Selim'in okumaları daha çok felsefi ağırlıktaydı. Tanrı'ya şüpheyle yaklaşıyordu.
Tabiri caizse kendi dini dururken, manevi güç olarak İsa (a.s)'mı idealize ediyordu. Buradan kendi maneviyatına sarılmaktan ziyade yabancı ülkenin maneviyatına sahip çıktığını düşündüm.
Çünkü kendi dininin prensiplerinden kendini yalıtmıştı. Hatta kitabın sonlarına doğru Selim de günlüğünde maneviyatının zayıflığını kabul ediyordu. Bir Tanrı var, onu bilmiyoruz, ona tutunamıyorum diye kendi dinine tutunamadığını ifade ettiği bir söylemi vardı.
Acaba maneviyatı güçlü olsaydı, Tanrı'ya inancı yüksek olsaydı.. Yani Tanrı' ya tutunsaydı.
O zaman, belki de kafasına bir kurşun sıkıp intihar etmeyebilirdi, gibi gelmişti bana..
Tabi takdir sizlerin.. 🕊️😇