• "Cengiz Han kuralsız ve acımasızdı. Düşman tarafından eline geçen kadınları önce askerlerine peşkeş çekiyor, sonra da işkence altında öldürtüyordu.

    Acıtıcı, incitici, yürek yorucu bir karar aldı: Cengiz Han'ın eline düşmemeleri için annesi Ayçiçek Hatun'la eşinin ve kız çocuklarının nehre atılmalarını emretti. (...) Celaleddin Harzemşah, orada o gün sadece savaşı değil, ailesini de kaybetti."
  • “Kendimizle ilgili gerçeklerle yüz yüze gelme isteğinde belirli bir kabullenme vardır; kabullenmenin bu biçimi başlangıçta acı çektirir, ama kendini aldatmanın neden olabileceği hayal kırıklıklarına karşı bir koruyucu, daha doğrusu tek koruyucudur. İnanılması her gün biraz daha güçleşen şeylere inanmak için harcanan çaba kadar yorucu ve usandırıcı hiçbir şey yoktur. Böyle bir çaba zorunluluğundan kurtulmaksa güvenilir ve uzun ömürlü bir mutluluğun vazgeçilmez koşuludur.”
  • Bazen bitmekte direnen gün batımlarının can çekişmesini anımsatacak kadar uzun ve yorucu bir günün ardından eve dönüp hızla balkona çıkmak ya da genişliği derinliğinden daha az olan bir suyun kenarında susmak istersiniz. Aslında balkona da çıksanız, tedirgin bir lemurun bakışı gibi akan suyun kenarında suya deyecek kadar yakın da dursanız susmak istersiniz.
  • Francisco Bucio'nun bir cerrah olmaktan daha fazla istediği bir şey yoktu. Yirmi yedi yaşına geldiğinde bu düşü gerçekleştirmede epey yol almıştı. Yeteneğiyle Mexico Şehir Hastanesi Plastik Cerrahi Bölümü'nde haklı bir yer edinmişti ve bir kaç yıl içinde kendi özel muayenehanesini açabilecekti. Ancak tarihler 19 Eylül 1985'i gösterdiğinde Francisco'nun dünyası başına yıkıldı. 8,1 şiddetinde tarihin en büyük depremlerinden biri 4200'den fazla insanın hayatına mâl oldu. Depremin insanların düşlerinde yol açtığı yıkım ise ölçülemezdi. Sarsıntılar başladığında Francisco beşinci kattaki odasındaydı. Deprem sona erdiğinde ise zemin katında tonlarca yıkıntının altında kalmıştı. Zifiri karanlık içinde oda arkadaşının can çekişme seslerini duyuyordu. Bu arada, ameliyatlar yaptığı sağ elinin büyük bir çelik direğin altında kaldığının farkına vardı. Acı içinde, çılgıncasına elini kurtarmaya çalıştı. Bunu başaramayınca paniğe kapıldı. Kan dolaşımını sağlayamazsa elinin kangren olacağını ve kesileceğini bir doktor olarak biliyordu. Şuur ve şuursuzluk arasında saatlerce gidip gelen Francisco, giderek zayıf düşüyordu. Ancak dışarıda Bucio ailesinin olağanüstü bir gayreti vardı. Francisco'nun babası ve altı erkek kardeşi, el arabaları ve küreklerle molozu kaldırmak için deli gibi uğraşan gönüllülerin arasına katıldılar. Ailesi umudunu hiç yitirmedi. Dört gün sonra Francisco'ya erişebildiler. Bölgedeki profesyonel kurtarma ekipleri Francisco'yu çıkarmak için elini kesmek gerektiğini söylediler. Francisco'nun iyi bir cerrah olma düşünü bilen ailesi, bunu kabul etmedi. Bu yüzden kurtarma ekibi Francisco'nun eline düşen direği kaldırmak için fazladan üç saatlerini harcadılar. Çıkardıkları gibi onu bir hastaneye yetiştirdiler. Bu elim hadiseyi izleyen aylar boyunca, Meksika halkı başkentlerini, Francisco Bucio ise büyük hayalini yeniden kurmak için çalıştı. İlk adım Francisco'nun ezilen elini kurtarmak için cerrahların yaptığı on sekiz saatlik ameliyat oldu. Ancak günler geçtikçe Francisco'nun umudu azalıyordu. Parmaklarındaki sinirler yenilenmeyince doktorlar başparmağı dışındaki dört parmağını da kestiler. Artık Francisco kararını sağ elinin geride kalanını kurtarmak olarak değiştirmişti. Ertesi birkaç ay içinde beş ameliyat daha geçirdi. Ancak elini hâlâ kullanamıyordu. Sağ eli olmadan hastalarını nasıl ameliyat edebilirdi? Francisco yeni çareler arayışına girdi. Bu arayış onu San Francisco Davies Hastanesi'nde Mikrocerrahi Başkanı Dr. Harry Buncke'ye götürdü. Dr. Buncke eldeki kesik parmakların yerine ayak parmaklarını naklederek cerrahide yeni bir çığır açmıştı. Francisco, Dr. Buncke'nin kendisi için son umut olabileceğini anlamıştı. Ameliyat başarılı olursa işin geri kalanını halledeceğine kendi kendine söz verdi. Doktor Buncke ameliyatla Francisco'nün iki ayak parmağını alıp yüzük ve serçe parmağı olarak eline monte etti. Bir süre sonra, Francisco sıkı çalışma sonucunda üç parmağıyla nesneleri tutabilir duruma