Hiç başı okşanmamış sokak köpeğine uzanan elin acı vermesi gibi...
'Bak ben bu nedir bilmiyorum, bilmediğim mutluluktan alacağım korkak hazzı verme bana... Acı benim evimdir, kovma beni evimden...' der gibi...
Doldurulan denize atılan her beton bloğunda, yavruları bırakılıp kendisi toplanan bir sokak köpeğinin son bakışında yer ile göklerin titrediğini seyrede ede mi kalbinin denizinde taş üstüne taş bastın?
Böyle böyle mi sonunda taş kestin?
O zaman mı “ Siz gidin, ben gelmiyorum,” dedin ilk kez?
Ve bu cümlenin içinden bir daha çıkamadın...
Nilgün Marmara ile ilgili kurduğu cümleler geldi aklıma. Şöyle diyordu "Yağmurda yürürken ıslandığını değil, küçük su taneciklerinin nasıl toprağın göğsünde masumca öldüğünü düşünenlerdendi. "
Benim kumaşım böyleydi, dünyanın daha kötü veya daha farklı olmasına gerek yoktu :)