düçâr mı olmamız gerekiyor?

    Hanımlar beyaz eşyalara parmak uçlarıyla dokunmaktan yorgun düşmüş, “uzaktan kumandalı olsa şunlar” diye yanıp tutuşurken; hangi bir hastalığa girifdâr olmuşuz ona yanıp tutuşalım.

    Demek ”Hasta kim”miş?

    “Yâ Rab, kusurumuzu affet, bizi kendine kul kabul et. Emanetini kabzetmek zamanına kadar bizi emanette emin kıl.” Amin.
  • Bir den çok yorgun olduğunu duydu /bezginlik sardı içini ...
  • Her şey tükenir bir çocuğun gözleri hariç
    Ey güneşin gözlerindeki çocuk, ey umut
    Suçsuz çocukluğumuz ulandı yorgun gençliğimize
    Kuş şaşırır kin öldürür çocuk bilir ışığını
    Çok geç öğrenilmiş bir sevdadır ayrılık
    Sevmeyi denemeye dayat yüreğini
    Yaşamdır kabarıyor yüreğinde
    aşk ve dikenle ortaklaşa
    Hayati Baki
  • Edip Çakı
    Göğsümde bir güneş gibi duruyordu gözlerin
    Toprağa saklanmış bir şişenin yalnızlığı sanki
    Kaç hüzün sığar şimdi yüreğimizin saklı şişesine
    Hangi çöl ikliminde ıslanır benim için atan yüreğin
    Bir nehir saklı gözlerinde,hüznümün ovasına akan
    Sen baktıkça ruhum şımarıyor bir çocuk gibi
    Bulut bulut geziyorum teninin labirentlerinde
    Sana akıyorum yorgun ırmakların göğsünden
    Sen ülkem oluyorsun ben toprağın kalbinde bir şişe
    Bir deniz hasreti var içinde sevgilim bir sessizlik
    Göğsümde bir rüzgar gibi duruyor saçların
    Estikçe buram buram ekmek kokuyorsun
    Kaç tebessüm doyurur bir aşkın karnını
    Hangi esir çocuğun kalbinde atıyor yüreğim
    Bir şehir saklı gözlerinde,dudaklarında ışıklar açan
    Sen güldükçe yağmur değiyor sokaklarıma
    İklim iklim dolaşıyorum yüreğinin gizinde
    Sen umut oluyorsun ben toprağın kalbinde bir şişe
    Tenimde kapanmaz bir yara gibi duruyordu ellerin
    Dağladıkça kanıyor tuz bağlıyor yüreğim
    Kaç dokunuş sağaltır şimdi içimdeki yarayı
    Hangi kuyuya aşık sana atan yüreğim
    Bir şehir saklı gözlerinde kucağında çiçekler açan
    Cennet bahçesi oluyor birden gözlerin
    Sen hasret oluyorsun ben toprağın kalbinde bir şişe
  • Kalbim sanki yerinde yok atmıyor.
    İçimde kocaman kara bir boşluk var.
    Adını haykırıp da dışa vuramadığım o kelimenin herşeyden değerli olduğunu nasıl anlatır ki insan?

    Her insanı boş verip hayatımdan sildim tek tek , fakat bir annemi bitiremedim içimde. Çok ağladım gecelerce adını haykıra haykıra annem diye. Ama ne bir cevap geldi geçti kızım ben burdayım diyen bir ses nede onun o eşsiz kokusu nede teninin sıcaklığıyla atan kalbinin huzuru....


    Kimi zaman bir uçurumun ucuna gidip atmak istedim umarsızca fakat yapamadım , olmadı. Hep annem olsaydı şu an yanımda dur kızım derdi, yapma, beni sensiz bırakma derdi ama. Ben sözlerine değil de akittığı gözyaşlarına açısına üzülürdüm .

    Anne kimi insan için , bir dert

    Anne kimi insan için , huzur

    Ama benim için anne, kocamn bir bilinmezlik gibi ..

    Anlatılamayan sözler gibi ..

    Bana anneni anlat deseler denizi mürekkep yapar yıldızlara yazardım annemi ama anlatmaya yetmez ki annem. Dayanmaz denizler mürekkep olmaya .

    Sanki uyumak bana haram, ellerim soğuk, ruhsuz, anlamsız, boş, kimsesiz, çaresiz, renksiz, yorgun, suskun, kırgın, uykusuz ....

    İçimde fırtınalar kopuyor , ağlayamıyorum sadece susuyorum. Sonra dışarı çıkıyorum ne çok mutlular el ele kolkola, çok mutlular gülüyorlar sohbet ediyorlar.
    Ben. Uzaktan bekliyorum geleceği günü, saati, dakikayı, saniyeyi, saliseyi bekliyorum. Bekliyorum da gelmeyeceğini biliyorum. Uyusam yine uykusuz kalkıyorum, yine bir yanım eksik. Ellerim ve ayaklarım yine soğuk bana bağırmasını bekliyorum çorap giy üşütürsün diyen. Meleği bekliyorum. Yağmur yağarken sıkı giyin şemsiye al diyen. Mutluluğu bekliyorum .

    Dışarı çıkarken bana sarılıp yanaklarımı open dikkatli ol diyen. Huzurumu bekliyorum. Ağlarken kokusunu içime çekip boyun girintisine başıma koyup annem diye dakikalarca ağlayıp yine çocuk olup o kucağında uyumayı özlüyorum.

    Abimle babam kavga ederken ağladığımda gözyaşlarımı silen. Meleğimi özlüyorum .

    Keşke zamanı geri alıp her saniye ona sarılıp kokusunu doya doya içime çekip teninin sıcaklıyla ısınıp gözlerindeki ışıltıyla yeniden doğup ellerini yeniden tutup öpmek istiyorum fakat olmuyor be anam!