geldi. Böylece düğmelerini iliklemek gibi kolay işleri becermeye başladı. Bu zorlu ameliyatın ağır etkisini üzerinden attıktan sonra, Francisco bütün gücünü yoğun bir terapi ve egzersiz programına verdi, iğne deliğinden iplik geçirebilmek için saatlerce acı içinde uğraştı. Daha sonra adını okunaklı bir şekilde yazmaya çabaladı. Dr. Buncke, ona şöyle demişti. "El kendini ihtiyaçlara göre ayarlayan bir yapıdır, ihtiyaç büyükse el becerisi de artar." Elinin eskisi gibi iş görebilmesi için aylarca süren çalışmadan sonra Francisco, Mexico City'ye geri döndü ve hastanede belirli vak'alarla sınırlı olmak üzere doktorluğu sürdürdü. Hâlâ olimpiyatlara hazırlanan bir atlet gibi çalışıyordu. Kondisyon sağlamak için yüzüyor, elini güçlendirmek için her gün binlerce düğüm atıp çözüyor, kumaşlar üzerinde dikiş çalışması yapıyor, yiyecekleri ufak parçalara doğruyor ve yeni parmaklan arasında lastik toplar döndürüyordu. Başlangıçta en kolay işler bile eline yakışmıyor ve yorucu geliyordu. Ancak Francisco her işi hakkını vererek yapana kadar inat ediyordu. İki elini de kullanabilen biri olmak için sol elini de çalıştırıyordu. Ve Francisco'nün büyük bir imtihan vermesi gereken gün geldi çattı. Bir operatör doktor, Francisco'nun yaraları temizleme ve kapatmaktan, ben almak gibi kolay ameliyatlara doğru gelişme gösterdiğini gözlemlemişti. Burnu kırılmış bir adamın ameliyatına Francisco'nun da katılmasını istedi. Ameliyat son derece hassasiyet istiyordu ve Francisco, yalnızca araç-gereci doktora verme görevini üstleneceğini sanıyordu. Ameliyatta doktor, hastanın burnunda kullanmak üzere kaburgasından kıkırdak almaya hazırlanıyordu ki Francisco'ya döndü ve kıkırdağı onun almasını istedi. Francisco, bu hadisenin onun için bir dönüm noktası olduğunu biliyordu. Bu işi başarırsa cerrahlığa dönebilecekti. Herhangi bir terslik ise onu yıkıma uğratacaktı. Cesaretini ellerinde toplayıp kıkırdağı özenle yerinden aldı. Başka bir cerrahın on dakikada yapabileceği bir işi Francisco bir saatte yapmıştı. Ama bu bir saat, tam bir zafer gösterisiydi. Bugün, Francisco Bucio yüksek saygınlığı olan bir plastik cerrah. Tijuana'da iki ayrı yerde vazife yapıyor ve uzmanlık dalının ihtiva ettiği bütün ameliyatlara girebiliyor. Ayrıca fakir ailelerin çocukları için ücretsiz ameliyatlar gerçekleştiriyor. "Ben altı ameliyat geçirdim," diyor. "Kendimi onların yerine koyabiliyorum. Korkmanın ne demek olduğunu biliyorum." Kimileri onu sevdiklerinden, "ayaklarıyla ameliyat yapan cerrah" diye takılıyorlar. Francisco bunlara aldırmıyor. Yüzünde bir gülümseme ile şöyle cevap veriyor: "Elim güzel görünmeyebilir ama gayet iyi çalışıyor. Bu mucize, en çok sevdiğim işi yapmamı sağladı. Şimdi, kendi mucizelerine ihtiyacı olanlara bir şeyleri geri veriyorum." Hepimiz, hayatımızda şu ya da bu biçimde engellerle, zorluklarla daha doğrusu değişik imtihanlarla karşılaşırız. Ancak inancı, azmi, iradeyi, sabrı ve derin bir tutkuyu motor gibi kullanırsak yanlış geldiğimiz yoldan geri dönebilir ve hayallerimize giden yolda adım adım başarıyla ilerleyebiliriz.
  • Aman Tanrım!...ne kadar yorucu bi meslek seçmişim kendime. Her gün sabahtan akşama kadar yollardayım. Böyle bir isle uğraşmak,evde kendi isinizi yapmaktan daha fazla enerji istiyor...sürekli farklı insanlarla iletişim kurduğun için hicbirini tam anlamıyla tanıyamamak ya da arkadaş olamamak...Hepsunin cehenneme kadar yolu var!"
  • Fen gittikçe ilerliyor. Her gün insan emeğini kolaylaştıran yorucu işleri insan ellerinden alıp makineye bırakan icatlar çıkıyor. Bu gidişle istikbaldeki yaşamımız ne suret kespedecek?

    Gelecek nesiller saatte 1600 kilometre yol gidecek, 2700 metreye yükselecek tayyarelere ve her yüz kilometrede ancak 3,5 litre benzin yakarak gene saatte 240 kilometre yapacak otomobillere binecek.

    Türkiye'de, her ailenin radyo ile sinemayı birleştiren bir televizyon cihazı bulunacaktır.

    Yeryüzünü esaslı vazifesi olan buğday yetiştirmeye tamamı ile hasredebilmek için şimendiferler havai hatla gökyüzünde işleyecektir.

    İşte 2000 senesi için yapılan tahminler hep böyle.

    Cenabı Hak'ka şükredelim ki biz bugün vitamin, protein, vesaireyi hap halinde değil, ala pirzola, imam bayıldı ve ayva kompostosu olarak almaktayız.